Hemen bir itirafla başlamalıyım. Şu ki; kadınlar günümün kutlanmasını sevmiyorum, neyi kutluyoruz, onlarca kadının cayır cayır yanmasını mı? Kutlamak ne demek! Bu zihniyeti anlamıyorum, ‘’kadınlar günü, bugün kadınlarıma çiçek almalıyım şekline bürünmüş trajedi’’. Yapılan eylemler de içerik bakımından eksik, dolayısıyla katılım bakımından az. Güya, yirmi dört saatlik egemenlikte bile kadınların ayrı ayrı saf tutmaları erkeklerden farksız olduklarını resmediyor. 8 Mart’ ta erkekler ne diyor peki, kadına şiddete karşılarmış, kadınlara yol açmalılarmış, kadınlara daha çok hak vermeli ve destek olmalılarmış. Mış mış mış… Eyvallah…


Beyler, gelmiş geçmiş tüm yaşanmışlıklar göstermiş ki; çoğu güçlü erkek mevkisi ve parasıyla, çoğu güçsüz erkek kompleksiyle çevresini ezmiştir. Yine pek çok erkeğin kadınlara destek olma safsatası arkasında yatan sebepleri de düşündüğünüzde göreceksiniz, vicdanınız sızlayacak. Fakat, hiçbir zaman kadınlar eziliyor şiddete maruz kalıyor demem, gücü hazmedemeyen kadın, erkek, çocuk eziyor derim. Böyledir, acımasızdır, basittir. Herkesin anlayabileceği düzlüktedir. Altında fantastik bir sebep yoktur. Dirençsiz ve hayvani dürtüler vardır. Ya kolları daha güçlüdür, ya dili, ya cebi. Nispeten güçlü ama aciz, ezilmiş, zavallı olan vardır. Şiddetin tarafı budur. Şiddet elde ettiği gücü, başarıyı hazmedemeyenler ile güçsüzlüklerini örtemeyenlerin mastürbasyon biçimidir… Bunların kimlikleri mavi ya da pembe değil siyahtır.


Her zaman doğrunun tek olduğuna inanmışımdır. Milyonlarca insanın bu doğrudur demesi yanlışı doğru yapmaz. Önce insan olmak doğrudur. İnancı, vicdanı ve şefkati muhafaza etmek doğrudur.
En büyük hata insanın kendini bir şey sanması. Bazen, bazı insanların bahçelerindeki ağaç yaşayabilsin diye soluk aldığını düşünüyorum.


Kar-dırım


Kar düşmeden günler önce haber verir geliyorum diye… Gelir, lazımdır zaten toprağa, lapa lapa, çocukların avuç içi kadar, döne döne birbirine değmeden yağar. Ne güzel olur memleketim… İzlerken diller oh der, oh kış gördük. Özlemişiz… Yola çıkınca işler değişir. Yollar kapanır, vatandaş yürür yürür yürür… Donar. Don olayının beklendiği gecelerde tesisatçılar uyarır ya su saatlerinizi sarın sarmalayın diye. Madem her kar yağdığında vatandaş yürüyecek belediyeler uyarsın. ‘’Kar dolayısıyla kapalıyız. ‘’ Neden mi bu sitem, vatandaş konuşuyor. Eee ben de yürüdüm, aldım nasibimi kardan. Hem de araçların ilerlemesi gereken yolda yürüdüm çünkü kaldırım yoktu. Kar- dırım olmuş. Gariptir ki görsel ve yazılı medyamızda ‘’Belediye sabah 5.30 da çalışmaya başladı’’ gibi kalıplaşmış bir cümle hâkimdi. Belediyenin görevini yapması mı haber, yoksa vatandaşın isyanı mı?


Otomapus


Bu arada otobüs konusunda da sesler yükseliyor… Şikâyetler mi ne?
Şu kart sistemi sıkıntı. Bir sorumsuz vatandaşın kartı boş diye neden koca otobüs ve onlarca insan bekliyor, bekletiliyor?
Bu otobüsler tıka basa dolular mesela ve bundan zevk almaya başlayanlar türedi farkında mısınız? Geçen haftalarda Sayın Gökdemir ‘’ Düzce’de ahlaki çöküntü var’’ demişti hatırlarsınız. Büyüklerimiz ayakta giderken hatta hasta oldukları gözlerinden taşarken, geniş geniş oturan, kulaklıklarını kulaklarından beyinlerinin içine tıkmak istediğim gençlerle dolu artık otobüslerimiz. Uyurmuş gibi yapanların kâbusu olasım da geliyor. Bu çocukların anaları babaları nerede yaşıyor, ne düşünüyor, ne yapıyor. Öğretmenleri ne öğretiyor? Saygı ve sevginin sebze olduğunu mu sanıyorlar... Herkes kendi dünyasının kralı, toplum yok! Bencillik had safhada.
Dinledikleri şarkı şu olmalı; ‘’Kulaklığımı takarım, koltuğu kaparım, yaşlıları görünce, gözlerimi kaparım’’. Bananeci toplumun bahaneci üyeleri . Görmedim, duymadım, bilmiyorum. Eskiden yanlış davranışlar kınanır, davranış sahipleri utandırılırdı.


Yaşadığım bir olayla bu konuya nokta koyalım o zaman. Okuyacaklarınız gerçek ve yaşadım. Benimle birlikte yaklaşık yirmi otobüs yolcusu da vardı. 6. Bölge Sağlık Ocağı önünden otobüse bindim. 1. Bölgede kartı boş olanlar için genç şoför durdu ve dedi ki; ‘’Kartı boş olanlar kartınızı şuradan doldurun’’. Kartı boş olan yolcu, niye canım dedi, niye buradan doldurayım, Düzce merkezde yaparım. Alın size tartışma. Bu konu büyüdü büyüdü büyüdü. Bir ara otobüs şoförümüz tartıştığı kişi arabadan inmesin diye içinde bizlerin olduğu aracın tüm kapıları kapattı ve bastı gaza. Kadınlar ağlamaya, adamlar söylenmeye başladı. Resmen rehin alındık. Bu arada tabi küfürler, sen benim kim olduğumu biliyor musun gibi söylemler havada … Şoförümüz dertli diyor ki; bu yaşta sinir ilacı kullanıyorum sinir, senin gibiler yüzünden vs vs, renk atık, eller titriyor… Hem genç, hem sinirli, direksiyon kabiliyeti kadar küfür kabiliyeti de gelişkin olan şoförümüz terminal karşısındaki durakta durunca tartıştığı vatandaş atlıyor araban, hay densiz! Bekle, dur, konuşmak kesmiyor, şoför dövecek seni, ne iniyorsun! Bunu gören şoför, adamı yakalıyor, tutuyor ensesinden gerisi malum.


Ne yolcu olmak ne şoför olmak kolay. Yolcu seçme şansımız olmadığına göre yapılacak şey belli. Bu ağır yükü taşıyabilecek meslek erbapları lazım otobüslerimize. Yolcuya bağırmayan, küfür etmeyen, hırsını direksiyondan çıkarmayan, derdi tasası olsa da gülümsemeyi bilen.


Kent Dedektifleri


Kulağıma bu aralar Düzce ye dair çok şey geliyor. Kent dedektiflerini duydunuz mu mesela? Düzce için, gözlemleyecek gençlerden oluşan bir grup bu. Tüm ilçeler ve merkez sorumluları olan bir oluşum. Sivil bir hareket. Dertleri ise gelişmiş, mutlu, yaşanabilir Düzce. Hayırlı olsun. Umarım sorun tespitlerini kısa zamanda yaparsınız.

Seçim, seçim pusuları, tutuklu gazeteciler, yakında ergene de konacaklar, tacizler, iftiralar, istifalar, deprem ve yangınlar, ülke gündemine duyarsız ve tepkisiz Düzceli gazeteci büyüklerim. Ülkesine duyarsız ve bencil politikacılarımız. Tuzlanan, haşlanan, kaşınan, kokan, batan, kaçan, yatan, satan… Bu başlıkları da yazmadan geçemeyeceğim, malum ülke konuları. Malum malum olmasına da,kâmil olan anlar demekten başka çare yok.


Velhasıl kelam sözün özü gördüm, duydum, biliyorum demek lazım!
Sevgiler

 

  • Abone ol