Levent Gültekin

Diken



Bookmark and Share

‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?


10.10.2017 - Bu Yazı 1027 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bir ülkenin, bir toplumun vicdanını, insanlığını yitirdiğinin, yani çürümeye yüz tuttuğunun birçok belirtisi vardır.

Elbette her toplumda iyilikler de olur kötülükler de. Yani birilerinin yaptığı kötülüklere, yanlışlara bakarak tüm toplum hakkında toptancı bir kanaate varmak doğru değil.

Fakat devletin, yani ülkeyi yönetenlerin ve toplumun, kötülükte ittifak ettiği dönemler, çürüme dönemleridir.

Mesela 14 yaşında evladını kaybetmiş bir annenin miting meydanında yuhalatılması ve toplumun buna yeterli tepkiyi vermemesi.

Ya da Soma’da yakınını kaybetmiş acılı bir vatandaşın bir siyasetçi tarafından tekme tokat dövülmesi ve toplumda bunun normal bir şeymiş gibi karşılanması.

Bunlara benzer daha birçok örnek verilebilir.

Son günlerde tüm bunlara bir yenisi eklendi: Bir TV kanalına bağlanıp “Bir şeyler yapın çocuklar ölmesin” diyen, kamuoyunda ‘Ayşe öğretmen’ olarak bilinen Ayşe Çelik’e hapis cezası verildi.

“Çocuklar ölmesin” diyen bir insana hapis cezası vermek…

Verilen bu cezayı toplumun normal bir şeymiş gibi karşılaması ve kayda değer bir tepkinin ortaya çıkmaması…

Bütün bunlar bir ülkenin, bir toplumun hassasiyetlerini, vicdanını, insanlığını kaybettiğinin, çürüdüğünün göstergesi değil de ne?

Ayşe öğretmen ne demiş? “Çocuklar ölmesin.”

 “Ama Ayşe öğretmen PKK’lılar için ölmesin dedi” diyenlerin var olduğunu biliyorum

Konuşmasında PKK’lı ya da asker, polis diye bir ayrım yapmadan sadece “Çocuklar ölmesin” dediği halde, “Hayır, o, PKK’lıları kastetti” demek hastalıklı bir düşüncenin ürünüdür.

Ne yapacağız? “Çocukların ölmesi normal” mi diyeceğiz?

Bütün bu ölümlere, yıkımlara böyle mi bakacağız?

Her gün üç beş asker, polis, sivilin ölüm haberi geliyor.

Sadece geçen hafta 14 asker, polis şehit olmuş.

Bu ölümleri o kadar kanıksadık ki artık doğru düzgün haber bile olmuyor.

Tam 30 yıldır gariban, yoksul ailelerin çocukları birer birer ölüme gönderiliyor.

Diğer taraftan eğitim çökmüş, hukuk yerle yeksan olmuş, ekonomi can çekişiyor 40 milyona yakın insan yoksulluk sınırında yaşıyor.

Şehirler bir gecekondu çöplüğüne dönmüş.

Kabadayılık ülkenin tek geçer kültürü haline gelmiş.

Bilimde, sanatta, teknolojide dünyanın fersah fersah gerisinde kalmışız.

Bütün bunları dert etmeden, bir çıkış yolu aramdan yaşayıp gitmek çürüme değil de ne?

Eğer toplum olarak çürümemiş olsaydık her gün asker, polis, sivil üç beş insanın ölümünü bu kadar normal karşılar mıydık?

Eğer çürümemiş olsaydık sırf “Çocuklar ölmesin” dediği için doğumuna 20 gün kalmış hamile bir kadının hapse atılacak olmasına bu kadar sessiz kalabilir miydik?

Eğer çürümemiş olsaydık insanlara, sokakta çırılçıplak soyundurularak işkence yapılmasına ve işkence fotoğraflarının pervasızca yayınlanmasına bu kadar duyarsız olabilir miydik?

Eğer çürümemiş olsaydık çocuklarımızın geleceğini, yaşamını yok eden eğitim sistemindeki bu yıkım karşısında sessizliğimizi koruyabilir miydik?

Eğer çürümemiş olsaydık 40 milyonun yoksulluk sınırında yaşadığı bir ülkede, saray şatafatına, ülke yöneticilerinin har vurup harman savurmasına karşı bu kadar seyirci kalabilir miydik?

Eğer çürümemiş olsaydık gazetecilerin, hamile kadınların, insan hakları savunucularının hapislerde çürütülmesini izler miydik?

Tüm bunlardan daha kötüsü ise ölümlerin, yıkımların ve bu sefil yaşamın, ülkede, toplumda giderek kanıksanıyor olması.

Çocukların ölmesinin normalmiş gibi görülüyor olması.

Yani yaşadığımız bu berbat hayatın kaderimiz olduğu, insan gibi bir yaşama kavuşmamızın hayal olduğu, iyi, huzurlu, kimsenin öldürülmediği, değerleri, hassasiyetleri olan bir ülke olmanın imkansız olduğu fikri giderek toplumda yer ediyor.

Öğrenilmiş çaresizlik bütün ülkeyi teslim alıyor.

“Hayır böyle bir yaşam olmaz, daha iyi bir yaşam var. Çocukların ölmediği, sorunların konuşarak çözüldüğü, herkesin özgür, eşit olduğu, hukukun herkesin hakkını teslim ettiği bir yaşam mümkün. Sorunlarımızı çözeriz, meselelere şöyle bakmalıyız” dediğimizde “Burası Norveç değil Türkiye, çok ütopik şeyler söylüyorsun” gibi akıl almaz tepkiler geliyor.

Buranın bir Ortadoğu ülkesi olduğu, Ortadoğu’da insana yakışır bir yaşam kurmanın, saygın, barış içinde yaşayan bir ülke olmanın imkansız olduğu fikri neredeyse bir kader olarak görülmeye başladı.

Siyasetçiler, kendileri çürüdüler şimdi toplumu, bütün ülkeyi çürütüyorlar.

Kendi yetersizliklerini, cehaletlerini, ideolojik kavgalarını, kişisel çıkar için yaptıkları akıl almaz işleri ve neticesinde hepimizi mahkum ettikleri sefil hayatı kaderimizmiş gibi göstermeye çalışıyorlar.

Biz de toplum olarak ne yazık ki onların attığı bu zokayı yutuyoruz.

Hepimiz ‘Hayır ben değil ötekiler yuttu’ diye bakıyoruz.

Bütün suçu ‘öteki’nin üzerine atarak sorumluluktan kurtulduğumuzu sanıyoruz.

Futbol maçları, gece kulüpleri, eğlence mekanları, konser salonları, “Hayır ben değil ötekiler çürüdü ben olayın farkındayım” diyen insanlarla dolu.

Titanic filminde gemi batarken çalmaya devam eden o orkestra ekibi gibiyiz.

Mesele, farkında olmak ya da olmamak değil.

Esas olan şu: “Çocuklar ölmesin” diyen bir kadın hapse atılırken neredeyiz, ne yapıyoruz?

Yapılan bir araştırmaya göre toplumun yüzde 65’i gidişattan umutsuz.

Ama buna rağmen kimse bir şey yapmıyor ya da yapamıyor.

Kimisi korkuyor, kimisi ‘Elimdekini de kaybederim’ endişesiyle sessizliğe gömülüyor, kimisi de ‘Ben ne yapabilirim ki?’çaresizliğine teslim oluyor.

Korkunun teslim aldığı bütün toplumlar çürür.

Biz de bu korkulu çürümeyi yaşıyoruz.

Böyle sefil bir yaşama razı olamayız. Çünkü bu kader değil.

Kötülükleri kanıksamış, bozulmuş, onurunu yitirmiş toplumların varacağı yer bellidir. O da sefil bir hayatın içinde yok olup gitmektir.

Dünyada bizden daha iyi yaşam kuran, süren toplumlar, ülkeler var.

Bizden daha zeki, daha çalışkan değiller.

Biz de yapabiliriz.

Biz de burayı insana yakışır bir hayat sürülen bir ülke haline getirebiliriz.

Biz de değerleri olan, eşit özgür ülke olabiliriz.

Yazıyı okuduktan sonra eminim ki aklınıza ilk gelen soru ‘Ben ne yapabilirim ki?’ olacak.

İlk iş, olup biten korkunçlukları görmezden gelmeyin.

Ve ses verin. Susmaktan vazgeçin. Haykıramıyorsanız bile, homurdanın.

Unutmayın ki, makam mevki sahipleri de bu ülkenin insanları. Onlar da en az sizin kadar korkuyor.

Sadece, sizin daha çok korkmanızdan faydalanıyorlar.

Daha az korkun. İyi bir başlangıç için, şu yurdun selameti için, daha az korkun kardeşim.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
16.09.2019
Hangi uzlaşmadan bahsediyorsunuz? Kiminle? Nerede? Nasıl?
26.06.2019
Bundan sonra ne olacak? Ne olmalı?
19.06.2019
Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık
10.06.2019
23 Haziran için iktidarın son umudu
19.05.2019
Kandırma ve istismar siyasetiyle nereye kadar?
13.05.2019
‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?
6.05.2019
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
28.04.2019
Tayyip Erdoğan’ı eleştiren İslamcılara…
16.4.2019
Mazbatayı verse ne olur, vermese ne olur?
10.4.2019
İktidar ne yapmaya çalışıyor?
4.4.2019
Seçim sonuçları bize ne gösteriyor?
22.3.2019
Kime karşıyım, neye tarafım?
12.3.2019
Nedir bu toplumun ortak değerleri?
10.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
6.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
26.2.2019
Eski AK Partililer parti kurabilir mi, kurarsa ne olur?
24.2.2019
Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…
8.2.2019
Türkiye’nin beka sorunu
4.2.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
30.1.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
22.1.2019
Başörtülü kadınlar başörtülerini niçin çıkarıyorlar?
4.1.2019
Eyy muhalefet…
28.12.2018
Metin Akpınar, Mazhar Alanson ve ülkeyi rehin alan hoyratlık
20.12.2018
Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
16.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
29.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
20.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
13.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
13.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
26.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
19.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
23.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
17.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
27.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
23.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
23.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
16.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
7.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
27.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive