Levent Gültekin

Diken



Bookmark and Share

Zarrab meselesi kimin meselesi?


27.11.2017 - Bu Yazı 1467 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İktidar, yaptığı yanlışların, hataların neticesinde ortaya çıkan ağır faturalardan ve ülkenin gördüğü zararın sorumluluğundan kurtulmak için suçu ‘üst akıl’a atmayı bir alışkanlık haline getirdi.

Sonuçları itibariyle ülkeye zarar veren ne kadar yanlış işleri varsa hepsini getirip görünmez bir ele bağlıyorlar.

Zarrab davası da bunlardan biri.

Esasında Zarrab meselesi çok yazıldı, konuşuldu, tartışıldı.

Herkes ne olduğunu, nasıl ve niçin olduğunu biliyor.

Fakat iktidar öyle bir propaganda, öyle bir algı operasyonu yapıyor ki toplum bu propagandanın tesiri altında kalmaktan kurtulamıyor.

Sadece iktidar yanlıları değil, kimi muhalifler bile benzer bir algıya teslim oluyor.

Hatta işi öyle bir noktaya getirdiler ki ortalığa saçılmış onlarca yolsuzluk iddialarına inanmayı, Zarrab davasının ülkeye verdiği zarara dikkat çekip bunlardan dolayı iktidarı eleştirmeyi FETÖ’ye destek çıkmak olarak gösteriyorlar.

Bu algıya teslim olmamak, olayların iktidarın anlattığı gibi olmadığını göstermek adına bu tür konuları tekrar tekrar yazmak, konuşmak, olup biteni topluma anlatmak gerekiyor.

Nedir Zarrab meselesi? Niçin Türkiye’nin başını ağartacak bir faturayla karşı karşıya kaldık?

BM İran’a ambargo koydu.

Bunun üzerine Türkiye “Doğalgaz, petrol gibi ihtiyaçlarımızı İran’dan karşılıyoruz, o nedenle ayrıcalık istiyoruz” diye BM’den, ABD’den talepte bulundu.

Bu ihtiyaçları göz önünde tutan BM Türkiye’ye bazı ayrıcalıklar tanıdı.

Şöyle dedi: Tamam bazı ihtiyaçlarını İran’dan karşılıyorsun biliyoruz ama karşılığını parayla değil ancak gıda, ilaç gibi bazı temel ürünler vererek ödeyebilirsin.

Ambargo elbette yanlıştı, haksızdı.

Buna karşı duracak ne gücümüz var ne de etkimiz. “Hayır sizin ambargonuzu tanımıyoruz” demedik, diyemedik.

Diyemedik çünkü ülkeler dünyada gücü nispetinde söz sahibi olur, ona göre tutum ve politika belirler.

İktidar bundan dolayı sunulan şartları kabul etti.

Yani ambargoya uymayı, tanınan özel şartlar çerçevesinde de doğalgaz, petrol gibi ürünler alıp karşılığında da para değil mal vermeyi kabul etti.

Bir süre sonra Zarrab çıktı ortaya. Şark kurnazlığıyla İran’a mal veriyormuş gibi yapıp göstermelik altın ticaretiyle para verebileceğimizin yolunu gösterdi.

Bundan da hem kendine bir kazanç sağladı hem de kimi iktidar mensuplarına rüşvet dağıttı.

ABD, BM bu şark kurnazlığının farkına vardı ve Ankara’ya heyetler gönderdi.

Heyetler en az üç sefer geldi ve bu yapılan dolambaçlı işlerden haberdar olduklarını tüm bunların bir dava konusu olabileceğini söyledi iktidara.

Fakat iktidar tüm bu uyarıları dikkate almadı.

Sonuçta ortada bir BM kararı var. Yanlış, doğru. Bu kararı değiştiremediğine göre uymaktan başka seçeneğin de yok.

Bütün bunlara rağmen bu uyarıları dikkate almadılar çünkü ortada vazgeçilmeyecek değerde büyük kişisel çıkarları, kazançları vardı.

Yani aldıkları rüşvetlerin, elde ettikleri kolay paranın tadından vazgeçip ‘Ülkeye dava açılabilir’ uyarılarını görmezden geldiler.

Bu böyle devam etti.

Ve sonunda ABD Zarrab’ı gözaltına alıp “Benim bankacılık sistemimi kullanarak BM’nin kararlarını ihlal ettiniz” diyerek tutuklayarak davayı açtı.

Yani rüşvetten değil, kurnazlık yaparak ambargoyu delmekten ve delerken de ABD’nin bankacılık sistemini kullanmaktan.

Şimdi iktidarın bu yanlışlarından dolayı Türkiye ağır bir faturayla karşı karşıya.

Yanlış yaptıkları, kurnazlıkla bir kuralı dedikleri apaçık ortada. Üstelik bunu bir dava konusu olabileceğini bildikleri halde ülkenin başını belaya koymaktan çekinmediler.

Öyle anlattıkları gibi ülke yararı için değil, ceplerine koyacakları üç kuruş için ülkenin başını belaya soktular.

“Ülke yararı için değil” diyorum çünkü Türkiye İran’dan aldığı petrol ürünlerinin karşılığını zaten gıda, ilaç gibi ürünler vererek ödeyebilecek durumdaydı. Ama Zarrab’ın kurnazca önerisiyle dolambaçlı yollardan para vermeye kalktılar.

Esasında ülkenin aleyhine olan mal yerine para vermekti. Bu yolu tercih ettiler çünkü bu işlerden kendileri de komisyon alıyorlardı.

Şimdi kalkmışlar “Bu bir milli mesele, ona göre tavır alalım aman iktidarın yanında duralım” diye pişkinlikle hepimizi buna inanıp onların yanında durmaya zorluyorlar.

Utanmadan hepimizi bunun 17/25 Aralık yolsuzluk iddialarının ve 15 Temmuz darbesinin devamı olduğuna inandırmaya çalışıyorlar.

Zarrab davası 17/25 Aralık gibi ‘hesaplı bir saldırı’ olsa bile bütün bunlara kim zemin hazırladı?

O kozu ‘üst akıl’ın eline kim verdi?

ABD’den gelen heyetlerin “Bu işler dava konusu olabilir”uyarılarını dikkate almayanları nereye koyacağız?

Onlarca ses kaydı, onlarca iddia, onlarca görüntü…. hepsini olmamış mı kabul edeceğiz?

“Ama o dinlemeleri FETÖ yapmıştı. Dinleyen bunu, iktidarı ele geçirmek için bir fırsat olarak kullandı” diyorlar.

Tamam dinleyen kirliydi. Amacı da ahlaksızcaydı .

Peki dinlenen, o konuşmaları yapan, rüşvete bulaşan, BM’nin kararlarını delen, halkın, ülkenin başını belaya koyan, FETÖ’nün ya da arkasındaki ‘üst akıl’ın eline bu kozu vereneler çok mu temiz? Çok mu vatanperver?

Dinleyen kirli diye, o kayıtları kendi kirli hesabı için kullandı diye kamuoyuna mal olmuş o iddiaları görmezden mi geleceğiz?

Niye gıda, mal vermek gibi bir imkanımız varken para vermek işine bulaştınız?

BM’nin kurallarını niye deldiniz? Kuralları delmekten, bundan dolayı gelecek muhtemel cezadan korkmuyorduysanız şimdi “Ülkeye saldırı var” diye niye feveran ediyorsunuz?

“Hayır bu rüşvet iddialarının hepsi yalan, hepsi uydurma bizim hiçbir suçumuz yok” mu diyorsunuz?

O zaman o bakanlar niye istifa etti?

O ses kayıtlarını, o rüşvet görüntülerini ne yapacağız?

Diyelim ki dinleme işini ‘üst akıl’ organize etti.

Temiz olsaydınız, suça bulaşmamış olsaydınız, rüşvet almamış hatta konuşmasını da yapmamış olsaydınız dinlemelerden de bir şey çıkmazdı.

‘Üst akıl’ mı size Zarrab denen ne idüğü belirsiz bir kişinin peşine takılın ve koca bir ülkeyi onun kurnazlıklarına ortak edin dedi?

Her şey bu kadar apaçık ortadayken utanmadan “Ülkemize saldırı var” deyip suçu başkasının üstüne atıyorsunuz.

Daha önce de yazdım: Bu davadan çıkacak bir sonuçtan iktidar zarar görecek diye sevinmek, iktidardan kurtulacağız diye o davaya bel bağlamak hakikaten büyük akılsızlık.

Çünkü faturayı ülke olarak hepimiz ödeyeceğiz.

Bir ceza gelecekse bu, Türkiye’nin başını belaya koyan iktidara değil Türkiye’ye gelecek.

Dava günü yaklaştıkça, bankalara ceza gelecek söylentisi bile ekonomiyi derinden etkiliyor.

Döviz yükseliyor. Piyasalar daha da tedirgin.

Hem ülkenin başına bela açtılar hem de bunun milli bir mesele olduğunu ve iktidarın yanında durmamızı söylüyorlar.

İnsanda biraz utanma duygusu olur. Biraz mahcubiyet duyar.

Ama utanmak bir yana bir de üste çıkıp “Niye bizim başımızı belaya soktunuz?” diyenleri ‘üst aklın değirmenine su taşımak’la itham ediyorlar.

Olup biteni net bir şekilde halka anlatacak muhalefet, kendi hakkına, hukukuna, ülkesine sahip çıkacak bir toplum olmayınca iktidarlar elbette böyle pervasız olurlar.

Çünkü kendi hakkına, hukukuna, geleceğine sahip çıkmayan bir toplumun hakkına, hukukuna kimse sahip çıkmaz.

Hele kendi çıkarı için ülkeyi bile gözden çıkaran siyasetçiler hiç çıkmaz.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
11.02.2020
Kudüs mitingi ve muhalefetin hali
2.02.2020
Yazmasam olmazdı: Ekrem İmamoğlu’nun tatil meselesi
29.01.2020
CHP muhafazakar seçmenin oyunu niçin alamıyor?
16.01.2020
Türkiye’de şeriat tehlikesi var mı?
30.12.2019
Yerli oto ve Kanal İstanbul gibi projeler bizi niye mutlu etmiyor?
17.12.2019
Gelecek Partisi’nin bir geleceği var mı?
12.12.2019
Babacan niçin Erdoğan’ı doğrudan hedef almıyor? Almalı mı?
1.12.2019
Kılıçdaroğlu’na yöneltilen eleştirilerdeki ilginç ittifak
15.11.2019
Ahmet Altan meselesi
10.11.2019
Önümüzde duran kocaman bir soru var!
20.10.2019
Hasar tespit raporu: Kim ne kazandı, kim ne kaybetti?
2.10.2019
Ekrem İmamoğlu ve oluşan endişe
16.09.2019
Hangi uzlaşmadan bahsediyorsunuz? Kiminle? Nerede? Nasıl?
26.06.2019
Bundan sonra ne olacak? Ne olmalı?
19.06.2019
Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık
10.06.2019
23 Haziran için iktidarın son umudu
19.05.2019
Kandırma ve istismar siyasetiyle nereye kadar?
13.05.2019
‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?
6.05.2019
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
28.04.2019
Tayyip Erdoğan’ı eleştiren İslamcılara…
16.4.2019
Mazbatayı verse ne olur, vermese ne olur?
10.4.2019
İktidar ne yapmaya çalışıyor?
4.4.2019
Seçim sonuçları bize ne gösteriyor?
22.3.2019
Kime karşıyım, neye tarafım?
12.3.2019
Nedir bu toplumun ortak değerleri?
10.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
6.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
26.2.2019
Eski AK Partililer parti kurabilir mi, kurarsa ne olur?
24.2.2019
Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…
8.2.2019
Türkiye’nin beka sorunu
4.2.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
30.1.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
22.1.2019
Başörtülü kadınlar başörtülerini niçin çıkarıyorlar?
4.1.2019
Eyy muhalefet…
28.12.2018
Metin Akpınar, Mazhar Alanson ve ülkeyi rehin alan hoyratlık
20.12.2018
Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
16.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
29.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
20.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
13.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
13.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
26.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
19.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
23.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
17.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
27.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
23.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
23.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
16.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
7.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
27.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive