Levent Gültekin

Diken



Bookmark and Share

Adaylık meselesi ve mahcubiyet


28.6.2018 - Bu Yazı 744 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Seçim sonuçları üzerine konuşacak, tartışacak çok zamanımız var.

Esasında geçmişin üzerinde analiz yapmanın bir anlamı yok.

Ama nerde hata yapıldı? Muhalefet niçin başarısız oldu? Eksik olan, eksik yapılan neler vardı?

Bu tür sorular üzerinde elbette tartışacağız.

Reklam
 

Fakat bugün sizinle başka bir konu üzerinde dertleşmek istiyorum.

Benim şu cumhurbaşkanlığı adaylık meselesi.

Okurlarımdan gelen mesajlara bakılırsa aday olacağımı ilan edip sonrasında da çekilmek zorunda kalmam kimi okurlarımda bir hayal kırıklığı yaratmış.

Üzdüğüm, hayal kırıklığı yaşamalarına neden olduğum okurlarıma bir izahat yapmamın vicdani bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum.

O nedenle şu adaylık meselesini en başından en sonuna kadar bir kez daha anlatmak istiyorum.

Ülkenin son yıllardaki gidişatı ortada.

Yıllardır adım adım tek adam rejimine giderken muhalefetin bu gidişat karşısındaki çaresizliği de ortada.

7 Haziran seçimleri, seçim sonuçlarının tanınmayıp erken seçim kararıyla gidilen 1 Kasım seçimleri, 16 Nisan referandumu ile ülkedeki rejimin değiştirilmesi…

Tüm bunlar olurken muhalefetin hiçbir şey yapmaması veyahut yapamaması.

Yıllardır görüyoruz ki her parti bir kimliğin, bir mezhebin, bir ideolojinin temsilcisi olması nedeniyle kutuplaşmanın da etkisiyle seçmen oy tercihini değiştirmiyor.

Mevcut siyasi yapı değişmediği sürece aktörler değişse de sonuç değişmeyecek.

Yani bunca yıkıma, bunca yolsuzluk iddiasına, bunca yoksulluğa, eğitimde, dış politikada, hukuk sisteminde yaşanan bunca tahribata rağmen siyasetteki tıkanıklık açılamıyor.

Herkes kendi kimliğine, inancına, ideolojisine yakın bulduğu partisinde durmaya, yani odasında kalmaya ısrar ettiği için hepimizin evi olan ülke gözümüzün önünde yıkıma sürükleniyor.

Bu nedenle yıllardır yazılarımda, konuşmalarımda, kitaplarımda “Geçmiş hatalarımızda ders alarak ülkemizi herkes için yeniden yaşanabilir hale getirmek için odalarımızdan çıkıp salonda buluşmamız gerek” diye yazdım, söyledim.

Yani zihinsel olarak odalarımızı terk edip salonda toplanmazsak odası en büyük olan seçimi her zaman kazanmaya devam edecek.

16 Nisan referandumu olmuştu. Herkes yakın bir zamanda erken seçim olacağını tahmin ediyordu. Muhalefetin seçimi kazanabilmesi için yüzde 51 oy alması gerekiyordu.

Buna rağmen kutuplaşmanın olduğu bir ortamda seçmenlerin tercihini değiştirecek en küçük bir stratejileri de yoktu.

Mevcut siyasi aktörlerin kendi partilerinde, küçük kazanımlarıyla yetinip ülkenin gidişatı karşısındaki çaresizliklerini, veyahut sıkışıp kaldıkları kimlik inanç, mezhep siyasetinin neden olduğu açmazları hepimiz yıllarca izledik.

İşte siyasetteki bu tıkanıklığı aşmak, insanların sıkıştığı odalarından dışarı çıkmasını sağlamak için bağımsız bir cumhurbaşkanı adayı fikrinin elzem olduğunu söyledim.

Çünkü AK Parti tabanından da oy alabilecek bağımsız cumhurbaşkanı adayı ‘sen- ben’, ‘biz-onlar’ sıkışıklığına düşmeden bu gidişatı durduracak birlikteliği sağlamamamıza zemin hazırlar, bir araya gelemeyen partilerin de bir araya gelmesini kolaylaştırırdı.

Siyasetteki bu tıkanıklığı aşamamanın sonucunu da 24 Haziran sonuçlarıyla birlikte daha net olarak gördük.

Neyse lafı uzatmayayım.

Siyasetteki kutuplaşmayı, muhalefetin çaresizliğini görünce bu ülkenin bir evladı olarak bir şey yapmak gerektiği duygusu sizde olduğu gibi bende de oluştu.

Bu amaçla akademisyen, siyasetçi, işinsanı bir grup arkadaşlarımızla toplandık, konuştuk, tartıştık ve Türkiye’nin bu sıkışmışlıktan çıkmasının yolunun bağımsız bir aday organizasyonu olduğuna kanaat getirdik.

Ülkenin kader seçimi olarak gördüğümüz bu seçimi de kaybedersek ülkemiz onarılmaz bir tahribat alacak endişesi vardı.

Bunun için “Biri çıkmalı, bir bağımsız aday olmalı başka yol yok” diye defalarca yazdım konuştum.

Fakat mevcut siyasi aktörler kendi partilerinden, ideolojilerinden yani odalarından çıkıp da toplumu salonda toplanmaya önayak olacak cesareti gösteremedi.

“Bari bu seçimde ülke olarak hazırlıksız yakalanmayalım”diyerek kendimizce bir hazırlık içindeyken iktidar baskın bir seçim kararı aldı.

Arkadaşlarımızla tartıştık ve mutlaka bir şey yapmak gerektiği konusunda anlaştık.

Baktık kimse bağımsız adaylık meselesine yaklaşmıyor, “O zaman biz yapalım” dedik.

Bu amaçla çıktım yola.

Siyasette bir makam kapmak, yer edinmek benim için hiçbir zaman cazip olmadı, imrenilecek bir iş ise hiç olmadı.

Zaten amacım siyasette bir makam kapmak olsaydı bu işe cumhurbaşkanlığı adaylığıyla başlamazdım.

Yukarıda da anlattığım gibi bu bir sorumluluk üstlenmekti.

Ülkenin gidişatından duyduğum endişeyle bir şey  yapma çabasıydı.

Korkuyla bütün ülkeyi sindirmiş, teslim almış bir iktidara “Senden korkmuyoruz” demek topluma sinen bu korku psikolojini dağıtma çabasıydı.

İşte bu duyguyla atıldım ortaya.

Fakat seçim kararının yarattığı endişe ve panikle herkes yüzünü kendi mahallesine, kendi partisine, yani kendi odasına döndü.

Kimse artık öteki seçmenden nasıl oy alacağız, yüzde 51’i nasıl yakalayacağız hesabıyla ilgili değildi. Herkes kendi odasını düzenlemekle meşguldü.

Böyle olunca bir anda bizim yapmaya çalıştığımız şeyin imkansız olduğu ortaya çıktı.

İş dünyasından, sanat dünyasından, akademiden destek olan birçok değerli insanda ‘Zaman çok dar, bu iş olmaz kanaati oluşmaya başladı.

Buna rağmen şöyle düşündük: Devam edelim, sadece AK Parti tabanından yüzde 2 oy alsak bile seçimin ikinci tura kalmasına katkımız olur.

Sonradan çok kolay olduğu anlaşılsa da ilk günlerde aklı başında herkes, örgütü olmayan birinin beş günde imza toplamasının imkansız olduğu konusunda hemfikirdi.

Hem imkansızlık, hem bu imkansızlığın neden olduğu yalnızlaşma, hem de yapmaya çalıştığımız işin işe yaramayacağını fark ettik.

Bundan dolayı adaylıktan çekilmenin daha doğru olduğu kanaati oluştu bütün arkadaşlarımızda.

Tekrar edeyim: Bu bir cumhurbaşkanlığı adaylığı değildi. Sorumluluk duygusuyla bir şey yapma, topluma ulaşma ve gidişatı anlatma çabasıydı.

Yazmak, okumak, fikir üretmek, yorum yapmak yani entelektüel bir çaba içinde olmak benim severek yaptığım bir şey.

Ülkedeki mevcut siyasi anlayışın bir parçası olmak, kendime bir pozisyon açmaya çalışmak bana cazip gelen bir şey değil.

Mecbur olmasaydım, içimdeki ülke endişesini kontrol edebilseydim böyle bir işe asla kalkışmazdım.

Pişman mıyım?

Elbette hayır.

Bugün olsa yine yaparım. Başımı yastığa koyduğumda, yarın çocuklarımın yüzüne baktığımda “Çok şükür elimden geleni yaptım” demenin vicdani rahatlığı için yarın aynı durum olsun yine yaparım.

Seçim sonuçlarına bakınca yapmaya çalıştığımız şeyin ne kadar doğru bir iş olduğunu bir kere daha anlıyorum.

Tek üzüntüm: İyi bir şey yapayım derken bana inanan, güvenen, elindeki avucundaki biriktirdiği parasını gönderecek kadar bu çabama umut bağlayan insanlarda yarattığım hayal kırıklığı.

Bu hayal kırıklığına neden olmanın verdiği bir mahcubiyet var yüreğimde.

Bir diğeri ise ülkemizi felakete sürükleyen bu gidişatı durduracak bir şey yapamamış olmak.

Keşke elimden daha fazlası gelseydi de ülkeyi yıkıma sürükleyecek ‘tek adam’ rejiminin uygulanmasına fırsat vermeseydik.

Herkesin eşit, herkesin özgür, dostça, kardeşçe insan gibi yaşadığı bir ülke olma mücadelesinden vaz mı geçtik?

Tabii ki hayır.

Bu ülkenin bir evladı olarak daha yaşanabilir bir ülke olana dek yazmaya, konuşmaya… elimden geleni yapmaya devam edeceğim.

Çünkü ‘biz-onlar’ ayrımı bitmezse hiçbir sorunumuzu çözemeyiz.

Türkiye’nin onurlu bir çıkışa ihtiyacı var.

Hapsolduğumuz mahallelerimizden, inanç, kimlik, ideoloji kuyularından çıkmadan, Ortaçağ’dan kalma bu siyaset anlayışından kurtulamadan ülkemizi refaha, huzura kavuşturamayız.

Demokrasi olmazsa olmaz. Eşitlik olmazsa olmaz. Hukuk olmazsa, ortak akıl işlemezse olmaz.

Bu vesileyle bu çabamıza destek olan, iş insanlarına, akademisyenlere, okurlarıma çok teşekkür ediyorum.

Hayal kırıklığı yaşattığım dostlarımın da affına sığınıyorum.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
20.10.2019
Hasar tespit raporu: Kim ne kazandı, kim ne kaybetti?
2.10.2019
Ekrem İmamoğlu ve oluşan endişe
16.09.2019
Hangi uzlaşmadan bahsediyorsunuz? Kiminle? Nerede? Nasıl?
26.06.2019
Bundan sonra ne olacak? Ne olmalı?
19.06.2019
Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık
10.06.2019
23 Haziran için iktidarın son umudu
19.05.2019
Kandırma ve istismar siyasetiyle nereye kadar?
13.05.2019
‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?
6.05.2019
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
28.04.2019
Tayyip Erdoğan’ı eleştiren İslamcılara…
16.4.2019
Mazbatayı verse ne olur, vermese ne olur?
10.4.2019
İktidar ne yapmaya çalışıyor?
4.4.2019
Seçim sonuçları bize ne gösteriyor?
22.3.2019
Kime karşıyım, neye tarafım?
12.3.2019
Nedir bu toplumun ortak değerleri?
10.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
6.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
26.2.2019
Eski AK Partililer parti kurabilir mi, kurarsa ne olur?
24.2.2019
Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…
8.2.2019
Türkiye’nin beka sorunu
4.2.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
30.1.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
22.1.2019
Başörtülü kadınlar başörtülerini niçin çıkarıyorlar?
4.1.2019
Eyy muhalefet…
28.12.2018
Metin Akpınar, Mazhar Alanson ve ülkeyi rehin alan hoyratlık
20.12.2018
Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
16.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
29.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
20.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
13.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
13.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
26.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
19.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
23.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
17.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
27.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
23.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
23.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
16.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
7.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
27.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive