Levent Gültekin

Diken



Bookmark and Share

Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!


17.7.2018 - Bu Yazı 458 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kendimi bir Hırvat gibi hissediyorum!

Geçen hafta Cuma günü yazarlık hayatımın en tatsız, en talihsiz; ruhumu yaralayan, yaptığım şeyden utanç duyduğum bir gündü.

“Benim Kara Cuma’mamdı” diyebilirim.

Ne oldu? Nasıl oldu? Ne yaptım?

Hepsini tane tane anlatmak istiyorum.

24 Haziran Türkiye için bir kader seçimiydi.

Çünkü çocuklarımızın, sizin, bizim hepimizin geleceğinin belirleneceği bir seçimdi.

Sanki adil bir seçim yapılıyormuş gibi şarkı, türkü, halay eşliğinde ülkede tek adam rejimi kuruldu.

KHK’larla ülke tek bir kişinin isteği ve arzusuna göre yeniden şekilleniyor.

Hal buyken bu gidişatı engellemekle sorumlu olan muhalefet yaptığı yanlışlarla hem gidişatı engelleyemedi hem de seçime büyük bir meşruiyet kazandırdı.

Milyonlarca insan gecesini gündüzüne kattı. Sandık başlarında sabahlara kadar nöbet tuttu.

Muhalefetin, gidişatı bu sefer durduracağına dair umut besledi.

Ve bu antidemokratik şartlarda yapılan seçimi küçük bir farkla Erdoğan kazandı.

Seçim gecesi ortaya çıkan tablo, muhalefetin dağınıklığı, amatörlüğü…

Üstüne üstlük çıkıp toplumu rahatlatacak, umudu, direnci diri tutacak tek bir açıklama da yapmadılar.

Muhalefet beceriksizliği ile toplumda “Erdoğan çok güçlü, artık kimse onu yenemez” algısının yer etmesine neden oldu.

Bu da yetmezmiş gibi kendi başarısızlıklarını örtme çabasıyla “Yarıştık adam kazandı ne yapalım” diyerek bu sürece akıl almaz bir meşruiyet kazandırdılar.

O gün en çok umut bağlananlardan biri de Muharrem İnce’ydi.

Seçim sürecinde “Sakin olun her şey kontrolüm altında en küçük bir yanlışa izin vermeyeceğim” diyen biri seçim gecesi çıkıp bir cümle etmemişti.

Üstelik ertesi gün kamaralar karşısına geçip “10 milyon fark var ne yapayım?” diyerek esasında yüzde 2’lik farkı devasa bir fark olarak gösterdi.

İşte bunların toplumda yarattığı bir umutsuzluk var.

Korkunç bir karamsarlık hakim.

O geceye dair açıklanamayan, izah edilemeyen karanlık noktalar bu umutsuzluğu büsbütün artırdı.

Umutsuzluğu dağıtmak,, durumun muhalefetin anlattığı gibi olmadığını topluma göstermek, direnci, umudu yeniden sağlamak amacıyla kendimce bir çaba gösterdim.

Çok güvendiğim bir muhalif siyasetçi bana ‘Muharrem İnce’nin o gece biraz fazla alkol aldığını ve o nedenle çıkıp açıklama yapamadığını’ söyledi.

Burada mesele Muharrem İnce’nin alkol alması değil.

Kimsenin ne yediğiyle ne içtiğiyle, nasıl yaşadığıyla, ne giydiğiyle, neye inanıp neye inanmadığıyla ilgilenmem.

Fakat bu davranışı büyük bir sorumsuzluk olarak gördüm.

Bu iddiayı duyduğumda önce inanamadım.

Emin olmak için başka insanlarla konuştum.

Sorduğum herkes “Evet, doğru, biliyoruz” dediler.

Bir de fark ettim ki gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler… herkes normal bir şeymiş gibi bunu konuşuyormuş.

Böyle önemli bir günde nasıl böyle sorumsuz davranırlar duygusunun yarattığı öfke ile bunu kamuoyu ile paylaştım.

Bunun ardından CHP’den çok saygı duyduğum bir siyasetçi aradı.

Aklımın havsalamın almayacağı şeyler anlattı.

Muhalefetin el birliği ile seçimi Erdoğan’a nasıl verdiğini, yapılan ayak oyunlarını, “Muharrem İnce kazanırsa partideki konumumuzu kaybederiz” endişesiyle Muharrem İnce kazanmasın diye kimi siyasetçilerin yaptıklarını, rakamlarla, somut verilerle anlattı.

Ve içki meselesini de bunların ortaya attığını söyledi.

Bir anda kendimi büyük bir bataklık çukurunun içinde hissettim.

Sahici bir umut ve yaklaşım oluşturmak için gerçekler üzerinden konuşalım düşüncesiyle hareket ederken istemeden bir yanlışa düşmüştüm.

Ülkeye iyilik yapayım derken bir insana kötülük yapmıştım.

Ortada çok kirli bir oyun vardı ve ben bilmeden o oyuna dahil olduğumu fark ettim.

“Zavallı ülkem” dedim. Bir tarafta kişisel hırsı ile ülkeyi tek adam rejimine sürükleyen bir iktidar, diğer tarafta böyle bir anda bile kişisel makam, konum derdi ile hepimizin yaşamını, ülkenin kaderini hiçe sayan muhalefet vardı.

Ardından Muharrem İnce aradı.

Büyük bir olgunlukla, “Konuşmamı dinlediğini, çok üzüldüğünü ve içki meselesinin yalan olduğunu” söyledi ve seçim sürecinde yaşadıklarını anlattı.

Bir tarafta “Evet ben gördüm alkollüydü” diyen güvendiğim insanlar diğer tarafta “hayır bu bana atılan bir iftira” diyen bir insan vardı.

İspat edecek durumda olmadığım için Muharrem İnce’nin söylediğini doğru kabul etmekten başka seçeneğimin olmadığını gördüm.

“Dur bakalım” deyip yanlışımı sürdürmedim. Hemen özür diledim ve yaptığımın yanlış olduğunu açıkladım.

Evet benim yaptığım büyük bir hataydı, yanlıştı, düşüncesizce bir davranıştı.

Yazarlık yaşamımda ruhumu yaralayan, beni utandıran, kendime olan saygımı zedeleyen en önemli yanlışımdı.

Bütün çabamın tek bir amacı var: Bu ülke huzurlu olsun, mutlu olsun. Herkesin özgürce, dostça; eşit, refah içinde yaşadığı bir ülke olsun.

Bunun için yazıyorum, bunun için şehir şehir dolaşıp konferanslar veriyorum. Bunun için bütün riskleri göze alarak bildiğimi, gördüğümü söylemekten imtina etmiyorum.

Ama tüm bunları yaparken ne kadar hassas olsak da ne kadar dikkatli davransak da hata yapmaktan kurtulamıyoruz.

Burada bütün Türkiye’yi düşünüyorum diye bir insana haksızlık edemem.

Eski “Dava içinde her şey mubahtır” anlayışını çoktan bıraktım.

Şimdi insanların benim düştüğüm hatayı büyütmeleri bu hatamdan dolayı duyduğum pişmanlığı küçültmeleri de aslında kendi problemidir.

Şimdi kendi dünyamda büyük bir açmazla karşı karşıyayım.

Ya susup kenara çekilmek ya da bu karmaşık ortamda hataya düşmeyi de göze alarak çabalamaya devam etmek.

Çünkü siyaset ucundan, köşesinden bulaşan herkesi bir şekilde kirleten bir bataklığa dönüşmüş durumda.

Ne kadar dikkat etsek de hassas davransak da kirlenmekten kurtulamıyoruz.

Kendimi bir Hırvat gibi hissediyorum!

Bosna’nın bilge lideri Aliya İzzetbegoviç bir gün savaş meydanında askerlerini toplar ve şöyle der: “İçimizde en zor durumda olan, bize yardıma gelen Hırvat dostlarımız. Çünkü onlar bize yardım ettikleri için Hırvatlar arasında davayı satan hain muamelesi görüyorlar. Siz ise onlara acaba niye buradalar diye şüphe ile bakıyorsunuz.”

İktidar olan arkadaşlarımın yanlışlarına itiraz etmek için yazarlığa başlamıştım.

Ülkenin aleyhine olan söz ve davranışlarını toplumdan gizledikleri yanlışlarını, ikiyüzlülüklerini açıktan tartıştıkça bana “düşmanın değirmenine su taşıyan” “davayı satan hain” yaftası vurdular.

Böyle yaptığım için bütün arkadaşlarım selamı sabahı kesti.

O zaman onlara da söyledim: Artık mahalleler yok Türkiye var. Düşman kampın mensupları değil, hepimiz bu ülkenin evladıyız.

Ülkemiz kötüye giderken inancımızı, mahallemizi, ideolojilerimizi koruyamayız.

Çünkü ülke yaşanabilir olmadıktan sonra geriye kalan hiçbir şeyin bir anlamı yok.

Bu amaçla benim arkadaşlarım, benim mahallem, eski davam demeden AK Parti iktidarının yaptığı yanlışları yazmaktan, anlatmaktan bir milim bile geri durmadım.

Taraf tutmadan İslamcıları, AK Parti iktidarını eleştirdiğimde beni “Helal olsun deyip göklere çıkaranlar” eleştirilerim kendilerine yöneldiğinde “Zaten geldiğin yer belli kim bilir niye geldi buraya” diyerek acımasızca yükleniyorlar.

Nereden geldim? Nereye  geldim? Ne yapıyorum?

Bir düşman kampından başka bir kampa mı geçtim?

AK Partilileri eleştirdiğimde ‘davayı satan hain’, muhalefeti eleştirdiğimde “eski mahalle refleksleri ile hareket eden kurnaz” muamelesi görüyorum.

Ülkeyi bir bütün olarak göremeyenler benim Türkiye’yi bütün olarak görmemi anlayamıyorlar.

Mahallelerden çıkıp Türkiye’yi düşünmemiz gerekiyor. Tek söylediğim bu.

“Muhalefet eleştirilerinle iktidarın değirmenine su taşıyorsun”diyorlar.

Ne yapayım? Başka birine yarayacak, benim yaptığım bir eleştiriyi alıp kullanacaklar diye ülke aleyhine gördüğüm bir yanlışı söylemekten imtina mı edeyim?

Gerçeği söylemek için kimin işine yarayıp yaramadığına mı bakacağız?

Bu ahlaki bir tutum olur mu?

İslamcıların, yanlışlarının üstünü örtmek için sığındığı “Kol kırılır yen içinde kalır” anlayışına isyan ederek başlamıştım yazarlığa.

Onlardan gelen bu sorunlu anlayışı kabul etmedim ama muhalefetten gelince teslim mi olayım?

Ülkemizi yıkıma götürecek süreçte sorumsuzca davranan bir muhalefet var.

Bu sorumsuzluğu kamuoyu ile paylaşmak mı yanlış yoksa iktidar bunu kullanır endişesiyle susup muhalefetin bu sorumsuzluğu sürdürmesine seyirci kalmak mı yanlış?

Hangisi?

Muhalefet işini düzgün yapsaydı, ayak oyunları ile birbirinin kuyusunu kazmasaydı, gidişata esaslı bir strateji ile karşı dursaydı ülke buralara gelir miydi?

Tekrar edeyim: Mahalleler yok Türkiye var. Düşman kampın mensupları değil hepimiz bu ülkenin evladıyız.

Birbirimizi hasım, düşman, öteki görmekten vazgeçmeliyiz artık.

Üzgünüm.

Hem ispatı olmayan bir bilgiyi yaymış olma hatasına düşmekten dolayı üzgünüm hem de kutuplaşmış ‘biz ve onlar’ ayrımına teslim olmuş bir toplumda arada kalmış olmaktan dolayı üzgünüm.

.

Facebook Yorumları

Kod8
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
16.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
29.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
20.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
13.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
13.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
26.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
19.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
23.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
17.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
27.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
23.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
23.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
16.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
7.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
27.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8