Levent Gültekin

Diken



Bookmark and Share

Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?


30.1.2019 - Bu Yazı 1178 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye cumhuriyeti kurulduğu günden beri korkularıyla hareket eden bir ülke.

Birçok politikasını, korkuları belirliyor.

Sadece devletteki korkulardan değil, devletin uyguladığı politikalar neticesinde halkta da politik görüşün temeli haline gelen korkulardan bahsediyorum.

Devletin büyük korkularından biri cumhuriyet felsefesi ile beraber hayata geçirilen laiklik ilkesinin tahrip edilmesiydi.

Yani Osmanlı’da olduğu gibi dini, toplumsal ve siyasi yaşamı belirleyen norm olarak kabul eden anlayışın tekrar etkin olması korkusuydu.

Devletin dinle, dindarlarla ilişkisinin temelini daha çok bu korkusu belirledi.

Bu korku elbette bütünüyle yersiz değildi.

Fakat meseleyi bir sorun olmaktan çıkaracak yaklaşımlar geliştiremediği için uyguladığı yasaklara dayalı antidemokratik politikalar, laiklik karşıtlığının büyümesine sebep oldu.  

Bir diğer korku Sevr Antlaşması’nın yarattığı korkuydu.

Kurtuluş Savaşı ile Sevr Antlaşması yırtılmış, Lozan ile büyük bir kazanım elde edilmişti.

Birinci Dünya Savaşı’nın galibi Batılı devletlerin dayattığı Sevr yırtılıp atılmıştı ama onun neden olduğu korku bir türlü geçmiyordu.

‘Batılı devletler imkan buldukları ilk fırsatta ülkemizi yeniden işgal edecek bölüp parçalayacak’ korkusu sıcaklığını hep korudu.

Bu meselede de korktukları şeyin gerçekleşmesini ortadan kaldıracak aklın, akla dayalı politikaların yerini korku ve korkuya dayalı politikalar almıştı.

Bu korku politikalarının en büyük etkisini Kürt meselesinde gördük.

Aynen din meselesinde olduğu gibi abartılı tepkiler, anne ile evladının Kürtçe konuşmasını engellemek gibi akıl almaz yasaklar sorunu daha da büyüttü.

Yani korkuya dayalı politikalar korktukları olgunun ya da ‘tehdidt’in her geçen gün daha da büyümesine neden oldu.

Korktukça yasakladılar, abartılı tepki verdiler, yasakladıkça sorunu daha da büyüttüler.  

Devlete sinen bu korku ülkenin Batı ile ilişkilerini de şekillendirdi.

Hep bir şüphe, hep bir kötü niyet arama, hep ‘Bunlar fırsat bulursa bizi mahvedecek’ yaklaşımı dünyayla sağlıklı bir ilişki kurulmasının da önüne geçti.

Bu korku dışarıyla sağlıklı ilişki kurmayı engellerken içeride de toplumsal barışı tahrip etti.

Farklılıkları tehdit gören anlayışın temelinde bu korku yatıyor.

Çünkü ‘Batılı devletler farklılıklarımızı kaşıyarak bizi yeniden bölüp parçalayacak’ korkusu toplumun farklı kesimlerinin en demokratik haklarını kullanmasının önündeki engel oldu.

Nihayetinde özgürlüklerin kısıtlanmasına neden oldu, demokrasinin kökleşmesini engelledi, toplumsal barışı tahrip etti.

Korkuyu her zaman diri tutmak, baskıcı yönetim anlayışını sürdürmek için de çok işlevseldi.

Bütün enerjisini korktuğu şeyin gerçekleşmesini engellemeye harcamış bir Türkiye gelişecek, büyüyecek, bütünleşecek enerjiyi yaratamadı.

Demokrasisini geliştirememiş, toplumsal barışını sağlayamamış, temel insan haklarıyla ilgili sorunlarını çözememiş Türkiye kaçınılmaz olarak ekonomide, eğitimde, tarımda, bilimde, sanatta, teknolojide… birçok alanda geri kaldı.

Yani eğer Türkiye’yi bölüp parçalamak, yok etmek isteyen bir dış düşman varsa tam da onların bu amaçlarını kolayca gerçekleştirebileceği bir ülkeye dönüştük. 

Peki tüm bunları niçin anlattım?

Son günlerde Venezüela tartışması yaşanıyor.

Venezüela’da ülkesini yıkıma sürükleyen bir iktidar var.

Anayasayı askıya almış, medyayı bütünüyle kontrolüne geçirmiş, tek adam rejimi kurmuş, ekonomiyi çökertmiş, halkını açlığa mahkum etmiş sefil bir otoriter yönetim söz konusu.

Geçtiğimiz hafta ABD ve Batılı ülkeler Venezüela’daki bu duruma müdahale etti.

Sudi Arabistan gibi Mısır gibi diktatörlüklerle iyi geçinen ABD ve Batılı devletlerin Venezüela’da demokrasiyi sorun etmelerindeki ikiyüzlülük ayrı bir tartışma konusu.

Dikkat çekmek istediğim konu başka.

Batılıların Venezüela’ya müdahalesine karşı olmak ile uyguladığı politikalarla ülkesini yıkıma sürüklemiş bir iktidarın yanında durmak arasında epeyce bir fark var.

ABD’nin müdahalesine karşıtlık toplumun farklı kesimlerinde genel olarak ‘Dik dur eğilme’ çağrılarıyla Maduro taraftarlığı şeklinde tecelli ediyor.

Daha da tuhaf olanı, Türkiye’deki iktidarın otoriter politikalarına karşı olan kimi yazarların, gazetecilerin ve toplum kesimlerinin bu konuda Erdoğan’la aynı çizgiye gelmiş olması.

Bu birlikteliğin altında yatan neden de ‘Venezüela’ya yaptıklarını bize de yapacaklar’ şeklindeki Sevr kaynaklı korkunun kabarmış olması.

Irak’ın işgali, Suriye’nin iç savaşa sürüklenmesi, Libya’nın yerle bir edilmesinin toplumun geniş kesimindeki bu korkuyu daha da büyüttüğü gizlenmez bir gerçek.

Bu korkuya teslim olanların dikkat etmesi gereken bir nokta var: Türkiye Irak’ın işgaline destek vermiş,  Suriye’nin yıkımında baş aktör olmuş, Libya’nın yerle bir edilmesinde rol üstlenmiş bir ülke.

Bütün bu ülkelerin yıkımda bir şekilde rol üstlenmiş bir ülkenin özellikle de iktidarın ‘Batılılar bu ülkeleri yerle bir etti, sıra bize geliyor’ korkusuna teslim olması ayrıca tuhaf.

Daha tuhaf olanı ise AK Parti iktidarının politikalarına karşı olanların, bu politikaların bir ülkeyi yıkıma sürükleyeceğini düşünenlerin ‘Batılılara karşı ülkemizi koruyoruz’ endişesiyle iktidarın yanına geçmiş olması.

Ne kadar tuhaf bir durum değil mi?

Üstelik iktidar tam da bu korkuyu körükleyecek şekilde “Beka sorunu var” diyerek özgürlükleri kısıtlıyor, demokrasiden büsbütün uzaklaşıyor, seçimlerin meşruiyetini zedeleyecek adımlar atıyorken.

“Aman Venezüela gibi olmayalım batılılara karşı ülkemizi koruyalım” diyerek ülkeyi Venezuela gibi yıkıma sürükleyen politikaların uygulayıcısı bir iktidarın yanında durmak ülkeyi korumak değil, tam da var olduğu düşünülen o düşmanlara kolay yem haline getirmektir. 

Demek istediğim şu: Cumhuriyet kurulduğundan beri ülkeyi teslim alan korkunun nelere mal olduğunu hepimiz gördük.

Korkuya dayalı politikalarla bir yere varamadığımız, tam tersine sorunları daha da büyüttüğümüz ortada.

Demokrasi ve özgürlüklerden taviz vermenin faturasını hem laiklik hem de Kürt meselesindeki sonuçlarından gördük.

Aynı, korkuya dayalı politikalarla bu girdaptan çıkamayız.

Ülkemizi, varsa Batılı düşmanlara karşı daha dayanıklı hale getirmek için daha çok demokrasiye, daha fazla özgürlüğe, daha fazla toplumsal barışa, daha fazla hukuka, liyakate, özgür basına ihtiyacımız var.

Suriye, Irak, Venezüela olmak istemiyorsak bu değerlere yönelmemiz, bu değerleri yok eden politikalara da karşı olmamız gerekiyor.

Yazımı İngiliz edebiyatçı Thomas Carlyle’nin bir tespitiyle bitireyim: “İnsanın ilk görevi korkuya boyun eğdirmektir. Korkudan kurtuluncaya dek hiçbir şey yapamayız. Ayağının altında korku olduğu sürece insanın eylemleri adidir, gerçek değil sahtedir, düşünceleri hatalıdır, bir köle ve ödlek gibi düşünür.”

.

Facebook Yorumları

Emlak8
13.06.2020
Erdoğan’ın muhalefete kurduğu büyük ‘tuzak’!
24.05.2020
Finlandiya modeli Türkiye’nin derdine çare olmaz mı?
1.05.2020
Babacan, Davutoğlu, Karamollaoğlu ve laiklik
21.04.2020
Fütursuz iktidar, hesaplı muhalefet
25.03.2020
Corona’yla mücadelede iktidarın büyük kumarı
1.03.2020
Vazgeçmeyeceğiz, teslim olmayacağız!
28.02.2020
HDP iktidardan tam olarak ne istiyor?
11.02.2020
Kudüs mitingi ve muhalefetin hali
2.02.2020
Yazmasam olmazdı: Ekrem İmamoğlu’nun tatil meselesi
29.01.2020
CHP muhafazakar seçmenin oyunu niçin alamıyor?
16.01.2020
Türkiye’de şeriat tehlikesi var mı?
30.12.2019
Yerli oto ve Kanal İstanbul gibi projeler bizi niye mutlu etmiyor?
17.12.2019
Gelecek Partisi’nin bir geleceği var mı?
12.12.2019
Babacan niçin Erdoğan’ı doğrudan hedef almıyor? Almalı mı?
1.12.2019
Kılıçdaroğlu’na yöneltilen eleştirilerdeki ilginç ittifak
15.11.2019
Ahmet Altan meselesi
10.11.2019
Önümüzde duran kocaman bir soru var!
20.10.2019
Hasar tespit raporu: Kim ne kazandı, kim ne kaybetti?
2.10.2019
Ekrem İmamoğlu ve oluşan endişe
16.09.2019
Hangi uzlaşmadan bahsediyorsunuz? Kiminle? Nerede? Nasıl?
26.06.2019
Bundan sonra ne olacak? Ne olmalı?
19.06.2019
Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık
10.06.2019
23 Haziran için iktidarın son umudu
19.05.2019
Kandırma ve istismar siyasetiyle nereye kadar?
13.05.2019
‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?
6.05.2019
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
28.04.2019
Tayyip Erdoğan’ı eleştiren İslamcılara…
16.4.2019
Mazbatayı verse ne olur, vermese ne olur?
10.4.2019
İktidar ne yapmaya çalışıyor?
4.4.2019
Seçim sonuçları bize ne gösteriyor?
22.3.2019
Kime karşıyım, neye tarafım?
12.3.2019
Nedir bu toplumun ortak değerleri?
10.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
6.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
26.2.2019
Eski AK Partililer parti kurabilir mi, kurarsa ne olur?
24.2.2019
Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…
8.2.2019
Türkiye’nin beka sorunu
4.2.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
30.1.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
22.1.2019
Başörtülü kadınlar başörtülerini niçin çıkarıyorlar?
4.1.2019
Eyy muhalefet…
28.12.2018
Metin Akpınar, Mazhar Alanson ve ülkeyi rehin alan hoyratlık
20.12.2018
Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
16.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
29.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
20.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
13.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
13.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
26.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
19.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
23.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
17.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
27.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
23.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
23.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
16.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
7.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
27.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive