Alt Üst dergisinin dokuzuncu sayısı için Hrant Dink davası avukatlarından Fethiye Çetin ile bir röportaj yapmıştım. Çetin o söyleşide, "Hrant Dink cinayetinin ardındaki örgüt ortaya çıkarılırsa, bütün siyasi cinayetler, gazeteci cinayetleri, faili meçhuller çözülür. Yıllar önce; "Bu cinayet aydınlanırsa Türkiye aydınlanır" demiştim bir röportajımda, bugün de aynı şeyi söylüyorum. Cinayetin ipuçları bizi, devletin derinliklerine götürüyor, hâlâ korunan ve dokunulmayan... Böylesi bir cinayetin aydınlatılabilmesi için işte bu yapının üstüne gidilmesi ve açığa çıkarılması gerekir" demişti.

Çetin, Utanç Duyuyorum adlı kitabında bu örgütü şöyle tarif edecekti daha sonra; "İzleyenler hatırlayacaktır, bugüne kadar gördüklerimden, bildiklerimden, okuduklarımdan çıkardığım sonucu, cinayetin ardındaki örgütü soranlara şöyle açıkladım: Hrant Dink cinayeti, pek çok benzeri gibi Ergenekon'u da aşan, onun üzerinde, daha derinde bir yapı tarafından işlendi. Bu yapının izleri dava dosyalarında. Yapılacak iş, dosyalardaki izleri takip etmek, üstü örtülmek istenenlerin üzerine gitmek. Hrant Dink cinayeti dosyaları, Ergenekon dava dosyaları, Savcı Doğan Öz, Abdi İpekçi ve daha pek çok dosya, görmezden gelinen, üstü örtülen izleri, işaretleri takip edecek savcıları bekliyor."

Fethiye Çetin'in söylediği, "Ergenekon'u da aşan" ifadesi onu kapsayan ama ondan daha fazlasını ifade eden bir yapı, yani içinde sivil ve askeri güçlerin birlikte yer aldığı bir yapıyı, büyük olasılıkla da Türkiye'nin karanlıkta kalmış tüm tarihinin sorumlusu olan Seferberlik Tetkik Kurulu ya da bugünkü adıyla Özel Harp Dairesi'ni işaret ediyor. Eğer Ergenekon davası gitmesi gereken yere gitseydi muhtemelen ulaşacağı nokta burası olacaktı. Ergenekon davasında eğer sadece Hrant Dink cinayeti ile ilgili iddialar ve bilgiler araştırılsaydı bile muhtemelen Ergenekon'u da aşan bu yapının tamamı ortaya çıkacaktı. Ben de bu yazıda Ergenekon, Kafes ve Balyoz iddianamelerinde dava boyunca hiçbir zaman üzerine gidilmeyen Hrant Dink cinayeti bağlantılarına bakmaya çalışacağım.

Hrant'ın katili Ergenekon çetesi

Ergenekon davası ile Hrant Dink cinayetinin en görünen kanıtı, geçmişte Hrant Dink'i tehdit edenlerin, 301'den yargılandığı mahkemelerin önüne gelip gösteri yapanların hepsinin Ergenekon davasından tutuklanmış olması. Hatırlarsak, Hrant Dink, "Ruh Halimin Güvercin Tedirginliği" yazısını bu davada tutuklanan Veli Küçük'ün mahkemesine gelmesinden sonra yazmıştı. 2007'nin kendisi için zor bir yıl olacağını bildiğini söylüyordu bu yazıda.

Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve Şubat 2007'de Başbakan Erdoğan'a iletildiği iddia edilen ama hiçbir zaman üzerine gidilmeyen, Hrant Dink cinayeti sanıkları ile bugün Ergenekon davası kapsamında yargılanan sanıklar arasındaki telefon trafiğini gösteren ve Ergenekon davasının üçüncü iddianamesinin eklerinde yer alan şemada Muzaffer Tekin, Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz, Levent Temiz'in isimleri yer alıyordu. Bu isimler ayı zamanda Hrant Dink'in hedef haline getirilmesi sürecinde dilekçelerle savcılıklara suç duyurusunda bulunan isimlerdi.

Bu isimlerden Muzaffer Tekin'in, Dağlık Karabağ'da savaşmış, kickboks şampiyonu, 'Çeçen Muharrem' diye bilinen Ergenekon sanığı Saipir Debzlelvidze ile 19 Ocak 2007 tarihinde, yani Dink'in öldürüldüğü gün telefonda yaptığı konuşma Debzlelvidze'nin verdiği ifade ile Ergenekon iddianamesine şöyle geçmişti: "19.01.2007 günü kendisini cep telefonundan arayarak kendisinin Taksim'de olduğunu, Ermeni Soykırımı'nı protesto etmek için burada bulundukların söyledi. Ben de kendisine böyle olaylara katılmayacağımı söyleyerek telefonu kapattım" (1. Ergenekon iddianamesi, sf.793).

Ancak Hrant Dink'in öldürüldüğü gün yapılan bu telefon konuşmasının en ilginç noktası o gün Taksim'de Ermeni soykırımını protesto etmek için herhangi bir etkinlik ya da toplantı bulunmamasıydı. Belli ki o protesto Hrant Dink'in katledilmesiydi.

Cinayetin örgütlenme sürecinin ip uçlarından birisi de 2. Ergenekon iddianamesinde adı geçen ve gizli tanık olarak dinlenen Ümit Sayın'ın msn görüşmelerinde bulunuyor. Sansürlendiği için büyük kısmını okuyamadığımız bu görüşmelerden bir tanesi iddianameye şu şekilde yansımış:

"18.07.2005 tarihinde Ümit Sayın ile İ.Ü. Adli Tıp Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. S. A. arasında geçen MSN görüşmesinde; umitsayin'in "hrant dink bizim savaştığımız adam, o yazıyı bana yollayın,.... grup izindeymiş. önümüzdeki hafta devredeler, ... Hur. Tolon bence action için en doğru adres,. ... Kalemdar action istiyor hemen, ... bu arada hurşit tolon acaba ne yapıyor" şeklinde msn konuşması yaptıkları tespit edilmiştir." (2. Ergenekon iddianamesi, sf. 714)

Büyük kısmı Özel Harp Dairesi yetkilileri ile yapılan bu görüşmelerin hiçbirisinin üzerine gidilmedi, bunlar hakkında soruşturma açılmadı.

Hrant Dink cinayeti soruşturma savcıları Selim Berna Altay ve Fikret, 25 Ocak 2007'de Yeni Hayat adlı bir gazetenin genel yayın yönetmeninin cinayet ile bağlantısının araştırılmasını isterler. Bu gazetenin sahibi Veli Küçük ve Muzaffer Tekin ile yakın bağlantıları olan ve aynı zamanda Akın Birdal suikastinin azmettiricisi olan Semih Tufan Gülaltay'dır (2. Ergenekon iddianamesi, sf.609). Bu gazetenin başyazarlarından birisi ise, Ergenekon iddianamesinde adı Ayasofya Derneği, Büyük Güç Birliği Derneği, Büyük Hukukçular Birliği, Türkiyem Topluluğu gibi derneklerin kurucularından olan ve Hrant Dink'in adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmekle suçlandığı davanın müşteki avukatlarından Hanifi Altaş'tır.

Ergenekon davası ve Hrant Dink cinayetinin bir başka ortak noktası da Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Derneği. 6 Ocak 2005'de, 1986 yılında Özel Harp Dairesi başkanlığına atanan Hasan Kundakçı tarafından kurulan bu derneğin adı Danıştay saldırısı, Cumhuriyet gazetesi bombalaması, Ergenekon davası ve Hrant Dink cinayetinde geçiyor. Ayrıca bu derneğin adı Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından Başbakan'a sunulduğu iddia edilen ve cinayetin bağlantılarını gösteren şemada da yer alıyor. 5 Temmuz 2007 tarihli Milliyet gazetesindeki haberde, derneğin Konya'da yaşayan genel başkan yardımcısı Vehbi Şanlı ve Yüzbaşı Nejat Mete arasındaki telefon görüşmeleri şu ifadelerle yer alıyor:

"Ankara Başsavcılığı'nın Vatansever Kuvvetler Güç Birliği (VKGB) Hareketi adlı derneğin faaliyetleri hakkında yürüttüğü soruşturma dosyasına, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesi ve Danıştay saldırısının da girdiği belirtildi. Tutuklanan Dernek Başkanı Taner Ünal'ın polis ifadesinde, Danıştay saldırısının arkasında emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin'in bulunduğunu söylediği iddia edildi. Soruşturma sırasındaki telefon dinlemelerinde, derneğin Konya'da yaşayan ve tutuklanan Genel Başkan Yardımcısı Vehbi Şanlı'nın, bir görüşmede, Dink'in öldürülmesi konusunda değerlendirmede bulunduğu kaydedildi. Polisteki bilgilere göre, Dink'in öldürüldüğü günün hemen ertesinde, 20 Ocak saat 22.20 sıralarında Şanlı ile Nejat Mete adlı kişinin yaptığı telefon görüşmesi kayıtlara şöyle girdi: Mete: Selamünaleyküm, napıyorsun?Şanlı: Aleykümselam, çarşıdayım, toplantı vardı. Akın'la dolaşıyorum. Mete: Bizim arkadaşların işi mi dün zıbartılan adam? Şanlı: Bizim arkadaşlar.Mete: Arkadaşlar bulunurlar mı? Şanlı: Yok yok bulunmazlar. Mete: Elleri dert görmesin." (http://www.milliyet.com.tr/-vatansever-de-hrant-dink-izi/guncel/haberdetayarsiv/05.07.2007/260200/default.htm)

Ancak diğer delillerle ilgili olduğu gibi bu telefon konuşması da hiçbir zaman soruşturulmadı.

Zirve Yayınevi davasında Hrant Dink

Zirve Yayınevi katliamı davasının önemli tanıklarından eski astsubay Metin Doğan, Ergenekon davası kapsamında verdiği ifadesinde, Veli Küçük'ün "Orhan Pamuk eylemi zor olacak ancak Dink cinayeti basit, vuracaklar bile hazır" dediğini iddia etmişti. Doğan ayrıca, Veli Küçük'ün bürosuna gittiğinde, Küçük, Muzaffer Tekin, Ayvaz Korkmaz, Osman Şirin, İbrahim Güzel arasında geçen konuşmada 'Hrant Dink'i öldürecek gençlerde sorun olduğu'nun konuşulduğunu aktarmıştı.

Kafes Eylem Planı'nda Hrant Dink

Deniz Kuvvetleri'ne bağlı Özel Operasyon Gücü Komutanlığı tarafından 2009 yılı Mart ayında hazırlanan "Kafes Operasyonu Eylem Planı"nda Hrant Dink cinayeti "operasyon" olarak geçiyordu. Darbe planının girişindeki "durum" başlıklı bölümün ilk maddesi şöyle:

"Rahip Santaro, Malatya Zirve Yayınevi ve Hrant DİNK operasyonları sonrasında, Türkiye'de yaşayan gayrimüslimlerin irticai grupların hedefinde olduğu yönünde kamuoyu oluşmuş, ancak AKP tarafından, karşıt medyanın da desteğiyle, söz konusu olayların Ergenekon tarafından organize edildiği şeklinde yoğun propaganda faaliyetlerinde bulunulmuştur."

Balyoz iddianamesinde Hrant Dink

Yine Balyoz Darbe Planı iddianamesinde, İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığı tarafından hazırlanan suikast listesinde yer alan 19 kişi arasında Hrant Dink'in ismi de vardı. "Darbe karşıtı Ermeni basına" yönelik yapılacak Orak adı verilen operasyon için "tahrip ve bomba imha" eğitimi almış üç özel harekâtçı astsubaya görev verilmişti. Hrant Dink'in adı ayrıca darbe sırasında tutuklanacak gazeteciler arasında da geçiyordu.

Ancak Veli Küçük ve Kemal Kerinçsiz gibiler durup duruken Hrant Dink'i hedef almadılar. 2001 yılından itibaren Milli Güvenlik Kurulu, azınlıklar ve misyonerliği iç tehdit olarak değerlendirdi. Bu süreçte Genelkurmay Başkanlığı, kuvvet komutanlıkları ve üniversitelerde yine Ergenekon sanığı Sevgi Erenol tarafından verilen seminerlerde, ülkenin bölünmez bütünlüğüne yönelik tehditler bir piramit arz ederse, bunun en tepesinde azınlıkların olduğu anlatılıyordu.

Koruyanlar da suçlu

Hrant Dink'in ülkeyi kaosa sürüklemek için planlanan bütün bu girişimlerin hepsinde adının olması bir tesadüf değil. Ergenekon, Balyoz, Zirve davaları, Kafes Eylem Planı'nın hepsinde olan ortak nokta Hrant Dink. Eğer bütün bu davalardaki iddialar ve delillerin üzerine gidilseydi Hrant Dink'i öldüren ve Fethiye Çetin'in "Ergenekon'u da aşan" diyerek tarif ettiği örgüt ortaya çıkmış olacaktı. Ve bu örgüt ortaya çıktığında muhtemelen karşımızda devlet içinde bir örgütlenme değil devletin ta kendisini görecektik. Hrant Dink cinayeti Ergenekon'u da kapsayan fakat onu aşan bu yapı ile onu koruyan bugünkü iktidarın birlikte işlediği bir cinayettir. Bu deliller, kayıtlar, davalardaki ifadeler elimizde, biz bunları biliyoruz. İşte bu yüzden biz bitti demeden bu dava bitmeyecek.

Arife Köse

[email protected]

  • Abone ol