Bir cumhurbaşkanlığı seçimi atlattık. Birkaç gündür bu seçimin sonuçları üzerine tartışıyor, sonuçlarını okumaya, anlamaya çalışıyoruz. Doğal olarak aldığı oy itibariyle bu seçimin en çok tartışılanı Selahattin Demirtaş ve HDP oluyor. Bence de seçim sonuçlarını bundan sonra ne yapmamız gerektiğini de içerecek şekilde tartışmak önemli.

AKP’nin Türkiye’si yeni olabilir mi?

Seçimin sonucu açısından baktığımızda cumhurbaşkanlığı yarışını göğüsleyen Erdoğan oldu. Taraftarları bunu “yeni” Türkiye’nin müjdesi olarak sunmaya çalıştı. Erdoğan cumhurbaşkanı olmuş olsa da Gezi’de yaşananlar, Soma katliamı, hırsızlık dosyaları ve dosyaların aklanması pahasına darbecilerin, Ergenekoncuların serbest bırakılması,“afedersiniz” diye başlayan cümleler, gencecik oğlu öldürülmüş bir anneyi yuhalatan konuşmalar hala bu toplumun hafızasında. Erdoğan cumhurbaşkanı olmuş olabilir ama onun cumhurbaşkanlığından yeni bir şey çıkmaz. Ancak bu seçim sonucuna bakarak “gördünüz mü adam bir de cumhurbaşkanı oldu. Koşar adım diktatörlüğe gidiyoruz” muhalefeti de şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da AKP’ye ve Erdoğan’a karşı işe yaramaz. Çünkü bu politika AKP’ye ve Erdoğan’a oy verenleri kazanamaz, onlarla bağ kurma şansı yoktur.

Hâlâ CHP’den sol çıkarmaya çalışmak

Bu seçim resmi ideolojinin, Kemalizmin iflası, CHP ve MHP’nin ve onların yaptığı tarz muhalefetin hezimetidir. Bu hezimetin farkında olanlar şimdi CHP’ye “Demirtaş’ın söylemi CHP’nin söylemi olmalıdır” diye anlatmaya çalışıyorlar. İki seçimdir MHP ile ittifak yapan partiye bu ittifaka karşı çıkmadan, bunun hata olduğunu söylemeden CHP’yi yüzünü sola dönmeye çağırmak tek kelimeyle komik! Barışın, Kürt halkının, demokrasinin en büyük düşmanı ile ittifak yapan, kendisi de bugüne kadar çözüm süreci konusunda tek bir doğru düzgün kelam etmemiş, hatta genel başkanı zaman zaman çıkıp “eğer Türkiye bölünürse elimize silah alıp savaşırız” demiş bir partiden hala solculuk bekleyenler bir kez daha gerçek bir muhalefetin oluşmasını engelliyorlar.

Çünkü şunu anlamamakta ısrar ediyorlar; Kemalizm ile bağlarını koparmamış bir sol muhalefet olamaz. Kendisinin de sık sık ifade ettiği gibi Demirtaş’ın söylemini oluşturan sadece kendi parlak zekası ve bugüne kadar keşfedilmemiş parlak sözler bulması değildi. Demirtaş, devleti masaya oturtmayı başarmış, Ortadoğu’da onsuz hiçbir denklemin kurulamadığı Kürt özgürlük hareketinin temsilcilerinden biridir. Bu hareket yıllardır Kemalizmin üzerinde kurduğu baskıya karşı mücadele ediyor. Dolayısıyla Kürt halkı gibi yıllardır bu ceberrut devletin baskı altına almaya çalıştığı, ezdiği, şiddet uyguladığı, CHP’nin ittifak kurduğu MHP’nin tetikçilerinin hedefi olmuş bütün kesimlerle sadece içi boş bir AKP karşıtlığına dayanmayan bir bağ kurma şansına sahip.

Demirtaş’ın söylemi işte böyle bir arka plana dayanırken bütün bu kesimlerin katili ve en büyük düşmanı olan partiyle ittifak yapan, Kemalizm ile bağlarını koparması mümkün olmayan bir partiden birileri yıllardır “sol” çıkarmaya çalışıyor. Sanırım onlara şunu söylemek gerekiyor; sol bir politika istiyorsanız ya Kemalizm ile bağlarınızı koparın ve CHP’den ayrılın ya da Kemalist, milliyetçi bir partide olmayı kabul edin.

Başka türlü bir sol muhalefet mümkün

Bu seçimde ilk kez hem CHP’nin ilkesiz muhalefetin hem de AKP’nin “yeni Türkiye”sine mahkum olmadan, gerçek bir sol muhalefetin mümkün olduğunu gördük. Sadece oy oranımızı yükseltmekle kalmadık Türkiye’nin 81 ilinden yüzdelik dilimlere giren oy oranları almayı başardık. Daha önceki seçimlerin sonuçlarında sıfır görünen yerlerde hiç de azımsanmayacak oylar çıktı sandıklardan bu sefer.

En önemlisi halkın barış sürecine verdiği desteği bir kez daha ifade etti. Adil Gür HDP Parti Meclisi’ne yaptığı sunumda barış sürecinin halkın oy verme davranışını etkileyen en önemli etkenlerden biri olduğunu, bunun ekonomi ve istikrarın bile önüne geçtiğini anlattı.

Ayrıca şunu da teslim etmek gerekir; eğer çözüm süreci olmasaydı, hala savaş devam ediyor olsaydı ne biz ne de Selahattin Demirtaş böyle sözümüzü rahatça söylediğimiz bir seçim kampanyası yürütüyor olamazdık. Cenazelerin gelmeye devam ettiği bir ortamda ne kadar doğru ve güzel şeyler söylüyor olursanız olun karşınızdaki milliyetçilik duvarı daha kalın ve serttir.

Seçimlerde aldığımız oyun bir başka önemli sonucu Türkiye’de içi boş, sadece “diktatör geliyor, kaçın” dışında başka bir şey söylemeyen bir muhalefet dışında muhalefete ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğudur.

Biz bu seçimde Demirtaş’ın şahsında bir dizi ilke, politika anlattık. Ne dedik?

Birincisi, barış süreci hızlanmalı, hükümet gerekli adımları atmalı. Farklılıklarımızı ortadan kaldırmadan eşit koşullarda birlikte yaşamanın şartları her düzeyde oluşturulmalı dedik.

İkincisi, Soma’dan HES’lere, nükleer santrallere karşı mücadele edenlere, LGBTİ bireylerden Alevilere, Süryanilerden Yahudilere, Ermenilere, Çerkezlere, Roboski’ye kadar bu ülkede haksızlığa uğrayan herkesin sesi olacağız dedik.

Üçüncüsü gösteri yapma hakkından kürtaja kadar herkese özgürlük dedik.

Yani, barış, demokrasi ve özgürlük ekseninde değişim dedik.

Yani bazılarının çok sevdiği ve Kürt özgürlük hareketinin anaakım politikaya yaklaşması olarak yansıttığı soyut bir Türkiyelileşme anlatmadık aslında. Bir süreden beri AKP’nin hegemonik söylemi altında sürekli sağa çekilen politik söylemi sola çeken, ulusalcılığa, islamofobiye prim vermeden AKP’yi eleştiren bir dizi politika anlattık.

Bunun karşılığında aldığımız oy oranı ile şimdiye kadar 6-6.5 sınırında seyreden oy oranını kat be kat aştık ve insanlar bize dediler ki, “peki, sizi dinleyebiliriz”. Bu seçim sonucu bize sol muhalefette bir boşluk olduğunu gösterdi. Mithat Sancar seçim sonuçları konusunda yaptığı değerlendirmede Türkiye’de AKP’yi frenleyecek muhalefetin HDP olabileceğini söyledi.

İddiamız budur, ancak bu iddiayı gerçekleştirmek için bundan sonra çok çalışmamız gerektiği de bir gerçek.

Birincisi, seçim kampanyasında Selahattin Demirtaş’ın ifade ettiği barış, demokrasi ve özgürlük olarak özetlenebilecek söylem soyut bir idealler bütünü değil. Bu hareket barış sürecinin sadece savunucusu değil, aynı zamanda tarafıdır da. Bu seçim sonucu çözüm sürecinde Kürt özgürlük hareketinin elini güçlendirmiştir. Bunun arkasında durmalı, Türkiye’de barışın sesini daha da yükseltmeliyiz.

İkincisi, HDP iklim değişikliğinden, LGBTİ bireylerin mücadelesine, Ermeni soykırımından Alevilerin haklarına kadar halen devam etmekte olan mücadelelerin sadece söylem düzeyinde temsilcisi olan bir parti değil, bu mücadelelerin içinde yer alan ve onların kendisini içinde ifade edebildiği bir parti olmalı. Çünkü Türkiyelileşme olarak ifade edilen aslında Kürt sorununda milliyetçi kesimleri “rahatsız” etmeyecek şekilde bir yumuşama değil, bu sınırlar içerisinde ezilen, haksızlığa uğrayan, adalet ve özgürlük isteyen her kesimin partisi olmaktır. AKP’yi ancak böyle bir muhalefet frenleyebilir ve ona karşı bir alternatif oluşturabilir.

Ortadoğu’daki sorunlar ABD işgalinden bu yana devam eden, Arap devrimlerini ve bu devrimlere yönelik bir karşı devrim hareketini de içeren ve Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan, savaştan kaçan mültecilere kadar bir dizi sorunu kapsayan bir süreci içeriyor. Hem Ortadoğu’da diktatörlere karşı ayaklanan halkların yanında olan hem de Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan mültecilerin haklarını savunan, onların sesi olan bir muhalefet yürütmektir yapmamız gereken.

Her ne gerekçe ile olursa olsun Demirtaş’a verilen her oy milliyetçiliğe, militarizme karşı verilmiş oydur. Bu sesi daha da yükseltenler, büyütenler gerçekten yeni Türkiye’nin inşacıları olabilir. Bu fırsat önümüzdedir, gerisi bize kalmıştır.

[email protected]

http://marksist.org/cumhurbaskanligi-seciminin-ardindan-nasil-bir-muhalefet.html

  • Abone ol