Düne kadar övünüyorlardı. Düne kadar gururla anlatıyorlardı. Yavaş yavaş savunmaya geçtiler.

Güçlü bir haykırışla artık "Biz yaptık biz" diyemiyorlar.

Cümle alem işin aslını öğrendi...

O yolları, o köprüleri, o tünelleri, o hastaneleri, o havaalanlarını AKP iktidarı yapmadı.

O yollar, o köprüler, o tüneller, o hastaneler, o havaalanları devletin değil.

Müteahhitlerin!

Devletin hükmü devletin köprülerinde, otoyollarında, tünellerinde geçiyor. Devletin hükmü müteahhitlerin köprülerinde, otoyollarında, tünellerinde geçmiyor.

Kanıt; bayram tatilleri, iktidar bayram boyunca ‘ücretsiz geçiş’ kararı alıyor ama sadece devletin  köprülerinde, otoyollarında, tünellerinde uygulanıyor.

Müteahhitlerin yaptıklarını kapsamıyor. Hükümet oralara karışamıyor.

Dahası var...

Devletin sahip olduğu yerlerde Türk lirası geçerli. O yolları kullananlar Türk lirası üzerinden bedel ödüyor. 

Müteahhitlerin 25 yıl boyunca mal sahibi oldukları yerleri kullananlar dolar üzerinden!

AKP iktidarı kendince parlak bir formül bulmuştu. Adına Binali Yıldırım formülü diyorlar. 10 yıldır uygulanıyor. İktidar otoyol mu yapacak?

Çağırıyor müteahhitleri, diyelim ki ayda 100 bin araç geçmesi mi hesap ediliyor, 300 bin araç üzerinden garanti veriyor. Geçiş ücretini Dolar veya Euro üzerinden belirliyor. Yüklenici konsorsiyumun yeterli birikimi yoksa kamu bankaları kredi açıyor.   

Örnek Yavuz Sultan Selim Köprüsü. Birikimi yoksa devlet bankaları anında kredi açıyor.

Sistem bu...

 Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden 2018 yılında 14 milyon 923 bin araç geçmiş. Yapımcı firmaya verilen garanti ne kadar?

49 milyon 278 bin...

Yani üç katı...

İşin rengi belli olana kadar iktidar "Devletin cebinden beş kuruş çıkmayacak" diye bas bas bağırıyordu. Müthiş bir iş yapılmış gibi böbürleniyorlardı. Dünyanın kendilerine gıpta ile baktığını örnek aldıklarını söylüyorlardı.

Projeler bitti, hayatın gerçeği ortaya çıktı.

Devletin kasasından oluk oluk para gitmesi bir yana, bizim cebimizden de oluk oluk para gidiyor. Hemen somut örnek: İstanbul’da boğazı birbirine bağlayan üç köprü var. İlk ikisinin geçiş ücreti aynı, üçüncüsünün iki ücreti iki kat fazla.

Neden?

Anadolu’da yaptırdıkları havaalanlarına garanti ettikleri yolcu sayısı dudak uçurtan cinsten.         

İnsanlar "Bu ne ya!" dedikçe iktidarın sesi kısıldı.

"Biz yaptık biz" gürlemesi anlamını yitirdi.

Cumartesi günü SGK binasının açılışında Cumhurbaşkanı’nın konuşmasını dinledim. İktidarın yegane temsilcisi şapkasıyla konuştu. İlk defa şehir hastanelerini savunamadı!

"Halkım için zarar edersek edelim be" diyerek popülizm yaptı. Zarar edecek kişi kendisiymiş gibi davrandı. Halkın parasıyla halka caka sattı!

Yarın öbür gün köprüler için de söyleyecek, otoyollar için de...

"Yollar medeniyettir" diyecek, "Çocuklarımız rahat edecek" diyecek... 2023 hedefimiz diyemediği için (O hedefin yanına bile yaklaşamıyoruz) 2053 hedefine pas atacak.

İktidarın yegane temsilcisini dikkatle dinledim. Bu sistemin getirdiği devasa kara deliğin farkında olduğunu hissettim. Söyleyecek sözü kalmamış.   

Çünkü; halkın kahir ekseriyeti o yolları, o köprüleri, o tünelleri, o havaalanlarını, o hastaneleri AKP iktidarı yapmadığını gördü, anladı, yaşadı...

Oralarda devletin hükmü yok. Birçoğuna Türk yargısı da karışamıyor; İngiliz yargısı yetkili.        

İktidarın en büyük kozu bu yatırımlardı. Boyaları birer birer dökülüyor. Şehir hastanelerini kamulaştırın kampanyası başladı bile...

Yarın biri çıkar köprümüzü de geri alalım der mi?

Öteki otoyollarımızı, tünellerimizi de!

Der mi der... Seçim kampanyasının başat konusu bile yapabilirler.

İktidarın büyük kozu büyük külfeti olmaya aday!

  • Abone ol