Mehmet YILDIZ

yildizmemed@gmail.com



Bookmark and Share

Erdoğan, Öcalan ve Dersim


03.04.2013 - Bu Yazı 3806 Kez Okundu.
Yorum : 2 - Onay Bekleyenler : 0

 Erdoğan Öcalan’ı İmralı’da derin devletin elinden aldıktan sonra onu kullanarak PKK’yı silahsızlandırmak istiyor. Bir süre önce Taha Akyol’la televizyonda yaptığı bir konuşmada devlet ve hükümet adına bu işi operasyonel düzeyde MİT’in üstlendiğini, MİT’in operasyonel düzeyde her zaman ajanlarla konuştuğunu, ortada bir pazarlık olmadığını, masanın bir tarafında kendisinin, bir tarafında da Öcalan’ın olduğunu iddia edenlerin kendisine hakaret ettiklerini, Öcalan’a 12 kanallı bir televizyon verdiklerini, alıp alacağının da bu olduğunu söyledi. PKK’lıların silahlarını Türkiye’de bırakarak yurt dışına çıkmaları gerektiğini ilan etti.

Kontrgerilla devletini AKP devleti yapmaya çalışan Erdoğan’ın devleti şeffaflaştırma, demokratikleştirme diye bir derdinin olmadığı 11 yıllık deneyimle açığa çıktı. İslam’ı referans alan AKP’nin şapkasından her seferinde ne çıkacağını kimse bilmiyor. 1400 sene özce yazılan İslami tekstlerde demokrasinin hiç salık verilmediğini, yalnızca Allah’ın mutlak hakimiyetinin dile getirildiğini biliyoruz. AKP’ye destek veren büyük seçmen kitlesinin de devletin demokratikleştirilmesi gibi bir talebi yoktur. “Halk normal koşullar altında modern çağda her ülkede demokrasi, hukuk devleti ister” gibi bir inanç tarihsel-sosyolojik veriler tarafından desteklenmiyor.

Kontrgerilla devletini AKP devleti yapmaya çalışırken AKP Kontrgerillayı bütünüyle tasfiye etmiyor. Yalnızca onun kolunu kanadını kırarak devlet içinde etkisiz hale getiriyor. Uludere’de olayında görüldüğü gibi, devlet içinde olup biteni anlamak zaman zaman çok zorlaşıyor; tayin edici faktörün rekabet/kontrol kaybı mı, yoksa pazarlık mı olduğu hiç anlaşılmıyor.

Devlet 1970’li yıllardan itibaren sayısız cinayet işledi, katliam yaptı, işkence yaptı. Bu suçları işleyen hiçbir devlet örgütü temizlenmedi. Suçluların yalnızca AKP hükümetini devirmek isteyen kesimi cezalandırıldı. Polis ve MİT’in işledikleri cinayetlerin ve yaptıkları işkencelerin üstü tamamen örtüldü. AKP aynı teşkilatlarla ve aynı kadrolarla devletin devamlılığını sağlıyor.

Demokrasi gibi bir derdi olmayan Erdoğan ve bir MİT ajanı olma görevi verilen Öcalan aracılığıyla PKK-devlet çatışması son bulursa asker ve PKK militanlarının öldürülmesi son bulacağı için bu girişime karşı çıkmak doğru değildir. Erdoğan ve Öcalan’ın çarpık barış kavramını sadece bu nedenle destekliyoruz.

Toplumun belli kesimlerinde hâlâ süren büyük bir PKK korkusu vardır. Dolayısıyla PKK korkusunun bitmesiyle birlikte Dersim toplumu gibi PKK tarafından feci bir biçimde dejenere edilmiş toplulukların tekrar kendilerine gelebileceklerine inanıyoruz. “Barış”ın bu gibi yan bir ürünü de ortaya çıkabilir.

Fakat dağın yine fare doğurma ihtimali de vardır. Barış müzakerelerinin baş aktörleri hiç güven vermiyorlar. Tıpkı üstatları Necip Fazıl Kısakürek gibi ne zaman ne yapacakları, ne söyleyecekleri hiç belli olmuyor. Erdoğan televizyona çıkıp Kürtlere “Öcalan’a 12 kanallı  bir televizyon verdik, o da PKK’yı silahsızlandırmaya karar verdi” diyor. Gerçek durum ne olursa olsun bu açıklama pek akıllıca, amaca hizmet eden bir açıklamaya benzemiyor. Bir televizyona fit olan insanları alış-veriş fiili olarak tamamlanmadan “Sizi kandırdım. Siz aptalsınız aslında!” demek suretiyle yalnızca alış-verişi engellersiniz. Durum Erdoğan’ın açıkladığı gibiyse Erdoğan seçmene kabadayılık mesajı vereyim derken karşı tarafa “Aslında sizin kazanacağınız  çok fazla bir şey yok” mesajını vermiştir.

Erdoğan’ın müzakerelere dair yaptığı açıklama doğruysa Newroz’da Diyarbakır’da bir araya gelen iki milyon civarında insan neyi kutladı o zaman? Taraf gazetesinden Namık Çınar köşesinde bu tuhaflığı şöyle  ifade etti: “Öcalan’ın, Kandil’in ve BDP’nin zafer sarhoşluğu içerisinde zil takıp oynamalarına bakılırsa, ya hiçbir şey vaat etmediğini belirten Başbakan yalan söylüyor; ya da Kürtler kafayı yemişler, hiçbir şey istemeden göbek atarak silah bırakıyorlar” (29.03.1013 tarihli Taraf gazetesi).

Kürt cephesindeki söz konusu “tuhaflık” yeni değil aslında. Kürt seçmenin büyük çoğunluğu AKP’ye oy veriyor. Geri kalanı da PKK’yı destekliyor. Bunlardan hangisi Kürt halkının çıkarlarını savunuyor? Hiçbiri.

PKK yanlısı Kürtlerin Öcalan’a sınırsız bir sadakat içinde olmaları ciddi olarak incelenmemiştir. Newroz’da Diyarbakır’da bir araya gelen iki milyon insanın sevinci “Ne iyi artık çocuklarımız ölmeyecek!” sevincinden ibaret değildir. Bu sevinç daha çok Öcalan’a bir bağlılık gösterisidir.

Kürtlerin PKK’ya ve özellikle Öcalan’a verdikleri desteğin mahiyetini tartışmak gerekir. Bu desteğin demokratik, ilerici bir özelliği yoktur. Hatta Kürt milliyetçiliğini içeren bir yanı da yoktur. Tamamen totalitarizm ve manipülasyon ürünüdür.

Irak Kürtleri göreceli olarak istikrarlı, refah içinde olan, özerk bir bölge oluşturdular. Türkiye, Suriye ve İran Kürtlerinin özerk bir bölge oluşturan Irak Kürtleriyle birleşerek bağımsız bir ülke oluşturmaları daha doğal bir istek gibi gözüküyor. Nitekim bu nedenle bölge devletleri kendi Kürtlerine bu kuşkuyla bakıyorlar. Oysa PKK’yı destekleyen Kürtler sadece Öcalan’ın kişisel arzu ve ihtiyaçları için harekete geçiyorlar. Yoksul ve baskı altındaki milyonlarca insan kendini 1978-1999 döneminde sayısız insanlık dışı ağır suç işlemiş Öcalan’a adıyor. Öcalan’ın başından beri bir MİT ajanı olması, Şam’da, Bekaa Vadisi’nde Lolan Kampı’nda olup bitenler onları ilgilendirmiyor. Irak Kürtleri gibi kendi kendilerini yönetmek, dillerini bölgelerinin resmi dili yapmak vb. istemiyorlar. Kendilerini koşulsuz bir biçimde Öcalan’a adamışlar. Öcalan ne derse o oluyor.

Barış müzakereleri çerçevesinde İmralı’ya giden Sırrı Süreyya Önder’e Kürtlerin gözünde biricik Kürt sorunu haline gelmiş Öcalan "Sarışınlardan uzak dur Sırrı!" dedi. Besbelli ki Öcalan’ın aklı bağımsız Kürdistan gibi konularla meşgul değil.

Sonuç olarak, demokrasi gibi bir derdi olmayan büyük bir seçmen kitlesinden destek alan ve demokrasi diye bir derdi olmayan bir başbakanla, yoksul ve baskı altındaki Kürtlerin önemli bir kesimine kendi dertlerini unutturmuş ve kendisine kölece bağımlı kılmış Öcalan arasındaki dürüstlükten çok uzak diyalogdan ne çıkacağı hiç belli değil.

PKK Dersim’de Dersimlilerde her zaman var olduğuna inanılan korkusuzluğun, mertliğin, zayıfa sahip çıkmanın vb. sonunu getirdi. Dilimizin (Zazaca) BM tarafından yıllar önce ölü dillere katılmak üzere olduğu bildirildi. PKK çoğu zaman doğrudan Dersimli PKK’cılar aracılığıyla ölmek üzere olan dilimize büyük bir düşmanlık yapıyor. Onun bir an önce yeryüzünden kaybolarak sözde Kürt ulusal birliğine hizmet etmesini istiyor. Bağımsızlık, özerklik gibi şeyleri bir yana bırakın, dillerinde eğitim hakkını dahi kazanmamışlarken PKK Kürtler adına bizim anadilimizi bütünüyle yok etmek istiyor.

Dersimliler en azından en zor koşullar altında zalime zalim demekten çekinmezlerdi. Son 20-30 yılda Dersim toplumu PKK korkusundan maalesef bir zombi toplumuna dönüştü. Davalarını savunmak üzere öne çıkan insanlar bile PKK korkusu yüzünden mertçe konuşmaya, mertçe davranmaya her zaman cesaret edemediler. Belkemiği olmayan şarlatanlar bir PKK’yı yerdiler, bir övdüler. Bir yiğitlik yaparak, “Bu devlet 1937-38 yıllarında bizi kırımdan geçirdi” dediler, bir kendi küçük çıkarları için gözlerimizin içine bakarak “Dersim halkı Atatürk’ü çok seviyor” diyerek yalan söylediler. Dersim halkı Atatürk’ü çok seviyorsa neden 1938’in peşine düşüyorsunuz?” diye soran olmadı. Bu da bize dert oldu; zekamız küçümsendi.

Demokrasi, hukuk devleti, insan haklarını savunan bir PKK karşıtı olarak dostluklarında hiçbir samimiyet olmayan sakat edilmiş, çok sayıda özelliğini, hassasiyetini yitirmiş insanlar arasında yıllarca çaresiz, güvensiz bir biçimde dolaşıp durdum. Hiç utanmadan Öcalan’ın, yandaşlarının fikirlerine benim fikirlerime gösterilenden daha büyük bir tolerans gösterdiler. Dersimliler arasında dolaşıp dururken “devrimci” çocukların ölümü üzerine arabesk türküler söyleyen ölü soyucusu, siyasi hiçbir birikimi, geçmişi olmayan Tuncelili türkücüler tarafından bile tehdit edildim. Türkülerinde bir kalite olsaydı, hiç olmazsa biz de Tom Lehrer gibi işi şakaya vurarak “Savaşı kaybettik ama bütün güzel şarkılar bizim” der, tehditlerine aldırmazdık. “Devrimci” (!) arabeski bırakarak PKK adına sık sık sahnede bizi “Kürt halkının değerlerine hakaret etmek” ile suçluyorlardı. PKK dilinde bunun “Öcalan’a hakaret etmek” demek olduğunu herkes biliyor.

Necip Fazıl Kısakürek’in iki öğrencisi olan barış sürecinin iki baş aktörünü her şeye rağmen biraz daha ışık gelecek, ışıkla birlikte mertlik de geri gelecek umuduyla izliyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

Facebook Yorumları

reklam
09.09.2014
Maggotlaşan İnsanoğlu ve Yerel Dar Kafalılık (2)
26.08.2014
Maggotlaşan İnsanoğlu ve Yerel Dar Kafalılık (1)
15.08.2014
La Catedral Hapishanesi veya Çankaya Köşkü
06.08.2014
Kasımpaşalı Tayyip cumhurbaşkanı olurken
15.07.2014
Dersim ve solculuk
22.06.2014
Öcalan serbest bırakılmalıdır
12.06.2014
Anadolu’da Bir Hümanizm Şavkı
09.06.2014
Öcalan nasıl serbest kalır?
07.06.2014
Öcalan'nın aşk mektubu ve barış
20.05.2014
“Vura vura büktüler bizi, eğildikçene eğildik”
06.05.2014
“Autoritair en corrupt, maar mateloos populair; hoe doet Erdogan dat?”
14.04.2014
Erzurumlu “bebe” ve Mısır Bildirisi
01.04.2014
Türkiye’de sıfırlamacı Tayyip, Dersim'de 'yırtık' Apo kazandı !
10.02.2014
Öcalan’ın Videoları ve Gönüllü Köleleri
08.02.2014
Hukuk, adalet, ahlak ve demokrasi
01.11.2013
HDP’deki Aleviler yahut Caligula’nın atları
16.10.2013
Roman ya da Ğışto’nun hançeri
02.10.2013
“Devrimci faşizm” olur mu?
14.09.2013
Ah Anadolu’da bir Pirahã olsaydım
13.09.2013
Önemsiz yazarın önemsiz notları
13.08.2013
Dersim Notları
03.08.2013
Anwar Congo ve Dersimli TİKKO’cuların benzer kişilikleri
17.07.2013
Karl Marx, toplumsal yoksulluk ve Siirt’in kızları
16.07.2013
Kalbim çat diye dursa...
29.06.2013
Sosyal Ontoloji Forumları ve Demokrasi
27.06.2013
Ethem Sarısülük Cinayeti ve Kadıköy Eylemi
20.06.2013
No Anonymous One Victim (Mağdur)
10.06.2013
Erdoğan’ın Sosyal Mühendisliği, Mezhepçiliği ve Kızgınlığı
04.06.2013
Gezi Parkı’ndaki Öfkeli Kalabalık ve Mezhepçi Bir Külhanbeyi
26.05.2013
General Ludd’un Bedbaht Manifestosu
18.05.2013
Dersimli Kemal, Kamer ve Hüseyin
10.05.2013
Boş Konuşmak İmtiyazı
03.05.2013
AKP İslamcılığı, Dinin Avucundaki Toplum ve Solcu Ritüelizmi
28.04.2013
Üç Soru, Üç Cevap
20.04.2013
Alevilik
12.04.2013
Katatonik Şizofreniden Muzdarip Toplum
09.04.2013
Hayalet Kimlik Sendromu ve Tevekkül
08.04.2013
MEHDİ ÖMERLİLİ ABDULLAH EFENDİ
03.04.2013
Erdoğan, Öcalan ve Dersim
29.03.2013
Barış, siyasi zombiler ve siyasi kriminaller
27.03.2013
Abdullah Öcalan ve barış
24.03.2013
Dersimlilere de bir Hakan Erdem lazım
23.03.2013
PKK silah bırakırsa
2 0
mehemmed zaza 17.09.2013 - 04:29:08
yok babam yok, bu eldeki malzemeden kimsenin hayrina bir sey cikmaz.biri peygamberlik iddaasin da digeri halifelik hülyasin da.hep beraber el acip yaradana yalvaralim da citayi daha fazla yükseltmesinler.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%52,00
engin 16.09.2013 - 15:53:13
KİMYASAL GAZLAR SORUNU! Son dönemde en çok kimyasal gaz Türkiye'de kullanıldı. Aslında kimyasal silah sayılan biber gazını savaşlarda kullanmak yasak.Türkiye'de ise iş çığrından çıkmış durumda... İçişleri bakanlığının iddia ettiğinin aksine biber gazı da kimyasal bir silahtır (ancak bu kurala uyulmamaktadır)...Özellikle Taksim Gezi eylemleri ile başlayan süreçte kışkırtılan çoğu ırkçı yetiştirilmiş politik parti militanı, kötü eğitimli, rüşvetsiz iş yapamayan, adam kayırma ve zayıf olana baskıdan zevk duyan, her türlü suça bulaşmış adi polisin eline birer gaz pompası verilerek eylemcilere saldırıldı...1972 tarihli Cenevre Anlaşması gereği, savaşlarda bile kullanılmayan, uluslararası çatışmalarda 167 ülkenin imzasıyla yasaklanan biber gazı, ülkelerin kendi kararlarıyla, polis ya da jandarma tarafından "halkına karşı" kullanılabiliyor. Türkiye bu anlaşmayı 04.04.1997 tarihinde onayladı ve TBMM'nin kararı 10.04.1997'de Resmi Gazete'de yayınlandı. Bir anlamda, yasaklı bir kimyasal silah olan biber gazının başka halklara karşı kullanılması yasakken, anlaşmada, ülkelerin kendi içinde kullanmasını sınırlayan bir madde bulunmuyor. Türk polisi gibi zehirli gazı kullanan yok! Eylemlere katılmayan semt sakinleri de dahil ayrım yapmadan, herkesin üzerine kimyasal gaz sıkmayı kahramanlık gören sözde Emniyet kuvvetleri barbar kimliklerini koruduklarını br daha ispatladılar. Gezi Parkı direnişi ile başlayan eylemlerde, Türkiye’deki pek çok insan kimyasallardan nasibini aldı...21 haziran 2013’te yapılan bir araştırmaya göre Türkiye Cumhuriyeti biber gazı ithalatında bir rekora imza atarak tam 918 ton biber gazı ithal etmiştir. Geride bıraktığımız 12 yılda biber gazına toplamda 41 milyon dolar harcanmıştır. Bir kıyaslama olması açısından, 2001 yılındaki biber gazı ithalatı sadece 13 tondur. 2005 yılında 215 tona çıkmış, 2013’te ise 918 tona ulaşmıştır. Bu gazların ithalatı sırasında kargo uçakları kullanılır ve uluslararası yasalara göre yolcu uçaklarıyla bu tip kimyasalların taşınması yapılamaz. Medyada sıkça gördüğümüz bir yanlış anlama da, aşağıdaki kovalara ve üzerindeki uyarılara bakarak normalden farklı bir kimyasal kullanımı olduğunun iddiasıdır: Kimyasal savaş provası yapıyormuş gibi davranan kolluk kuvvetleri, sokaklarda dolaşanlara, antreman yapıyormuşçasına acımasızca kimyasal gazlar sıktılar, sadist polisler doğal olarak kendilerini böylelikle tatmin ediyorlardı. AKP rejimi bu gazların öldürücü olmadığını idda etsede, savunduğu kimyasalların öldürme fonksiyonları dolaylıdır, sinir sistemlerini tahrip etme tesirleri sarin gazı gibi kısa süreli olmasa da uzun vadede korkunçtur. Biber gazı Biber gazı, bir oleoresin kapsiyum bileşiğidir. Bitkiden etanol kullanılarak çıkarılan kapsiyum çözeltisi buharlaştırılır ve geriye kalan mumsu reçine, propilen glikol ile su içerisinde çözülür ve basınçlı hale getirilerek silahlara yüklenir. Burada en kritik olan nokta, bu gazın içerisindeki biber oranının ayarlanmasıdır. Ne yazık ki bu silahlar üzerine yazılan biber oranı, çoğu zaman gerçeği yansıtmamakta ya da yanıltıcı olmaktadır. (normalde ortalama yüzde bir oranında kapsiyum veya türevlerinin bulunması gerekir ve genelde maksimum yüzde beş konsantrasyona izin verilmektedir). Bu kimyasalın rengi, içerisine katılan biber miktarına ve diğer yan kimyasallara bağlı olarak değişebilmektedir. Biber gazı, basınçlı silahlarla fırlatılmaktadır. Dolayısıyla yakın mesafeden atıldığında gerçek bir silah gibi etki etmesi çok olasıdır. Bu sebeple bu gazın yerden en az 45 derecelik bir açıyla havaya atılması ve bu şekilde yere düşmesi gerekmektedir. Silahtan çıkan gaz kutusu sıcak ve hızlı olduğundan, kısa mesafede yanıklara, parçalanmalara ve ciddi beyin/görüş hasarlarına neden olabilmektedir.En belirgin etkileri gözlerin acıyla kapanması, nefes darlığı ve zorlanması, burun akıntısı ve öksürmedir. Etkileri gazdan gaza değişmekle birlikte ortalama 30-45 dakika boyunca sürebilmektedir. Ne var ki yan etkileri saatlerce sürebilir. Biber gazının özellikle astım hastaları için ölümcül etkiye sahip olduğu bilinmektedir.   ''Az ölümcül silahlarla'' zafer kazanmış AKP polisi! Dünyada işkence alanında şampiyon olan böylesine bir gücün eline kimyasallar vermek, toplumun altına nükleer silah yerleştirmek demektir. Türk polisi hala dünyanın en kötü polisi olarak algılanmaktdır... AKP rejiminin kolluk kuvvetleri kısa zaman içinde, hacımsal olarak, dünyada, kendi toplumuna karşı zehirli gaz kullanma şampiyonu oldular...Türkiye bu gidişle yeni rekorlar kıracak, çünkü gaz ithal siparişleri artarak devam ediyor. TC polisi zaten toplumun en kötü kriminal, sadist, işkenceci unsurlarından oluşuyor, böyle bir gücün eline kitlelere karşı bu türden silahları verdin mi felaketler kaçınılmazdır. Dünyada hala en çok işkence Türkiye'de yapılmaktadır. AKP ne kadar inkar etsede ve ''ufak tefek dayakları, uyandırma tokadını vs..'' işkence saymasa da, Türk polisinin halka karşı uyguladığı baskı metotları, uluslararası normlara göre işkence kategorisine girmektedir. Prensip olarak, derecesi ne olursa olsun politik hedefler için kimyasal silah kullanmak, kimyasal silahın hafifi veya ağırı diye ayrım yapmak ve kendi halkına karşı, ''hafiftir bu, sıkarsam dağılır giderler, ceset fala yok...katliam yapmamışız, hafif bir biber kokusudur yani..''' diye, taksim- gezi eylemlerinde kullanılan kimyasal gazları haklı göstermek ve akabinde Suriye'de bunun bir derece daha tesirlisini kullandılar diye dünya savaşına çağrı yapmak kadar hipokrit bir davraniş olamaz...Günümüzde dünyanın dört bir yanında çok sayıda kimyasal kullanılmaktadır. Bunların hepsi ölümcül derecede tehlikeli olmasa da, bazıları bu etkiye sahiptir ve uluslararası yasalarca denetlenmekte ve yasaklanmaktadır. Bu müdahale araçlarından sıkılan su, saf su bile değildir ve içerisine kimyasallar eklenmektedir. Bu kimyasallar asit etkili olup, biber gazına benzer etkilere neden olur. Dolayısıyla bu araçlardan sıkılan suların vücutta kızarıklık, kabarma, şişme gibi etkiler yaratması kaçınılmazdır. Burada kritik olan nokta, bu aşındırıcı/yakıcı kimyasalların suya ne oranda karıştırıldığıdır. Çünkü bu kimyasalların miktarı artırılarak çok ciddi ve kalıcı hasarlar vermek mümkündür. Ayrıca kimi zaman bu suyun içerisine fiziksel aşındırıcı etkiye sahip mikropartiküller de katılabilir. Tıpkı ufak kum taneleri gibi olan bu parçacıklar, vücutta kesilmelere, yırtılmalara ve aşınmalara neden olabilir. Bu sebeple yüksek basınçla su sıkılmasını zararsız görmemek gerekir. İktidarın kullandığı kimyasal gazların bir çok hastaya,hamile kadına, kontakt lens takan insanlara büyük ölçüde zararları var. Ayrıca etrafa dağılan biber gazının, olaya dahil olmayan masum insanları etkilediğini,olay sırasında hayatını kaybedenleri,yaralananlar da var...  Neo Osmanlıcılığın bir varyantı olan AKP'nin ideolojisi tek boyutludur. Tek renk, tek din, tek bayrak, tek dil, tek eğilimde kendi taraftarlığı dışındaki her şeyi tekfir şemsiyesi altında kıymaktır. Sözde özgür Suriye ordusu dedikleri katilleri himaye eden destekleyen Türkiyedeki halkın malı ve parasıyla bu katil gerici yobaz ve kan icen çeteleri siyasi ekonomi ve lojistik olarak destekleyen ve himaye eden Türk islam rejimidir. Din, etnik yapı ve mezhep ayrımcılığı bunlar için sadece ağababalarına sunulacak hizmet için bir kılıftan ibarettir; Suriye’ ye yönelik büyük babaların operasyonları şimdi açmaza girdiğine göre geriye AKP’deki şahinlerin zorlamasıyla Türk ordusunu bu savaşa sokmak kalmaktadır.   Sevgi ve Saygılarla Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey ---------------------------------------------------------------------- Esin Duran, Selda Suner, N. Gök, Ferdi koçkar Yeliz seren S. Aktaş Pelin Moda, Bedri Engin, Nazmi Dogan, Sevda Suner R. Adalı Sezer Aşkın, H. Datvan, Salih Demir, Nizamettin Duran A. Demir hasan kayısoğlu Melahat Baykara, ismail çekmez. Aydin Nizam Uğur Demir Ismail B. Cenk, Tekin Balkic Selma Altuntaş, Murat Koç Filiz Serin, Nedim Serin, Vedat Koçak, Salih Birdal, Erdal Cömert Ismail Bulak Ahmet Meriç Mustafa Gur, Hasan Zafer Bahar Ünsal Osman B. Ayse bahar Metin Maslak H. Maslak Dilek Solak zeynep içkaya Sevda maslak Sercan Gezmiş Aynur Balkaya İpek Doğan Nazım Doğan Murat Doğan esin erkan Beyhan erdem n. erdem İsmail Deniz Ayten BARAK Ugur Birdal Ahmet Tan İsmet Yelkenci Yıldırım Kongar Selma Kongar Birol Aytekin Hatice Gül Ibrahim Erkin Kemal erdem Rıza Akdemir Mehmet Coskun Hüseyin demir fethi killi Yeliz Ender Mustafa Ender Ugur Basak Kemal Dektaş Ayten Ilkdal Nuri Aktanır Metin Koc Sevgi Ender Burhan Kulakçı Oğuz Duran Burcu Kanter Aysel kanter Erol kanter Layla SOLGUN M. Oktay Kemal Aktas Yelda tekinoglu Orkun Keskin T. Vural Oğuz şen Nur Şen Ismail çaykara Burhan Orkal D. Kahan Seher Yıldız Esra akkaya Mehmet Uzan Yeliz IŞIK Seyhan İlknur Osman Çekiç esma yıldız Murat Çetindal Ali OkyarMusa Tekin Aslı Birdal Nazmi Doğan İnci Gür L. Okar Mustafa Karkaya Omer Aytac Mürsel Bozkır Zeynep Şengül Gülcan Iğsız Murat Nidar şemsi Kaya Ayten Ekşi, Eda leman nermin ışıl D. Polat Kadir Erdem Serdar OKTAY Mehmet Özdemir Mustafa Erkan Nuri AKTAS Emine AKTAS O. Kadir Ergun Metin Kurca Sedat Isiklar Filiz Bag Kadir Baskale Sevim Varlik Hasan Mesut Akkaya Necmi Guler Erhan Isguz Meral Okur Bilge Okyaz. Kemal Koç L. Mirakoğlu Oktay Kızılcık Mehmet Yavuzgil Erdal Polat Hüsnü oktay k. Sankay Ahmet tekin. Semra Kaya Mustafa Çiçek Kayhan Göçkaya Erdal Solgun Mehmet Solgun Esra Solgun N. Altik Oguz Karakış Leyla Mert Işık mert D. Öksüz Erdem Yılmaz Ayse Eltan S. Guner M. Deniz Ok Mehmet İnce Huseyin Cinar Meltem Cinar Berk Cinar L. Demirkaya Huseyin Çilek Ayten Irmak D. Okdere Ali Uskan Berdan Temiz. H. Baskale Murat Gülay Esra Gülay Mustafa Akyol A. jale Kol M. Kol Tamer Oktay Aslan Burukoglu I. Demir Nurettin Akdal Uzan Kara ismail Igdır Ali Serin, Gül Akın, esra Serin Nuri Şen Hasan.Y. Balci Mehmet Yucel İsmet C. Koray salih Söğütlü Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay Ali Dem. Sarahoğlu Ayten Karaman, Mehmet Azal L. Uzan, Harun Tabaklı  Ertekin Sancak, mehmet değerli. Kemal Güler, Zeynep Güler B. Urak *********************************************************************** TÜRKİYE'DE HALKA KARŞI KULLANILAN KİMYASAL GAZLAR YASAKLANMALIDIR. Zehirleyici bir kimyasal olan biber gazı ve benzer maddelerin, kamu sağlığına etkileri sebebiyle, kullanımdan kaldırılmasını istiyorum   http://www.change.org/tr/kampanyalar/t-c-i%C3%A7i%C5%9Fleri-bakanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-polislerin-biber-gaz%C4%B1-kullan%C4%B1m%C4%B1-yasaklans%C4%B1n#
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,63
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı