Mehmet YILDIZ

yildizmemed@gmail.com



Bookmark and Share

Üç Soru, Üç Cevap


28.04.2013 - Bu Yazı 4268 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “Alevilik” başlıklı yazımı okuyan Alevi bir okur bir e-mail aracılığıyla bana üç adet soru sormuştu.  Söz konusu sorulara  kısa bir cevap verdim ancak bu cevabın yetersiz kaldığını düşündüğüm ve konuya genel olarak biraz daha açıklık kazandırabileceğime inandığım için üç soruyu burada bir daha ele almayı yararlı buldum.

1.      “Kişisel olarak Aleviliği İslam’ın neresinde görüyorsunuz?” 

Alevilik İslam’ın içinde midir, dışında mıdır sorusuna öncelikle Aleviler cevap vermelidirler. Çünkü bu soruya verilecek cevap Alevilerin dini inancını oluşturan büyük hikayenin bir parçası olur. Bendeniz ateistim; tanrının varlığına inanmıyorum ki genel olarak tanrının varlığı üzerine kurulmuş dinsel hikayelere, özel olarak Alevilik hikayesine belli bir noktada müdahale ederek  ‘Alevilik İslam’ın içindedir’ veya ‘dışındadır’ şeklinde bir fikir beyanında bulunayım. Nasıl kabul ediyorsanız öyle olsun. Sizin konuyla ilgili açıklamanız olaya dışarıdan bakan bir araştırmacı için yeterli ve geçerli bir cevap olacaktır.

2.      “Sizce bu soruya Sünniler nasıl bir cevap veriyorlar?”

Sünnilik adına verilen biri “tarihsel fiili” olan, diğeri “pragmatist lafzi” sayılan iki  cevap söz konusudur. Her iki cevapta da  müphem bir  yan yoktur.

A.      Tarihsel fiili cevap: “Alevilik herektik bir mezheptir.” Başbakan Erdoğan’ın büyük bir hayranlık duyduğu Şeyhülislâm Ebusuud Efendi’nin fetvaları konuya tam bir açıklık getiriyor. 16. yüzyıl Alevi Soykırımı Sünni retorikten eyleme geçişi sergiliyor. 20. yüzyılın en önemli kırımları Koçgiri’de (1921) ve Dersim’de (1937-1938) yapıldı. Kenan Evren ve şürekası darbe ortamını olgunlaştırmak için Maraş ve Çorum Alevi katliamlarını yaptılar. Bunu Sivaslı müminlerin Madımak Oteli’ni ateşe vererek Alevileri diri diri yakmaları izledi. Meşaleli müminleri mahkemede müdafaa eden 12 avukat AKP’den milletvekili seçildi.

B.      Asimilasyoncu retorik yahut akıllılıktan mütevellit pragmatist cevap: “Tamam, madem Hz. Ali'yi o kadar çok seviyorsunuz bunun üzerine bir dostluk bina edebiliriz. Zira biz de Ali’yi seviyoruz. Ali’nin günlük olarak yaptığını yaparak işe başlayalım. Beş vakit namaz kılalım.”

Son yıllarda “mahalle baskısı” nedeniyle Ramazan’da oruç tutan, Cuma namazlarını kılan Alevi sayısında çok büyük bir artışın meydana geldiği ve Alevilerin Sünniler tarafından asimile edildikleri bilinmektedir. 12 Eylül yönetimi Dersim’de de sayısız çocuğu zorla imam hatip liselerine gönderdi ve köylere sayısız cami yaptı. Sonra aynı köyleri imha ettiği için camilerin uzun vadeli bir etkisi olmadı.

Bilime, özellikle evrim teorisine, demokrasiye, hümanizme inanan insanlar bakımından vatandaşların sema dönmesiyle  namaz kılması arasında bir fark yoktur; zora dayanmadıktan sonra her ikisi de masum dinsel ritüel sayılır. Ateistlere kalsa ne sema dönmek ne de namaz kılmak gerekiyor; bir takım doğa üstü güçlere inanmak yerine evrim teorisini incelemek daha yararlı olacaktır.

Ritüelleri bakımın eşit ve masum saydığımız Anadolu Aleviliği ve Sünniliği dogma ve fıkıh açısından çok farklıdır.

3.       “Dersim Aleviliği İslam’ın neresindedir?”

Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi, bu soruya bir ateist olarak tüm Dersimlilerin katılabileceği bir cevap vermek çok zordur. Alevi toplumunda son yıllarda yaşanan genel şaşkınlık, tüm köyleri yok edilen ve yaşam şekli zorla değiştirilen Dersim Alevi toplumunda daha ağır bir biçimde yaşanıyor. Sünnilerle yapılan teolojik tartışmalarda özür dileyen bir tonda konuşmuyorlar ama Dersim Aleviliğindeki otantiklikten, bağımsızlıktan rahatsız olan ve cem evlerinin duvarlarına M. Kemal’in resimlerini asan Bektaşilerle hızla kaynaşmaya çalışan, ibadet dili olarak Zazaca’yı hiç önemsemeyen, Türkçeyi birinci dil olarak kullanan, Arapça öğrenen, Kuran ve Hadisler hakkında edindikleri bilgiler sayesinde toplum içinde prestij kazanmaya çalışan “dedelik” veya “alimlik” heveslisi insanların varlığı da inkar edilemez.

Keza Aleviliği Zerdüştlüğün bir uzantısı olarak gören, Dersimlileri “Zerdüşt Mezopotamya” miti aracılığıyla bir Kürt azınlığı gibi gösteren asimilasyoncu saldırgan bir Kürt milliyetçiliğini savunan, kendi tarihsel etnik-kültürel kimliğini ısrarla inkar eden, özgüvenden ve özsaygıdan yoksun bir kesim de vardır. Bu kesim Abdullah Öcalan ne diyorsa ona inanıyor ve onu yapıyor. Aslında dini sadece politik maksatlarla kullanıyorlar. Aleviliğin hiçbir değerini benimsemiyor ve onları feodal buluyorlar. Aleviliği Dersimlilerin Kürt ulusal birliği içinde erimelerini engellen anti-ulusçu bir kurum olarak görüyorlar. Ancak PKK Dersimlileri Şafiî Kürtlere katılmaya zorlarken Mamekiye çarşısına dışarıdan gelen “uyanık” dilenciler gibi zaman zaman Dersimlilerin, “Xızır”, “Duzgın”, “pir” “Ali aşkına”, “İmam Hüseyin aşkına”, “Munzur Bava” gibi kutsal kavramlarını kullanıyor. Hacca giden Şafiî Kürtlere “Ey müminler Serok Apo için dua ediniz!” şeklinde açık çağrılar yaparken, Dersimli Alevilere “Kemere Duzgın’a giderken Serok Apo için dua ediniz!” gibi bir çağrıda bulunmuyor. Bu durum kendi başına PKK’nın Dersim Aleviliğine pek inanmadığını ortaya koyuyor.

PKK Şafiî “Kürdistan Dindarlar Birliği”ni kurduğu 1990’lı yıllarda, bir de “Kürdistan Aleviler Birliği”ni kurdu. Kim olduğu, ne yaptığı bilinmeyen “Pir Haydar Celasun” adında esrarengiz bir adam Dersim Aleviliğini PKK adına ele geçirdi; kendisini biricik otorite olarak ilan etti. Kureyşanlılar başta olmak üzere kimse PKK’nın Dersim Aleviliğini zorla ele geçirmesine karşı çıkmadı.

PKK Öcalan’daki düşünce değişikliklerine bağlı olarak bir süre sonra “Kürdistan Aleviler Birliği”ni ve “Pir Haydar Celasun”u unuttu. Bu sefer de sırf güç gösterisi için hunharca öldürdüğü Ali Rıza Polat’ın dedesi olan yiğit Seyit Rıza’yı Kürt mitolojisinin bir kahramanı olarak kullanmak ve Dersimli gençleri etkilemek üzere Dersim’in Piri ilan etti. Mamekiye çarşısında Seyit Rıza’nın bir heykelini diktiler. Heykelin açılış töreninde Ali Rıza Polat’ın yakın akrabaları da hazır bulundular; heykelin yapılmasından dolayı memnuniyetlerini dile getirdiler.

Halbuki yiğit Seyit Rıza’nın Dersim’in Piri olmadığını tüm Dersimliler biliyordu. Seyit Rıza sadece kendi aşiretinin rehberiydi ve ailesine bu özel yetkiyi pirleri vermişti. Dersimli Aleviler olup bitenler karşısında seslerini yine çıkarmadılar. Dersim’de siyasi hegemonya kuran PKK böylece hegemonya kuran yabancı politik bir kuvvet olarak kalmadı, Dersim’in sosyal ontolojisini temelinden tahrip etti. Çünkü Dersim asırlar boyunca kimin mürşit, kimin pir, kimin “rayver”, kimin “tolıv” olduğu tartışmasız olan bir “ikrar” düzeni kurmuştu. Dersim bu sayede kendine özgü hukuku, etiği olan uyumlu bir toplum yaratmıştı.

Dersim Aleviliğinin Selçuklular döneminde saygı gördüğü, Dersim’in en büyük ocağı olan Kureyşan Ocağı mensuplarının evladı resul olduğuna dair Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat tarafından mühürlenen bir şecerenin olduğu söylenmektedir. Hatta aynı şecereye daha sonraki tarihlerde bazı Osmanlı hükümdarlarının mührünü bastığı da iddia edilmektedir.

Sadece Kureyşanlıların tarihinde değil, Dersim tarihinde de “facts and fiction”(gerçekler ve kurmaca) iç içe geçmiştir.

Dersim tarihi ciddi bir akademik çalışmanın konusu olmamıştır. Bu nedenle gerçeklerle kurmacayı birbirinden ayırmak zordur. Dahası, kurmaca bu kontekst içinde bütünüyle hayal mahsulü olmak anlamına gelmeyen sosyal kurum yaratıcılığını, yani sosyal ontolojiyi de içeriyor.  

Hatta denilebilir ki “kurmaca” burada çoğunlukla tarihsel açıdan bütünüyle değersiz, gerçeği yansıtmayan, gerçekte vuku bulmamış, hayal mahsulü olan  ve gerçek bir bilgi içermeyen bir kavram değildir. Sosyal gerçekler her zaman sosyal yapıcılığın (construction), kolektif rızanın, kolektif kabulün ürünüdürler. Ontolojik olarak sübjektif olan sosyal gerçekler (pirlik, rehberlik, dedelik, taliplik, ziyaretler, para, evlilik, düğün, mülkiyet, aşiret kavgası, cemaat, düşkün ilan edilme, musahiplik, cem vb.) epistemik olarak objektif olup, belli bir kültürel kontekst içinde dağ, nehir gibi  fiziki gerçeklerle aynı statüyü paylaşırlar. Dolayısıyla Dersimlilerin sosyal gerçekleri her normal toplumda olduğu belli bir tarihi ve kültürel kontekst içinde anadilleri (Zazaca) kullanılarak yaratılmıştır. Kolektif kurmaca burada kolektif atıfları, bir şeye veya kimseye bir statü vermeyi, bir şeye o şeyde intrinsik olmayan bir özellik atfederek kullanmayı (örneğin bir kağıt parçasının para olarak kullanılması) gibi kolektif inançları içerir. Kurmacanın kolektif sosyal yaratıcılıkla  iç içe geçtiği haliyle, örneğin bir roman yazmakla sonuçlanan bireysel halini birbirine karıştırmamak gerekir.

Genel olarak Alevilik ve özel olarak Ehlibeyt Kureyşan Ocağı Dersim sosyal kurgusunda ve inşasında çok merkezi bir rol oynar. Dersim kendi kurumsal gerçeklerini yaratarak Osmanlı İmparatorluğu içinde de facto bağımsızlaşan bir toplumdur.  Kureyşanlılar  Ehlibeyt oldukları iddialarını sürdürürlerken, Dersim’de Arap ve İslam kültüründen, lafzından, Kerbela öncesi tarihinden tamamen koparlar. Bütünüyle Kerbela Olayı üzerinde yoğunlaşırlar. Her şeyi belirleyen Kerbela’dır. İmam Wushe’nin  (İmam   Hüseyin) başını kesenler Sünnilerdir ve onlarla ortak hiçbir inançları, tarihleri yoktur. Kuran ve Hadisler sahih değildir. 1514 Çaldıran Savaşı öncesinde Osmanlının Anadolu’da yaptığı Alevi katliamıyla birlikte Dersim Osmanlı İmparatorluğu’ndan  ve İslam’dan tamamen kopar.

Kerbela Olayı dahi Dersim Aleviliği içinde çok farklı bir biçim alır.

Yezid’in askerleri İmam Hüseyin’in kesik başını Şam’a götürürlerken yollarının üzerindeki bir Ermeni köyünde keşişin evine misafir olurlar. Askerlerinuyudukları bir sırada, evin tavanı birden açılır, ay, yıldızlar gelir eve yeni tavan olurlar. Eve bir ışık seliyle birlikle gökten cümle peygamberler, evliyalar, melekler inerler. Gökten inenler doğruca gidip askerlerin yanlarında taşıdıkları sepeti usulca açarlar, İmam Hüseyin’in kesik başı üzerine niyaz ettikten sonra tekrar sır olurlar.

Ermeni keşiş her şeyi gözleriyle görür ve ne pahasına olursa olsun İmam Hüseyin’in başını askerlerin elinden almaya karar verir.

Askerler uyandıklarında keşişten İmam Hüseyin’in kesik başını getirmesini isterler. Keşiş yedi oğlundan birinin başını keserek askerlere verir. Askerler başı hemen tanırlar, “Bu değil!” derler. Keşiş gidip bu sefer de ikinci oğlunun başını kesip getirir. Askerler yine “Bu değil!” derler. Keşiş askerlere itiraz etmeden gidip üçüncü oğlunun başını keser getirir. Askerler  yine  “Bu değil!” derler. Keşiş bu yolla yedi oğlunun başını kesip verir ancak Yezid’in askerlerini ikna edemez. Keşiş çaresizlik içinde gidip İmam Hüseyin’in kesik başını sakladığı yerden alıp getirerek Yezid’in askerlerine verir.

Keşiş İmam Hüseyin’in kesik başına karşılık yedi oğlunun başını vermeyi göze alır, ne çare ki bir türlü Yezid’in askerlerini kandıramaz. Yedi oğlunun başıyla kandıramadığı askerlerden İmam Hüseyin’in  kesik elinin bir parmağını gizlice almayı başarır.  

İmam Hüseyin’in kesik parmağı Dersim’de Vonk Kilisesi’ndeydi, Vonk Kilisesi’nin keşişi İmam Hüseyin’in kesik başını Yezid’in askerlerine vermemek için yedi oğlunun başını keserek veren o büyük keşişin yüce soyundandır. Vonk Kilisesi çok kutsal bir yerdi. Her yıl Urfa, Mardin yöresinden ziyaretçiler gelirlerdi.

İmam Hüseyin’in kesik parmağı Dersim kırımına kadar Vonk Kilisesi’nde muhafaza ediliyordu. Ağır hastalar daima Vonk Kilisesi’ne getirilirdi. Ermeni Keşiş ilkin gider kutsal emanete dokunur sonra gelir ellerini hastanın alnına koyar, beş-on dakika öylece bekler. Hasta kısa bir süre içinde düzelirdi. Dersim Ermenileri en ağır, en tehlikeli, en vahim, en ciddi yeminlerini İmam Hüseyin’in kesik parmağı üzerine yaparlardı.

Özetle, Dersimliler Alevilik inancını kullanarak Dersim’de kendilerine özgü bir toplum, sosyal kurumlar, hukuk, etik yarattılar. Alevilik hikayelerini, Kerbela Hadisesini bile Dersimlileştirdiler. Asırlar boyunca bu sistem içinde yaşadılar. Kolektif kurgu, kurmaca, niyet ve yapıcılığın (construction) iç içe geçtiği bu fenomeni yok saymanız veya objektif bulmamanız Dersimlilerin tarihi gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Sosyal kurumlar yukarıda da belirtildiği gibi her zaman toplum fertlerinin kolektif niyetine, kolektif rızasına, kolektif olarak tanımalarına, kolektif kabulüne dayanır. Kurumlar belli rolleri üstlenmek üzere yaratılır. Dersim Aleviliği de facto olarak otonom olan ve sosyal gerçekleri (kurumları) bakımından Osmanlı toplumundan ayrı olan Dersim toplumuna aittir. Otantik Dersim toplumu yıkıldığı için bugün Dersim Aleviliği de değişime zorlanıyor. Yıkım sürecinde çok farklı yorumların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Olayın buradaki izah edilme biçimi sadece bu yorumlardan biri olarak kabul edilebilir. 1100-1970 yıllarının Dersim toplumunda bu gibi bir yorum farkı yoktur. Aksi halde toplum birliğini ve istikrarını koruyamazdı. Tüm otonom ve otantik kurumları çökerdi.

Yukarıdaki yorumu ateşli Bektaşiler veya PKK yanlısı Dersimliler son derece kabul edilmez bulacaklardır. Dahası, işin içine Ermeniler katıldığı için yorumu son derece “offensive” bulacak olan başkaları da çıkabilir. Bu durum Dersim toplumunda artık ortak bir Alevilik tanımının kalmadığını ortaya koyduğu gibi, bu toplumu özgün kılan sosyal gerçekleri (kurumları) yaratmak ve muhafaza etmek için şart olan “collective intentionality” denilen yapıcı gücün kalmadığını da gösterir.

Toplulukların kültürel kimliklerini koruyabilmeleri için bu kimliklerin ana unsurlarıyla genç kuşaklar tarafından benimsenmeleri ve günlük olarak yeniden üretilmeleri gerekir. Genç kuşaklar tarafından benimsenmeyen ve yeniden üretilmeyen kültürel kimliklerin  kaybolmaları  kaçınılmazdır. Tarihsel Dersim kültürel kimliği kaybolmuştur, çünkü bu kimlik genç kuşaklar tarafından benimsenmiyor ve yeniden üretilmiyor. Ölü bir dil haline gelen Zazaca bu yıkımı veya değişimi gösteren en belirgin indikatördür

.

Facebook Yorumları

Kod8
09.09.2014
Maggotlaşan İnsanoğlu ve Yerel Dar Kafalılık (2)
26.08.2014
Maggotlaşan İnsanoğlu ve Yerel Dar Kafalılık (1)
15.08.2014
La Catedral Hapishanesi veya Çankaya Köşkü
06.08.2014
Kasımpaşalı Tayyip cumhurbaşkanı olurken
15.07.2014
Dersim ve solculuk
22.06.2014
Öcalan serbest bırakılmalıdır
12.06.2014
Anadolu’da Bir Hümanizm Şavkı
09.06.2014
Öcalan nasıl serbest kalır?
07.06.2014
Öcalan'nın aşk mektubu ve barış
20.05.2014
“Vura vura büktüler bizi, eğildikçene eğildik”
06.05.2014
“Autoritair en corrupt, maar mateloos populair; hoe doet Erdogan dat?”
14.04.2014
Erzurumlu “bebe” ve Mısır Bildirisi
01.04.2014
Türkiye’de sıfırlamacı Tayyip, Dersim'de 'yırtık' Apo kazandı !
10.02.2014
Öcalan’ın Videoları ve Gönüllü Köleleri
08.02.2014
Hukuk, adalet, ahlak ve demokrasi
01.11.2013
HDP’deki Aleviler yahut Caligula’nın atları
16.10.2013
Roman ya da Ğışto’nun hançeri
02.10.2013
“Devrimci faşizm” olur mu?
14.09.2013
Ah Anadolu’da bir Pirahã olsaydım
13.09.2013
Önemsiz yazarın önemsiz notları
13.08.2013
Dersim Notları
03.08.2013
Anwar Congo ve Dersimli TİKKO’cuların benzer kişilikleri
17.07.2013
Karl Marx, toplumsal yoksulluk ve Siirt’in kızları
16.07.2013
Kalbim çat diye dursa...
29.06.2013
Sosyal Ontoloji Forumları ve Demokrasi
27.06.2013
Ethem Sarısülük Cinayeti ve Kadıköy Eylemi
20.06.2013
No Anonymous One Victim (Mağdur)
10.06.2013
Erdoğan’ın Sosyal Mühendisliği, Mezhepçiliği ve Kızgınlığı
04.06.2013
Gezi Parkı’ndaki Öfkeli Kalabalık ve Mezhepçi Bir Külhanbeyi
26.05.2013
General Ludd’un Bedbaht Manifestosu
18.05.2013
Dersimli Kemal, Kamer ve Hüseyin
10.05.2013
Boş Konuşmak İmtiyazı
03.05.2013
AKP İslamcılığı, Dinin Avucundaki Toplum ve Solcu Ritüelizmi
28.04.2013
Üç Soru, Üç Cevap
20.04.2013
Alevilik
12.04.2013
Katatonik Şizofreniden Muzdarip Toplum
09.04.2013
Hayalet Kimlik Sendromu ve Tevekkül
08.04.2013
MEHDİ ÖMERLİLİ ABDULLAH EFENDİ
03.04.2013
Erdoğan, Öcalan ve Dersim
29.03.2013
Barış, siyasi zombiler ve siyasi kriminaller
27.03.2013
Abdullah Öcalan ve barış
24.03.2013
Dersimlilere de bir Hakan Erdem lazım
23.03.2013
PKK silah bırakırsa
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8