Mehmet YILDIZ

yildizmemed@gmail.com



Bookmark and Share

Öcalan'nın aşk mektubu ve barış


07.06.2014 - Bu Yazı 2912 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

 HDP Genel Başkan Yardımcısı Sırrı Süreyya Önder ve Grup Başkan vekilleri Pervin Buldan ile İdris Baluken bu sefer İmralı’dan bir ‘aşk’ mektubu getirdiler. Halbuki basına göre, en azından Zaman gazetesine göre,İmralı’da “Çözüm sürecindeki sıkıntılar, Diyarbakır'ın Lice ilçesinde karakol yapımlarına karşı başlatılan ve Diyarbakır-Bingöl karayolunun 1 hafta kapalı olmasına neden olan olaylar ve 18 yaşından küçük çocuklarının dağa götürüldüğünü söyleyen ailelerin oturma eylemleri” konuşulacaktı.

Öcalan’ın ‘aşk’ mektubunun sözümona barış görüşmeleriyle bir alakası olmadığı gibi, son derece bozuk bir dille yazıldığı için Öcalan’ın ne dediğini anlamak mümkün değildir. 2013 yılı Mart ayında yazdığım bir yazıda belirttiğim gibi, Öcalan “Kelimeleri sözlük anlamıyla kullanmıyor. Çoğu kez kelimelere kendine göre bir anlam veriyor. Dilbilimcilerin kavramlarını kullanacak olursak kelimeleri lexical anlamıyla kullanmayarak stipulative konuşmalar yapıyor.”

Defalarca devlete hizmet etmekten onur duyacağını açıkça dile getiren bir şahsın “Kürt halk önderi” olarak görülmesi rasyonalizmi aşan bir mevzudur. Denilebilir ki PKK ve Kürt sorununa dair rasyonel bir tartışma yapmaya çalışmak nafiledir. Bu soruna aslında hiç bulaşmamak gerekir. Bu dünyanın insanları çok farklı bir mantaliteye, konseptlere, referans çerçevesine sahiptirler. Zaman zaman tartışmalara dışarıdan katılma isteğine sahip olmak bir tutarsızlık alametidir. Ahlakını, zihniyetini, konuşmalarını hiç anlayamadığınız insanları kendi hallerine bırakmalısınız.

Bu yaklaşım tarzının yanlış olduğu söylenemez. Ancak “Kürt sorunu” memleketin en önemli sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Bu sorundan kurtulmak istiyoruz. Onun için Apo’nun (Papa Lazarou’nun) çıkardığı anlamsız sesleri (gibberish) zaman zaman ciddiye almak zorunda kalıyoruz.

Devletlerin silahlı gruplarla görüşme masasına oturarak toplumsal barışı sağladıklarını Güney Afrika-ANC, İngiltere-IRA, İspanya-ETA tecrübelerinden biliyoruz. AKP-PKK görüşmeleri kesinlikle bu mahiyette değildir. AKP sadece Kürtlerin gönüllü kölelik yaptıkları Öcalan’ın zaaflarından ve pozisyonundan yararlanarak geleceği sağlam temeller üzerine oturmayan bir ateşkes durumu yarattı. Ateşkes durumunun yaratılması olumludur, herkesin yararınadır. Ancak barış için sağlam bir temel yaratılmıyor. AKP hükümeti Öcalan’la oynuyor. HDP bu oyunu çok farklı göstermeye çalışıyor. Hayal üzerine hayal kuruyorlar. Öcalan’ın saçma sapan bir dille yazdığı“erotik” ve “romantik” aşk mektuplarını taşıyorlarken kendilerine çok ciddi “müzakereciler” havası veriyorlar.  Öcalan’ın Nobel Barış Ödülü kazandığını iddia edecek bir duruma dahi düştüler.

Öcalan ‘aşk’ mektuplarını kamuoyuyla paylaşarak iç dünyasını ve sürecin gerçek mahiyetini açığa vurmuş oldu. Adnan Hoca’nın “kedicikler” muhabbetine dönüşen bu muhabbeti yakından incelemekte yarar vardır.

 

Mektubunda ne diyor A. Öcalan?

"Genel yapınız için, (Özellikle kadın KCK'sı) önümüzdeki dönemde etik ve estetiğe yoğunlaşmalarını önermiştim. Özellikle tarihsel toplumumuza özgü bu mesajı tüm yoldaşlarla paylaşırsınız. Umarım çözüm süreci bedenen de hepimizi yakınlaştırır. Derinli sevgiyle kucaklar, selamlarım.”

Kürt kadınlarının en büyük eksiklikleri “etik ve estetik” sahalarında mı ortaya çıkıyor? Kadınların neden etiğe ve estetiğe aynı anda birlikte yönelmeleri gerekiyor? Etik ve estetik arasında causal bir bağ mı var? Neden etimoloji ve estetik, etnoloji ve estetik,ecstaticve estetik, erotizm ve estetik, eğitim ve estetik değil mesela?

“Umarım çözüm süreci bedenen de hepimizi yakınlaştırır.”

Erotizm kokan bu cümle işin püf noktasını oluşturuyor. Öcalan’ın sözde barış görüşmelerinden bütün beklediği bundan ibarettir. Öcalan için Kürt sorunu budur. Dışarı çıkma hayaliyle yaşıyor. Bedeni bedenlere yaklaşmak istiyor. Bedensel yakınlaşma arzusunun bölgesel özerkliği, anadilde eğitim hakkını, demokrasiyi, hukuk devletini, şeffaf devleti, insan haklarını kategorik olarak kapsaması imkansız gözükmektedir. Belki de kapsıyor, biz bilmiyoruz. En iyisi bunu Hasan Cemal’e, Oral Çalışlar’a, Aydın Engin’e, Ertuğrul Kürkçü’ye ve Sırrı Süreyya Önder’e sormalı.

“Kürtler için aşkın imkansızlığından bahsetmiştim. Buna vereceğim şu yaşanan süreçteki yanıt; özgürlük bilincine ve eylemine kalkışan Kürtlerin ve dostlarının aşkı ancak kolektif ve sizlerin de değinmeye çalıştığınız gibi platonik olarak yaşanabileceğidir. Benim yaşta birisi için bile aşkın özelleşebileceği, tekilleşebileceği konusunda son derece ihtiyatlıyım ve bir türlü olumlu cevap veremiyorum.”

Kürtlere platonik ve kolektif aşkı öneren Öcalan’ın, Şam’da iken aşkı kendisi için “özelleştirilmiş” ve “tekilleştirmiş” olduğunu biliyoruz. İmralı’da “kolektif” ve “platonik” aşka mahkum edilmiş Öcalan büyük bir sıkıntı yaşıyor. Özelleştirilmiş ve tekilleştirilmiş aşka özlem duyuyor. Ama bunu ifade etmekten bile çekiniyor. Halbuki daha yakın zamanda B. Kaymaz adlı PKK’lı mahkumla havalandırmada yaptığı sohbet esnasında bu konuda hiç de çekingen olmadığını söylemişti. Tam bu noktada kadın estetiği konusunda çok seçici biri olduğunu da dile getirmişti. Kadınların büyük çoğunluğunu estetik olarak beğenmediğini söylemişti. B. Kaymaz da ona şunları söylemişti:“Bizim bazı gösterilerde, toplantılarda diyorlardı, Başkan Apo’nun her şeyini çok seviyoruz, fakat bu kadınları ellerimizden alması...”

“Şahsi mektuplarınızı özenle okudum, hatta hasret bile kaldım. Diğer çok sayıda kadın yoldaşın ki gibi size ilişkin genel yanıt kabilinde bir kaç hususa değineceğim. Birincisi benimle 24 saat yaşama metaforuna ilişkindi. Buna yanıtlarınızı hep anlamlı buldum. Doğru yaklaştığınız kanısındayım. Ne kadar derinlisiniz, orasını bilemem."

Papa Lazarou da benzer bir durumda “You are my wife now!” demişti. İnanılmaz bir dil, hal ve mantık uyumu! Öcalan, kadınların 24 saat onu düşünmelerini, hayal etmelerini anlamlı buluyor. Kadınların bu düşünüş ve hayal kurma tarzını doğru buluyor. Fakat koşulsuz bu aşk-ı ilan karşısında müşkülpesentliğini açığa vurmaktan çekinmiyor. Kadınların ne kadar “derinli” (TDK sözlüğünde, Osmanlıca sözlükte vb. böyle bir kelime yok.) olduğundan şüphesi var. Karşı tarafın bu şüpheden dolayı kendine güveninin zayıflaması doğaldır. Ne demek “derinli” olmak? En iyisi bunu Hasan Cemal’e, Oral Çalışlar’a, Aydın Engin’e, Ertuğrul Kürkçü’ye ve Sırrı Süreyya Önder’e sormalı.

“Mektubu alan Nesrin Akgül, Öcalan'ın mektubunu almasına ilişkin yazdığı mektupta duyduğu mutluluğu paylaşırken, Öcalan'ın özgür kadın yaratma mücadelesinin kadının gururunu ve kendisini yaratma gücünü de diri tuttuğunu dile getirdi.”

Nesrin Akgül’ün mektubunda “Öcalan'ın özgür kadın yaratma mücadelesi”nden bahsetmiş olmasınınÖcalan’ı derinden etkilediğini görüyoruz. Çünkü bu kelimelerin PKK dilinde çok özel bir anlamı vardır. Öcalan kadınları en çok Şam’da “özgürleştirdi”. “Özgürlüğe kaçış” kitabını yazan eski PKK’lı kadınlar bu sözde özgürleştirmenin nasıl bir şey olduğunu tüm ayrıntılarıyla anlatıyorlar. Hürriyet gazetesinden gazeteci Gülden Aydın’ın 2006 yılında yaptığı röportajdaki kadınlar da bunu tüm ayrıntılarıyla anlatıyorlar. PKK’nın özel iletişim kodlarında insanlık onurunun ayaklar altına alındığı kaygısını taşıyorum. Belki bunu da  Hasan Cemal’e, Oral Çalışlar’a, Aydın Engin’e, Ertuğrul Kürkçü’ye ve Sırrı Süreyya Önder’e sormalı.

Daha önceki bir yazımda da belirttiğim gibi, “Öcalan evlenmeli, eve hapsedilmeli ve barış ortamı sürmelidir.”

.

Facebook Yorumları

Kod8
09.09.2014
Maggotlaşan İnsanoğlu ve Yerel Dar Kafalılık (2)
26.08.2014
Maggotlaşan İnsanoğlu ve Yerel Dar Kafalılık (1)
15.08.2014
La Catedral Hapishanesi veya Çankaya Köşkü
06.08.2014
Kasımpaşalı Tayyip cumhurbaşkanı olurken
15.07.2014
Dersim ve solculuk
22.06.2014
Öcalan serbest bırakılmalıdır
12.06.2014
Anadolu’da Bir Hümanizm Şavkı
09.06.2014
Öcalan nasıl serbest kalır?
07.06.2014
Öcalan'nın aşk mektubu ve barış
20.05.2014
“Vura vura büktüler bizi, eğildikçene eğildik”
06.05.2014
“Autoritair en corrupt, maar mateloos populair; hoe doet Erdogan dat?”
14.04.2014
Erzurumlu “bebe” ve Mısır Bildirisi
01.04.2014
Türkiye’de sıfırlamacı Tayyip, Dersim'de 'yırtık' Apo kazandı !
10.02.2014
Öcalan’ın Videoları ve Gönüllü Köleleri
08.02.2014
Hukuk, adalet, ahlak ve demokrasi
01.11.2013
HDP’deki Aleviler yahut Caligula’nın atları
16.10.2013
Roman ya da Ğışto’nun hançeri
02.10.2013
“Devrimci faşizm” olur mu?
14.09.2013
Ah Anadolu’da bir Pirahã olsaydım
13.09.2013
Önemsiz yazarın önemsiz notları
13.08.2013
Dersim Notları
03.08.2013
Anwar Congo ve Dersimli TİKKO’cuların benzer kişilikleri
17.07.2013
Karl Marx, toplumsal yoksulluk ve Siirt’in kızları
16.07.2013
Kalbim çat diye dursa...
29.06.2013
Sosyal Ontoloji Forumları ve Demokrasi
27.06.2013
Ethem Sarısülük Cinayeti ve Kadıköy Eylemi
20.06.2013
No Anonymous One Victim (Mağdur)
10.06.2013
Erdoğan’ın Sosyal Mühendisliği, Mezhepçiliği ve Kızgınlığı
04.06.2013
Gezi Parkı’ndaki Öfkeli Kalabalık ve Mezhepçi Bir Külhanbeyi
26.05.2013
General Ludd’un Bedbaht Manifestosu
18.05.2013
Dersimli Kemal, Kamer ve Hüseyin
10.05.2013
Boş Konuşmak İmtiyazı
03.05.2013
AKP İslamcılığı, Dinin Avucundaki Toplum ve Solcu Ritüelizmi
28.04.2013
Üç Soru, Üç Cevap
20.04.2013
Alevilik
12.04.2013
Katatonik Şizofreniden Muzdarip Toplum
09.04.2013
Hayalet Kimlik Sendromu ve Tevekkül
08.04.2013
MEHDİ ÖMERLİLİ ABDULLAH EFENDİ
03.04.2013
Erdoğan, Öcalan ve Dersim
29.03.2013
Barış, siyasi zombiler ve siyasi kriminaller
27.03.2013
Abdullah Öcalan ve barış
24.03.2013
Dersimlilere de bir Hakan Erdem lazım
23.03.2013
PKK silah bırakırsa
1 0
Ro$ev sîtav 05.06.2014 - 09:58:09
Güney Kürdistan, "kuzey Irak" degil.! Normal bir insan gibi dü$ünüp ya$amak iyidir, bir toplumun dü$mani olarak ya$amak iyi degil.!
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%43,30
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8