Mehmet YILDIZ

yildizmemed@gmail.com



Bookmark and Share

Dersim ve solculuk


15.07.2014 - Bu Yazı 2701 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Solculuk her ne kadar son yarım yüzyılda daha çok Dersim'le özdeşleşmiş ise de, solcu 1800’ün ilk yarısında Fransız parlamentosunun sol tarafında oturan liberal görüşlü temsilcilere verilen bir addır. Politikada solculuk sosyal eşitsizliklere karşı çıkmak ve bu çerçevede liberal veya radikal düşüncelere sahip olmak anlamına gelir.

Radikalizm kökten veya büyük mikyasta değişiklik istemek anlamına gelir. Bir projenin radikal olup olmadığı, her zaman yorumlayan şahsın bakış açısına göre değişebilir. Radikal değişikliklerden yana olmak çoğu kez son derece gereklidir. Örneğin demokrasi ve insan haklarının realize edilmesi için Türkiye’de bir takım yasa değişikliklerini yapmak yetmez. Bunun için en azından orduyu yönetimden uzaklaştırmak, işkence ve cinayet şebekelerini dağıtmak, MHP’li yargıçların ve savcıların sultasına son vermek, işkencecilerin ve katillerin yargılanmasını sağlamak vb. gerekmektedir. Ama bir “devrimci”, Stalinci veya Maocu bütün bunları yeterince radikal bulmaz. Bunlara göre gerçek demokrasi politik iktidarın bir devrim aracılığıyla Maocu veya Stalinci partinin eline geçmesiyle mümkün olur. Liderin diktatörlüğü yani proletarya diktatörlüğü gerçek demokrasidir. Seçme ve seçilme hakkından yoksun olmak en demokratik rejime sahip olmak anlamına gelir. Tek parti diktatörlüğü demokrasinin optimal kurumlaşmasıdır. Lidere koşulsuz sadakat nihai özgürlüktür.

Radikal solculuk veya proleter devrimcilik adına gerçekleştirilen projelerin insanoğlu için ne büyük felaketlere yol açtığını biliyoruz. Ekim Devrimi Leninist-Stalinist barbarlıkla sonuçlandı. 17 temmuz 1918’de Çar II. Nicholas, karısı ve beş çocuğu Tobolsk’da sorgusuz sualsiz kurşuna dizildiler. Yapılan, bizim devrimcilerin karşı çıktıklarını söyledikleri o lanetli yargısız infazlardan biriydi. Her şey bir yana çocukların masumiyeti tartışmasızdı. Kızların en büyüğü Olga daha 23 yaşındaydı. Tatyana 21’inde, Maria 19’unda, Anastasia 17’sindeydi. Prens Alexis ise henüz 14’ündeydi. Üstelik ağır hastaydı. Çar ailesinin insanlık dışı yargısız infazı daha sonraları çok daha korkunç boyutlara varan Leninist-Stalinist barbarlığın ilk işaretiydi.

İnsan hakları, demokrasi, seçme ve seçilme hakkı, hukuk, ahlak ve vicdan yoktu. Milyonlar köleleştirildi ve sosyalizm adına tam bir cehennem kuruldu. Doğruyu, haklıyı, güzeli, bilimsel olanı bir tek Stalin biliyordu. Stalin’e uşak olmak bile zordu. En köpeksi uşaklık bile öldürülmeyeceğinin garantisi değildi. Çünkü Stalin’in ne yapacağını önceden kestirmek imkansızdı. Cellatların düşünme organının da beyin olduğu doğrudur, ancak cellatların beynini kafatasını açarak beyin uzmanlarının eline koysak bile, bu uzmanların bize bilimsel olarak yardımcı olmaları imkansız gözükmektedir.

Stalin’in insan onuruna ve insan zekasına yönelik tecavüzü çok ağırdı. Stalin eğitimsiz eski bir papaz okulu öğrencisiydi. Stalin Ekim Devrimi öncesinde parti kongrelerinde teorik konuşmalar yapmak istediğinde delegeler tarafından her seferinde alaya alındı. Ancak iktidarı ele geçirmekle beraber Stalin dünyanın en büyük sosyal bilimcisi, teorisyeni ve filozofu oldu. Stalin’in muarızlarını eleştirirken en çok kullandığı söz “taş kafalı” sözü idi. Stalin yalnızca toplu katliam, sürgün, işkence ve Moskova Yargılanmalarıyla ilgilenmedi. Stalin aynı zamanda çok önemli bilimsel açıklamalar yaptı. Bu bilimsel açıklamalar her seferince çılgınca alkışlarla karşılandı. Bu ayır edici bir ekoldür. Hitler’in Kavgam’ı, Mao’nun Kızıl Kitabı, Enver Hoca’nın Emperyalizm ve Devrim’i, Saddam Hüseyin’in toplu eserleri bu neviden eserlerdir. Bunlar rakipsiz ve solo eserlerdir. Birine sahip olmanız halinde diğerlerine, daha doğrusu başka hiç bir şeye ihtiyacınız yoktur. (Bu eserlerin topluca kağıt fabrikalarına gönderilmiş olması karşıdevrim güçlerinin geçici olan bir başarısıdır. Gerçek komünistlerin veya devrimcilerin zaferiyle birlikte her şey değişecektir. En azından Dersimliler arasında bu gibi hayallerle dolaşan pek çok insan vardır.)

İmha ve işkence kamplarının kurucusu Stalin aynı zamanda ayrıntıların adamıydı. En küçük bir adaletsizliğe izin vermediğini göstermek için şu hikayeyi aktarır: “Yaşlı bir köylü kadından tek keçisinin yerel yoldaşlar tarafından kolektifleştirildiğine dair bir mektup aldım. Olaya derhal müdahale ederek keçinin zavallı yaşlı kadına iade edilmesini sağladım.” Dolayısıyla bizden beklenen tüm terörü, katliamları ve işkenceleri unutup Stalin’i bir melek olarak kabul etmemizdir.

Stalin sayısız parti yöneticisini de ağır işkencelerden geçirdi, itirafa zorladı, onurlarıyla oynadı ve yıkılmış ve yalvaran bu insanları kurşuna dizdi. Bunlardan biri Lenin’in “partimizin parlayan yıldızı” olarak tanımladığı Buharin’di. Buharin sırf düşüncelerinden dolayı yani hiç bir örgütsel ilişkisi olmadan karşıdevrimin önderi ilan edildi. Sayısız itirafa zorlandı. Hatta öyle ki bu kadar çok itirafı savcı kalitatif olarak değil kantitatif olarak abartılı buldu ve bu yüzden Buharin’i azarladı. Savcıya göre insan yalnızca işlediği suçları itiraf etmeliymiş! (Bakınız, Mahkeme Tutanakları, Reports of court proceedings in the case of anti-soviet “bloc of rights and Trotskyities” People’s Commisariat of Justite of the USSR, s: 767-800, ). Yargılamanın en insanlık dışı özelliklerinden biri, Buharin’den içine düşürüldüğü durumun Stalinci rejimin övgüsüyle birleştirilmiş mantıki bir izahını yapmasını istemekti. Çünkü Stalin ve cellatları bu gibi bir izahatı yapacak kadar bir entelektüel kapasiteye sahip değillerdi. Buharin gerçekten tüm birikimini ve zekasını cellatlarını tatmin etmek için kullanmak mecburiyetinde bırakıldı. Moskova Yargılamalarının tutanaklarını okuduğumda İstanbul Sıkıyönetim Mahkemelerinde yargılanmanın bile ne kadar şanslı sayılabileceğini gördüm.

Türkiye’de sağcılar da demokrasi istemiyorlar. Türkiye’de demokrasi toplumsal-siyasal bir talep haline gelmedi. Türkiye’deki terör rejimiyle seçmenin büyük çoğunluğunun politik kültürü arasında bir uyum varmış gibi bir durum arz ediyor. AB baskısıyla gerçekleşen reformlar çok yüzeysel kalacak ve Türkiye demokrasi düşmanlarının egemenliğinden çıkmayacak. TÜSİAD Türkiye’nin Avrupalı bir devlet olmasını isteyen tek kuruluş oldu. Radikal Türk solcuları “Türkiye’yi AB’nin sömürgesi yapmayız” diyerek anti-AB gösteriler yaptılar. Türkiye’de şiddet ortamının bitmesini istemeyen sağcılar ve solcular bir noktada birleşiyorlar. Bir tarafın varlık nedeni diğer tarafın varlığıdır.

Sonuç olarak Türk solu demokrasiyi, hümanizmi ve insan haklarını savunmamaktadır. Normallikten son derece uzak politik koşulların reformcu tarzda ortadan kaldırılması kimseyi ilgilendirmemektedir. Herkes kanlı bir proje yapmakla meşguldür.

Mainstream Türk toplumundan ve Türk sağcısından bir şey beklemiyoruz. Ancak işin tuhaf yanı Dersimlilerin etnik-kültürel özgürlük istemeye çalışırken bile ilk etapta demokrasiye ve insan haklarına saygısı olmayan marjinal sol gruplarla muhatap olmak zorunda bırakılmasıdır. Bu düşüncedeki insanlar hangi ülkede politik olarak ciddiye alınıyorlar veya varlıklarıyla ciddi bir tehdit oluşturuyorlar? Bir-iki Latin Amerika ülkesi hariç hiç bir yerde... Bu çok acayip bir durumdur. Dersim nasıl proletarya diktatörlüğünün ve komünizmin son kalesi haline geldi? Dersim bir sanayi şehri olmadığı ve hatta artık gerçek kimliği ile var olmadığı halde, nasıl son devrimcilerin biricik ilgi odağı haline geldi? Dersim neden bu denli bir önem kazandı? Dersim’in devrimciliği askeri, siyasi, ekonomik ve politik olarak kaç para eder? Türk kolluk kuvvetleri bile Dersim seçmenleri arasında çoğunluğu elde etmiş. Dersim’in toplam nüfusu 80 bin civarında. Tümü bir kızıl öndere biat etse ne olacak? Bu insanlar öncelikle

neden projelerini ve felsefelerini bize kabul ettirmek istiyorlar? Bu insanlar neden diğer şehirlere hitap edemiyorlar? Bu insanlar bizden ne istiyorlar?

Not: Bu yazı12 Haziran 2005 tarihinde yazılmıştır.

.

Facebook Yorumları

reklam
09.09.2014
Maggotlaşan İnsanoğlu ve Yerel Dar Kafalılık (2)
26.08.2014
Maggotlaşan İnsanoğlu ve Yerel Dar Kafalılık (1)
15.08.2014
La Catedral Hapishanesi veya Çankaya Köşkü
06.08.2014
Kasımpaşalı Tayyip cumhurbaşkanı olurken
15.07.2014
Dersim ve solculuk
22.06.2014
Öcalan serbest bırakılmalıdır
12.06.2014
Anadolu’da Bir Hümanizm Şavkı
09.06.2014
Öcalan nasıl serbest kalır?
07.06.2014
Öcalan'nın aşk mektubu ve barış
20.05.2014
“Vura vura büktüler bizi, eğildikçene eğildik”
06.05.2014
“Autoritair en corrupt, maar mateloos populair; hoe doet Erdogan dat?”
14.04.2014
Erzurumlu “bebe” ve Mısır Bildirisi
01.04.2014
Türkiye’de sıfırlamacı Tayyip, Dersim'de 'yırtık' Apo kazandı !
10.02.2014
Öcalan’ın Videoları ve Gönüllü Köleleri
08.02.2014
Hukuk, adalet, ahlak ve demokrasi
01.11.2013
HDP’deki Aleviler yahut Caligula’nın atları
16.10.2013
Roman ya da Ğışto’nun hançeri
02.10.2013
“Devrimci faşizm” olur mu?
14.09.2013
Ah Anadolu’da bir Pirahã olsaydım
13.09.2013
Önemsiz yazarın önemsiz notları
13.08.2013
Dersim Notları
03.08.2013
Anwar Congo ve Dersimli TİKKO’cuların benzer kişilikleri
17.07.2013
Karl Marx, toplumsal yoksulluk ve Siirt’in kızları
16.07.2013
Kalbim çat diye dursa...
29.06.2013
Sosyal Ontoloji Forumları ve Demokrasi
27.06.2013
Ethem Sarısülük Cinayeti ve Kadıköy Eylemi
20.06.2013
No Anonymous One Victim (Mağdur)
10.06.2013
Erdoğan’ın Sosyal Mühendisliği, Mezhepçiliği ve Kızgınlığı
04.06.2013
Gezi Parkı’ndaki Öfkeli Kalabalık ve Mezhepçi Bir Külhanbeyi
26.05.2013
General Ludd’un Bedbaht Manifestosu
18.05.2013
Dersimli Kemal, Kamer ve Hüseyin
10.05.2013
Boş Konuşmak İmtiyazı
03.05.2013
AKP İslamcılığı, Dinin Avucundaki Toplum ve Solcu Ritüelizmi
28.04.2013
Üç Soru, Üç Cevap
20.04.2013
Alevilik
12.04.2013
Katatonik Şizofreniden Muzdarip Toplum
09.04.2013
Hayalet Kimlik Sendromu ve Tevekkül
08.04.2013
MEHDİ ÖMERLİLİ ABDULLAH EFENDİ
03.04.2013
Erdoğan, Öcalan ve Dersim
29.03.2013
Barış, siyasi zombiler ve siyasi kriminaller
27.03.2013
Abdullah Öcalan ve barış
24.03.2013
Dersimlilere de bir Hakan Erdem lazım
23.03.2013
PKK silah bırakırsa
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı