Mehmet YILDIZ

yildizmemed@gmail.com



Bookmark and Share

Kasımpaşalı Tayyip cumhurbaşkanı olurken


06.08.2014 - Bu Yazı 2133 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Cumhurbaşkanlığı seçimi dünyanın en saldırgan, en kıyıcı, en acımasız devleti olan İsrail’in büyük çoğunluğu çocuk olan 2000’den fazla sivil insanı öldürmesi, IŞİD’in Irak’taki toplu infazları ve ilerlemesi, ebola virüsünün yayılması gibi olayların yanında önemsiz kalır. Kaldı ki demokrasi ve hukuk devletini savunan bir dizi yazar Erdoğan’ın rüşvetçiliğini, hukuku ayaklar altına almasını ve politik statüsünü işlediği suçları örtmek için kullanma durumunu ayrıntılı bir biçimde ele aldı. Özellikle Can Dündar’ın son yazı dizisi AKP’nin Susurluk’unu tüm çıplaklığıyla açığa vurdu. Ancak bütün bu değerli incelemelerde ve analizlerde Kasımpaşalı Tayyip fenomeninin yaratıcısı olan Türk seçmeni hiç bahis konusu yapılmadı. Bu çok büyük bir eksikliktir; Türk seçmeninin karakteri ve politik tercihi analiz edilmeden Tayyip Erdoğan iktidarı hakkında söylenenler tüm anlamını yitirir. Bu nedenle seçimlere birkaç gün kala Kasımpaşalı Tayyip fenomeni hakkında yazma isteğim oluştu.

Tayyip Erdoğan Sünni İslam’ı suiistimal eden bir despottur. Utanmaz bir rüşvet yiyicisidir. Kamu topraklarını parselleyerek kendisi için satıyor. Alıcılar bazen İnterpol tarafından aranan uluslararası kriminaller olabiliyorlar. Bütün ihalelere hile karıştırıyor. Hukuku ayaklar altına alıyor. Türk seçmeni Erdoğan’ın yaptıklarını meşru görüyor. Yapılanı meşru gördüğünün en somut kanıtı 30 Mart yerel seçimlerinde sunulan destektir. Aynı destek artarak sürecektir. Alanlarda toplanan kalabalıklar bunu gösteriyor.

Meşru görülen hükümetler yıkılamazlar. Bu hükümetler baştan ayağa kana, pisliğe bulaşmış olsalar da durum değişmez. Bu evrensel bir sosyal yasadır. Meşruiyetini yitirmeyen diktatörlüklerin, barbarlıkların insanlık dışı özellikleri hakkında konuşurken bu evrensel yasayı unutmamamız gerekir. Yukarıda bahsini ettiğim demokrasi yanlısı inceleme ve analizlerde söz konusu  yasanın bilinçli olarak inkar edildiğini görüyoruz. Herkes yalnızca AKP’nin kötülüğünden bahsediyor. Türk seçmeninin ezici çoğunluğunun AKP iktidarını tutkuyla desteklediğini görmezlikten geliyorlar.

Kasımpaşalı Tayyip çocukken babası tarafından sık sık hırpalanıyormuş. Öyle varidatlı veya aristokrat bir aileden de gelmiyor. İmam Hatip lisesinde okumuş. Hiçbir yabancı dil bilmiyor. Bu yüzden entelektüelizm düşmanı olmuş. Akademik bir eğitim aracılığıyla elde edilen her türlü bilgiyi küçümsüyor. Rakiplerini “monşer” diyerek aşağılıyor. Bütün bu yaptıklarına seçmen bayılıyor. “Bizden biri” diyorlar. Kendilerinin ifade edemedikleri duygu, düşünce ve tutumlarının Tayyip aracılığıyla realize edildiğine inanıyorlar. Başbakanla güçlü bir duygusal bağ kuruyorlar. Benlikleri kaynaşıyor, yekvücut oluyorlar. Bu duygu seli veya illüzyon içinde Bilal’in sıfırlayamadığı milyarlarca dolar onların kişisel kasalarına giriyor. Bir sürü villaları oluyor. Bir telefonla sayısız yargıcı, savcıyı ve polis şefini görevden alıyorlar. Rüya aleminde kadın, erkek herkes Kasımpaşalı Tayyip oluyor. Miting alanlarında bayılan kadınlara elini dokundurur dokundurmaz bayılan kadınlar uyanıyorlar. Çağrılan ambulanslar geri dönüyor.

Öte tarafta “Ekmek için Ekmeleddin” lafının en büyük şiar haline geldiğini duyuyorlar. Bir gülüyorlar bir gülüyorlar ki, kasıkları çatlıyor. “Allah tüm rakiplerimizin basiretini bağlamış” diyorlar. Huşu içindeki irrasyonel bir kalabalığı bu denli içeriksiz, absürt bir sloganla karşı cepheye çekmeyi düşünmek çok gülünç gerçekten.

İmam hatipli, dil bilmez, entelektüelizm düşmanı, despot, yiyici, hukuk tanımaz Kasımpaşalı Tayyip’in gücü seçmen gözünde kazandığı meşruiyetten geliyor. Tabiatı gereği bu güç deontiktir, statüsüyle ilgilidir, babasının evinde kazanılmamıştır. Bu gücün karşısında durabilmek için “Erdoğan’ın .... kılıyık” diyen seçmeni ikna etmek gerekiyor.

Erdoğan despotluğunun en son kurbanları 17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarını gerçekleştiren polisler oldu. Polislerin avukatları Erdoğan’ın zulmünü kamuoyuna anlatmak için düzenledikleri basın toplantısında konuşmaya “Yüce Türk milleti” diyerek başladılar. Gönüllü olarak Erdoğan’ın vücudunun en hygienic olmayan parçası olmayı dahi kabul eden seçmenler Türk milletinin çoğunluğunu oluşturmuyorlar mı? Oluşturuyorlarsa bu insanları “yüce” ilan etmekle nasıl bir hukuk mücadelesi verilebilir? Neden Britanyalı, Alman, Fransız, Danimarkalı avukatlar veya politikacılar söze “yüce milletimiz” diye başlamazlar?

Sonuç olarak despot Erdoğan’ın yenilmesi zamanla mümkün olsa bile, demokrasi kültürünün Türkiye’de yer edinmesi çok zor gözüküyor.

Sosyal gerçeklerin oluşturulması ve korunması süreci Batıda bile başarılı bir akademik incelemeye tabi tutulamadı. Mainstream “sosyal bilimler” pseudo-bilimler olarak kaldı. Richard Feyman’a göre sözde sosyal bilimci tüm bilimsel verilerini daktilosunu kucağına alarak üretiyordu. Değişen fazla bir şey olmadı, yalnızca daktilolarını kompütürlerle değiştirdiler. John Searle’e göre sosyal bilimcilerin bilimsel bir ontoloji teorisi geliştirememeleri sağlam bir dil felsefelerinin olmamasından kaynaklanır. Çünkü tüm sosyal gerçekler dil kullanılarak yaratılır. Dil temel yaratıcıdır. Sağlam bir “philosophy of mind”, “philosophy of language” ve “philosophy of society” kombine edilseydi, sağlam bir teoriye ulaşılır ve yine sağlam bir açıklama modeli kurulurdu.

Türkiye’de problemli olan sadece akademi değil, aynı zamanda dilin kendisidir. Türkçenin kullanılması suretiyle kendine özgü, yerelleştirilmiş, içselleştirilmiş hukuk devleti ve demokrasi kurumlarının oluşturulabileceğinden sırf bu nedenle zaman zaman ciddi olarak şüphe ediyorum. “Yüce” bir milletin yasalar karşısında herkesle tamamen eşit sayılacağı bir hukuk devleti sistemini nasıl benimseyebileceğini tahayyül edemiyorum.

.

Facebook Yorumları

Kod8
09.09.2014
Maggotlaşan İnsanoğlu ve Yerel Dar Kafalılık (2)
26.08.2014
Maggotlaşan İnsanoğlu ve Yerel Dar Kafalılık (1)
15.08.2014
La Catedral Hapishanesi veya Çankaya Köşkü
06.08.2014
Kasımpaşalı Tayyip cumhurbaşkanı olurken
15.07.2014
Dersim ve solculuk
22.06.2014
Öcalan serbest bırakılmalıdır
12.06.2014
Anadolu’da Bir Hümanizm Şavkı
09.06.2014
Öcalan nasıl serbest kalır?
07.06.2014
Öcalan'nın aşk mektubu ve barış
20.05.2014
“Vura vura büktüler bizi, eğildikçene eğildik”
06.05.2014
“Autoritair en corrupt, maar mateloos populair; hoe doet Erdogan dat?”
14.04.2014
Erzurumlu “bebe” ve Mısır Bildirisi
01.04.2014
Türkiye’de sıfırlamacı Tayyip, Dersim'de 'yırtık' Apo kazandı !
10.02.2014
Öcalan’ın Videoları ve Gönüllü Köleleri
08.02.2014
Hukuk, adalet, ahlak ve demokrasi
01.11.2013
HDP’deki Aleviler yahut Caligula’nın atları
16.10.2013
Roman ya da Ğışto’nun hançeri
02.10.2013
“Devrimci faşizm” olur mu?
14.09.2013
Ah Anadolu’da bir Pirahã olsaydım
13.09.2013
Önemsiz yazarın önemsiz notları
13.08.2013
Dersim Notları
03.08.2013
Anwar Congo ve Dersimli TİKKO’cuların benzer kişilikleri
17.07.2013
Karl Marx, toplumsal yoksulluk ve Siirt’in kızları
16.07.2013
Kalbim çat diye dursa...
29.06.2013
Sosyal Ontoloji Forumları ve Demokrasi
27.06.2013
Ethem Sarısülük Cinayeti ve Kadıköy Eylemi
20.06.2013
No Anonymous One Victim (Mağdur)
10.06.2013
Erdoğan’ın Sosyal Mühendisliği, Mezhepçiliği ve Kızgınlığı
04.06.2013
Gezi Parkı’ndaki Öfkeli Kalabalık ve Mezhepçi Bir Külhanbeyi
26.05.2013
General Ludd’un Bedbaht Manifestosu
18.05.2013
Dersimli Kemal, Kamer ve Hüseyin
10.05.2013
Boş Konuşmak İmtiyazı
03.05.2013
AKP İslamcılığı, Dinin Avucundaki Toplum ve Solcu Ritüelizmi
28.04.2013
Üç Soru, Üç Cevap
20.04.2013
Alevilik
12.04.2013
Katatonik Şizofreniden Muzdarip Toplum
09.04.2013
Hayalet Kimlik Sendromu ve Tevekkül
08.04.2013
MEHDİ ÖMERLİLİ ABDULLAH EFENDİ
03.04.2013
Erdoğan, Öcalan ve Dersim
29.03.2013
Barış, siyasi zombiler ve siyasi kriminaller
27.03.2013
Abdullah Öcalan ve barış
24.03.2013
Dersimlilere de bir Hakan Erdem lazım
23.03.2013
PKK silah bırakırsa
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8