Vicdanım biraz daha rahat. 3 yıldır haksız ve ahlaksız bir şekilde hapiste tutulan bir adamın sesine tercüman olmak, hak ve adalet arayışına ses olmak benim için önemliydi.

Söyleşiden sonra Avcı'ya yönelik kimi yazı ve eleştirileri üzüntüyle karşılıyorum.

Avcı'nın sözlerine vicdan ve mağduriyet açısıdan bakamayan, bunları yaşanan 'savaş'ta bir araç olmaktan öte algılayamayan ve onu geçmişinin bir dönemiyle, işkencelikle özdeştirerek değersiz kılmaya çalışanlara aslında söylenecek çok şey yok...

Aynı adam değil midir, verdiği ifadeler ve yaptığı açıklamalarla Susurluk skandalının ortaya çıkmasında önemli bir katkıda bulunan, gerek genç gerek idealist polisler nezdinde dürüstlük ve etkinlik referansı haline gelen ve cemaat tehlikesine cesaretle işaret eden...

Elbette Avcı yaşanan savaşta bir taraf... Çünkü diğer tarafın mağduru.

Elbette Avcı'nın sözleri savaşa dair olur ve bu savaşı etkiler...

Ancak önde gelen vicdandır, hak ve gerçek arayışıdır.

Avcı'yla gazeteci olarak yolum pek çok kez kesişti.

Bunlardan birisi AK Parti hükümeti tarafından Kaçakçılık ve Organize Suçlar Daire Başkanlığından alındığı zamandı.

Dönem, İçişleri Bakanı'nın oğlunun Kentbank'ın avukatı olduğu ve Avcı'nın yürüttüğü kimi soruşturmalara müdaale etmeye çalıştığı iddialarının ortada dolaştığı günlerdi...

Arşivden 8 ve 10 Haziran 2005 tarihli iki yazımı buldum.

Şöyle yazmışım:

'Kimi bürokratlar ya da kimi makamlar siyasi iktidarlarının önünde blokaj işlevi yerine getirirken, kimileri tersine sübap görevi yaparlar. Kaçakçılık ve Organize Suçlar Dairesi eski Başkanı Hanefi Avcı böyle bir isimdi. AK Parti iktidarıyla herhangi bir yakınlığı olmadan, liyakat esasına ve geçmişine binaen bu dairenin başına getirilmişti.

Akaryakıt ve uyuşturucu kaçaklığında tutuklama oranı Avcı'yla yüzde yüz civarında artmış, enerji ihaleleri mafyasıyla mücadelede ciddi yol katedilmişdi...

Sonra bir gün görevden alındı.

Peki neden?

Akla önce enerji ihaleleri meselesi ya da ortada dolaşan çeşitli bakanların çocukları söylentileri gelmez mi?...'

Avcı'nın öyküsünün bir parçası bu...

Avcı röportajı üzerinden bana gelen 'taşlar' için de bir yanıt parçası...

Avcı'nın 2010 yılında tutuklanması benim cemaate yönelik analiz merceğimi kaydırmama neden olan hadiseler arasındadır. Bunu Ahmet Şık ve Nedim Şener'in tutuklanmaları takip etti. Açıktır ki, bu tutuklamalar ve takip eden davalar cemaatin kendisini eleştiren kişilere yönelik hak ve özgürlük gaspı harekatıdır.

Bu tarihten itibaren cemaatin aktif varlığına, otoriterleşme kaynağı olduğuna, siyasi nitelikli davalardan KCK soruşturmalarına kadar otonom bir yapı ürettiğine ve bir iktidar merkezi olduğunu pek çok yazıda ve verdiğim bir çok röportajda dile getirim. MİT krizi yazılarım yeni bir çatışmayı, İslami kesim içindeki bir ayrışmayı anlatıyordu. Otonom yapının türlü davalardaki sahte dillerden KCK tutuklamalarına kadar sistematik ağ oluşturduğuna ilk işaret edenlerden biriyim.

Hanefi Avcı'yla cezaevinde yaptığım röportaj bir bakıma bu gazetecilik bakışının ya da bu politik duruşun bir devamıdır.

NOT.

Sevgili meslektaşım, arkadaşım ve öğrencim Murat Aksoy Yeni Şafak'ın değerli yazarlarından birisiydi. Gazeteyle yolları ayrıldı. Gerçekten üzgünüm. Zor günlerden geçiyoruz. Deniz fırtınalı. Sarsıntı geçirmeyen tekne yok. Alabora olan çok. Ve tekneden düşenler, atılanlar da öyle. Murat'ın ilkeli ve demokrat duruşuyla yol almaya devam edeceğine şüphe yok.

  • Abone ol