AYM Emekli Üyesi Ali Güzel, Prof. Dr. Cem Eroğul, Prof. Dr. Ergun Özbudun, Dr. Kerem Altıparmak, Prof. Dr. Köksal Bayraktar, Prof. Dr. Oktay Uygun, Prof. Dr. Osman Can, Prof. Dr. Ozan Erözden, Dr. Rıza Türmen, Prof. Dr. Rona Aybay, Prof. Dr. Yaman Akdeniz

Çoğu kamuoyu tarafından tanınan bu on bir değerli hukukçu, 3 Mayıs günü kamuoyuna ve adalete, esasen Anayasa Mahkemesi’ne bir çağrıda bulundular.

Yayınladıkları metin, salgın vesilesiyle çıkarılan, özel af düzenlemesi niteliğindeki infaz yasasının, hukuki bakımından kabul edilmez yönlerini hatırlatıyordu.

Ancak asıl hatırlatma, ülkeyi yöneten siyasi anlayışın, varlığını ve gereklerini unuttuğu hukuk devletine ilişkindi. 

Metinin sonunda yer alan şu cümleyi başa alalım:

“Her şeye rağmen bir anayasal devlet olarak Türkiye’de Anayasa’nın eşitlik, hukuk devleti ve insan haklarına saygı ilkelerinin bağlayıcı olduğunu, bu ilkelerin toplumsal barışın da harcı niteliğinde bulunduğunu hatırlatıyoruz...”

Evet, her şeye rağmen...

Görünür beş temel itirazları vardı. 

1.“Yasada belirli bazı suçların yanında, muğlak terör örgütü üyeliği, yardım ve propaganda suçlamaları gerekçesiyle, gerçekte düşünce açıklamaları, kolektif özgürlük eylemleri veya basın faaliyetleri nedeniyle yargılanıp mahkûm edilen kişilerin başta ifade özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı olmak üzere anayasal hakları yok sayılmıştır...”

2.”Şiddet içerikli olup olmadığına dair bir ayrım yapılmaksızın, siyasal muhalefet mahiyetindeki eylemler istisna tutulmuştur. Düzenleme ayrımcılığa, dışlanmaya ve siyasal muhalefetin kriminalize edilmesi aracına dönüştürülmüştür...”

3. “Şuçluluğu sabit olmayan tutukluların yasa kapsamı dışında bırakılmasıyla, eşitlik kriteri bu açıdan da gözetilmemiştir...” 

4.”Düzenlemenin gerekçesi Kovid-19 salgını olarak gösterilmiş olduğu halde, suçlar arasında ayrım yapılarak yaşam hakkıyla doğrudan bağıntılı sağlık hakkı göz ardı edilerek yaşam hakkının özünün ihlaline zemin hazırlanmıştır...”

5. “Parlamentoda bu tür yasanın gerektirdiği nitelikli çoğunluk ilkesi dikkate alınmamıştır...”

Bu itirazlar yeni değil. 

Bir çok siyasi parti, siyasi çevre, oda, baro, akademisyen tarafından ısrarla dile getirildiler. 

Ancak dikkate alınmadılar. 

Ve AK Parti ile MHP’nin yasama üyelerinin liderlerine endeksli çoğunluğuyla, her yönüyle hukuk ve hak ihlali barındıran bu yasa çıktı.

Şimdi bu hatanın düzeltilmesinde, son merci olarak Anayasa Mahkemesi kaldı. 

Ağır siyasi baskı altında olmasına rağmen bugüne kadar demokrasinin önünü açan pek çok kritik karara imza atan, zor zamanlarda hukukun gereğini yerine getirmeyi bilen Anayasa

Mahkemesi’nin, bu 11 değerli hukukçunun, sadece hukukun değil demokrasinin ve toplumsal vicdanın da sesi olan çağrılarını duyacağını umuyoruz.

Siyasi iktidarların gelecek kuşaklar tarafından okunacak öyküsünü, hukuk ve demokrasiye ne denli  uygun davrandıkları şekillendirir.  

Ülkelerin demokratik sicilini ise sistemin, kurumlarının, seçkinlerinin hukuk karşısındaki duruşları yazar.

On bir hukukçunun örneklediği gibi...
 

  • Abone ol