12 Eylül Anayasasından şikayet etmeyen yoktu. Her parti yeni anayasa vadediyordu.

Ama bir türlü olmuyordu.

Herkes istiyor görünmesine rağmen olmuyorsa, belli ki birileri onu içten içe seviyordu.

“Berber saçım ak mı kara mı, önüne dökülürse görürsün” diye bir söz vardı. Ne zaman ki vesayet rejimi geriletildi, demokratik ve sivil bir anayasa için engel kalktı, onu içten içe sevenlerle sevmeyenler belli oldu.

İlk defa beraberce bir sivil anayasa yapımı söz konusu olduğunda Meclis’te dört siyasi parti bir araya gelip kendi anayasa önerilerini ortaya koyduklarında, ak ile kara herkesin önüne döküldü.

Anlaşıldı ki aslında dört partiden sadece ikisi yeni anayasa istiyor, ikisi istemiyordu.

Ak Parti ve BDP’nin anayasa önerileri, felsefesi ve ilkeleriyle gerçekten 12 Eylül Anayasasından anlamlı bir kopuşu ifade ederken, CHP ve MHP’nin anayasa önerileri şikayet ediyor göründükleri mevcut anayasayı özüyle, ruhuyla, resmi ideolojisi ve temel ilkeleriyle muhafaza ediyor, onu yeni bir dille tekrarlıyorlardı.

Bugün hepsinin anayasa önerisi, TBMM’nin internet sitesinde duruyor. Her şey o kadar net ki,  bunun böyle olduğunu görmek için anayasa hukukundan anlamak bile gerekmiyor.

Hangi parti nasıl bir anayasa istiyor?

Liberal anayasacılık hareketinin temel bir hedefi vardır: Devleti birey haklarıyla sınırlandırmak.

Bu da insan onuruna dayanan, devletin ideolojik tarafsızlığını öngören ve insan haklarını evrensel anlamıyla garanti altına alan bir anayasa demektir. Hükümet biçiminin ne olduğu, parlamenter, başkanlık veya yarı başkanlık önemli değildir. Anayasal monarşi veya cumhuriyet de. Esas olan, hangi hükümet biçiminin tercih edildiği değil, birey devlet ilişkilerinin nasıl düzenlendiğidir.

Bu çerçevede Türkiye’de yeni yapılacak sivil bir anayasanın Kürt sorununu çözmek için yeniden eşit vatandaşlığı ve anadilde eğitimi; din ve vicdan özgürlüğü sorununu çözmek için de evrensel anlam ve içeriğiyle bu hakkı garanti altına alması gerekir.

Şimdi bunlara sırasıyla bakalım:

1. Devletin ideolojik tarafsızlığı

Hangi partiler tarafsız devlet ilkesinden yana, hangileri Kemalist resmi ideolojinin devamından? Bunu anlamak için en önce “Cumhuriyetin nitelikleri” ve “başlangıç hükümleri”ne bakmak gerekir.

Ak Parti ile BDP’nin, CHP ile MHP’nin önerileri mot a mot aynı. İkisi de resmi ideoloji öngörmemiş. BDP yetinmeyip devletin ideolojik tarafsızlığını ve ademimerkeziyet ilkesini ayrıca vurgulamış.

Bana kalsa Ak Parti ve BDP’nin uzlaştığından da kısa yazardım. Ama bu şekliyle bile diğer ikisininkiyle kıyas kabul etmeyecek kadar tercihe şayan.

CHP ve MHP ise hem Atatürk milliyetçiliğine bağlılığa ve yine resmi ideoloji yüklü başlangıç hükümlerine atıf yapmışlar, hem de “milli dayanışma ve adalet anlayışı”na. Bunu yaparken insan haklarına saygılı olmaktan da söz etmişler. Kısacası 12 Eylül Anayasasının resmi ideolojisini ve aynı anda insan haklarına atıfta bulunmasına ilişkin çelişkisini tekrarlamışlar.

Ak Parti’nin başlangıç metni kısa, özlü ve çok da güzel(miş); ta ki “Türk milleti”ni ekleyene kadar. (Bildiğim kadarıyla ilk haliyle “biz”i tanımlamak için böyle bir kavram yoktu; ama Hasan Celal Güzel ve çevresindekilerin başını çektiği “Türklük elden gitti” diyenlerin şiddetli tepkileriyle sonradan eklendi.) Bu ifade Ak Parti’nin etnik kimlik içermeyen ve vatandaşlığı da böyle tanımlamayan diğer maddelere ilişkin önerileriyle çelişiyor. Dolayısıyla yeni anayasa yapım sürecinde bu ifade kaldırılmalı.

CHP’nin metni en ideolojik olan. Yine Mustafa Kemal’e ve onun “çağdaş uygarlık hedefi”ne atıf var ve Çatalhöyük’ten Sakarya’ya bir tarih kurgusu ile “Türk ulusu”ndan söz ediyor. MHP’ninki de Mustafa Kemal’den söz ediyor ama CHP’ninkine kıyasla daha az ideolojik görünüyor.

BDP’ninki uzun ve keşke etnik kimlikler sayılmasaydı. İkinci paragraf “ebedi barış”a atıf yapması bakımından anlamlı ama onun son paragrafı, başlangıç metni olarak yeterli ve güzel.  

Bu da neyin nesi diye düşünebilirsiniz, neden iki partinin öyle diğer ikisinin böyle baktığını sorabilirsiniz.

Cevabı basit. Anayasa yazımında önemli bir tartışmadır bu. Başlangıç kısmının anayasanın metninden olduğunu kabul etmek, aynı zamanda oradaki ön kabullerin veya ideolojinin de anayasanın maddeleri gibi kural koyucu ve geçerli olduğunu kabul etmeye götürür bizi. Anayasada tanınan hakların evrensel anlam ve içeriğiyle değil, başlangıçta belirtilen ideolojik perspektif ve referanslar çerçevesinde anlaşılması gerektiğini kabul ettirmek isteyenlerin tercihidir bu. CHP ve MHP’nin bu bağlamda başlangıç kısmının metinden sayılmasını istemeleri anlaşılır bir durum olup, kendi içinde tutarlıdır. Yarın öbür gün olur da son metinde ideolojik bir şeyler sokuşturulursa kaygısıyla Ak Parti ve BDP’nin bu kısmın metinden sayılmasına itiraz etmesi de öyle.

2. Anadilde eğitim

Kürt Sorununun çözümü bakımından en fazla ön plana çıkan ve eşitlik hakkı bakımından da önemli olan taleplerden biri de anadilde eğitimin hak olarak kabul edilmesidir. Ak Parti mevcut anayasadaki eğitimde Türkçeden başka hiçbir dilin vatandaşların anadili olarak kullanılamayacağına ilişkin maddeyi kaldırarak ve uzlaşma maddesiyle yetinerek, yasağın anayasal zeminini ortadan kaldırmayı tercih ederken, BDP işi sağlama bağlamak veya önceliklerini anayasal düzeyde daha görünür kılmak için bunun hak olduğunu ayrıca belirtmeyi tercih etmiş. Sonuçta her ikisininki de anadilde eğitime elverişli bir formülasyonu ifade ediyor.

CHP ve MHP ise bu konuda 12 Eylül anayasasının anadilde eğitim yasağını tekrarlıyor.

3. Din ve vicdan özgürlüğü

Bu maddede ilk göze çarpan, CHP’nin din ve vicdan özgürlüğünü genel olarak insan haklarına aykırı Türkiye laikliğine ve özelde 12 Eylül Anayasasına uygun biçimde anlamaya devam ettiği. Din ve vicdan özgürlüğü eğitim hakkını da kapsadığı halde CHP “eğitim”in ilgili maddeden çıkarılmasını önermiş. MHP de eğitimin yer almaması gerektiğini düşünüyor ama bunu “öğretim”in “eğitim”i de kapsadığı iddiasıyla izah ediyor. CHP de MHP de din dersinin devlet denetiminde olmasını istemekte.

Ak Parti’nin MHP ile birlikte zorunlu din dersini savunması ise onun tamamen özgürlükçü biçimde formüle ettiği bu ilkedeki tek ama önemli bir yanlışı ifade ediyor.

Bu maddede en geri ve yasakçı durumdaki parti, 8. Başlıkta din ve vicdan özgürlüğünü 12 Eylül Anayasasının -24. Maddesindeki sübjektif bir dizi gerekçeyle budayan- maddesini tekrarlayan CHP. Anlaşılıyor ki, ihlal üreten laiklik formülünü aynen tekrarlıyor.

Bir olumsuzluğu telafi etmeye çalışırken başka bir dizi sorun ortaya çıkaran pozitif ayrımcılık önerisi dışında bu maddede en özgürlükçü perspektif ise BDP’ninki.

4. Eşit vatandaşlık

Ak Parti ve BDP’nin vatandaşlık kavrayışı, onu etnik isimlerden arındırmış ve herkesin kendisini içinde bulabileceği biçimde formüle edilmiş. Vatandaşlığı Türklükle ilişkilendirmemeleri, Kürt Sorununun çözümünün anayasal zeminini teşkil edecek adil ve eşit vatandaşlık anlayışını yansıtmakta. İkisinde de maddenin üst başlığı “vatandaşlık” şeklinde, değer yargısı ve etnik kimlik içermeyen biçimde.

CHP ve MHP ise “Türk vatandaşlığı”nı tercih etmiş. Bu ise Kürt sorununun çözümünü mümkün kılmayacak eski anayasa maddesinin tekrarını ifade ediyor.

Dört parti iki anayasa

Dört partinin mutabakatıyla anayasa yapmasının mümkün olmadığını ve bu Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun kurulmasının boşuna olduğunu söyleyenler yanılıyordu.

Çünkü bu komisyonda en azından kimin nasıl bir anayasa istediği netleşti. Görünen o ki, aslında dört değil iki anayasa çıktı: Biri Ak Parti ile BDP’ninki, diğeri CHP ile MHP’ninki.

Elbette iki anayasa önerisinin hala özgürlükçü perspektiften yeniden ayıklanma ihtiyacı var. Ak Parti’nin yukarıda bahsettiğim maddelerinin yanında, BDP’nin de değiştirmesi gereken “merkezi planlama örgütü” gibi arkaik devletçi önerileri var.

İnsan onurunu merkeze alan, en temel ilkeleri bakımından liberal anayasacılığın telosuna uygun demokratik ve sivil bir anayasa buradan çıkarılıp halkoyuna götürülebilir.

Ak Partililer ve HDP’liler bunun ne kadar farkında veya bunun gereğini birlikte yaparlar mı bilmem ama sadece ikisinin metni uzlaştırılabilir görünüyor.

Ama metinlerin telif edilebilir, uzlaştırılabilir olması yeterli değil. 

İki partinin iç dinamikleri, bütün umutlarını ikisinin kavgasına bağlayan çevrelerin telkinleri buna izin verir mi bilmiyorum.

Ama sahiden yeni anayasa istiyorsak en makul yol bu görünüyor.

  • Abone ol