Yeni Türkiye’den bahsedebilmek ve değişim iddiasının altını doldurabilmek için, ülkenin karanlık geçmişinde yaşanan tüm suçların adalet ve toplum vicdanının önüne getirilmesi gerekiyor. Türkiye’nin şiddetle ihtiyacı olan enverist-kemalist rejimden köklü kopuş ancak bu şekilde mümkün olabilir.

Geçmişi tamamen mükemmel veya her şeyiyle kötücül bir paket olarak gören zihniyetlerin bunun altından kalkabilmesi zor. Çünkü bu türden bir yaklaşım, kutuplaşmayı ve iktidar mücadelesini geçmişin kategorik sahiplenilmesi veya reddedilmesi zeminine taşıyor.

Başbakan Erdoğan’ın Dersim özrü de bu nedenle ciddi bir sarsıntı yarattı. Evet, Dersim’de kemalist devlet “bazı olaylar” yapmış olabilirdi, ama bu neden şimdi ve neden mütedeyyin bir başbakan tarafından gündeme getiriliyordu ki? Kemalist Cumhuriyet’e zarar verme potansiyeli taşıyorsa, Dersim’de –Kılıçdaroğlu gibi– doğrudan zarar görenler bile, bu adalet fırsatını ihmal edebilirdi, hatta etmeliydi de.

Bu zayıf pozisyonun etkili olamayacağı açık. Çünkü cin şişeden artık çıktı ve mızrak çuvala sığmıyor. Bunu bilen güçlü bir başbakan var. CHP tabanı, liderlerinin, partilerinin zayıflığının, siyaset üretemediğinin farkında, kendilerini korunmasız hissediyorlar. Böylelikle bu geçmişle yüzleşme işine hazırlıksız yakalandıklarını ve bu işten zararlı çıkacaklarını duyumsuyorlar.

Özgürlükçü ve her an iktidara aday olma iddiasına sahip olan bir ana muhalefet partisine sahip olamamak, sadece CHP’nin oylarını gasp ettiği kendi tabanının değil, tüm ülkenin sorunu.

CHP’nin değişmesi için, Cumhuriyet’in karanlık dönemleriyle bağlarını koparması, hatta halktan özür dileyerek yeni bir başlangıç yapması gerekiyor. Kemal Kılıçdaroğlu yeni ve güçlü bir lider olsaydı, Dersim özrünü bir Alevi olarak Başbakan’a bırakmaması gerekirdi. Bu CHP’ye orta vadede zarar vermez, bilakis partiyi güçlendirirdi. Ama zihniyet o dönem Dersim operasyonlarına karar verenlerden farklı değil. CHP Ankara Milletvekili Gülsün Bilgehan’ın o kan dondurucu açıklamasını hatırlayın, Bilgehan “Bu sorunun çözülme yöntemi bugünkü insan haklarına uymuyor ama o dönemde başka çare yokmuş zaten. Bence sonuca bakmak lazım. Sonuçta bugün Tunceli bölgesi en görgülü, en eğitimli, demokrasiye inanan insanlardan oluşuyor. Mesela sürgünlerden söz ediliyor. O sürgünlerde çok iyi yetişmiş genç kızlar da var. Belki o bölgede, ortaçağ şartlarında kalsalardı o aileleri kuramayacaklardı” demişti.

Ama Kılıçdaroğlu Bilgehan’ın değil, Dersim tartışmasını başlatan Hüseyin Aygün’ün savunmasını istiyor.

AK Parti ile tabanı arasındaki özgürleştirici ve dinamik ilişkinin tam tersi CHP ve tabanında yaşanıyor. Tepe ve taban birbirlerini sürekli geriye çekiyor ve zehirliyor. Buradan ciddi bir paradoks doğuyor, CHP Türkiye’nin ayak bağı olmaya devam ediyor.

Ana muhalefet sorununun nasıl çözüleceği de bir muamma olarak ortada duruyor haliyle. Tabanda yeni, kendine güvenli, güncel ve özgürlükçü bir sosyal demokrat parti çıkaracak devinim de, talep de yok. O zaman, Milli Nizam’dan, Adil Düzen’den 28 Şubat’a gelen, Fazilet Partisi içinden reformcu bir AK Parti’yi çıkaran şablon CHP için geçerli olmuyor.

Kuzey Avrupa ülkelerinden bir sosyal demokrat taban ithal edemeyeceğimize göre, ya bu topal duruma katlanmaya ve ülkece zarar görmeye devam edeceğiz, ya da bir çare üreteceğiz.

Öncelikle CHP tabanının korkularından kurtulması gerekiyor. CHP, tabanının korkularını istismar etme siyasetini sürdüreceğine göre, bu sorumluluk da AK Parti ve Başbakan Erdoğan’a düşüyor.

Başbakan Dersim özrü ile büyük bir adım attı. Hem bu özrün kurumsallaşması için adımların devamı gelmeli, hem de Alevilerin bugüne dair tüm sorunları acilen çözülmeli. AK Parti Dersim özrünü bu şekilde taçlandırmazsa, tabanda güven tahkim olmaz.

CHP tabanının özgürleşmesi, bu oyların AK Parti’ye akacağı anlamına gelmiyor, gelmemeli. Ama o tabandaki iyileşme ve normalleşme, yeni bir sosyal demokrat parti talebini ortaya çıkarabilir.

CHP tabanının yüzde 16’lık kısmı Alevi vatandaşlarımızdan mürekkep. Alevi vatandaşlarımızın çektiği eziyetler Dersim’de başlamadı, orada da bitmedi. 1514 yılında başlayan Yavuz Sultan Selim’in Dersim ve Anadolu’daki Alevi katliamlarından beri bu insanlar bu ülkede travma ve korku içinde yaşıyorlar. Aleviler, Sünni çoğunluğun içinde kendilerini güvende hissetmiyorlar hâlâ.

Bu anlamda, Sünni çoğunluğun partisi AK Parti’nin ve Başbakan’ın Dersim özrünün böyle ezber bozucu bir etkisi oldu. Belki de, işte tam bu dönem Alevi vatandaşların korkularını gidermek için en doğru zaman. Alevi vatandaşlarımıza borcumuz büyük ve bu kaparolarla değil, defaten ödenmeli.

Gerisini zaman ve vicdan tamamlayacaktır.


[email protected]

  • Abone ol