Bugün 2 Temmuz. Sivas'ta gerçekleşen insanlık ayıbının üzerinden 18 yıl geçti. Aradan geçen bunca zaman kadar, bu karanlık olaya ilişkin aydınlatılması gereken noktalar ne yazık ki henüz açığa kavuşmadı. Saatler süren bu olaya, yakında bulunan itfaiye, emniyet ve güvenlik kuvvetleri neden müdahale etmemiştir ya da edememiştir?

O güne ait en önemli soru budur. Ve bu soruların aydınlatılması için o güne ait ilgili birimler arasındaki telefon kayıtları önemli bir ipucudur. Ve aydınlanmayı beklemektedir.

Bugün 18 yıl önce insanların yakıldığı eski adı Madımak Otel, yeni adıyla Sivas İl Özel İdaresi'ne Bağlı 'Bilim ve Kültür Merkezi' olarak kullanılmak üzere restorasyonu süren binanın önünde olacağım. İki kimliğimle olacağım orada. İlki gazeteci olarak bulunup gözlem yapıp haber ve/ya analiz yazacağım. İkincisi ise Alevi olarak orada olacağım. Yaşananların acısını hissedip, 'acıyı ortaklaştırmak' için yapılması gerektiğini sorgulayacağım. İşte bu yazı biraz o sorguya cevabı içeriyor.

Madımak olayı ve Aleviler meselesine baktığımda iki boyutlu bir tartışma çıkıyor karşıma. İlki bu karanlık olayın nasıl olduğu, ikincisi ise somut olarak Madımak olayı genel olarak da Alevilerin bu konuya yaklaşımlarının neden çözümsüzlük ile sonuçlandığı.

MADIMAK BİR ERGENEKON OPERASYONUDUR

İlk noktadan başlayayım. 2011'den yani olayın üzerinden geçen 18 yıl sonra 2 Temmuz 1993'e bakıldığında gördüğüm sadece 2 Temmuz 1993 değil. Daha karanlık bir yılın içinde gerçekleşen bir katliam. Bugün Ergenekon Davası kapsamında ortaya çıkan bilgiler, ilişkiler ağı artık 1993'ün başından itibaren gerçekleşen olayların sıradan olmadığını söylüyor. Yılın hemen başında Uğur Mumcu'nun öldürülmesi ile başlayan ve Kürt sorununun çözülmesi konusunda ateşkesin sağlandığı bir dönemde; çözüm projesinin iki önemli ismi Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal ölümü ile süren, Bingöl'de 33 erin öldürülmesi ve ateşkesin sona ermesi. Ardından 2 Temmuz'da Madımak'ta yaşanan üç gün sonra Başbağlar Köyü'nde yaşanan katliam, sonra Albay Bahtiyar Aydın'ın ve JİTEM'in karakutusu Cem Ersever'in öldürülmesi.

Bunların hepsi 1993'te oldu. Bütün bunlar sıradan ölümler ve olaylar değil. Bir sistematik içinde yapılan suikastler ve toplumsal infial yaratmak için yapılmış sistematik katliamlardır. Bu süreç sonrasında Kürt sorunun çözüm umudu bitmiş ve geride 17 bin 500 faili meçhulün kaldığı kanlı bir 3 yıl başlamış; ve sivil siyaset yerini açık bir askeri vesayete bırakarak örtülü bir darbe yaşanmıştır. Madımak ve Başbaşlar'da olanlar Alevi-Sunni gerilimini çatışmaya dönüştürmek için tezgâhlanan kanlı birer katliamlardır. Tıpkı geçmişte Maraş ve Çorum da olduğu gibi. Yöntemi belki farklı ama amacı aynı olan.

2 Temmuz 1993'ta yaşanan Madımak katliamına biraz da bu fotoğraftan bakmak gerek diye düşünüyorum. Olayın başladığı öğle saatleri ile başladığını düşündüğümüz telefon trafiğinin bugün ortaya çıkarılması; bu karanlık olayın aydınlatılması için tarihi önem taşıyor. Ergenekon Davası savcılarının bugün en önemli işlerinden birisi bu olmalıdır. Çünkü Ergenekon sadece 2000'lerden sonra AK Parti'yi devirmeyi hedefleyen bir yapı değil, toplumun siyasete sahip çıkmasını, farklılıkların kamusal alanda kendilerini ifade etmesinin önünü kesen ve bunun için her dönem hedefleri farklı olan bir zihniyetin adıdır.

1993'ten itibaren Ergenekon'un hedefi kendini Kürt sorununu çözümsüzlüğü derinleştirerek siyasetin askerin tekeline alınmasını sağlamaktı ve Uğur Mumcu'nun ölümüyle başlayan süreç bunu sağladı. 2 Temmuz'da Madımak Oteli'nin yakılması da bu planın bir parçasıdır. Başka bir şey değil. Alevilerin de bugün Madımak'a bakarken biraz da bu resmi dikkate almasında fayda var.

ACILAR ORTAKLAŞMADAN MÜZE OLMAZ

Benim açımdan tartışmanın ikinci boyutu Alevilerin Madımak Oteli'nin müzeye dönüştürülmesi. Adı ister Utanç, ister anma, ister yüzleşme olsun fark etmez. Bu talep AK Parti tarafından başlatılan 'Alevi Açılımı'nda Alevilerin öne sürdüğü üç temel talepten birisi idi.

Bu talep, pratikte makul görülebilir ancak değildir. Çünkü, 'derin ötekileştirme'nin en somut örneği olan Alevi-Sünni meselesinde ilk adım müze değil; 'acıların ve duyguların ortaklaşması'dır. Bu yapılmadan Madımak Oteli'nin hangi adla olursa olsun müze yapılması 'kamusal bir hatırlama mekânı' olarak derin ötelileştirmeye hizmet etmekten başka bir işlevi olmaz. Bu konuda Nilüfer Göle 11 Eylül 2001 saldırılarında yıkılan 'İkiz Kuleler'in yerine yapılacak 'şey' için yaşanan tartışmaları çok güzel anlattığı makalesinde; İkiz Kuleleri'nin yerine yapılacak olan 'şey'in anıyı ve acıyı ortaklaştırması özelliğine vurgu yapar.

İşte acıyı ortaklaştırmanın yoludur siyaset. Çünkü siyaset sadece farklılıklarla birlikte yaşamak değil; farklıların acısına, sevincine ortak olmak; 'ortak bir gelecek' kurma arayışıdır.

Şu haklı soruya elbette cevap vermek gerekir; otelin yerine yapılmakta olan 'Bilim ve Kültür Merkezi' bu işleve uygun mudur? Elbette hayır. Bu süreçte Madımak Oteli'nin kamusallaştırılması ne kadar doğru bir adımsa; yerine yapılan merkez de o kadar yanlıştır. Çünkü sorun sadece oteldeki kebapçının kapatılması değildir. İçeriğini bilmediğimiz –ki, bu bile başlı başına bir sorundur- merkez, bu haliyle acının ortaklaşmasına katkı sunmaz. Orası toplumun önemli kesiminin yani Alevilerin her yıl hatırlayacağı bir 'bellek acısı'nın yaşandığı yerdir. Bunun için orada bunu hatırlatacak bir mekân ve içerik olmalıdır, kamusal işlevi olan bir merkez değil. Yapılan acıyı ortaklaştıran değil 'acıyı yok sayan ve unutturmak isteyen' bir mekân ki, bu kabul edilebilir değildir.

Son olarak şunu ifade edelim ki; siyaset iki kişi ile olur. Bir tarafın siyaset iradesi, karşı taraftan karşılık bulmazsa olmaz. Bu yüzden sorumluluk Aleviler kadar AK Parti'de ve diğer siyasi partilerdedir.

Bugün otelin önünde yapılacak anmayı yasaklamak siyaseten doğru değildir.

  • Abone ol