Aynı memlekette aynı sokakta, aynı marketten alışveriş yapıyor, bambaşka hayatlar yaşıyoruz. Biri inancı gereği yıllarca 28 Şubat döneminde hapis yattıktan sonra bir gece tanklara karşı vatanını ve ortak geleceğini korumak için sokağa çıkıp şehit oluyor.

Adıyla analım onu. Halil Kantarcı. Haksızlıklar karşısında sabırla metanetle mücadele etmiş, zulme yenik düşmemiş, kendini feda etmekte tereddütsüz bir hayat. Gencecik yaşta şehit olduğunda üç çocuk bırakıyor geriye.

Bir başka vatandaş. Namaz çıkışı vapurda yan yana gidiyorum. Hükümet böyle, cumhurbaşkanı şöyle verip veriştiriyor. İstibdat dönemini geçtik diyor. Derken başlıyor bilmem hangi belediye sınırları içinde arazi almış, rüşvet vereceği yetkili arıyormuş, içine ev yapmak için kaçak olarak! N’apalım sistem böyleymiş.

İşte dedim tam isabet! Bu sebeple, siz böyle olduğunuz için yaşadığınız memleketten size bir hayır da gelmez! Başkalarını hor görürken kendi zaafarına hiç bakmayanların memnuniyetsizliğinden ibaret sanki bütün dökülen masum kanlar! Sanki zulüm yok, suçlu yok, insanların zaafları, hırsları, tamahları, nefretleri yok!

Birileri canını feda edecek denli aşk içindedir. Yakınlaşır, bir olur. Aynı hayatın içinde birileri nefret büyütür, yabancılaşır. Sistem diye diye kendi karanlık çukurunda tepinir.

***

Sonra bir başka gün. Yine yan yana gediğim, eskiden tanıdığım bir diğeri. Dayanamıyorum burada yaşamaya, bunca baskıya diyerek vatandaşlık başvurusunda bulunmuş ailecek, batı Avrupa’da bir ülkeye. Nesine dayanamıyorsan, mücadele etsen ya! Bak gencecik yaşında hapse tıkılmış yıllarca iftira yüzünden hapis yatmış ama pes etmemiş. Dayanmış, direnmiş, gerçeği yalanla örtmeye razı gelmemiş.

Neden kaçıyorsun, sen de düzeltmeye katkıda bulun! Elini taşın altına koyanların hapiste olmadığı bir dönem için mücadele et. Tek mücadelen barış lafını militanların ağzından çoğaltmak mı olacak? Ya kalbiyle katil olanlar, nefret çukurunda kendi zaaflarını büyütenler? Suçluların cezasını çekmesini istemiyor musun? Canını feda edemiyorsan, hayatınla emek versen ya!

Tuhaf tuhaf bakıyor suratıma. İktidar her zaman zulümdür. Diyor. Peki adaletle hükmedenlerin, dosdoğru yöneterek kudret ile fethedenlerin gücü nereden geliyor? Yok öyle bir şey diyor. İktidar olanlara hep muhalefet edilir.

Elbette zalim yöneticiler olduğu sürece mazlum muhalifler her zaman olacak. Ama adalet ile zulmü ayırmak o zaman çok kolay olurdu her seferinde. Ama insanlığın serüveninde bunlar hep iç içe.

O halde birileri severek kanını canını feda etmeye devam edecek. Apaçık fetih olacak bazen adaletin iktidarı. Birileri de illa muhalif olmanın kibirli iktidarıyla zulümlerini örtmeye devam edecek. Gizli işgal olacak bazen.

***

Nefsimiz böylesine kendi zaaflarımızla beslenip büyürken, böyle bir ortamda, kimin tekelinde din, kim hakkıyla nefsini Müslüman etmiş de çocuklar deizme kayıyor diye şikayet ediyoruz? Nihayetinde deizm tartışmalarını çocuklara atfetmek yerine durup onlara neyi emanet ettiğimize odaklanmalıyız.

Bizim adalet ve zulümden kibir üreten benlik davalarımız değil mi bu gençlerin din diye anladıkları şeyi imal eden? Bizim talan ve kadavra düzenimiz değil mi onların din algısını siyasi sosyolojik kimlikçi cemaatçi veya şekilci bir algıya hapseden?

Hala televizyon ekranlarında din adına kendini otorite sayanları nefsi emmare düzeyinde seyreden tartışmalarıyla kimin gönlü tevhide aşka irfana açılabilir de nur içinde nuruna kavuşabilir Allah aşkına?

***

Hep söyledik, yine söyleyelim başka cümlelerle, başka bağlamlarda. Belli cemaatlere girerek, belli kitapları okuyup belli kitapları okumayarak, şuradan alışveriş yapıp şu bürokrasi kontenjanlarını doldurarak din kemale ermiyor.

Gerçek insanın kalbinde bir nur ve onun sahibi var. Onun tecellisini hayatında, tavırlarında, yaşantı biçiminde izleyemiyorsan, kendi nefsini dönüştürüp kamile merhalesine doğru bir ruh hicretine başlamıyorsan, çok okumakla dinin tamam olmuyor.

Evliya yetiştiren bir sektör, bir kurum yoktur dinin kalbinde. Şeriattan içeri hakikate dek çok zahmetli, çok sarp bir yol, sevenlerin yolu. Nefsini Müslüman edip, ümmet kılmaya niyet edenlerin yolu.

Muhammedilerin yolu. Gerçek sünnet. Sağ elinle yemek yemek gibi şekilsel gösterilerden ibaret olmayan. İçi dışı, enfüste afakta ayetin hakikati olmuş yol, vahdet yolculuğu!

Emaneti döküp saçmadan gönülden gönüle taşımakla, i’la-yı kelimetullah için içte dışta fetihle yükümlü amel sahiplerinin yolu.

***

Bugün yeniden bu toprakların canlı sözünü işittiren diri nefeslere olan ihtiyacımızı halen kulaktan dolma bilgilerle inkar eden din otoritelerine karşı tevhid hakikatine yönelemeyeceksek, dini ideolojik veya şekilsel talimlere rehin bırakmaya devam edeceğiz. Ticari polemiklere yem ederek!

Eğer çocuklarımızı gerçek bir irfan eğitiminden, işini hakkıyla, aşk ile yapabilme marifetinin pratiklerinden geçiremeyeceksek: Kültür sanatta ilahi güzelliğin zevkinden birikiminden edebinden nasiplendiremeyeceksek... Daha kaç vakit kim bilir rüşvet verecek belediyede yetkili ararız!

  • Abone ol