Hizmet Hareketi’ni bitirmek için bulunan son çareyi duyduğumda açık söyleyeyim, fazla inandırıcı gelmedi.

Sosyal medyada ‘cemaate değil ama PKK’ya kıyamazlar’ diye yazdım. Fakat Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın örgüt aleyhindeki ısrarlı açıklamalarını görünce fikrim değişmeye başladı. PKK ile ortaklık bozulacaksa, iktidar bir taşla iki kuş vurmak isteyebilir. Bu işi yapmak için elde hazır şablonlar da var. 28 Şubat’ın birçok uygulamasını kopyalayıp hayata geçiren mantalitenin ‘andıç’ tecrübesini ıskalaması düşünülemez. İddialar doğruysa benzer bir operasyon hazırlığından söz edilebilir. Öyleyse filmi geriye sarıp andıcı hatırlamakta fayda olacak.

28 Şubatçıların kendilerine aktif destek vermeyen herkesi karalayıp yok etmeye çalıştığı günlerdi. Gazetelere bir ‘bomba haber’ servis ettiler. PKK’nın Öcalan’dan sonraki ismi Şemdin Sakık’ın ifadesini bazı gazeteler ‘ele geçirmişti’. Sakık’a atfedilen cümleler deprem etkisi yapacak cinstendi. ‘PKK ile işbirliği yapan hainler’ sıralanıyordu. En dikkat çekenler gazeteci Mehmet Ali Birand ve Cengiz Çandar ile İnsan Hakları Derneği Başkanı Akın Birdal’dı. Güya Sakık; “Basın mensupları içinde de örgütün parayla yazdırdığı ya da konuşturduğu çok ünlü kişiler bulunmaktadır.” demekte ve birçok ismi sıralamaktaydı. İnsafsız bir toplumsal linç başladı, yetmedi Akın Birdal kendisine sıkılan altı kurşundan sonra hayata son anda tutundu. İddialar bu üç kişiyle sınırlı değildi. Refah Partisi’nin Van milletvekili Fethullah Erbaş üzerinden PKK’yla temasa geçtiği ve işbirliği önerdiği ileri sürülüyor. Ayrıca “Milli Gazete ile Akit Gazetesi’nin de PKK aleyhine yazmayacaklarına dair söz verdikleri ve bir nevi ortak düşmana karşı antlaşma yapıldığı” kayda geçiriliyordu.

Yıllar sonra gazeteci Nazlı Ilıcak, bu ifadelerin sahte olduğunu, Genelkurmay İstihbaratı tarafından hazırlandığını ortaya çıkardı. Karargâh iddiaları doğrulamak zorunda kaldı ve bir iç yazışma olan belgeye ‘andıç’ dediklerini açıkladı. Emri veren Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Çevik Bir ve Genel Sekreter Tümgeneral Erol Özkasnak şu anda yargılanıyor.

Şimdi aynı tuzağa yeniden tevessül edilebileceğine dair ciddi uyarılar gündeme düşüyor. Hizmet Hareketi’ne izafe edilen onlarca yurt ve eğitim kurumu kundaklanmışken bu senaryo ikna edici olur mu? Daha dün ‘cemaatin PKK karşıtlığı süreci sabote ediyor’ diye yazan kalemler, şimdi tam tersini söylediğinde  inanan çıkar mı? Sadece hükümete yakın medyayı takip edenler arasından çıkabilir. Ancak buradan hukuki bir sonuç elde etmek imkânsız gibi; hele de ortada Çevik Bir örneği dururken… Sahte belge üretmeyi planlayanlar ve ona dayanarak icraat yapacaklar bir kez daha düşünecektir.

Daha yakınlarda Ruşen Çakır’ın “Ocak ayının sonundaki söyleşimizde Gülen cemaatine değinmiştik. “Biz görüşmek istedik ama onlar istemedi” demiştiniz. O günden bugüne bu konuda bir değişiklik, girişim oldu mu?” sorusuna PKK/KCK’nın şimdiki Başkanı Cemil Bayık “Hayır, olmadı. Hâlâ mesafelidir.” şeklinde cevap vermişti. Buna rağmen deneyebilirler mi?

Murat Karayılan’ın Birgün’de Ertuğrul Mavioğlu’na söyledikleri hâlâ kafamı karıştırıyor. “Elimizde Fethullah Gülen ile ilgili belgeler var.” diye konuşan Karayılan, belgelerin içeriğinden bahsettikten sonra “Bu tutanaklarda kendileriyle ilgili MİT’in yaptığı araştırmalar da var.” deyivermişti. Meclis Başkanı sıfatıyla Cemil Çiçek’te, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ta olmayan MİT belgeleri, PKK’nın elindeyse ve şantaj malzemesi olarak kullanılıyorsa… Molotofla hunharca yakılan Serap Eser cinayetiyle ilgili hâlâ aydınlanmayan noktalar varsa… Bu ülkede her şeye ihtimal verebiliriz. Hukuk geri döndüğünde sonları Çevik Bir gibi olur ama…

  • Abone ol