Zaman muhabiri Derviş Genç, diğer meslektaşları gibi Almanya uçuşu öncesi Başbakan’a bir soru sordu. Başbakan soruya net cevap vermek yerine muhabir arkadaşımızı “Paralel yapının temsilcisi” olmakla suçladı ve “Sözüm sana değil patronlarına” mânâsına gelen şeyler söyledi.

Belki bir Zaman yazarı sıfatıyla değil ama bir vatandaş olarak Başbakan’ın, bir gazeteciye sanki örgüt mensubu imiş gibi itham eden ve yargılayan bir tutum takınmasına üzüldüm. Cumhuriyet savcılarından sonra gazete muhabirleriyle de polemiğe kalkışması bence zaaf ve asabiyet işâretidir; onu güçlü göstermiyor, aksine tedirgin ve huzursuz bir iç dünyasını dışa vuruyor.

    Diğer tarafta cevap bulması gereken sorular var; sorular ki havadaki uçağa benzerler ve bir şekilde yere inmek zorundadırlar.

    Benim de bazı sorularım olacak; özellikle yolsuzluk söylentileri ile, bunca yıldan beri devletin ağuşunda sinsi sinsi uyurken varlığı keşfedilen “paralel yapı” arasındaki mantık bağlantısında merak ettiğim şeyler var.

    İlk soruma geçmeden önce yolsuzluğun Türkiye’ye, sadece bize mahsus bir illet olmadığını hatırlatmak isterim. Eskilerin tâbiriyle, “İltimas, mâden-i has, delk-i temas” türünden ayak kaydırıcı eğilimlere, dünyanın her yerinde rastlanıyor. İşte Avrupa Birliği Komisyonu’nun iki gün önce yayınladığı açıklama: Dünyanın en şeffaf bölgesi diye bilinen AB ülkelerinde yolsuzlukların AB ekonomisine mâliyeti, yıllık 120 milyar Euro’yu buluyor.

Bunu bir kenara not edelim...

Türkiye yolsuzlukla ilk defa 17 Aralık’ta karşılaşmadı yani; listesini yapmaya gerek yok; hep vardı, dilemeyiz ama yine olacak!

    Şimdi soruyorum: Yolsuzluk imkânlarını yeşerten ve mümkün kılan mevzuat yapısında şu mâhut paralel yapıların bir yönlendirmesi, teşviki, dahli var mı? Paralelcilerin dahli yoksa, kimin eseri bu mevzuat?

    İki: Yolsuzluk iddialarının herhangi bir yerinde bu hareketle ilişkilendirilebilecek bir isim, kurum veya yapı var mı?

    Üç: Şu paralel güçlerin varlığı, yolsuzluk yapmaya gözünü karartanlar için bir şekilde perdeleyici, kafa karıştırıcı, kolaylaştırıcı bir fonksiyon ifa etmiş midir?

    Dört: Farzedelim ki, o “Paraleller” hiç mevcut değildi ve hiç olmadı. O zaman, “Vallahi yolsuzluk da olmazdı” diyebilecek misiniz?

    Beş: Yolsuzluğu hisseden bir takım devlet birimlerinin harekete geçmesinde bir anormallik var mıdır? “Paralelciler olmasaydı, bu kirli bohçalar ortalığa saçılmazdı” diye mi düşünülmektedir?

Altı: Yolsuzluğu araştırırken, usûl hukukunda illâ ki münasip, illâ ki mânidar olmayan bir zaman ve fırsat kollanması gerektiğine sahiden inanıyor musunuz?

Yedi: 17 Aralık sürecinde ortaya konulan iddialar ciddi bir olguya mı istinad ediyor, yoksa temelden ve külliyen yalan ve iftira mıdır?

    Sekiz: Siyasi itibar ve güç kullanılarak bazı işadamlarının hayır işlerine veya darda kalmış medya şirketlerine yardıma yönlendirilmesini doğru buluyor musunuz?

    Dokuz: İmdadına koşmak, ayakta tutmak için onca külfete ve riske girdiğiniz bazı medya kuruluşlarının yayın tarzını görünce, “Eh, çok zahmet çektik ama değdi doğrusu” diyor musunuz?

    On: Günün birinde, -Haydi, minik bir ihtimâl dahi olsa!- yolsuzluk iddiaları yargı önünde tesbit ve tescil edilirse tarihin çektiği fotoğrafta nasıl bir sûret göstereceğinizden haberiniz var mı?

Evet... Sorular havalanmış uçak gibidir; ilelebed havada kalmaz, günün birinde mutlaka cevabını bulur!

  • Abone ol