Tarih 12 Mart 2004. Yer “Kuzey Suriye” Kamışlı. Suriye Kürtlerinin çoğunluğunu oluşturduğu bir futbol takımı bir Arap takımını ağırlıyor. 2003 Irak işgalinin neredeyse yıldönümünde gerçekleşen maç öncesi, bu müdahaleye taban tabana zıt yaklaşan iki grup arasındaki ilişkiler gergin. Hemen herkes bu müsabakanın sadece bir futbol maçı olmayacağını biliyor.

Bu ağır siyasi havaya rağmen maç öncesi gerekli güvenlik önlemleri alınmıyor. Özellikle Arap takımın taraftarlarının stada silah da dahil olmak üzere bol miktarda “yabancı madde” sokmasına izin veriliyor.

Siyasi bir çatışma için en ufak provokasyonun kafi olacağı bu atmosferde, konuk Arap takiminin taraftarlarının maçın başlamasıyla Saddam Hüseyin’in resimlerini açması yeterli oluyor. Kürt taraftarlar buna karşılık Kürt bayrağı açıyor. Keskin siyasi sloganlar stadyumu inletiyor. Arap taraftarlar Saddam Hüseyin lehine slogan atarken, Kürtler Bush, Barzani ve Talabani’nin isimlerini zikrediyor. İki taraf arasında taş atmak ile başlayan çatışma, Suriye güvenlik güçlerinin müdahalesi ile bitiyor. Sonuç ise resmi rakamlara göre dokuz olu.

Ertesi gün on binlerce Kürt, Kamışlı’da Suriye güvenlik güçleri ve Arap taraftarlar tarafından öldürülen bu dokuz kisinin cenazesi için toplanıyor. Gösteri başladığında ilginç bir şekilde ortalıkta güvenlik görevlisi olmadığını soyluyor gösteride olanlar. Kürt bayrakları açılıyor. Beşşar Esed aleyhine sloganlar atılıyor. Hafız Esed’in heykeli yıkılıyor -bu sahneyi bu olaydan sonra ilk defa Dera’da 2011 yılında şahitlik edecekti Suriyeliler.-

Ve birden makineli silahlarla kuşanmış bir araç geçiyor kalabalığın ortasından. Aracın içinden rastgele ateş açılıyor. 23 gösterici hayatini kaybediyor.

Olaylar buyuyor. Öfkeli kalabalık kamu kurumlarını hedef alıyor. Binalar taşlanıyor, ateşe verilmeye çalışılıyor. Kamışlı katliamının haberleri başka Kürt şehirlere de sıçrıyor. Kobani, Sere Kaniye, Derik ateş alanına donuyor. Şam ve Halep de bile binlerce Kürt - özellikle öğrenci- sokağa dökülüyor.

Gösteriler 14, 15 ve 16 Mart’ta da devam ediyor. Suriye güvenlik güçleri olayları - niteliğini ve şiddetini son bir senede gördüğümüz bicimde- bastırıyor. Olaylar sonucunda kaç kişinin öldüğü hala bilinmiyor. Bağımsız insan hakları örgütlerine göre olu sayısı 30’un üstünde. 1000 kişi yaralanıyor. 2500 kişi olaylara iştirak ettiği gerekçesi ile Suriye güvenlik güçleri tarafından tutuklanıyor. Bu tutuklular arasında 5 kişi işkence sonucu yaşamını yitiriyor. Binlerce Suriyeli Kürt, Kuzey Irak’a iltica ediyor...

Gösterilere Kürtlerle beraber, Sünni ve Hıristiyan Araplar da katilmiş olsa da, Suriye devletinin izansız şiddetinden sonra oluşan sessizlik sonrasında Kürtler kendilerini yalnız bırakılmış hissediyor...

On yıllar boyu hissettikleri gibi...

Suriye nüfusunun yüzde 9’unu teşkil ettiği tahmin ediliyor Kürtlerin. Toplumun en ayrımcılığa uğrayan kesimini oluşturuyor Kürtler, Suriye’de. Irak işgali sonrasında akın akın Suriye’ye gelen Arap mültecilerden bile kotu durumda oldukları hemen her gözlemcinin hemfikir olduğu bir gerçek. 1962 yılında tuhaf bir nüfus sayımı sonrası 120,000 Kürdün Suriye vatandaşlığı ellerinden alınıyor. Pasaport almaları, çocuklarını okula göndermeleri bile engelleniyor.

PYD’nin Esed’le uzun sure devam eden flörtü, ilkesiz siyaseti, Suriye Ulusal Konseyi üyesi Kürt siyasetçi Mişel Temo’nun olumu sonrasındaki utanç verici sessizliği veya BDP’nin AK Parti hükümetinin Suriye konusundaki siyaseti için kullandığı ulusalcı retorikten hallice olan söylemi bir yana, sıradan bir Suriyeli Kurdun halet-i ruhiyesini belirleyen bagajı yukarıda zikredilen tarihi arka plan belirliyor. Suriye’deki Kürtler on yıllar boyunca defalarca aldıkları dersler sonucu kendilerini Arap kardeşleri tarafından terk edilmiş hissediyor. Tıpkı Türkiyeli Kürtler gibi...

Peki, biz Arap devrimlerini alkışlayan bölge halkları olarak bölgemizin en talihsiz grubu olan Kürtlerin bu bahar havasını solumasından telaşa mı kapılacağız, yoksa bu demokrasi dalgasının bölgedeki tüm unsurlar için esmesini mi savunacağız?

AK Parti’nin Suriye politikasını eleştirmek için Türkiye’yi anında bir teyakkuz haline sokacağı garanti olan Kürt kartına sarılanların işgüzarlığı değil sadece meselemiz. Tüm klişelerin, kalıpların yıkıldığı bir Ortadoğu’da hâlâ baki kalan kadim bir devlet geleneği zihnimizi esir almaya devam ediyor. Meşru hakları yıllardır zapt edilirken sessiz kaldığımız bir halka bakışımızı hâlâ bir “iyi Kürt, kötü Kürt” dikotomisi belirliyor. “İyi’ Kürtleri terbiye etmeye çalışırken, “kötü” Kürtlere reva gördüğümüz ise tehdit oluyor.

Eğer Arap devrimlerinden öğrenilecek yegâne şey varsa o da bu tehditlerin ve toplumların tercihleri üzerine kurulan vesayetin bir şekilde çökmeye mahkum olduğudur. Suriye’den öğrendiğimiz bir şey varsa o da zorbalığın insan onurunu, cesaretini kıramadığıdır.

Bizimle veya bizsiz, Suriye Kürtleri hak ettikleri hakları, statüyü elde edecek. Peki, biz hak ettiğimiz statüyü elde edebilecek miyiz? Türk sorununu çözebilecek miyiz?

[email protected]

  • Abone ol