Bir topluluk içerisinde bazılarının yaptıklarından dolayı tüm topluluğu suçlamak elbette doğru değildir. Ancak bu bazılarının yaptığı herkesi etkileyecek bir temsil işlevi görüyor ve çoğunluk bunu engelleyecek bir irade ortaya koymuyorsa  sorumluluk herkesi kapsar. Bu sorumluluktan kurtulmanın yolu, yanlış kim tarafından yapılırsa yapılsın itiraz etmek, haksızlığı engellemek için güç yetirecek arayışlar içinde olmaktan geçer.

“Kapitalizmin Ruhu ve Protestan Ahlakı” isimli çalışma sosyolojinin temel eserlerindendir. Üretim ve tüketim ilişkileri ile toplumsal ahlak arasındaki ilişki  üzerinden aslında bir toplumun fotoğrafı çekilmiştir.

Bu analizi sadece Batı dünyasına indirgemek ve Müslümanların benzer macerasını bu tablonun dışında tutmak, gerçeklerle yüzleşmemek için  başını kuma gömmektir.

Mecidiyeköy’deki asansör katliamı bile tek başına bu vicdansızlığı deşifre etmeye yeter. Kapitalizmin kendi denge mekanizmalarını bile işlevsizleştirecek kadar vahşileşen ve kuralsızlaşan, ilkesizleşen kazanma hırsı İslam ahlakı ile birlikte olabilir mi ?

İslam’ın bizatihi varlık sebebini ortadan kaldıran bu yaşam biçimi her şeyi baştan düşünmeyi zorunlu kılmaktadır. İslam’ı sadece dekor olarak kullanan ama tipik zengin olma ve tüketim çılgınlığı içinde yaşayan bir toplumun,  kontrol -fren sistemi ortadan kalkmış, değer dünyasına dayalı referansları bu işi görmez hale gelmişse bu yozlaşmayı kim , nasıl durdurabilir ?

Devlet adına idari ve yargısal denetim , toplum adına medya denetimi insanlığın ortak kazanımıdır. Bu mekanizmaları boşa çıkaran her girişim, zulme çanak tutmaya hizmet eder. Denetimden hoşlanmayan, hesap vermekten kaçan, yargılanma yada teftiş birimlerin ayak bağı olarak gören bir zihniyetin varacağı son nokta kendi zulmünde boğulmaktır.

Bu bağlamda Türkiye İslamcılığı dibe vurmuştur. Dibe vurulduğunun kati olarak farkında olunmadan yeniden suyun yüzüne çıkmak da imkansız gözükmektedir.

İşçi ölümlerini kendine dert edinmeyen zihin dünyası ile gerçek bir İslam ahlakının birlikte var olmasından söz edilemez. Bu bir yol ayrımıdır. Hem de ters yönlere gidilen bir yol ayrımı. Hem bu dünyayı hem öbür dünyayı garanti etme adına sergilenen alışkanlıklar, bu dünyayı da ve eğer inanılıyorsa hesap gününü de mahvedecek niteliktedir.

Eğer ahrete inanma duygusu, bu dünyada halka hesap vermekten kaçmak ve haksızlık yapılanı oyalama arzusundan kaynaklanıyorsa nereye varacağı ortadadır.

Ya Müslümanlar bu çöküşle yüzleşecek yada vahşi kapitalizmin suç ortağı olarak Türkiye tarihine geçecektir.

  • Abone ol