İstanbul’da, Yozgat’ta orada burada öğrencilerin, öğretmenlere yaptıkları bıçaklı saldırıları ana haber bültenlerinde dinlerken tüylerimiz diken diken oluyordu.

Aklımızdan “Nasıl bir öğrenci, öğretmenine bu şekilde saldırabilir?” Soruları geçerken, aynı olayı Düzce’de yaşadık. Düzce Fatih Endüstri Meslek Lisesi’ne giden bir öğrenci, öğretmenine bıçakla saldırdı ve neticesinde tutuklandı.

Öncelikle Düzce İl Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı toplum polislerinin ve asayiş ekiplerinin üstün çabası için teşekkür ederim. İhbarı alır almaz olay yerinde 2 ya da 3 dakikada gelerek olayın üzücü bir şekilde sonlanmasına engel oldular.

Yani iddia edildiği gibi olay yerine 15-20 dakika sonra gelmediler. Okulun içinde çocuğu göz altına alırken, diğer öğrencilerin panik olmaması yada korkmaması için gerektiği gibi davranarak polis otosuna kadar saldırgan öğrenciyi götürdüler.

Bu hale neden geldik? Bizler nasıldık, yeni nesil nasıl?

Bizler, liseye, ortaokula giderken, değil öğretmene bıçakla saldırmak, laf atmak bir yana dursun, öğretmenimizi görünce kaçacak delik arardık. Korkudan değil, saygından yapardık bunu. Kaçtığımız yerde üstümüzü başımızı düzeltir yeninden çıkardık. Böylelikle öğretmenimiz bizi paspal bir şekilde görmez ve hafifi başımızı eğer geçer, giderdik.

Şimdi bakıyorum, özellikle liseli arkadaşlarımız kravatları bir yanda, gömlekleri diğer yanda, ceketleri acayip durumda, öğretmenlerin önünden geçerken ellerinde sigara, tespih gibi şeyler. Korkmuyorlar helal olsun. Ama saygı da duymuyorlar yazıklar olsun.

Öğretmen az sert çıksa, hemen şikayet ediliyor. Veliler okul basıyor. Vay sen benim çocuğumu neden azarladın diyorlar. İşin içinde darp varsa elbette öğretmen uyarılmalı yada şikayet edilmeli. Hani darpta darp olsun yani.

Fakat dedik ya, en ufak ses yükselmesinde hemen şikayetler başlıyor. Öğretmen ne yapsın? Onca sene oku, didin, atanmak için bekle ve sonunda meslek sahibi ol. Bir bağırdın diye hakkında soruşturma başlatılsın, belki de meslekten uzaklaştırıl.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın anlayışı ile derse grip çıkar hale geldiler. Dolayısı ile öğrenci ile iletişim kuramama sonucunda, öğretmene saygı kalmadığı gibi bu tip abuk sabuk olaylar başladı.

Bunlarda yetmezmiş gibi, Milli Eğitim Bakanlığı ALO 147 şikayet hattını kurdu. Öğrenci ücretsiz olarak ankesörlerden bile bu numarayı arayıp öğretmenini şikayet edebiliyor.

Bu son olaylardan sonra, öğretmen kimi şikayet etsin? Öğretmenlerimiz içinde bir şikayet hattı kurulsun. Asıl olarak onlara lazım. Sesleri çıkmamaya başladı. Otoriteleri sıfıra indi. Hani ayaklar baş oldu deyimi gerçekleşti.

Nerede kaldı, Hz. Ali’nin “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” cümlesi. Meşhurdur ya. Her eğitim programında söylenir. Yeni nesil öğrenciler bırakın köle olmayı, krallıklarını ilan etmeye başladılar.

Bu durumun önüne nasıl geçilir bilmem. Ama burada velilere büyük iş düşüyor. Öğretmene çektirilmeyen kulakların, veliler tarafından çekilmesi gerekiyor.

Yoksa sağda solda benim göbek adım bela diyenler çıkıp öğretmenlere ahlaksıca saldırmaya devam edecekler. Belki bu sefer polis zamanında yetişemeyecek ve üzücü olaylar yaşanacak. 

Hiçbir Düzceli bu şekilde şehrin adının duyulmasını istemez. Bu şekilde yapılacak reklamlar şehrin dinamiklerine zarar verir. Öncelikle Düzce Valiliği, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve diğer görevli kurumların harekete geçerek öğrencilerin ama hepsinin değil tabi, bu şekilde olduğu düşünülen, yani kendisini bela sanan öğrencilerin önüne geçmeleri gerekir.

Öğretmenlerim ellerinizden öperim. Benden küçük de olsanız  büyük de olsanız ellerinizden öperim. Saygılarımla….

  • Abone ol