Aslında her şey biz yaşarken gözlerimizin önünde oluyor, bir yandan aleni şekilde terör örgütleri meşrulaştırılıyor, diğer yandan terör ile ilgisi olmayan kişi ve kurumlar terörist olmakla ve teröre destek vermekle itham ediliyor. Bu gayr-ı adil tutumun arkasında yatan ise "gücü elinde tutanların" söylediklerinin gerçeği, hakikâti belirliyor olması.

Gerçek ve hakikât, gerçek ve hakikât olmadığı halde öyle kabul ediliyor, zira bilgi inşa edilebilen bir şey... Daha önce de bu köşede bilgi sosyolojisi üzeriden gerçeğin nasıl inşa edildiğinin birden çok kez ifade etmiştim.

Bilginin inşası, ideoloji "egemen güçlerin kendi çıkarları için gerçeği çarpıtmasından" başka bir şey değil, bu çarpıtmanın son kurbanı ise Katar. Haber alma organlarını yeni açanlar için hatırlatalım; Katar konusu yeni bir konu değil, bu konuyu Suud'un itikadi tutumuna kadar geri götürebiliriz, kendisini Selefi kabul eden ancak Selefi değil tam bir Vehhabilik örneği olan Suud için İsrail ve Amerika'dan önce ve hatta Şia takıntılı Suud'un İran'dan bile önce kendine belirlediği düşman İhvan-ı Müslimin hareketi. Mısır darbesi sırasında Suud'un Sisi'ye verdiği her türlü destek bunun yakın zamandaki en bariz örneği.

Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan gibi ülkeler maalesef "ümmet birliği" dediğimiz ütopik arzumuzun gerçekleşmesi konusundaki en büyük engeller, bu ülkeler konjonktür gereği her türlü kararı alır ve bundan hiçbir surette rahatsızlık duymaz. Misal; Trump, Suud'da Hamas'ın "terörist" olduğunu vurgularken, Mısır yönetimi, Suud ve BAE arka fonda sırıtır. Geçtiğimiz haftalarda Trump, Sisi ve Kral Selman'ın "pandoranın kutusu" başındaki üçlemesi de meyvesini verdi ve kutudan Katar'ı hedef alan karar çıktı. Bugün ise Katar'a karşı bir takım kararlar alındı. Bu kararların arkasında İhvan'a, Katar'a, Hamas'a karşı ABD yönetimi ile birlikte çalışma konusunda uzlaşmış Mısır, BAE ve Suud yönetimi olduğu aşikâr. (15 Temmuz’daki BAE rolü için bir hatırlatma)

Elbette İsrail'i bu denklemde atlamak büyük hata olur; geçtiğimiz hafta Katar’ı teröre destek vermekle suçlayan İsrail'di. Tabi İsrail, Katar'ı yalnız anmak istemedi, Katar ile birlikte Türkiye'yi de zikrederek, hedefleri açıkça belirledi.

Katar ve Türkiye'yi hedef almanın nedeni ne?

Uluslararası siyasette, ideoloji, mezhep ve din ayrılıkları tamamıyla belirleyici değildir, asıl belirleyici olan ekonomidir ancak ideoloji, mezhep ve dinsel ayrılıklar diye ifade ettiğim kültürel durum yardımcı oyuncudur, halkları ikna etme gibi durumlarda başvurulan yardımcı aktörlerdir. Bu minvalde kendi içerisinde Trump yönetimi ve Pentagon niyetleri ile ikiye bölünmüş ABD aklının, yine kendi içerisinde ikiye bölünmüş Avrupa Birliği'nin ve yine bütüncül Batı aklının da ABD ve Avrupa arasındaki fikri ayrılıkların, çift başlılığın şimdilerde buluştuğu ortak nokta Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda, Orta Dünya'da kendileri ile uyumlu -nazik bir ifade oldu, onların yönetimine su taşıyacak işbirlikçi yönetimler desek daha doğru olur- yönetimleri yaşatmak, kendilerine teslim olmayan yönetimleri ise ortadan kaldırmaktır. Bu açıdan Batı aklı, kendisiyle uyumlu bir şekilde yürümeyecek İhvan hareketinin ortadan kaldırılması için uğraştı. Mısır darbesinde başarılı oldu ancak Türkiye'deki Gezi, 17/25 Aralık, 15 Temmuz gibi girişimlerde başarılı olamadı. Katar da kısmen kendi başına hareket etmeye çalışıyor. Yani, Türkiye ve Katar, Batı için hedef zira kültürel ve ekonomik açıdan kendi başlarına yürümek, Batı'nın bölgedeki işbirlikçileri olmak istemiyorlar, bu tutum Katar ve Türkiye'yi açık hedef haline getiriyor.

16 Nisan'dan başarıyla çıkan Türkiye istikrarı koruduğunu dosta düşmana ilân etti, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Trump arasındaki görüşmenin de iyi geçmiş olması Türkiye açısından bir avantaj ancak henüz tam olarak düzlüğe çıkmış değiliz zira ABD'nin, PYD-PKK gibi terör örgütlerine tır tır silah taşıyor olması Türkiye ve ABD arasında halen sorun oluşturmakta.

Katar'ın durumu ise siyasi açıdan çok parlak değil nitekim Arap dünyasında yalnız bırakılmış bir ülke olarak resmediliyor lâkin doğalgaz zenginlikleri olan bir ülke olduğu için bu da Katar'a ekonomik anlamda artı puan getiriyor. Yine de Katar risk altında diyebiliriz.

Elbette bahsettiklerim bir de Suriye-İran yönü var, lâkin yerim doldu ve oraya girmek mevzuyu çok uzatacak şu kadarını söyleyelim ki, İran da bu mevzulardan bağımsız değil.

Ne demiştik; evet, her şey biz yaşarken gözlerimizin önünde cereyan ediyor, Türkiye'deki terörün müsebbibi PKK'nın bağlantılı olduğu PYD, ABD eliyle silahlandırılıyor ama DAEŞ bahanesiyle bu terör örgütlerine verilen destek meşrulaştırılıyor, diğer yandan Katar, meşru seçilmiş kişi ve kurumlara destek verdiği için teröre destek vermekle itham ediliyor. Katar’ın yaşadıklarının bir benzerini uzun süredir Türkiye de yaşıyor, şu süreçte Türkiye’nin Katar konusuna dikkat kesilmesi elzem zira Katar konusu Türkiye’nin içsel konusu olan 2019 seçimlerine de sirayet edebilecek kadar uzun soluklu bir sürecin de startını veriyor.

Katar krizi daha da derinleşecek, bu Katar yahut Orta Dünya’ya has bir durum değil, tüm dünya, yeni bir dünya düzeninin arifesinde ancak bunun sonucunda köklü bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Küreselci anlayışın müttefikleri, Trump yönetimi ile birlikte değişmek üzere ancak bu değişiklikler sonucunda, olumlu yönde bir yenilenmenin olacağını düşünmüyorum, umutsuz olmak istemem ancak kısa vadede sorunlar devam edecek sadece isimler değişecek zira dünya tarihinin bu ölçeği “kullanışlı terör örgütleri” üzerinden şekilleniyor ve bu ölçek kalıcı olarak bir refah ortamı taahhüt etmiyor.

  • Abone ol