2007 cumhurbaşkanlığı seçiminde hukukla uzaktan yakından alakası bulunmayan ve tarihe kara harflerle yazılacak olan “367 vak’ası”nın mucidi şimdi de anayasanın “niçin yapılamayacağı”nın kodlarını vermiş.

 

Her zaman söylüyoruz ve milyon kere daha anlatmaktan bıkmayacağımız jakoben anlayışın sulh süreci ve yeni anayasa ile ilgili “engelleyici şifreleri” gelmeye başladı. Hoş sulh sürecinden hemen sonra başlayan itham ve hakaretler yeni duyduğumuz türden değil.

Ama bundan böyle pek çok yerden 'kabih defanslar' da göreceğimiz belli oldu.

Neden olmasın? Yeni anayasa ile 75 milyonuyla herkes eşit olacak.

Yani ülkede “beyaz” azınlığın ülkenin biz kahir ekseriyetini teşkil eden “zenci”lere tahakkümü ortadan kalkmış olacak. Bu sebeple şeytanın aklına gelmeyen ayak oyunlarına başvurmaya devam edecekler.

 

Hatırlıyorum, gençlik yıllarımızda Orhan Ayhan İnönü Stadı’nda maç anlatmadan önce kimi zaman;

“Sevgili dinleyenler, İstanbul gök gürültülü sağnak yağmurlu, sıcaklık 1 santigrat civarında, hava ve saha futbol oynamaya elverişli değil...” diyerek söze başlardı.

Türkiye’de de yeni anayasa hazırlıkları tüm hızıyla devam ederken “hava ve saha” şartlarının “yeni bir anayasa yapmaya müsait olmadığı”nı öğrenmiş bulunuyoruz!

Nasıl mı?

Buyurun, okuyalım;

Ülkeyi büyük bir felaketin eşiğine getirmekten bir damla olsun sakınmayan Sn. Sabih Kanadoğlu:

“Yeni anayasalar, bir uzlaşıdır, bir anlaşmadır, bir hoşgörüdür. Türkiye'nin içerisinde bulunduğu ortam bu anlaşmaya da, uzlaşmaya da, hoşgörüye de uygun değildir'' demiş. Üsluptaki değişikliği (pardon, hinliği) net bir biçimde görebiliyoruz.

Eğer anlayışınızda, inancınızda 'birileri'nin size ‘sağdan yaklaşması’ diye bir yaklaşma ve yaklaşım tarzı inanc var ise, işte, tam da o budur.

Yani hinliğin doruğunda olmanın bütün kodlarını ihtiva eden bu yaklaş(ı)mı Kur’an; ‘iblisin insanoğlunu ayartmasının en öldürücü tekniği’ olarak zikreder (A'raf, 7/17). Zira, iblis bizi/sizi bütün zayıflıklarımızla (önden-arkadan-soldan yaklaşarak) alt edememiş ise, en etkili vuruşu yapmaya hazırlanır.

Avın ağa takılması için iblis önce “sizi çok iyi bir insan” olduğunuza inandırır, “insanlık ailesine olan hizmetleriniz”le duygularınıza kabartma tozu katıp, aslında gizli bir “evliya” olduğunuzu köpürtür ve size son bir 'altın vuruş' yapmak için:

“Şimdi bütün bu güzelliklerin ve dahi özelliklerin sahibi “kutlu!” insan, bu yasağı neden önemsiyorsun, bir kerecik ihlalden dolayı sorgulanacağını mı düşünüyorsun, hani Allah’ın sonsuz merhameti? Sana değilse bu merhameti kimedir?” der. Bu ayartıcılığına inanır inanmaz iblisin “altın vuruş”u netice vermiştir, geçmiş olsun ve Allah affetsin.

 

Eskiden olsa Kanadoğlu Sabih,

“Anayasayı darbeler ya da ancak Atatürk ilke ve inkılâplarına bütün zerreleriyle inanan bir meclis, -o da ancak kurucu meclis- değiştirebilir. Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları buna yeltenmesin” gibi modası geçmiş zırvalarla yeni ve sivil anayasaya karşı çıkar ve mesajı savcılara (yapılması gerekenlerle beraber) iletmiş olacaktı.

Ama artık devir değişti. Sizin istediğiniz şekilde “saha, hava ve seyirci şartları futbol oynamaya elverişli” değil, bu sebeple “hayır, anayasa değiştirilemez, Atatürk ilke ve cumhuriyet kazanımları” demiyor, diyemiyor ve ayartma işini “nazik yerden” bağlamaya çalışıyor sağdan vuruşlarla.

 

Konuşmasında anayasa kitabını göstererek ''Peki, bu Allah'ın kelamı mı? Bunu değiştirmek mümkün değil mi?'' diye sorar ama sağdan yaklaşarak yine cevabı kendisi verir, “hayır” (Allah’ın kelamı olmadığı için mümkündür) der:

''Elbette mümkün…” Kanadoğlu’nu dinleyenler gibi sizin de “ee sorun kalmadı, o zaman anayasayı değiştirelim” dediğinizi duyar gibiyim. Ama (sağdan yapılan) “altın vuruş”un etkisi üzerimizde belirdiği, görüldüğü için defans taktiği de değişiyor; ''Doğrudan doğruya yeni bir anayasa, yani A'dan Z'ye yeni bir anayasa kalkışırsanız, bunun iki önleyici nedeni vardır. Birincisi, anayasanın kendisi buna müsaade etmiyor” diyor.

Değil mi, 1960, 1971, 1980 ve 1997'nin darbecileri böyle yapmışlardı!

Millete gidip sormuşlar önce,

Darbe yapmak istiyoruz, anayasanızı -o yıllarda henüz çöp kutusu olmadığı için- çöp bidonuna atıyoruz ne buyurursunuz diye sormuşlar değil mi?

Evet, gerçekten de çok kabih bir zihniyet.

Yaa, anladık mı şimdi?

Değiştirmek istediğiniz “anayasanın kendisi buna izin vermiyor”muş, yoksa dükkân sizin…

Anayasayı değiştirirken, değiştirmek istediğiniz anayasadan izin alacağız ya, aksiliği tutmuş anayasanın izin vermiyor. Sabih’in bu buluşuna şeytan, “yeni ve etkili bir metod” diye takla atsa çok yanılacak.  Zira artık bu zokkaları yutan halk yok, vallaha yok, olsa dükkân Sabih’in.

Sağdan yaklaşıp “altın vuruş”unu yaptıktan sonra artık uyuşan halimizle zehrini enjekte etmesi kolaylaştığından zerketmeye devam ediyor:

“Evvela halka, A'dan Z'ye yeni bir anayasa istiyor musunuz? 'Evet … istiyoruz' derse ki bunda 3'te 2 bir çoğunluk arayacaksınız …Sonra bir kurucu meclis seçimi yapacaksınız ...baraj olmayacak. Her düşünce orada olacak …uzlaşarak, anlaşarak yeni anayasayı ortaya çıkaracak …çıkan anayasayı da tekrar halk oylamasına sunacaksınız.”

Nasıl ama?

Yeni bir anayasa nasıl yapılmazın en özel yolu.

Yani;

Pire nemire bahar té/Nine ölme bahar gelecek,

Kalo nemire pıncar té/Dede ölme pancar çıkacak…

Yeni anayasa için “… ortam müsait değilmiş” de biz de inandık.

Tam sağdan yaklaşma...

Yok, yeter artık. Öyle boş avuntulara, bekleyişlere gelmeyiz. Dolayısıyla sağdan-soldan, önden-arkadan yaklaşanlara bir çift sözümüz var;

Önüm-arkam-sağım-solum… dört bir yanımız, hatta yukarımız, altımız da  SOBE!

Çok kabîh hareketler bunlar.

Twitter: @ahmetay_

Önemli Duyuru: Yarın (06 Nisan 2013) Diyarbekir Büyükşehir Tiyatro Salonunda aralarında Sayın Osman Baydemir, Fatih Demirci, Mehmet Alkan, Yildıray Oğur, Cemal Uşak, Mümtaz'er Türköne, Doç. Vahap Coşkun, Berat Özipek, Fırat Anlı, Sevan Nişanyan, Sedat Yurttaş, Ceren Kenar gibi saygıdeğer konuşmacıların olduğu foruma bendeniz de "Eşit Yutttaşlık, Beraber Yaşama ve İslam Kardeşliği" başlıklı sunum/konuşmayla katılacağım.

  • Abone ol