Bu coğrafyada Kürtlerin makus talihine hep zorunlu göçler, gözaltında kayıplar, işkenceler, faili meçhuller düştü, şimdilerde ise sıra yaşam alanlarını yıkarak insansızlaştırmaya geldi. 2015'te yaşanan çatışmalı dönemde sokağa çıkma yasağının uygulandığı onlarca mahalle günlerce polis ve asker kuşatması altında kaldı, ağır silahlarla ve tanklarla ateş altında kalan yüzlerce sivil hayatını kaybetti, cenazeler günlerce sokak ortasından kaldırılamadı. Tankların, panzerlerin gezdiği mahallelerde elektrik ve su kesildi, gıda ve sağlık gibi temel ihtiyaçlara erişim sağlanamadı, ambulansların girişi engellendi. 

Halka acımasızlığın her türlüsü yaşatılırken, bir yandan da binlerce insan göç etmek zorunda bırakıldı. Çatışmalarla, neredeyse taş taş üstünde kalmayan, harabeye çevrilen kentlerde tarihi doku yok edildi. O zamandan bu yana insansızlaştırma ve mülksüzleştirme politikası devrede. Tüm bunların sonu da derin bir yoksullaştırmaya uzanıyor elbette. 

Diyarbakır Sur'da bir süredir yıkımlar devam ediyor. Alipaşa ve Lalebey mahallelerini bariyerlerle abluka altına alan polis, geçen hafta yıkım kararı olan evleri zorla boşalttı. 

Sur'da ilk sokağa çıkma yasağı 6 Eylül 2015'te ilan edildi, daha sonra bu yasaklar aylarca ard arda devam ettirildi. Yaşanan çatışmalar sırasında Sur'un simge yapılarından Dört Ayaklı Minare zarar gördü, Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, "insanlığın bu ortak mekanında çatışma, operasyon, silahlar istemiyoruz" derken katledildi.

Daha sonraki günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, buralarda "temizlik" yapıldıktan sonra kentsel değişim ve dönüşüm sürecinin başlatılacağını söyledi. O sıralarda ortaya "Sur, mimari dokusuyla Toledo gibi olacak" iddiası atıldı. Tabi, iktidar her defasında TOKİ'nin Suriçi'ne gireceği yönündeki söylemlere itiraz etse de, kısa süre içinde devreye TOKİ'leştirme faaliyetinin girdiği görüldü. 

Mart 2016'da Sur'da sokağa çıkma yasağının kalkması beklenirken, Bakanlar Kurulu kararıyla ilçenin neredeyse tamamının kamulaştırıldığı ortaya çıktı. Bakanlar Kurulu kararıyla, Sur'daki birçok parsel acele kamulaştırma kapsamına alındı. 5.5 kilometrelik tarihi surların içinde kalan kısmın neredeyse tamamı kamulaştırılmış oldu. 

Güneydoğu Anadolu Bölgesi Belediyeler Birliği'nin geçen yılki hasar tespit raporuna göre, UNESCO tarafından dünya kültür mirası olarak tescil edilen Diyarbakır Surları içinde yer alan tescilli tarihi yapıların büyük bölümü kullanılan ağır silahlar nedeniyle zarar gördü. Paşa Hamamı, Surp Giragos Ermeni Kilisesi, Dört Ayaklı Minare, Kurşunlu Cami bunlardan sadece birkaçı. Sürdürülen yıkımlarda Roma döneminden kalan tarihi sokak dokusu da büyük oranda ortadan kaldırıldı. 

Haziran 2016'da açıklanan aynı raporda, Sur'dan göç etmek zorunda kalan aile sayısı 5 bin 440 olarak belirtilmişti. Çatışmadan ise 45 bin kişinin etkilendiği ve yaklaşık 22 bin kişinin dönecek herhangi bir evinin olmadığı tespiti yer almıştı.

Sur'da özellikle tarihi yapıların hedef alınarak top ateşiyle yıkılması, Sur'a tanklarla girilmesi, hem tarihi yok etme hem de hafızasızlaştırma yönünde ciddi yıkımlar olarak hala karşımızda duruyor. Sur'daki mimari yapıların yanı sıra kültürel doku da bozuldu. 

İnsanların yaşam alanları ellerinden alınırken, yurttaşlığın en temel hakkı olan barınma hakları yine elektrik, su kesintileriyle yaşanmaz hale getirildi. Sur'da sürdürülen yıkımın, yurttaşların en temel hakkı olan kamu hizmetlerinden yararlanma ilkesine de aykırı olduğu açık.

Yine aynı şekilde Sur'daki yıkımlar, Türkiye'nin 1965 yılından beri taraf olduğu "Lahey Silahlı Çatışma Halinde Kültür Varlıklarının Korunmasına Dair Sözleşme"ye ve 1983'ten beri taraf olduğu "UNESCO Dünya Kültürel, Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme"ye de aykırılık teşkil ediyor.

Uluslararası sözleşmelerin yanı sıra zaten Anayasa gereği, kültürel varlıkların tespiti, korunması ve gelecek nesillere aktarılması için gerekli tedbirlerin sağlanması ve silahlı bir çatışmanın etkilerine karşı bu varlıkları önceden güvence altına alınması gerekiyor. 

Sur'daki işgal ile niyet edilen sadece yıkım değil, istiyorlar ki Kürtlerin belleği, hafızası, anıları, tarihi silinsin gitsin. Bu dayatma ve zorbalık, tamamen militer kentleşmeye, TOKİ eliyle kentleri işgal etmeye ve sonunda da Kürtleri yaşadıkları bölgeden sürmeye ve mülksüzleştirmeye varıyor. 

Yakıp yıktıktan sonra TOKİ'nin göreve çağırılması, süreç içerisinde farklı yöntemlerle HDP'nin siyaseten bölgede silikleştirilmesi, ötede beri baskı politikaları uygulanan Kürt coğrafyasındaki yerel yönetimlerin işlevsiz hale getirilmesi mevcut sorunları çözmekten öte büyük mağduriyetlere yol açıyor.

Barışçıl çözümlerden uzak, savaş stratejileriyle, gerilim ve çatışmayla yürütülen siyasetin geldiği nokta, ardında binlerce ölüm, göçe zorlanan insanlar, insanlığın ortak değerleri olan kentlerin, tarihsel, kültürel ve doğal mirasın geri dönülemez biçimde gördüğü zarar olarak önümüzde.

En az yıkım kadar sessizlik, duyarsızlık da yok eder. Sur'la dayanışma zamanı, Sur'u sahiplenelim, Sur'un yıkımına dur diyelim...

  • Abone ol