Düşüncelerime, görüşlerime güçleri yetmeyenler kin ve nefretlerini kusmak için birilerini provoke ederek tehditle sindirme ve sansürlemek istediler. Beceremeyince bildikleri tek dil olan şiddeti meziyet saydılar. Ama 46 yıldır ne yaptılarsa beni vazgeçiremediler, bugün de yöntemlerini değişmediklerine üzülerek şahit oldum/oluyorum. Ama ben şerbetliyim.

            65 yıllık hayatım boyunca sevdiğim, 1952 yılında köyden göç ederek dünyayı anlamaya başladığım, Sere Gir (Tepe Başı) denilen yerde 15-20 hane iken çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği, Batman şehrinin ilk günlük gazetesi olarak 1984 yılında yayın hayatına başlayan Batman Çağdaş’ta 46 yıllık gazeteci olarak, 4 Nisan 1987 yılından beri yazıyorum. 28 gün sonra 27 yılımım bitirip 28 den gün alacağım.

            Yazdığım yazılardan rahatsız olanlara acı bir haberim var. 2 Mart Batman Çağdaş’ın 30. kuruluş yıl dönümü. Bugün (3 Mart) 31 den gün alıyor. Ve ben bu gazetede birileri çıldırsa da 28 yıldır yazı yazıyorum. Allah ömür verdikçe daha da yazacağım.

1968 yılında Batman’da gazetecilik mesleğine başlamama Hürriyet Haber Ajansı Batman muhabiri rahmetli Süleyman Şahin (TPAO Jeoloji sekreteri), fotoğraf stüdyosu sahibi yeğenim rahmetli Şemdin Turan (caniler katletti)  ve Öğretmen Okulunda matematik hocam Sait Sungur’un büyük katkıları oldu. Her üçüne de Allah’tan rahmet diliyorum.   

            Hayatım boyunca en çok sevdiğim 3 mesleği beraber yürüttüm. Biri asıl mesleğim olan öğretmenlik, 2. si aldığımız nefes, soluduğumuz hava, içtiğimiz su kadar gereksinim duyduğum gazetecilik ve 3. reklamcılık. Üçünü de severek yaptım ve çok da başarılı oldum.

Beni üzen tek şey her sene müfettişlerin öğretmen olarak yıllık teftiş sonunda en az 95 puan ile takdir ederken; emekli olduğum gün verdikleri tek onur plaket oldu. Ama gazetecilik mesleğimde yaptığım röportaj, yazı dizileri, haber ve fotoğraf alanında gösterdiğim başarı üzerine1 altın, 3 gümüş madalya; 15 plaket, 5 şilt ve 6 takdir belgesi ile 30 kez ödül aldım.

Bunları niçin mi yazıyorum? Gazetecilik ve yazarlık ne kadar meşakkatli ve zor bir meslek olsa da; halk için, hak için, özgürlük ve eşitlik için verdiği mücadelenin mutluluğu ödül, para, pul ile ölçülemez, en büyük takdir ve ölçü okuyucunun verdiği değerdir. Batman Çağdaş’ın 31. yıl dönümünden bir hafta önce geçtiğimiz Pazartesi (24 Şubat) çıkan makaleme gelen bir yorumu sizler ile paylaşarak ne demek istediğimi takdirlerinize bırakıyorum.

            “Rumuz- Derwiş fakir - 24 Şubat 2014 Pazartesi 19:21 (başlık) zerre içinde zerre

Rahmetli Cemil Meriç gibi birçok aydını , çizeri ne sağ nede sol anlayamadık . İdeolojik dar , kısır görüşlerle birçok yazar atlanılmış örneğin Kemal Tahir , Oğuz Atay , Yusuf Hayaloğlu gibi birçok aydın ne Musa’ya ne İsa’ya yaranamamış fakat yaş ilerledikçe tecrübeyle bakış açısı daha iyi kavramak var. Bide hep aynı yönden bakanlara ne desen bilemezim fakat bakış açısı gelişimi iyi bir şey her hal insanlaşmanın da bir uygarlık gelişimi olmalı, özeleştiri etmek peşin hükümlere saplanmamak kendi varoluşunu sergilemek, damıtım, rafine hale gelmek için çok kulaç atmak içinde fazla kirlenmemek belki de dışarıdan izlemek meseleye daha vakıf olmayı mı ne sağlıyor ?M. Latif Yıldız’ın yazılarında da bu kıvırcık, hoş nida var herkesi kazanmaya gayret eden bütün farklılıkları gölgesine alabilen, sıradan, tekdüze anlayışları aşmış evrene hitap eden, ayrık limanlarda farklı sevgiler, hüzünler, gurbetler, anılar bırakmış gibi şahsen yazıları bana bu tadı bırakıyor her dem !”

            İşte bu yüzden yazmak bana su, hava, aldığım nefes kadar haz veriyor. İyi ki varsın Çağdaş Gazetesi, iyi ki 31 yılın 28 yılında bin kilometre uzaktan aracılığınla mesajlarımı veriyorum. Seninle birlikte 1987’den günümüze kadar ne badireleri, sıkıntıları, sansürleri ve tehditleri göğüsledik. Ama hep galip gelen biz olduk, hep halka tercüman olan, hakkın sesi, özgürlüğün kalesi biz olduk. Batman Çağdaş çalışanları ve okuyucularına nice 31 yıllar.

VALİ İMGA VE ANKARA KİTABI

            Sıkıldığımda bir liman ararım. Sohbeti ile, görüşleri, düşünceleri, ufku, derin bilgisi ile beni rahatlatan; ülkede ve ruhumda kopan fırtınaları dindiren birini ararım. Yaşanan son olaylar yüzünden böylesi bir liman olarak gördüğüm eski Batman ve Afyon Valisi; şimdi Ankara’da merkez valiliği görevinde bulunan, on yıllık dostlum Haluk İmga oldu.

            Aynı zamanda Orman Bakanlığına danışmanlık yapan Haluk Bey’in Söğütözü’nde Bakanlıktaki makamında bir araya geldik. Tarih kitapları, tarihi fotoğraflar, tarihi haritalar, nadir kitaplar koleksiyonu ve zengin bir kütüphanesi olan Vali İmga ile tarih hocası sıfatımla hoş sohbetimizi tarih üzerinden açtık. Derken, günlük meseleler, anılar, o kaymakam ve Vali iken karşılaştığı ilginç olayları; ben öğretmen ve gazeteci olarak yaşam kesitlerini karşılıklı bir birimize aktarırken zamanın nasıl geçtiğini bilemedik.

            Kitap, okuma sevgimi bildiği için “Latif hoca, ben armağan edilen kitabı okumadan bir köşeye ya da kitaplığın bir rafına hapsedenlere artık kitap armağan etmiyorum. Ama sana vereceğim güzel bir kitap var. Oğlum Orçun İmga’nın editörlüğünü yaptığı İdeal Kent dergisinin oluşturduğu ‘Ankara’nın Semtleri’ eserini vereyim” diye kitabı takdim etti.

            Ankara’yı ilk kez 1969 tarihinde Gazanfer Bilge Otobüsü ile Ulus semtindeki Garaja inerek görmüştüm. Sonra Günaydın Gazetesi Konya temsilciliği yaparken “gel - git Konya- Ankara 3 saat” söylemi ile matbaa ve Ankara haber merkezimizin olduğu Rüzgarlı sokağına haftada 1-2 sefer gelerek yarı Ankaralı olmuştum.

            İşte o çok iyi bildiğim Başkent Ankara’nın 1900 yılından başlayan semtleri, mahalle, çarşı, meydan, bağ ve bahçelerini tarihi fotoğraflar ile birlikte tanıtan bir kitaptı. Benim için ilginç yanı sevgili dostum, arkadaşım, kardeşim Vali Haluk İmga’nın oğlu Orçun İmga’nın kitabın editörü olması ile kalmadı. Kitapta kullanılan resimlerin büyük çoğunluğu Vali Haluk İmga’nın arşivinden gelen resimlerle süslenmesiydi.

            Söz konusu resimlerden ilgimi çeken en çarpıcı olanı ise resmin altında şu ibareyi okuyunca gözlerim fal taşı gibi açıldı. İbretlik olduğu kadar acı veren bir enstantane. Resmin altında: “ İstiklal Mahkemesi Kararlarının Hakimiyet-i Milliye ( Ulus) Meydanı’nda infazı (1921)” yazıyordu. Çatallı dar ağaçları ve beyaz giysiler içinde sallanan hazin bir görüntü.

            Bu kasvetli resme takılıp kalmayın, Ankara semtleri ile ilgili harika tarihi resimler ve her semtin geçmişi ile ilgili o günleri yaşayanların çok güzel anlatımları var. Mesela 1963 yılında Ankara’ya gelen Vali İmga’nın “ Ön Cebeci Mahallesi, Nam-ı Değer Kurtuluş semti” başlıklı 6 sayfalık tarihi ve de çarpıcı resimlerle süslenmiş harika bir yazısı var.

            Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Öğretim Üyesi iken, Kocatepe üniversitesi siyasal bilimler hocası olan oğul Doç. Dr. Orçun İmga, İdeal Kent dergisinin editörlüğünün yanı sıra “Amerika’da Din ve Devlet”, “Tek Partili Dönemde Ankara” gibi siyasi, “Yeşil ve Siyaset” gibi çevreci kitapları olan bir hoca. Ankara semtleri ile ilgili kitabın takdimi “girişi” için yazdığı birkaç paragraftan söz ederek bu yazıya son noktayı koyalım.

            “Ankara kahverengi bir şehir… “Cumhuriyet’in ütopyası” ama illa ki de her siyasi devrin “deneme tahtası”. Osmanlı’nın Orta Anadolu şehri, bozkır kasabası. Bugün 5 milyona dayanmış metropolü. Memleketin 90 yıllık “makarrı idaresi” ( Makkarı ülkenin idare edildiği baş şehir. Karargah, karar yeri demektir.)

            Ankara’nın hikayesine benzer Ankara tarihi. Defalarca küllerinden doğan bir şehir. Osmanlı’nın son döneminde ticaret erbabı gayrimüslim nüfusunu yitiren ve 1916 yangınında virane olan şehir, yeni rejim için bir “tabula rasa” (‘boş levha’ anlamına gelir) bırakır. Bozkır ortasında yeşertilen bir masal şehri Ankara….”

Diye devam eden cumhuriyetin ilk yıllarındaki resimlerle semtleri tek tek ele alan harika nostalji yaşatan bir kitap. Kitaba ulaşmak, okumak ve kütüphanenize kazandırmak istiyorsanız: [email protected]

  • Abone ol