Kürd meselesinde niyetler açığa çıkıyor. 12 yıllık iktidarında AKP’nin meseleyi çözmek için elle tutulan bir projesi, programı, planı, siyaseti hatta niyeti olmadığı ortada.

Kaç yıldır büyük umutlarla Devlet, Hükümet, MİT, Öcalan, HDP (BDP), Kandil, Meclis, İmralı arasında devam eden trafik, gelip giden mektuplar, mesajlar hep boşmuş.

Neden boş? Bunca yıl, bunca görüşme, bunca çaba sürece etki etmedi, demokrasiye en ufak bir katkısı olmadı; en önemlisi barışı sağlayacak “müzakere” sürecine hiç gelinmedi.

Sonuç sıfıra sıfır elde var sıfır. AKP hükümeti yıllardır AKP’li Kürdlerin oylarını almak için 77 milyonun gözünün içine baka baka oyalama siyasetini oya tevdi etti.

AKP, 2015 seçim startını verirken Cumhurbaşkanı seçimlerinde Selahattin Demirtaş ile patlama yapan HDP’nin oy oranını düşürmek, partiyi zayıflatmak, “kapatırım” tehdidi ile gerilim politikası çıkartmak ve yanlış yapılan her şeyi Kürd siyasetçilerine yükleyerek seçime hazırlık yapmak için yol aldıkları anlaşılıyor.

Bazı Kürd siyasetçilerin de ikaz ettiği gibi ilk başlarda HDP de tuzağa düştü. AKP saldırılarına karşı savunma ve izahatçı siyaset ile oyuna geldi; parti yöneticisi saldırıya uğrayıp ölümle pençeleşirken haklılığı ve üste çıkma politikasında ilk etapta pasif kaldı.

AKP Hükümeti ne mi yapıyor? Türkiye’nin, Orta Doğunun hayati ve tarihsel meselesi olan Kürd sorununu, çözüm için müzakere yerine süreci “pazarlık” haline dönüştürüyor.

İktidarda olduğu 12 yıl, süreç dediği günden beri ne İmralı, ne Kandil, ne de Meclis çatısı altında olan legal Kürd siyasi partileri ile somut yasal ve anayasal hiçbir adım atmadı. Diyalog müzakere sürecine gireceğine oyalama ve pazarlık konumuna dönüştürüldü.

6-7 Ekim olaylarından sonra Cumhurbaşkanı, Başbakan, Hükümetin diğer üyeleri, Devlet, Medya iktidar ve ondan nemalanan hemen herkes teslim alma, direnişi kırma; politika yaptı. Karşı argüman ürettirmemek için HDP şahsında Kürdlere karşı saldırıya geçtiler.

Başkanlığını ilan eden Cumhurbaşkanı ve onun basın sözcüsü olan AKP hükümeti Kürd cenahının demokratik taleplerini dile getirmeleri ya da bu talepler için demokratik eylemlerde bulunmamaları, seslerini çıkartmamaları; 6-7 Ekim suçlusu olarak ilan ettiler.

Seslerini kesmek için “yapabileceklerimizi düşünmek bile istemiyoruz” beyanatları ile tehdit savurdular. Yetinilmiyor “savaş yasaları” çıkartılarak, hatta parti kapatmakla gözdağı vererek 12 Eylül’ün gerisine bile düşmekte sakıncalı görmediler.

Anlaşılan o ki, AKP 30 yıl süren Kürd isyanını PKK hareketini önce ülke dışına çıkarmak, sonra da tasfiye etmekten başka Kürd halkı için bir programı, projesi yokmuş. Yani AKP’nin müzakere ya da çözüm diye bir derdi olmadığı yapılan açıklamalarla ortaya çıktı.

Bu güne kadar yapılan görüşmeler demokrasiye ve açılıma etki etmiyorsa; tam tersi bu görüşmeler oyalama siyasetine malzeme yapmaksa o zaman ümit dağıtmanın ne anlamı vardı?

Türk – Kürd 77 milyon samimi bir müzakere bekliyordu. Yazık ki Meclis, İmralı, Kandil arasında süren trafiğin amacı gizli planlarlar seçim ve oy için olduğu anlaşılıyor. AKP bu gerçeğe rağmen oyalama siyasetini çözüm olarak lanse etmeye devam ediyor.

Bu politika Kürd meselesini küçümsemek, anlamsızlaştırmaktan başka bir sonuç getirmez. Tamamdır iki yıla yakın diyalog, tartışma, görüşme trafiği çok ama çok önemli ve de çok anlamlıydı. Çözüm için zemin hazırlandı. Ama gelinen aşama müzakere ve meselenin çözümü için atılacak adımlarla taçlandırılmadı. Ne yazık ki olmadı. Ne zaman “barış” sürecine varılacağı da belirsiz. Dileriz denizi geçenler derede boğulmazlar.

AHMET KARATAŞ’A SALDIRIYI KINIYORUM

Öncelikle değerli arkadaşım HDP PM üyesi sevgili dostum Ahmet Karataş’a faşist ellerin yaptığı bıçaklı saldırıyı şiddetle kınıyorum. Ahmet Bey ile tanışmamı Sayın Ayhan Bilgen sağlamıştı. Bu kadar mülayim, hoşgörülü, samimi, barışçı ve de insani yani ağır basan, düşünceleri ile dikkat çeken tecrübeli bir siyasetçiyle bu yaşıma kadar ilk kez karşılaşmıştım.

Sıhhiye’de mütevazı dernekte yıllarca yaptığımız uzun sohbet ve toplantılarda Kürd hareketi için birleştiren, çözüm getiren fikirleri ile biz aydınlatan ender bir politikacıydı.

Makul duruşu, öne çıkmaktan çok problem çözmeye yoğunlaşan, fikirleri ile dikkat çeken bu müstesna şahsiyetin planlı, programlı saldırıya uğradığından hiç kuşkum yok. Çünkü özel olarak eğitilen “derin” devletin “derin” elemanları kime saldıracaklarını çok iyi biliyor, ona göre planlarını yapıyorlar.

IŞİD gibi baş keserek HDP’nin Parti Meclisi üyesini öldürmek isteyen cani amacına ulaşamadı.  Allah’a şükrediyoruz ki, Ahmet Karataş, şah damarına bir santim kala ölümden döndü. Değerli dostuma, kardeşim; Karataş’a; onun şahsında ailesine, bütün Kürd halkına büyük geçmiş olsun diyorum. Dilerim hükümet bu saldırının arka planını açığa çıkartarak sadece tetikçiyi değil, bu saldırıyı planlayan güçleri de ortaya çıkartma basiretini göstererek çözüm için samimi olduğunu ortaya koyar.

  • Abone ol