Her kim bu görüşme tutanaklarını sızdırdıysa, bilinçli veya bilinçaltı güdülerle süreci sabote etmeye çalışıyor.

Bu ülkede ‘gündem’ kaprisli bir tiran gibi, siz ne kadar onunla uyumlu olmaya çalışırsanız çalışın o bir yolunu bulup, sizi boşa düşürüyor. Tam son yargı paketi çerçevesinde Öcalan’ın yeniden yargılanması meselesini tartışmak için klavyenin başına oturdum ki baktım sanal âlem İmralı görüşmelerinin tutanaklarıyla çalkalanıyor. Milliyet’in haberi, yüzlerce web sitesi tarafından alıntılanmış, her yerden fışkırıyor. 

Her kim bu görüşme tutanaklarını sızdırdıysa, bilinçli veya bilinçaltı güdülerle süreci sabote etmeye çalışıyor. Çözümü, bundan sonraki süreci tartışacağımız günler, Öcalan’ın tek tek cümlelerinin cımbızlanıp, birer kurşun gibi, barış ve çözüm isteyenlerin üzerine sıkılacağı bir karabasana dönüşecek. 

Hükümet sıcağı sıcağına bir açıklama yaparak, ‘basına yansıyan görüşme tutanaklarının ellerindekiyle birebir örtüşmediğini’ söyledi. Hükümet dolaylı olarak, medyaya sızanın MİT tarafından tutulan tutanak olmadığını söylemiş oluyor. Eğer bu tutanak MİT’in tuttuğu değilse medyaya sızmış olan BDP’li vekillerin tuttuğu tutanak oluyor. Aslında Milliyet’te yayımlanan tutanaktaki bazı ibarelerde, bunun BDP’li heyet tarafından tutulan tutanak olduğu tezini güçlendiriyor. Örneğin tutanakta parantez içinde yazılan şu cümle gibi: “Heyette bulunan 3 kişi odadan çıktık. 15 dakika sonra tekrar çağırdı bizi”. 

Öte yandan, tutanak MİT’in içindeki bir ‘grup’ tarafından da sızdırılmış olabilir. Bu durumda sızdıranlar bir taşla pek çok kuşu birden vurmayı hedeflemiş olabilirler: Tutanaklarda Öcalan’ın ‘Gülen Hareketi’ni Türkiye’de pek çok musibetin nedeni olarak gösterdiği görülüyor. Böylece, bir tek hamleyle Gülen Hareketi’ne yönelik öfkeyi körüklemek, barış sürecini akamete uğratmak ve tutanağı BDP’nin sızdırdığı izlenimi yaratarak, onları sürecin dışına atmak mümkün olabilir. Eğer bu ihtimal doğruysa, bu durumda ya MİT’in içindeki bu grup, tutanağı yukarıda söylediğim ibareleri de kullanarak, BDP’lilerce tutulmuş izlenimi yaratacak şekilde kendileri yazdı veya BDP’lilerin tutanağını bir biçimde ele geçirdi ve basına servis etti. 

Eldeki bilgilerle sızdıranın kim olduğuna dair sadece spekülasyon yapabiliyoruz. Ancak sızdırmanın amacının süreci sabote etmek olduğu çok net. Tutanakları bir bütün olarak okuduğunuzda, Öcalan’ın, konuşulanların o odada kalacağı güveniyle konuştuğunu anlıyorsunuz. Belli ki Öcalan sözlerinin sadece İmralı ve Avrupa’daki Kürtlere ulaştırılacağını düşünerek konuşuyor. “Ne ev hapsi ne de af. Hepimiz özgür olacağız” cümlesi herhalde, zaten teyakkuz halinde olan Türk milliyetçilerine hitaben söylenmemiş olmalı. Yine keza, barış süreci akamete uğrarsa “50 bin kişiyle halk savaşı olacak” sözlerinin muhatabının, Türkiye kamuoyu değil Kandil olduğu çok açık. Öcalan kendi ‘kamuoyunu’ bu sürece ikna etmeye çalışıyor. Sadece kendisinin istediği muhataplara ulaşacağı düşüncesiyle söylenen sözler, bu şekilde medyaya düşünce ciddi bir sabotaja dönüşüyor. 

Son birkaç değerlendirme de Öcalan’ın tutanaklarda yer alan Ermeni, Rum ve Yahudilerle ilgi sözleri üzerine. Öcalan gayrimüslimlerden, Türkiye’den hak talep eden yabancılar gibi söz ediyor. Aslında böylece, Başbakan’ın Türkiye vatandaşlığını tanımlarken kullandığı Anasır-ı İslam tanımına yaklaşmış oluyor. Öcalan’ın sözleriyle birlikte, ‘iki eşit halk’ olarak söz edilen Kürtler ve Türkler, ülkenin yeni efendilerine dönüşmüş oluyor. Bizi özgürleştirecek olan, efendilerin sayısını arttırmak değil, hiç kimsenin köle veya ikinci sınıf vatandaş olmadığı bir ülke yaratabilmektir.

  • Abone ol