“Eski hal muhal ya yeni hal ya izmihlal!”

Bediüzzaman, bu sözüyle klasik din âlimlerinden farklı olarak şunu anlatmak istiyordu: Eski durumlar yaşandı geçti. Bunlarla övünmenin, avunmanın ya da şikâyet etmenin bir anlamı yok. Geçmiş zamanların Müslümanlar için pek bir hükmü kalmadı. Müslümanlar ya yeni bir durum, yeni bir imaj ortaya koyacaklar ve insanlığa yeni bir İslam reçetesi sunacaklar ya da yok olup gidecekler!

İSLAM DÜNYASININ EN BÜYÜK SORUNU!

Şu an İslam dünyasının en büyük sorunu Müslümanların kafalarındaki"Saltanat" düşüncesidir. Saltanat kavramıyla ifade etmeye çalıştığımız şey;  “Ben bilirim, benim dediğim olmalı, güç bende olmalı, tek söz sahibi ben olmalıyım. Yerime geçecek olanı da yine ben belirlemeliyim!” düşüncesidir.

 Bu bir düşünce olmaktan öte beyinlere yerleşmiş bir urdur. Müslümanlar bu geleneksel hastalıktan, bu klasik saplantıdan kurtulup demokrasiyi kavrayamıyorlar. Müslümanlar belki hiç farkında bile değiller ama bilinçaltına çöreklenmiş bu geleneksel inanışa göre demokrasi "Küfür ve haram" saltanat ise "Hak ve helal"dir. Bundan dolayıdır ki demokratik yolları kullanarak kurdukları her parti, her dernek, her sendika, her vakıf ve her tarikat çok kısa bir süre sonra saltanatın merkezi ve yıkılmaz bir saltanat kalesi oluveriyor.

MÜSLÜMANLAR DEMOKRASİYE İMAN ETMEDEN ADAM OLAMAZ!

Evet, dini-darlar yine çok kızacaklar ve beni belki de mürted ilan edecekler ama ne derseler desinler İslam dininin ve Müslümanların selameti için bunları söylemek zorundayım.

Günümüz Müslümanlarının en büyük zaafı "dinlerine rağmen" kafalarından bir türlü söküp atamadıkları"Saltanat Sapıklığı" dır ve bu sapıklıktan kurtulmanın tek yolu da "Demokrasiye iman etmek" tir!

Bu durum çok çelişkili gibi görünse bile ve sanki “beşeri” sistemi “ilahi” sistemden üstün tutuyormuşum gibi gelse bile içler acısı durumumuz maalesef böyle.

Bunun sebebi Müslümanların bin dört yüz yıldan beri İslam’da hiç yeri olmamasına rağmen saltanatla yönetilmesidir. Saltanat düşüncesi binlerce yılın alışkanlığıyla gelenekselleşmiş ve kanıksanmıştır.Osmanlı hayranlığı da bu dehşet durumu özellikle körüklemektedir.

Bugün hem Türkiye’de hem de diğer İslam ülkelerinde görüldüğü gibi Müslümanlar demokrasi konusunda samimi değiller. Hatta bu konuda demokrat gibi hareket ederek münafıkça davranıyorlar. Aslında demokrasiyi asla sevmiyor ve inanmıyorlar. Bundan dolayıdır ki demokrasiyi sadece bir araç olarak kullanmaya çalışıyorlar.

Müslümanlar başlarında demokrat bir liderden çok bir padişah, bir firavun görmek istiyorlar. Aradan geçen yüzlerce yıldan sonra Asr-ı Saadet yönetim biçimini algılayamıyor ve hazmedemiyorlar. O zamanın şartlarında demokrasi sayılabilecek Asr-ı saadet yönetim modelini yaşanmış bir gerçekten çok bir ütopya zannediyorlar.

 İstişare alışkanlıkları olmadığı için istişarenin zirvede olduğu şura modeline inanamıyorlar. Asr-ı Saadet modelinin kurucusunun peygamber olması bu modeli Müslümanlara yaşanmaz gibi gösteriyor. Zira sahabe olma niyetleri olmadığı için sahabe olmayı da bir ütopya zannettikleri için kendilerine güvenemiyorlar.

DEMOKRASİYİ YA ÖĞRENECEĞİZ YA DA SÜRÜNMEYE DEVAM EDECEĞİZ!

Partilerin, derneklerin, sendikaların, vakıfların ve odaların kongrelerine baktığımız zaman, delegelerin“kendi krallarını” kendi elleriyle seçtiklerini hayretle izliyoruz. Bu traji-komik durumdan kurtulmanın tek yolu vardır. Biz halk olarak ya demokrasiyi adam gibi öğrenip savunup sahip çıkacağız ya da kendi ellerimizle seçtiğimiz kralların kulu-kölesi olmaya devam edeceğiz!

DEMOKRASİ ASRIN EN BÜYÜK NİMETİDİR!

Eğer demokrasi bir nimet olmasaydı başı sıkışan Müslümanlar Batı ülkelerine sığınmazdı. Müslümanların akıllarını başlarına alıp bu gerçeği görmeleri gerekiyor ve şu soruları kendilerine mutlaka sorup cevap bulmaları gerekiyor. "Niçin insanlar Doğu ve İslam ülkelerinden Batı ülkelerine kaçarlar. Niçin bunun tersi olmuyor? Siz Avrupa'dan İslam ülkelerine huzur için kaçan ve sığınan bir tek kişi gördünüz mü? Yoksa İslam sığınılacak, insanları mutlu edecek bir din değil mi?"

AĞIR MESULİYET AĞIR VEBAL!

Demokrasi demokrasi diye ortaya çıkan ve halkın arzusuyla iktidara gelen dindarlar siyaset ve partileşme sürecinde iyi örnekler sunamadılar ve güzel davranışlar sergileyemediler. Hem parti içinde hem de ülke genelinde eski tek parti anlayışına benzeyen örnekler sergilediler. Fırsat buldukları anda demokrasiyi kendi kişisel ve grup emelleri için kullanarak saltanata meylettiler.

Eğer Müslümanlar demokrasiyi gerçek manada anlamaz ve uygulamazsalar ve bu konuda kitlelerin beklentilerine cevap veremezseler anti demokratik uygulamalardan iyice bunalmış ve bir arayış içine girmiş olan geniş kitleler dinden imandan soğumaya başlayacak,  Müslümanlardan ve dolayısıyla İslam’dan ümitlerini keseceklerdir! Bu taşınılabilecek bir vebal değildir!

  • Abone ol