IŞİD’in Kobanê’ye yönelik saldırısı ve YPG’nin direnişi sürüyor. IŞİD mevzilerinin havadan bombalanması, IŞİD saldırısını durdurmaya yeterli olmadı, olamayacağı da belliydi. Çünkü IŞİD’e karşı ABD liderliğinde oluşturulan uluslararası koalisyonun IŞİD’in özellikle Irak’taki ilerleyişini durdurmak gibi yakın bir hedefi var; ancak Rojava’daki saldırısıyla ilgili net bir tutumu yok. Bu, ABD Başkanı Obama’nın IŞİD’i önce “geri püskürtmek”, IŞİD’e karşı savaşan yerel güçleri desteklemek (zira planlanan bir kara harekâtı yok) ve zamanla “yok etmek” olarak özetlediği strateji ile de uyumlu bir tutum değil.

 

Önce “bu koalisyona katılmak zorunda değiliz” tavrı alan ve yandaşlarını da yapay bir “anti Amerikancı” heyecanla harekete geçiren iktidar partisi, rehinelerin serbest bırakılmasının ardından bu sefer “askerî, siyasi her türlü varız” demeye başladı. Hükümetin ABD’den “farklı” pozisyon alma ihtimalini ciddiye alanlar bölgenin gerçeklerinden bihaberler ve uluslararası ilişkilerde “kabadayılığın” hükmünün cürmünüz kadar olduğunu da herhalde bilmiyorlar. Bunların “köşebaşı” olanları açısından mesele ancak “görevli” olmakla izah edilebilir. Dün öyle, bugün böyle yazıyor olmak böyleleri için ahlaki bir sıkıntı yaratmıyor bu yüzden...

 

İktidar “her türlü varız” diye ortaya atlarken kendi önceliklerini kuvvetle vurgulamaktan da geri durmuyor tabii. Örneğin koalisyonun bölgedeki diğer “terörist” unsurları da hedeflemesi gerektiğini söylüyor. Herhangi bir yanlış anlamaya meydan vermemek için de “bölücü terör” diyerek açık hedef gösteriyor.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM’nin 69. kuruluş yıldönümü vesilesiyle gittiği New York’ta Mustafa Karaalioğlu’nun köşesinde paylaştığı şu sözleri, Türkiye’nin koalisyona kendi önceliklerini dayatmak istediğini yeterince açık ortaya koyuyor: “...Suriye’deki sorunun hesaba katılması lazım. Irak’ı da böyle düşünmek lazım. Hatta bölücü terör örgütünün Suriye kolunun (PYD) da içinde bulunduğu bir çözüm olması lazım.” (24 Eylül 2014, Star)

 

Türkiye’nin kendi önceliklerini sahiplenmesinde “tuhaf” karşılanacak bir şey yok. Tabii ki kendi çıkarlarınızı öncelikle siz sahiplenmeli, savunmalısınız. Mesele bu “önceliklerin” kendisinde ve ne kadar “çıkarlarınızı” yansıttığında...

 

AKP’ye kalsa, uluslararası koalisyon önce Suriye’de Esad’ı devirmeyi hedeflemelidir. Irak’ta Sünnileri işbaşına getirmelidir, mümkünse hamisi olduğu ve IŞİD’le ilişkileri ciddi spekülasyonlara konu olan Tarık Haşimi’yi... Rojava yok edilmeli, Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi de “bağımsızlık” hayalleri kurmaktan vazgeçmelidir. Bu hedeflerin gerçekleşmesi için de Erdoğan’ın deyişiyle “bütüncül” bir plan dâhilinde hareket edilmeli ve sadece hava operasyonlarıyla da yetinilmemelidir. Asker “bugünler için” vardır. Bölgede derhal bir “tampon bölge” ve IŞİD’in hava saldırılarını önlemek (!) için de “uçuşa kapalı bölge” oluşturulmalıdır...

 

Erdoğan’ın sözlerinde dile gelen bu “bütüncül” planda IŞİD’e karşı mücadeleden başka her şey var. Sözü dolandırmadan söylemek gerek; bu, çok tehlikeli ve Türkiye’nin geleceğini ipotek altına alacak olan bir yaklaşımdır. IŞİD’e karşı oluşan uluslararası duyarlılığı fırsat bilerek çöken bölgenin “ağabeyi” olma heveskârlığını canlandırmanın hiçbir alanda Türkiye’nin çıkarlarına hizmet edecek bir sonucu yoktur...

 

30 Eylül’e kadar tamamlanacağı ve açıklanacağı söylenen Çözüm Süreci ile ilgili “yol haritası” ise, öyle görünüyor ki, rafta ve lafta kalacaktır. Oysa sahici bir çözüm, barış ve demokratikleşme planına sahip olmak, Türkiye’nin en büyük önceliğidir.

 

Yazık; “eski” Türkiye, “yeni Türkiye” sloganları eşliğinde hükmünü sürdürüyor...

 

[email protected]

Twitter: @CaferSolgun

  • Abone ol