Diyarbakır 1 No’lu Verem Savaş Dispanseri’nde göreve başladığı ilk günden itibaren, her an polislerin onu alıp götürebileceğini biliyordu. Diyarbakır Tıp Fakültesi’nin son sınıfında okuduğu dönemde bir müddet doğup büyüdüğü şehir olan Antep’te gizlenmişti. Ancak kısa sürede burada da çemberin daraldığını hissetmiş ve tekrar Diyarbakır’a dönmüştü. Parti yöneticilerinin “oraları terk et” talimatına uymamış ve kendisi ile ilgili riski üzerine aldığını belirtmişti. Yeni evliydi ve birkaç aylık çocuğu vardı. O dönemde, eşi Müzeyyen’in aldığı öğretmen maaşı ile geçiniyorlardı.

Nereye gidebilirlerdi ki?

Kaldı ki, ona bu talimatı verenler yeni bir hayat kurmaları için en ufak bir desteği bile garanti etmiyorlardı. Sınavlara girdi ve doktor olmayı başardı. “Hiç değilse içeriye doktor olarak girerim” diyordu. Öyle de oldu.

1982 yılının 31 Ağustos’unda, sivil giyimli birkaç polis dispansere giderek onu, ifadesini almak üzere karakola davet ettiler. Bu davetin bir ifade almaktan ibaret olmadığını gayet iyi biliyordu. Mustafa’yı önce yaşadığı eve götürdüler.

İçeri girer girmez tüm odaları dolaştılar; yatakların altına baktılar, dolapları ve rafları karıştırdılar. Minik Özge, etrafı meraklı gözlerle takip ediyor, bu olanlara bir anlam veremiyordu. “Garip kılıklı bu adamlar”, evlerinde ne arıyorlardı? Aramalar bir müddet daha devam etti. Ayrılık zamanı gelmişti.

Mustafa, önce Müzeyyen’le vedalaştı; daha sonra Minik Özge’yi sıkıca kucaklayarak defalarca öptü. En sonunda “garip kılıklı adamlarla” dışarıya doğru yöneldi. Özge, babasının ardından ağlamaya başlamıştı. Mustafa, geri dönüp minicik ellerini okşadı, her iki yanağına birer öpücük kondurdu. “Birazdan dönerim kızım” dedi.

Özge uyku saati gelinceye kadar babasının dönmesini bekledi. Mustafa Dağcı, kızına verdiği sözü yerine getirememişti.

Özge, eve gelenlerin polis olduğunu nereden bilecekti ki?

Dağcı, 67 gün boyunca korkunç işkencelerden geçirilir. Toplam 90 gün gözaltında kaldıktan sonra mahkemeye çıkarılır.

Hakkında tutuklama kararı verilir ve Diyarbakır Askerî Cezaevi’ne götürülür. Cehennemin yedi kat altına gelmiştir. “Bu cehennemden kurtuluş yok” diye düşünür.

1983 yılında duruşmaya çıkarılır. Askerî mahkeme kısa sürede, Mustafa Dağcı’ya sekiz yıl hapis cezası verir.

Özge, daha uzun bir süre babasını göremeyecektir. Küçük yaşta büyük zorluklarla karşılaşır. İçinde kocaman bir boşluk vardır. Bu boşluğu biraz olsun doldurmak için kendince bazı çareler arar.

Bulur da...

Herkesin “büyükbaba” dediği aile büyüğüne “baba” demeye başlar. Üç yaşında iken bir akranı ona “Baban nerede” diye sorar. Buna yanıtı kısa olur: “Babam askere gitti.

Çocukların, “Babaaa” diye seslenmeleri her seferinde yüreğini sızlatırdı. Sokakta babasına doğru koşan çocukları gördüğünde üzüntüsü bir kat daha artardı.

Bir keresinde, babasının elinden tutan bir kız çocuğuna “Bırak o eli” diye bağırdığını bu gün bile hatırlamaktadır.

Ağır işkenceler, hücre cezaları, gardiyan dayakları, hakaretler...

Dört yıl süren kâbus nihayet sona ermişti. Mustafa, yıllar sonra üç numara kesilmiş saçları ve iyice zayıflamış hâliyle eve dönmüştü.

Ancak onu bekleyen başka zorluklar vardı. Özge, babasını göremeden dört yaş büyümüştü. Hiç tanımadığı bir adam aniden çıkagelmiş ve hayatlarına dâhil olmuştu. Babasına karşı soğuk davrandı, uzak durdu. Mustafa, o an çocuğunu yeniden kazanmak için uğraşması gerektiği anlar. İşi hiç kolay değildir. Çok çalışır. Bazı sorunlarla karşılaşır ama pes etmez. Aradaki buzlar çözülmüştür. Kızını yeniden kazanır. Özge’nin artık bir babası vardır.

Darbeciler, sadece onbinlerce insanı haksız yere cezalandırmakla kalmadılar. Aynı zamanda, Özge gibi pek çok çocuğun da hayatını cehenneme çevirdiler. Özge, ailesinin de yardımıyla “zor yılların” yarattığı tahribatı tamir etmeyi başardı.

Babasının izinden giderek tıp fakültesini bitirdi ve doktor oldu. Şimdilerde Ankara’da yaşamını sürdürmektedir.

12 Eylül’cülere duyduğu öfkeyle...

[email protected]

  • Abone ol