Kimi izan yoksunu vatandaş, öğretmenliği 657 sayılı devlet memurluğuna benzetiyor, bu yakıştırmayı hiç yakışık bulmuyorum.

Bir Milletin geleceğini Eğitim, sağlık, İlahiyat ve Güvenlik tesis etmektedir. Ancak dördünün de temelini oluşturan talim terbiyedir.

Sağlıklı olmayan bir kimse kendini idare etmekten yoksundur. İdare etmek ise eğitilmiş insanın işidir, güvenlik, elbette ki bir toplum için kaçınılmaz bir ihtiyaçtır ama iyi bir eğitim almayan kimseye yetki verilirse toplum rahat etmez, hatta bazen kendisi toplumu rahatsız eder. Vatandaş kendisini gördüğünde mutlu olması gerekirken tam tersine çekinir.

İyi bir İlahiyat bilgisini almamış bir kimse inancından dolayı intihar bile edebiliyor. Dikkat edildiği zaman Sağlık, Güvenlik ve İlahiyat’ın verimliliği eğitime bağlıdır. Bu eğitim- öğretimin eski deyimle talim terbiyenin, maarifin baş aktörü de öğretmendir.

Anne-babadan sora içtenlikle, edeple eli öpülesi birisi varsa o da öğretmendir. Ondan dolayı deniliyor ki, bir toplumun asıl lokomotifi eğitim ordusudur.

Öğretmenliğin diğer memuriyetten farkları;

Öğretmenin amiri öğretmendir,

Mesaisi ders programıyla sınırlıdır,

Maaş karşılığı 15 saat derse giriyor, memurun mesaisi 40 saattir,

Öğretmenin dosyası sınıfıdır, eseri ise öğrencisi,

İki yılda bir okul değiştirme, üç yılda bir il değiştirme hakkına sahiptir,

Bir gün dahi yokluğu okulda sorun oluşmasına sebebiyet verir.

Tatili de yaklaşık olarak üç aydır,

Dikkat edildiğinde bu önem ve ehemmiyet devlet memurlarında genel olarak yok. Demek ki öğretmenlik başka bir şey olsa gerek, evet izah etmeye çalışacağım.

Öğretmen, hiçbir zaman işini, maaşıyla kıyas etmemelidir,

Öğretmen, öğrencisini okul içinde ve dışında gözleyebilmeli, hatta mezuniyet sonrası dahi arkasında, yanında olmalıdır.

Öğretmen, yetiştirdiği iyi bir öğrencinin sevaplarında, zayıf bir öğrencinin günahlarında kendisinin de payı olduğunu bilmelidir,

Öğretmen, sevgiyle öğrencisine yaklaşmalı, sabırla yetiştirmeli, kendisine hoşgörüyü telkin edip kazandırmalıdır,

Öğretmen, hem güncel hem mesleki ve kültürel meselelerde devamlı bir değişim ve gelişim içinde olmalıdır.

Öğretmen, hiçbir zaman ama hiçbir zaman “bana ne elin çocuğundan” dememelidir.

Öğretmen, geleceğin insanını yetiştirdiğini bilmeli, ona göre öğrencisini dünya ölçülerinde yetiştirmelidir,

Öğretmen, gerekirse ev ziyaretleriyle veliyi de eğitmelidir,

Öğretmen, tebessümü yüzünde eksik etmemeli durgun olmasının, kızgınlığına işaret ettiğine delil olarak yetmelidir.

Öğretmen, geleceğe güvenle bakan, dinamik, iyilik sever bir insan olarak tanınmalı ve bilinmeli ki, toplum üzerinde ağırlığı olsun,

Öğrencileriyle yüz göz olan, velisiyle sataşan, çocuğun eksiklerini sayarak başarısızlığını örtüp, özeleştiriden kaçan kimseler; aslında öğretmen değil, kanuni bir fırsattan yararlanarak Milli Eğitim Bakamlığı’nın bütçesinden yararlanan zamane memurlarıdır,

Nerdeyse emekliliğim yaklaştı; hâlâ da öğretmenlerimi arayıp soruyorum, seviyorum, ilgileniyorum. "Acaba benim yaptığım öğretmenlik dünya ölçülerinde bir öğretmenlik mi? Aldığım maaşı hak ediyor muyum?" diye hep kendimi sorguluyorum.

Tabi 657 sayılı yasaya göre memurluk yapan memurları, genel olarak ele alırsanız maaşını en çok hakedenin yine öğretmenler olduğunu göreceksiniz. Öğretmeni sahipsiz bırakan, körelmesine meydan veren, moralini bozan yine bürokratik zincirdir.

Yazmakla derdim bitmez

Yazmaya zaman yetmez

Derdim vardır kime ne?

Bazıları için hiç fark etmez

Sizin için fark etsin olmaz mı?

Selam ve sevgilerimle.

  • Abone ol