Haber ajanslarına “şok” diye girdi haber.

Şöyleydi:

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, çeşitli tarihlerde güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmalarda yaşamını yitiren 170 PKK’lı için Lice İlçesi’ne bağlı Sise olarak bilinen Yolçatı Köyü Serkis bölgesindeki, 250 mezar kapasiteli ‘PKK Şehitliği’, bugün akşam saatlerinde törenle açıldı. İsmi açıklanmayan bir PKK’lının cenazesinin de gömüldüğü PKK Şehitliği için, Diyarbakır merkez ve tüm ilçelerden yaklaşık beş bin BDP’li törene katıldı. (...)


Sere Kani’ye dedikleri bölgede yapımı tamamlanan ‘PKK Şehitliği’ alanına gelen BDP’liler, buradaki pınarda el ve yüzlerini yıkayarak bir süre dinlendi. Bazı partililer de buldukları tahta kalaslar üzerinde toplu namaz kıldığı görüldü.”
 (aksam.com.tr)

Fena hâlde endişelendik tabii.

Barış sürecinde olacak iş mi yani şimdi?

Tam da hassas bir dönemde KCK tutuklularının, hasta tutsakların bırakılmasını istemek, anadilde eğitim diye acele etmek, yerleşim merkezlerinin Kürtçe isimlerinin iadesi diye tutturmak, Öcalan’ın tecrit koşullarının iyileştirilmesini dayatmak yetmedi, bir de gerillaya şehitlik yapmışlar!

Sizin bu barış dediğiniz tam olarak ne ola ki?

Kürt diye bir şey yoktur” dediğimiz ve buna direndiği için bombaladığımız, binlerce faili meçhul ile çocuklarını öldürdüğümüz, işkencelerle, köy boşaltmalarla bastırdığımız, zindanlarda çürüttüğümüz bir halk ile barışmıyor muyuz?

90’ların Türkiye’si değil artık dediğimizde bitiyor mu sorumluluk?

Eşit ve onurlu bir halk olarak Kürtlerin hangi talepleri barış sürecini sekteye uğratabilir?

Ölülerimizi usulüne göre gömeriz biz bu topraklarda.

Çocuklarına mezarlık yapıp ruhlarına Fatiha okuyabilecekleri bir mezar taşı mı fazla geldi bizlere?

Çocuklarına terörist demedikleri için mi kızdık?

Kimsesizler mezarlığına gece karanlığında, duasız gömdüğümüz zamanlar daha mı uygundu vicdanlarımıza?

Dağlarda, o gençlerin ölü bedenlerinden uzuvlarını koparıp hatıra fotoğrafı çektirdiler, zırhlı araçların arkasına bağlayıp sokaklarda sürüklediler.

Her cumartesi Galatasaray Meydanı’nda çocuklarının kemiklerinin yerini soran annelerle dolu bu memleket.

O kemikleri bir gün olur da bulabilirsek nereye defnedelim istersiniz?


Berfo Ana
’nın oğlunun adını sayıklayarak öldüğü bir ülkede kendi çocuklarımızın yüzüne nasıl bakabileceğiz?

PKK’nin sınır dışına çekilmesi ile değil, o gençlerin evlerine döndüğü, aramıza karıştığı gün barış gerçekleşecek bu ülkede.

Ölülerinin değil, dirilerinin annelerine kavuştuğu gündür bayram günü.

Bir delilik adına yaşadık tüm bunları.

Beş kadim halkın üçü yok artık bu ülkede.

Kalanlarına da yokmuşlar gibi davrandık, inkâr ettik.

Milli hassasiyetler” ile başladığımız her cümlenin sonunda bir cenaze kaldırdık bu ülkede.

Savaşa kurban verdiğimiz tüm gençlerin vebali üstümüzdedir bizlerin.

Hangi hassasiyetimiz ile ölülere küfreder olduk, hangi inancımızda var bu teamül?

Kürtlere ne öneriyoruz bu “yeni” Türkiye’de?

Barış dediğiniz Kürtlere yaptığımız bir jest midir?

Yoksa resmî ceberut politikalar ile canlarına okuduğumuz hâlde, en temel insani haklarını talep eden bir halkın kazanımı mıdır yaşadığımız süreç?

Peki, hassas olalım, titiz olalım, savaşın korkunçluğundan nasibin almış tüm kesimleri gözetelim, öyle davranalım.

Ama bunun için her fırsatta Kürtlere “bi dakka” deyip durmayalım.

Dönüp kendi kabilelerimizle konuşalım.

30 yıldır zulüm ettiğimiz bir halka borçlu olduğumuz özrü anlatalım.

Bu savaşı, hayatı sürekli anket sonuçları ve kariyer hesapları üzerinden okuyan endişeli liberal yazarlar değil, evladını kaybeden annelerin soğuyan yüreği bitirebilir ancak.

Evet, barış adına çok önemli adım atan bir hükümet var, barışa el veren herkesten Allah razı olsun.

Hükümetin süreci götürmesini umalım, destek olalım, davranalım.

Fakat Kürt Halkı’na yaşattığımız felaketin yarattığı hassasiyetleri hiç ihmal etmeyelim.

Çünkü onlarla barışıyoruz.


[email protected]

  • Abone ol