Burcu Koçlu aynı zamanda  %52 Engelli bir Gezi parkı tutuklusu …

Burcu direniyor…

Kolay mı ? Hayır.

Diğerleri de direniyor ve onların bu duruşu sayesinde güzel günler düşü mayalanıyor.Ancak nasıl bir aymazlıksa yaşanılanlar, muktedirlerin önlerinde duran,kafalarını çevirseler ulaşabilecek kadar yakınlarında var olan demokrasi ayıbına duvar örüp, uzaklıklara demokrasi baloncukları dağıtanlar, Mısır’da halkın iradesine duyulması gereken saygıyı dillerine pelesenk edenler, “özgürlük”ler mevzu bahis olduğunda mangalda kül bırakmıyor.Oysa hemen dibinde, kendi eliyle yarattığı iğrenç temaşaya karşı üç maymunu oynayabiliyorlar.

Bir çok kez dile getirildi. Gerek rakamlar ile gerek belgeler ile, gerekse  görüntüler ile anlatıldı.

Malumunuz aşağılık dezenformasyon’a karşı ispatlarla konuşuldu, anlatıldı, gösterildi.

 Bu ülkede bir direniş yaşandı. Gezi Parkı ile başlayan süreç halkın haklı öfkesinin patlaması ile bambaşka bir biçime dönüştü. Ve ‘sinirlenince de çok güzel oldu.

Aymazlık korku ile buluşunca nasıl bir zulüm ortaya çıkarmış, gösterdiler hepimize. Doğrusu tanıdıktı bu halleri, bu öfkeleri, ezeldendir halkı düşman belleyenlerin. Ama baktılar ki bu kez bir başka her bir şeyin seyri, baktılar ki diz çökmeyi bellettikleri herkesler ayağa kalkıyor, baktılar ki öyle üç beş çapulcu değil meydanları kuşatanlar, baktılar ki ‘artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak’ bilindik ezberlerine canhıraş ve katmerli zulüm severlikleriyle döndüler.  

Ethem, Abdullah, Mehmet, Medeni, Ali…

Yetmedi!

 Kana doyması mümkün müdür, kan ile beslenenlerin?

Bir çare bulunmalı, bu isyan dalgasının kolu bacağı kırılmalıydı. Bir an tereddüt etmediler birbirinden pespaye yöntemleri devreye sokmakta.

Gaz bombalarıyla, plastik mermilerle, pala, satır ve sopalarla, tomalarla, akreple üzerinden geçerek, hatta TOMA ile ezerek katledemedikleri direnişçilere yönelik gözaltı-tutuklama saldırısını devreye soktular.

Binlerce insan resmi ve gayri resmi biçimde gözaltına alındı. Spor salonlarında bol küfürlü dayaklardan geçirildi. Akrep denilen araçların içerisinde genç kadınlara bir kez daha kadın olmanın en ataerkil bedelleri ödetildi.

Gözaltı işlemleriymiş, Adli Tıp’tan sağlık raporu almakmış, Emniyet ifadesinde avukat bulundurma hakkıymış! Hepsi hak getire. Devlet had bildirme operasyonunu kendi hukukunu dahi ayak altına alacak kadar aciz ve korkak bir biçimde gerçekleştirdi.

Bu korkaklığın belki en mide bulandırıcı hali ise şafak operasyonları ile evlerinden toplanan ve Başbakan’ın ‘marjinal’ çığlığına ‘bağımsız savcı ve yargıçlarla’ aksi seda verilmesi biçiminde okunması gereken tutuklama furyasıdır. Ankara, İzmir, İstanbul, Adana Mersin, Hatay…

Birçok ilde daha önceden de demokratik eylemlere katılıyor oldukları kollukça bilinen, kimisi yasal bir derneğin yöneticisi, kimisi yasal bir partinin üyesi, kimisi bir gazetenin, derginin düzenli okuru olan yüzlerce insan TMK 10. Madde ile yetkili Özgürlük Hâkimlerince birbirinden rezil rüsva gerekçeler ile tutuklanıp hapishanelere gönderilmiştir. Adeta bir gülmeceyi andıran yargılama süreçleri ise kan donduran türdendir. Gezi Parkı ile başlayan eylem süreçlerine katılan bu kimseler için isnat edilmeyen tek suç sanırız ‘cinsel saldırı’! Emniyet fezlekesinden bozma –pardon, bozma değil, kesme-kopyalama-yapıştırma- iddianameler cıvıl cıvıl, şenlikli bir aksiyon çizgi romanını andırmaktadır. Örgüt üyeliği, cinayet, hırsızlık, gasp, sövme, dövme, yaralama! Ne ararsan var.

Mevzunun rahatsızlık vericiliği elbette bununla da sınırlı değil. Bu ülkede hali hazırda kanayan bir yara olma niteliğine haiz olan hapishaneler yeni ‘misafirlerini’, Gezi Direnişçilerini de tecrit, tredman, baskı keyfi uygulama, yalnızlaştırma menüsü ile karşılamışlardır.

Birbirinden gerekçesiz, birbirinden ‘ben dedim, oldu’ kıvamlı baskı sarmalı tüm tutsaklar için hukuksuzluğun çığ gibi büyüdüğü bir süreci yaşatmaktadır. Tüm yaşananlara rağmen, memleketimin hapishanelerinde umutlarımızı çoğaltanlar yaşıyor, umutla, inançla bir avuç gökyüzü için, yaşama dair özgürlük sığdırıyorlar.

İşte onlardan sadece bir tanesi  Burcu Koçlu…

Şimdi tutukluluğun bir istisna olduğundan mı bahsedelim?

Yoksa olması gerekenin tutuksuz yargılanmak olduğunu söylemeye gerek var mı? 

 Tutuklu yargılanmanın yalnızca bir tedbir olduğunu, tutukluluk halinin bir cezaya dönüşmemesi gerektiğini anlatsak?

 Şu koşullarda bir önemi olur mu?

Yani gözlerini yumanlara, gözünü aç desende açmıyor.

İstemiyor çünkü ancak onlar yine de direniyor…

 

Ve direnirken de Burcu ve diğerleri en çok da yalnız olmadıklarına seviniyor! 

  • Abone ol