Türkiye Barolar Birliği Başkanı’nın Başbakanla 2 saat görüşüp uygulanmayan yargı kararlarını gündeme getirmemesi gelmekte olanın habercisiydi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun muhalefetini yetersiz bulanların göremediği gerçek de buydu; Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşları için Balyoz ve Ergenekon davası sanıklarını aklamak, salıverilmelerini sağlamak, yolsuzlukyapanları cezalandırmaktan daha önde geldi.

AKP, başta 28 Şubat olmak üzere, darbe dönemiyle birebir hesaplaşmayı hiç istememişti zaten. Şimdi yargı içinde çete olmakla suçladığı kişiler, Silahlı Kuvvetler’in darbeci damarıyla mücadele etmiş ve Erdoğan ve arkadaşlarına benzetme yerindeyse ‘‘çekirdeksiz üzüm’’gibi bir ülke teslim etmişti.

Erdoğan, askeri vesayet engelini aşmak, kendi iktidarını sağlamlaştırmak için her yolu kullandı; Avrupa Birliği’ne tam üyeliğin en ateşli savunucusu kesildi, demokrat kesildi, özgürlük savunucusu kesildi.

Ama Erdoğan özünde Ulusalcı kanadın Milli Görüş kesiminden gelen bir temsilcisiydi.

İttifak yapmaları kolay oldu, çünkü ikisi de özünde Amerikan karşıtı, Avrupa Birliği aleyhtarı, fazla demokratikleşmenin ülkeye zarar vermesinden endişeli siyasi akımlar.

Silahlı Kuvvetler’in tasfiye edilen kanadı, 1971’de olduğu gibi, anti-Amerikan duruşuyla dikkat çekiyordu. Ergenekon ve Balyoz davalarına sahip çıkanlar, ‘‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’’diye bağırıyordu.

Mustafa Kemal’e özenle Atatürk demeyen Recep Tayyip Erdoğan için Mustafa Kemal’in askerleriyle aynı safta yer almanın bir sakıncası yoktu.

CHP ve Kılıçdaroğlu’nun Avrupa Birliği kaygısı hiçbir zaman olmadı. Avrupa hedefini Türkiye’yi bölme projesinin bir parçası olarak gördüler. CHP, Avrupa sosyal demokrat partileri nezdinde hiçbir zaman saygın bir parti olmadı, olamadı.

Yargıya yapılan müdahaleler, yolsuzluk davalarının üstünün örtülmesi AKP’nin de Avrupa Birliği’nden tamamen kopmasıyla sonuçlanacak bir sürecin başlangıcı olacak.

CHP’de hakimiyeti ele geçirmiş Ulusalcı kanat ile AKP’nin bugün birleştiği nokta, başta Amerika olmak üzere Batı medeniyetinin Türkiye’ye düşman olduğu konusu.

Türkiye yolsuzluk soruşturmasıyla başlayan, yargının yürütmeye tabii kılınma çabalarıyla devam eden bu krizi elbette aşacaktır. Ancak, aşması daha zor olan kısım, Türkiye’yi Batı İttikafı’ndan uzaklaştırıp otoriter devletler safına itecek bu işbirliğinin üstesinden gelmek olacaktır.

Bu tutumun en açık göstergelerinden biri Hrant Dink cinayeti soruşturması ve davasıydı.Hrant Dink, 1915’in Soykırım olduğunu savunan bir Ermeni idi. O yüzden Ergenekon’un avukatı kesilen Kılıçdaroğlu ve CHP onun davasına sahip çıkmadı.Darbecilere gösterilen ilginin binde biri Hrant’a gösterilmedi.

AKP ise Hrant Dink’in öldürülmesini, kendi iktidarına bir tehdit olarak gördüğü ölçüde sahiplendi ama gerçek suçluların yakalanması için hiç çaba harcamadı. Çünkü onlar da Hrant’ın Ermeni Soykırım söyleminden rahatsızdı.

Gelinen nokta, kendi işine geldiği için Ergenekon davası savcılarını kahraman ilan eden, CHP’nin eleştirileri karşısında kendisini ‘‘Ergenekon’un Savcısı’’ ilan eden Erdoğan ile davaya ilk günden muhalefet eden, davanın sanıklarını CHP listesinden milletvekili seçtiren ve kendini ‘‘Ergenekon’un Avukatı’’ ilan eden Kılıçdaroğlu arasında adı konulmamış bir ittifakın oluştuğu gerçeğidir. Darbeciler serbest kalacak, karşılığında yolsuzluk dosyaları örtülecek.

AKP ve CHP, aynı dünya görüşünün seküler ve dindar iki kanadının temsilcisi olarak siyaset sahnesinde yer alıyor. Daha fazla demokrasi, yargının bağımsızlığı, yerel yönetimlerden başlayarak kamuda yolsuzluğun engellenmesi konuları gündemlerinde yok. CHP’nin tek derdi, ‘‘Biraz da direksiyona biz geçelim’’ demenin ötesine geçmiyor.

Türkiye, dış dünyanın ötelemesi olmadan demokratikleşme adımları atamayacağı bir döneme yeniden girmiş oldu. Avrupa Birliği hedefini güden bir siyasi hareket ufukta görünmüyor. Buna Türkiye’nin hızla artmakta olan ekonomik sıkıntıları, dış borcu, coğrafyasında yaşanan kaosu eklediğimizde yakın gelecekte görünümün çok parlak olmadığı gerçeğini kabul etmekten başka çare kalmıyor.

Ergenekon ve Balyoz davaları AKP ve CHP’nin işbirliğiyle ortadan kaldırılacak, faili meçhullerin üstü örtülecek, yapanın yanına kar kalır sistemi devam edecek. Bu rezillik ve pisliğin üzerinde yaşamaya devam eden bir ülke olacağız. Elbette gidebildiği yere kadar.

  • Abone ol