Temel Öğretimden Ortaöğretime geçiş sistemi değişti. TEOG kalktı yerine Liseye Geçiş Sistemi (LGS) geldi. TEOG’un kaldırılma gerekçesi bu sistemde tüm öğrencilerin sınava girmesi ve sınavın öğrenciler üzerinde strese neden olması olarak ilan edildi. Öte yandan çoğu öğrencinin TEOG ile yerleştiği okulun ikamet ettiği mahallede olmaması sebebiyle ailelerin servise mahkûm hale geldikleri dile getirildi. Türkiye’de kademeler arası geçiş hakkında çok da malumat sahibi olmadıkları anlaşılan kişiler ise MEB’in yeni açıklayacağı sistem ile herkesin istediği okula gidebileceğini duyurdu. Bu gerekçeler, dilek ve temenniler ile liseye geçiş sistemi değiştirildi.

MEB’in açıkladığı yeni sistemde dikkat çeken ilk nokta ise sistemin sınavsız bir sistem olmaması idi. MEB öğrencilerin sadece %10’unu sınavla öğrenci alan liselere yerleştireceğini duyurdu. Muhtemelen sınavla öğrenci alan okullara öğrencilerin %10’u için kontenjan ayırınca sınava da öğrencilerin %10’unun gireceği varsayıldı. Düzenleme, sınava girme zorunluluğunun ortadan kalkması ile sınava girmek için bekleyen öğrencilerin asla ortada görünmeyeceği kabulüne bel bağladığı

Ne var ki sınav sistemine dâhil edilen 1367 okulun 449 tanesi Meslek Lisesi297’si İmam Hatip Lisesi olarak belirlenmiş. Bu okulların kontenjanlarını doldurabilmeleri çok mümkün gözükmüyor. 89 tane Sosyal Bilimler Lisesiseçilmiş fakat bunlar da cazip okullar olarak görülmemekte ve tercih edilmemekte. TEOG sistemi içinde puanı düşük lise grupları arasında yer almaktaydı bu okullar zira Sosyal Bilimler Lisesi uygulaması başarısız olmuş bir projedir. Bu okulların dışında MEB’in sınavla öğrenci alacak okul listesinde yer alan okulların 303’ü Fen Lisesi, 228 tanesi Anadolu LisesiYani 1367 okulun aslında sadece 531 tanesi sınava girecek öğrencilerin asıl hedefledikleri okullar. Bu da sınava girecek öğrencilerin yüzde 10’u değil en fazla %3 ila %4’ünün sınavla iyi bir liseye yerleşebileceği anlamına geliyor.

1 milyon kişinin %3’e girmek için savaşacağı bir sınavın da ne kadar zor olacağı kolayca tahmin edilebilir. Adı geçen 531 lisenin her birinin puanı da 500 üzerinden muhtemelen 495 puan civarına yükselecektir. Bu yüzden stresli geçecek bir sınav sürecinin öğrencileri ve ailelerini beklediğini söylemek yanlış olmaz. Sınava girme zorunluluğu olmadığı için öğrencilerin çoğunun sınava girmeyeceği düşünülebilir. Dolayısıyla tüm öğrencileri sınava sokan bir sistemden kurtulmuş olduğumuzu iddia edilebilir. Ancak böyle bir düşünce ve iddia eğitim-öğretim alanımızdan bîhaber olmayı şart koşmakla birlikte Türkiye’de anne-babaların dişinden tırnağından arttırarak çocukları için ne tür fedakârlıklar yaptıklarının hiç gözlemlenmediğini gösterir.

Nitekim bunu sınamak için elimizde bir veri de var. 8. Sınıfta okuyan 1 milyon 175 bin öğrencinin 996 bini liseye geçiş sınavına girmek için başvuruda bulundu. Bu yüksek oran bize bir şey söylemeli. Daha önemlisi ise biz ne söylediğini duymalıyız. Düzenlemeye gerekçe kılınan sınav ve o sınava girecek öğrencilerin yaşayacağı stres, düzenlemeden sonra da varlığını devam ettiriyor.

Bu durumdan iki sonuç çıkmakta.

İlki; mesele sizin iddia ettiğiniz gibi değilmiş.

İkincisi; iddianızda haklısınız diyelim ne var ki demek ki çözüm bu düzenleme değilmiş.

Bir düzenlemeye girişirken olası sonuçları görmek kamu idaresi açısından elzemdir. Herhangi bir araziye baraj yaparken bile orada birikecek suyun neye mal olacağı hesap edilir. Eko-sistemi nasıl etkileyeceği, canlı türlerine ne tür bir tesiri olacağı düşünülür. Milyonlarca insanı ilgilendiren bu tür düzenlemelerde de benzer bir hassasiyet beklemek bu ülkenin insanı olarak hepimizin hakkı. Düzenlemelerin gerekçeleri ile sonuçları arasında bir kopukluk, alakasızlık görüp de bunu söylememek söz konusu memleket meselesi ise en başta bu ülkeye ihanet olur. Bu sebeple milyonlarca insanı ilgilendiren eğitim-öğretim sahası üzerinde bir tasarrufta bulunurken meselenin bu yönünü akıldan çıkarmamak gerekiyor. Yoksa her düzenleme, ölü doğmaya mahkûm.

  • Abone ol