Aslında ben biraz da eğlenelim diye söyleniyordum. CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu kaybettiği her seçimden sonra mutlaka üç şeyin üzerinde duruyordu: 1. Seçimlerden başarı ile çıktıklarını iddia ediyordu. 2. İktidardaki parti seçimlere hile karıştırıyor, sonuçlarla oynuyordu. 3. Sonuçlar gayrimeşru idi. Yok hükmündeydi.

Akıl almaz bir şekilde her seçimden sonra bu tür teraneler tutturan Kılıçdaroğlu, bu kez de benzer bayat numaralara başvurabilir, diye içimden geçirmiyor değildim. Ancak benim saydığım kadarıyla partisinin başında 10. kez seçim kaybeden Kılıçdaroğlu, bir ihtimal bu sefer farklı davranırdı ya da çevresindeki parti üst yönetim kadroları, böyle bir rezalete izin vermeyip kendisini istifa konusunda ikna edebilirlerdi.

Ancak o ihtimal gerçekleşmedi. Kendisine yakın olan bazı çevrelerin de şaşkın bakışları altında çıktı, basın toplantısında esti gürledi:

“Seçimin tek kaybedeni vardır. O da AKEPE’dir. Muharrem İnce de başarılı olamamıştır. Çünkü kendisinin de kabul ettiği gibi hedefinin altında kalmıştır. CHP ise başarılıdır. Çünkü Orta Anadolu’da şimdiye kadar elde edemediği sayıda milletvekiline sahip olmuştur.”

Sayın Kılıçdaroğlu’nun hiçbir zaman kaybetme kültürüne sahip olamadığını, bu yüzden de kazanma kültürünü geliştiremediğini biliyorduk. Ancak kendi saflarında bile son derece itici bulunan bu seçim değerlendirmesine, bu ses tonuyla ve içerikle başvurmasını pek kimse beklemiyordu. Kılıçdaroğlu’na göre son seçimden bu yana 3 puan daha kaybetmiş olan CHP o kadar başarılıydı ki, 24 Haziran’da AK Parti’nin kale duvarında açtıkları gediğin ikincisi ve nihai olanını, 9 ay sonra yerel seçimlerde de açacak, AK Parti’nin işini bitirecekti (!).

Aslında hakkını teslim etmek gerekir. Kemal Bey üstün strateji yeteneğiyle, sırtının YPG, PYD ve Kandil’e yaslandığını eş başkanlarının dilinden resmen ilan etmiş olan HDP’yi Meclis’e sokmayı başarmıştı. Yani, hani başından beri söylediği gibi AK Parti’ye meclis çoğunluğunu kaptırmamak için her yolu mübah görmüş, bu çerçevede de HDP ile derin iş birliğine girivermişti.

Yalnız bu sefer Kılıçdaroğlu’nun işi o kadar kolay değil. Karşısında, fikrine katılmasalar bile pek çok insanın siyasi ahlak ve üslubunu takdir ettiği Muharrem İnce gibi bir rakibi var. Kemal Bey, bu yenilgiden de bu rakipten de sıyrılıp bir kez daha CHP’nin başındaki pozisyonunu korur, halkın kahir çoğunluğunun desteğini alarak Cumhurbaşkanlığı görevine getirdiği kişiye karşı toplumun kültür ve değerleriyle taban tabana zıt saldırgan tavrını sürdürerek görevinin başında kalırsa belki Türkiye’yi bölemez, ama CHP’yi böler.

Bu arada MHP siyasi ahlak konusunda bir kez daha ciddi bir ders vermiştir. MHP’nin Meclis’te kilit parti olduğuna vurgu yaparak “Biz ne dersek o olacaktır” şeklinde açıklama yapan Genel Başkan Yardımcısı Sefer Aycan’ı anında görevden almış ve ilkeli olmanın, değerlerden sapmamanın önünde sonunda siyasi açıdan başarı getireceğine ortaya koymuştur. CHP’nin Yüksek Disiplin Kurulu’na verilmesi gereken kişiler CHP yönetimini eleştirenler değil de aslında Sayın Kılıçdaroğlu’nun bizzat kendisi mi acaba?

  • Abone ol