Eski Ak Partililerin yeni bir parti kurmaya hazırlandığı söyleniyor.

Buna göre Ahmet Davutoğlu bir parti kurma hazırlığında ve epeyce mesafe kat etti.

Bir diğer iddiaya göre ise Abdullah Gül’ün desteklediği, başında Ali Babacan’ın bulunduğu ayrı bir ekip de parti kurma hazırlığında.

Bu iki ekibin birleştirilmeye çalışıldığı da söyleniyor.

Benim edindiğim bilgilere göre… Evet her iki grup da böyle bir çaba içinde. Fakat henüz bir netlik yok.

Sanırım bütün bu parti kurma çabaları yerel seçim sonuçlarına göre bir şekil alacak.

Yani AK Parti ciddi bir oy kaybı yaşarsa parti kurma işleri hızlanacak. Oy kaybetmemesi durumunda ise konu yeniden değerlendirilecek.

Şimdi önümüzde iki soru var.

Birincisi: Eski AK Partililer Tayyip Erdoğan’a rağmen bir parti kurabilir mi?

İkincisi: Kursalar bile Erdoğan karşısında başarılı olabilirler mi?

Önce birinci soruyla alakalı kişisel kanaatimi söyleyeyim.

Eski Ak Partililerin Erdoğan’a rağmen bir parti kuracağına pek ihtimal vermiyorum.

Niyet olabilir, hatta bu niyeti eyleme dökme çabası da olabilir ama nihayete erdirmeyecekleri kanaatindeyim.

Niçin?

Anlatayım.

Türkiye’de siyasetçiler siyaseti ne yazık ki kimlik, inanç, mezhep, ideoloji eksenli kabileler arası mücadele alanı olarak görüyor.

Her kesimin siyasetçisi, iktidara gelmeyi Türkiye’yi ele geçirmek sanıyor.

Bu durum ister istemez siyaset yapanları o grubun, mahallenin, kesimin yararını gözeten sözcüsü, taraftarı pozisyonuna itiyor.

Eski Ak Partililer de ne yazık ki henüz mahalle kültüründen kurtulabilmiş değil.

O nedenle atacakları her adımda mahallenin tavrı, yaklaşımı, bakışı belirleyici oluyor.

Eski AK Partililerin neredeyse tamamında şöyle bir endişe var: Aman mahalleye ihanet eden, mahallenin kazanımına zarar veren biri olarak algılanmayayım.  

Yani mahallenin, grubun kazanımlarına zarar veren, mahalleye ihanet eden insan damgası yemek en büyük korkuları.

Bundan dolayı Erdoğan’a ve onun politikalarına karşı net bir tutum takınamıyorlar.

Sadece siyasetçiler değil, muhafazakar kesimin yazarları, gazetecileri, aydınları da benzer bir korkuyla hareket ediyor.

Esasında her kesimden insan kendini ait hissettiği mahalleyi eleştirmemesinin temelinde kazanımlara zarar vermeme anlayışı yatıyor.

Eski AK Partililerin de böyle korkuları olduğu için ülkenin geldiği bu vahim durumu “Keşke böyle olmasa, şöyle yapılsa daha iyi olur” gibi yarım ağız sitemlerle geçiştiriyorlar.

Hal böyleyken ‘dindarların iktidarı’na karşı mücadele edecek bir parti kurmak demek öncelikle mahalle kültürünü terk etmeyi, mahallenin çıkarını değil, o mahalleyi de içine alacak şekilde ülkenin yararını gözetmeyi zorunlu kılıyor.

Diğer taraftan hepimiz biliyoruz ki eski AK Partililer bir parti kurduğunda mücadele edilecek kişi Erdoğan olacak.

Esasında bütün bir mahalleyi iktidar imkanlarıyla kontrol eden Erdoğan’la mücadele demek o mahalleyle mücadele etmek anlamına gelecek veyahut Erdoğan’a verilecek her zarar mahalleye verilmiş bir zarar olarak algılanacak.

Bu durumda diğer muhaliflerle ittifak kurmak, birlikte hareket etmek kolay olmayacak.

Eski Ak Partililerin parti kurma iddialarına karşı Bülent Arınç’ın “Erdoğan’la mücadele etmek için parti kuracak eski arkadaşlarımızı affetmeyiz” demesinin temelinde de mahalle/kabile çıkarını gözeten bu anlayış yatıyor.

Eski AK Partililerin parti kurmasının önündeki en büyük engellerden biri ruhlarından bir türlü atamadıkları ‘Mahalle nasıl karşılar’ korkusu.

Bir diğer nedeni ise şu: Erdoğan’a rağmen yeni bir parti kurmak demek yukarıda da dediğim gibi Erdoğan ile mücadele etmeyi göze almak demek.

Erdoğan’la mücadele etmek de esasında kendileriyle, geçmişleriyle, hesaplaşmak anlamına da gelecek.

Bunca olup bitene rağmen bunu henüz yapabilmiş değiller.

Diğer bir husus da şu: Bir tarafta hiçbir kural, kanun, hukuk, değer tanımayan bir Erdoğan var, öte tarafta ‘Aman hanin damgası yemeyeyim’ endişesiyle hareket eden eski AK partililer var.

‘Hem mahallede kalalım hem de Erdoğan ile mücadele edelim’ yaklaşımı doğru bir yaklaşım değil.

Çünkü mahalle Erdoğan’ın tekelinde. Bu tekeli kırabilecek olsalardı parti içindeyken yapabilirlerdi.

Eleştiriler, kavgalar, o kavgada söylenecek sözler, alınacak cevaplar verilecek karşılıklar bütün bunlar mahalleden gelecek tepkileri göğüslemeyi de göze almayı gerektiriyor.

Erdoğan’ın arkadaşlık, dostluk, ‘kardeşlik hukuku’ gibi değerleri bile hiçe sayan, gözünün yaşına bakmadan herkese hakaret eden, suçlayan, bir anda ‘vatan hanini’ ilan eden yaklaşımına karşı mücadele sürdürmek için ciddi bir cesarete ihtiyaç var.

Eski AK Partililer bu cesareti şimdiye kadar ne yazık ki gösteremedi.

Peki diyelim ki bütün bunları göze alarak parti kurdular, o zaman ne olur?

Bir başarı gösterebilirler mi?

Bu da pek mümkün gözükmüyor.

Esasında burada Ahmet Davutoğlu ile Ali Babacan’ı birbirinden ayırmak gerekiyor.

Davutoğlu’nun politika, ideoloji, yaklaşım olarak Erdoğan’dan pek bir farkı yok.

En fazla üslup farkı olabilir.

Diğer taraftan ülkenin ‘tek adam rejimi’ne geçiş sürecine verdiği katkı, ülkeye büyük zarar veren Suriye politikasının mimarı olması, başbakanlığı döneminde Erdoğan’dan farklı bir politika izleyememiş olması… Bütün bunlar Ahmet Davutoğlu’nun şansını bütünüyle ortadan kaldırıyor.

Kişisel kanaatime göre Babacan’ın şansı biraz daha fazla.

Çünkü hem toplumun farklı kesimleriyle bağ kurmaya daha açık hem de arkasında ekonomide gösterdiği bir başarı var.    

Ama yine de yeterli değil.

Çünkü Erdoğan’ın rakibi Erdoğan’ın bir versiyonu değil, her anlamda alternatifi olmalı.

Düşünce olarak, politika olarak, kültür olarak, anlayış olarak gerçek anlamda ortaya bir fark konulması gerekiyor.

Türkiye değişiyor.

Toplumun büyük kısmı kimlik, inanç, mezhep, ideoloji eksenli siyasetten bıktı.

Dinin, mezhebin, kimliğin, ideolojinin siyaset aracı yapılmasından usandı.

AK Partililer de bıktı CHP’liler de HDP’liler de.

Her iktidara gelenin ‘öteki’ni dışlaması, onun hakkını gasp etmesi yani ‘biz ve onlar’ ayrımı artık topluma gına getirdi.

Eski Ak Partili, eski CHP’li, eski ülkücü ile Türkiye bir yere varamaz.

Daha doğrusu herhangi bir mahalle eksenli kurulacak herhangi bir partinin Türkiye’nin yarasına merhem olması beklenemez.

Değişen topluma uygun yeni bir vizyona, anlayışa ihtiyaç var.

Toplumun bütününe hitap edecek bir felsefeye ihtiyaç var.

Eski AK Partililer nasıl bir Türkiye hayal ediyor? Nasıl bir vizyona sahipler? Bu konuda bir netlik de yok.

İYİ Parti’nin bir varlık gösterememesinin nedeni de eski veyahut MHP’de yer bulamayan ülkücülerin toplandığı bir parti haline gelmesi.

Bu nedenle ‘eski AK Partililer’ damgası yemiş bir partinin de varlık göstermesi zor görünüyor.

Hal buyken Türkiye’nin, ülkeyi bütün görecek, ‘biz ve onlar’ayrımını kaldıracak, farklılıkları gerçek anlamda zenginlik görecek, bütün kesimlerden demokrat, özgürlükçü, eşitlikçi, insan haklarından yana, mahallesinin ya da ideolojisinin çıkarını değil ülkenin yararını gözetecek insanlardan oluşan bir siyaset anlayışına ihtiyaç var.

Bütün bu yaşananlara rağmen mahalle kültürünün dışına çıkamayan, ‘Mahallem ne der’ endişesinden kurtulamayan eski AK Partililerin toplumun bütününü kapsayacak politika üretmeleri neredeyse imkansız.

Sözün özü: Eski AK Partililer gerçekten bir parti kurmak istiyorsa birincisi mahalle kültürünü terk etmeli ve bunu da açık yüreklilikle ortaya koymalı (Hatırlayınız, yenilikçiler, “Milli Görüş gömleğini çıkardık” diyerek siyaset sahnesine çıkmıştı).

İkincisi Erdoğan ile mücadele edecek cesareti daha şimdiden göstermeliler.

“Keşke öyle olmasaydı, şöyle yapılsa daha iyi olur” gibi korkaklık olarak algılanan sözlerin yerine gerçek, sahici bir tutuma yönelmeliler.

  • Abone ol