Dünya Bankası’nın son raporu, yeni dünya ekonomisinin çok kutuplu bir gelişme göstereceğini ortaya koyuyor. Gelişmekte olan ekonomilerin dünya ticaretinden ve ihracatından aldıkları payın giderek arttığı ve bu artışın, sürekli bir hal alarak, en geç 2024’te gelişmiş ülke, gelişmekte olan ülke ayrımını ortadan kaldıracağı tahmin ediliyor. Aşağıdaki grafiklerde bu süreci okuyabilirsiniz. 

ABD’nin dış ticaret ve bütçe açıklarını kapatmak, en azından makul bir seviyeye indirmek için 2.5 trilyon dolara varan bir kesintiye gidecek olması da bu tahmini başka bir açıdan destekleyen çok önemli bir gelişme. Çünkü ABD, borçlanma tavanını yükseltiyor ancak borçlanma artışından daha fazla bir bütçe kesintisiyle, önümüzdeki on yılda bütçe açığını 2.5 trilyon dolar azaltmayı planlıyor.

 Yani ABD, kendisi için önümüzdeki on yılı belirlerken bir yerde dünyanın da gelecek on yılını belirliyor. Buna pekala John Reed’den hareketle ‘dünyayı sarsacak on yıl’ diyebiliriz.

Çünkü bu, ABD’nin yalnızca ekonomisini yoluna koyması anlamına gelmiyor. ABD’nin neredeyse IMF’nin geçmişte kalmış ortodoks programlarını uygularcasına başta savunma harcamaları olmak üzere, bir çok önemli kalemde trilyonluk kısıntılara gitmesi tam anlamıyla tarihi bir geri çekilme olarak okunmalıdır. Bütçede yapılan kısıntılar, şu sıralar Cumhuriyetçilerin Obama’ya karşı zaferi olarak anlatılsa da, işin özü çok daha derin bir yeniden yapılanmaya, daha doğrusu ‘geri çekilmeye’ tekabül ediyor. Tek kutuplu bir dünyada geçerli olabilecek bütün dengeler ABD’nin aleyhine çözülüyor... 

Peki bundan sonra ne olacak; bir kere ABD’nin var olan sistemi hemen sonlandırması mümkün değil, bu yüzden ABD’nin yalnız borçlanma hızı düşecek, borçları yine artmaya devam edecek. 2012-17 arası kritik; bu süreçte ABD’nin toplam borcu yaklaşık 25 trilyon doları bulacak, işşiz sayısı artacak ama ABD, eskisine nazaran daha az savunma harcamaları ile yeni bir dengeye gelmeye çalışacak. ABD vatandaşları alışık oldukları refahı, bu süreçte ‘dünyanın güneyinde’ bulmaya çalışacak. Yani şimdinin ‘gelişmekte olan’ ülkelerinde iş arayacaklar. Dünya, yeni bir para birimi bulana kadar altının yıldızı hep parlayacak ve dolar giderek rezerv para olmaktan çıkacak.

Bu açıdan 2012 seçimlerinde, dünyaya yeniden ‘ağalık’ yapmak isteyen, sorunların çözümü için askeri harcamaları artırmaktan başlayan Cumhuriyetçilerin bence pek şansı yok. Kolu kanadı kırık da olsa Obama yeniden seçimi kazanır.

Bu süreçte, ABD’nin politik inisiyatifi BM’ye, askeri karar alma ve müdahale mekanizmaları ise NATO’ya geçecek. Bu kurumlardaki ABD üstünlüğünün yerini G-20 uzlaşısının alması bekleniyor.

 ÜÇ ANAYASA: TEK BARIŞ, BİR ÇOK DEMOKRASİ

Önümüzdeki on yılda dünyanın yeniden biçimlendirilmesinde dört temel alan öne çıkacak gibi gözüküyor. Bu dört temel alan; AB, Ortadoğu, Uzakdoğu ve Latin Amerika... Türkiye’nin adeta bir kesişim alanı olarak bir araya getireceği AB ve Ortadoğu’da da  hemen hemen Türkiye ile aynı tarihlerde yeni Anayasa süreçleri başlayacak. 

AB’nin bu krizden çıkması ancak yeni bir siyasi bütünleşme dalgası ile olur. Bu gerçeği artık Almanya bile kabul etti. Bu açıdan yeni bir AB Anayasası zorunluluk. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki rejimler, iddia edildiği gibi, ABD tarafından yıkılmıyor. Buralardaki diktatörler artık ABD desteğini bulamadığı için halk, diktatörlerin çıplak olduğunu gördü ve onları çok yakında tümüyle indirecek. İşte Türkiye, dünyadaki değişimi, çok farklı açılardan, üstlenen AB ve Ortadoğu bölgelerini içeren bir keşişim alanı adeta. Bu yüzden bu değişimi yapacak dinamik, tarihinin en güçlü döneminde...

Ortadoğu’da şu sıralar İran-Suriye ittifakından söz ediliyor. İran bunu yaparsa intihar eder. Çünkü İran’ın karşısında ona saldıracak ‘eski’ ABD yok. Dolayısıyla İran katliamcı bir rejimle, şimdiye kadar bu iki ülkenin yapmış olduğu stratejik işbirliklerine rağmen, biraraya gelmeyecektir.

Kaldi ki, İran bunu yaparsa İsrail’e bile sıçrayan ‘Arap Baharı’ rüzgarına kapılarını açmış olur ve Türkiye’yi de karşısına alır. 

Bütün bunlara bağlı olarak, önümüzdeki on yılı belirleyecek en dikkat çekici ülke şüphesiz Türkiye... Çünkü, hem yeni Türkiye Anayasası’nı  hem de Ortadoğu’nun yeni demokratik rejimlerinin anayasalarını, AB Anayasası ile birlikte, aynı süreç üretecektir. Ve bu süreci Türkiye belirlemeye başladı.

  • Abone ol