Polis K-9 köpeği “Timsah”, Başbakan Erdoğan havaalanına gelmeden önce VIP salonunda arama yapmış. Polis timsahlarının adı da “Köpek” midir, bilemiyorum, ama Timsah sayesinde Türkiye’nin bölgesel güç olma girişiminin Mısır ayağı güvenli ve sorunsuz bir şekilde başladı.

“Erdoğan, ikinci memleketi Mısır’ın kahramanı”, “Erdoğan, hoşgeldin”, “İyi cetvel Erdoğan”, “İslam’ın kurtarıcısı, Allah’ın azizi Erdoğan”, “Türkiye-Mısır tek yumruk, abluka kırılacak” yazılı pankartlar ve Erdoğan resimleri taşıyan Mısırlılar, zaman zaman da tekbir getirmiş.

“İyi cetvel” Erdoğan da Arapça, “Türkiye ve Mısır el ele. Selam olsun Mısır gençliğine, Mısır halkına. Allah’ın selamı üstünüzde olsun” demiş, kendisini karşılamaya gelen binlerce Mısırlıya.

Bu mutlu buluşma gerçekleşirken, benim neler yaptığımın hiçbir önemi yok elbet, ama ben de kendimce bir başarı kaydettim.

Geçtiğimiz hafta içinde tek bir kez televizyona çıkmamayı başardım!


“Bu akşamki programımızda Türkiye-İsrail ilişkileri hakkında konuşacağız, sizin de katılarak değerli görüşlerinizi paylaşmanızı isteriz.”


“Teşekkür ederim, ama İsrail benim uzmanlık alanıma girmiyor.”


“Ama bu konuda çok değerli görüşleriniz olduğunu biliyoruz.”


“Eksik olmayın, ama bildiğiniz görüşlerimi tekrarlayıp canınızı sıkmayayım.”


“Ama lütfen.”


“Ama ben dış politika uzmanı değilim, ‘İsrail suçludur, korsan devlettir’ diye ha ben söylemişim, ha bir başkası, ne fark eder, siz benim yerime söyleyiverin.”

Bu konuşmayı kaç kez yaptığımı hatırlayamıyorum.

Allah’tan, televizyonların insanı derdest edip zorla stüdyolara götüren görevlileri yok.

Zorla götürülsem, İsrail hakkında bir sürü soruyla karşılaşacaktım.

Oysa, konu İsrail değil. Türkiye.

İsrail hakkında söylenecek ne var ki?

Uluslararası sularda bir gemiye saldırıp insan öldürmek suç.

İyi de, bu İsrail’in ilk suçu değil, son da değil. Lübnan’a saldırmak da suç, Gazze’yi abluka altına almak da suç, Gazze’ye saldırmak da suç. Ta 1948’e kadar gideriz, sonsuz bir liste çıkar.

İsrail bu suçları işler, istediği gibi işler, hiçbir şey de olmaz, çünkü emperyalizmin bölgedeki jandarması olarak, zaman zaman kınansa bile, son tahlilde ABD, AB ve BM tarafından aklanır. Ve aynı güçlerden aldığı ekonomik ve askerî destek sayesinde, kimse kılına bile dokunamaz. Bunda yeni veya ilginç bir şey yok.

Asıl ilginç olan, sorulması gereken soru şu: Bayram değil, seyran değil, Türkiye hükümeti niye İsrail’le itişmeye başladı?

Bu hükümetin döneminde İsrail’in yaptığı ilk korsanlık Mavi Marmara saldırısı değildi.

Tamam, öldürülenlerin Türk vatandaşı olması bir neden. Ama normal olarak devletlerarası ilişkilerde kınama olur, belli sınırlar içinde tersleşilir, yarım ağızla özür dilenir, bu arada arka planda Dışişleri Bakanlığı görevlileri meselenin büyümemesini sağlar, olay unutulur gider.

Bu sefer öyle olmayacağa benziyor.

Bence iyi oluyor. Çok daha fazla ülke İsrail’i tecrit etse, ilişkileri askıya alsa, ambargo uygulasa, ticaret yapmayı kesse, varlığını bu şekilde sürdüremeyeceğini İsrail belki anlar.

İyi oluyor da, niye oluyor?

Başbakan’ın ve AK Parti kurmaylarının Filistinli sevgisi, dinî duyarlığı veya adalet aşkı nedeniyle olduğunu hiç sanmıyorum. Sevgi, duyarlık ve aşk başka, devlet işleri başka.

Gerçek nedeni şu: Mahallenin dayısı olmaya soyunanlar, önce mevcut dayıyı devirmek zorundadır. Bu mahallenin dayısı İsrail. İsrail’le itişmeden, Ortadoğu’da güç olmak, emperyalizmin güvendiği, danıştığı, bölgeye başçavuş olarak atadığı ülke olmak mümkün değildir.

AK Parti hükümetinin millî çıkarları tüm gücüyle kollayan bir hükümet olmaktan başka herhangi bir özelliği olduğunu düşünen kaldı mı acaba?


[email protected]

Aydın Belediye Başkanı Özlem ÇerçioğluAydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu

  • Abone ol