Mensur Akgün

Karar Gazetesi



Bookmark and Share

Bir diplomatik, bir de askeri zafer


22.7.2018 - Bu Yazı 605 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 20 Temmuz Türkiye tarihinin iki önemli dönüm noktasına tekabül ediyor. Bundan 82 yıl önce 20 Temmuz’da İsviçre’nin Montrö şehrinde imzalanan sözleşmeyle Türkiye, Çanakkale ve İstanbul Boğazlarıyla Marmara denizi ve çevresindeki önemli bir deniz alanı ve toprak parçası üstündeki egemenlik haklarını geri aldı. 44 yıl önce yaptığı müdahaleyle de büyük bir baskı altında yaşayan Kıbrıslı Türkleri kurtardı, 1878’de kadar fiilen, 1923’e kadar hukuken kendisine ait olan adanın üçte biri üstünde etkin kontrolünü sağladı.

***

Kıbrıs müdahalesi, müdahale sırasında ve sonrasında yaşanan sorunlara rağmen tam bir askeri başarı hikayesiydi. Türkiye elindeki sınırlı imkanlarla büyük çaplı bir deniz aşırı operasyon gerçekleştirdi, kısa süre içinde planladığı hedeflerini, hatta fazlasını gerçekleştirdi. Yunanistan’daki cunta yönetiminin düzenlediği darbe Türkiye’ye 1959-1960 antlaşmalarından doğan haklarını kullanma imkanı sağladı.

Siyasi iradenin bir bütün olarak dirayeti, Genelkurmay’ın öngörülü planlaması ve hepsinden önemlisi de Kıbrıs Türklerinin ve müdahaleye katılan askerlerin kahramanlığıyla büyük çaplı bir operasyon, adı konmamış bir savaş gerçekleştirildi. Yine yaşanan tüm sorunlara rağmen Türkiye Kıbrıslı Türklerin daha iyi bir hayat yaşaması, yıllardır çektikleri acıları unutması için elinden geleni yaptı. Bugün işleyen bir ekonomileri, gurur duyabilecekleri bir devletleri ve demokrasileri var.

1977’den bu yana iki toplumlu, iki kesimli bir ortaklık devleti kurmak için çaba harcıyorlar. 2004’de neredeyse kuruyorlardı. Ama müstakbel ortakları onların beğendiği, Birleşmiş Milletler’in desteklediği plana razı olmadı. Rum tarafı Annan Planı’nı yapılan referandumda reddetti. Çözüm çabaları hala sürüyor, hala ambargolarla yıldırılmaya çalışılıyorlar. Ekonomileri istedikleri kadar iyi değil.

Fakat 1964-1974 arası dönemle karşılaştırıldığında belli ki çok daha huzur içindeler. 20 Temmuz 1974’de yapılan müdahale olmasaydı belki çoğu yaşadıkları adada olamayacak, belki Türkiye ve Yunanistan iki ülkeye de yıkım getirebilecek ciddi bir savaş yaşayacaktı. 20 Temmuz tarihin akışını değiştirdi. Sadece Kıbrıslı Türklere güvenlik ve genel anlamıyla barış getirmekle kalmadı, Yunanistan’daki cuntanın düşmesine, komşumuzun demokrasi yolunda ilerlemesine yol açtı.

Bu konuda söyleyecek çok şey var. Tabii ki anlatılacak sorunlar da. Ancak geriye dönüp bakan hemen herkes sanırım Kıbrıs müdahalesinin tarihi önemini, diplomasi ve siyasetle beslenen büyük bir askeri başarı olduğunu kabul edecektir. Kıbrıs müdahalesinin önemi muhtemelen ilerleyen yıllarda daha iyi anlaşılacak, Türkiye’ye sağladığı imkanlar daha rasyonel bir şekilde tartışılacaktır.

Ben, benzerinin Montrö Boğazlar Sözleşmesi için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Türkiye, Leman (Cenevre) Gölü kıyısındaki muhteşem Montreux Palace Otel’inde imzalanan sözleşmeyle Lozan’da kısıtlanmış olan egemenlik haklarını kullanma yetkisini güce başvurmadan akılcı bir diplomasiyle kazanmış, güvenliğini daha kolay sağlayacağı imkanlar elde etmiş, eline ileriki yıllarda kullanabileceği önemli bir jeopolitik koz geçirmiştir.

Bugün 20 Temmuz 1936 tarihli Montrö Sözleşmesi sayesinde Türkiye İstanbul ve Çanakkale Boğazlarıyla Marmara Deniz’inden transit geçiş yapan savaş gemileri üstünde kontrol hakkına sahiptir. Geçiş yapacak gemilerin bayrak devletleri önceden Türkiye’yi bilgilendirmek zorundadır. Geçiş toplu olarak yapılamaz. Karadeniz’de bulunacak olan kıyıdaş olmayan ülke bayraklı savaş gemilerinin toplam ağırlığı 45 bin tonu geçemez. 

Savaş gemilerinin tipleri, silah sistemleri sınırlanmış, gece-gündüz, savaş halinde, Türkiye’nin savaş tehdidi altında olduğu durumlarda ve tabii ki barış zamanında nasıl geçecekleri kurala bağlanmıştır. Bir evrensel uygulama ilkesi, başka bir deyişle rejim haline dönüşen bu kurallar uluslararası hukukta yaşanan gelişmelere rağmen bugün de geçerliliğini korumakta, Türkiye’nin güvenliğini ve çıkarlarını korumasına yardımcı olmaktadır.

Eğer Türkiye 1933’den başlayarak ısrarlı bir şekilde kendisine Lozan’da empoze edilen rejimi değiştirmek için çalışmamış olsaydı, olasıdır ki tarihinin akışı farklı olabilirdi. Hatay sorununun çözümünden İkinci Dünya Savaşı’na kadar pek çok büyük “olay” bizim için farklı sonuçlar doğurabilirdi. Türkiye savaş sırasında ve sonrasında Boğazlarını kontrolünden kaynaklanan gücünü etkiye tahvil edebilmiş, bir büyük devleti diğerine karşı kullanabilmiştir.

Kıbrıs müdahalesinden farklı olarak Montrö Sözleşmesi’nin önemi Türkiye’de devlet ve siyaset dışında ne yazık ki çok anlaşılamamış bir uluslararası bağıttır. İstanbul Boğazı’nda ne zaman bir kaza olsa değiştirilmesi mutlaka birileri tarafından gündeme getirilir, kazanın nedeni barış zamanında ticaret gemilerinin transit geçişine sağlanan serbesti olarak görülür. Hatta son kazada olduğu gibi gemide sözleşmeye göre ihtiyari olan kılavuz kaptanın bulunmasına rağmen.

***

Oysa bundan 82 yıl önce imzalanmış Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin parça başı değiştirilmesi imkansıza yakındır. Sözleşme’nin bütünlüğünün bozulmasının tamamının çökmesine, yerine 1982 yılında imzalanan BM Deniz Hukuku Sözleşmesi hükümlerinin (biz imzacısı olmasak dahi) almasına yol açması olasılığı çok güçlüdür. Bu da Türkiye’nin savaş gemilerinin Boğazlar Bölgesi’nden geçişi üstündeki kontrolünü yitirmesi, Montrö Sözleşmesi’nden kaynaklanan gücünü kullanamaması anlamına gelecektir… 

.

Facebook Yorumları

Emlak8
28.08.2019
G-7 Zirvesinin ardından
21.08.2019
Yakınlaşmanın sürmesi için…
4.08.2019
Unuttuğumuz bir tarih: 20 Temmuz 1936
24.07.2019
Yönetilmesi gereken bir sorun olarak göç…
14.07.2019
Caydırıcılık eşiği aşılınca…
10.07.2019
Dünyanın umurunda mı?
7.07.2019
İlke olarak serbest, kural olarak yasak ticaret…
19.06.2019
Trollük saygın bir mesleğe mi dönüşecek?
12.06.2019
Brinkmanship…
5.06.2019
Duygusuz, duyarsız ama akıllı sistemler
29.05.2019
Yeni AB aritmetiği…
26.05.2019
Dört kuşak, dört dönem…
22.05.2019
Küreselleşmeden Merkantilizme doğru…
19.05.2019
Kagan’a göre Almanya sorunu
12.05.2019
Yüzyılın anlaşması mı yoksa anlaşmazlığı mı?
8.05.2019
Çarpan etkisi
1.05.2019
Raymond Lavigne’i hatırlayan var mı?
28.04.2019
Sri Lanka saldırılarının düşündürdükleri
24.4.2019
Treacher Collins’i duydunuz mu?
21.4.2019
İngiltere’nin sahibi kim?
17.4.2019
Yeni bir krizimiz daha olabilir
14.4.2019
ABD tekrar müttefikimiz olabilir mi?
10.4.2019
Libya’nın geleceği…
7.4.2019
İsrail seçime giderken…
3.4.2019
Çözüm bekleyen sorunlar
31.3.2019
İki önemli seçim daha…
27.3.2019
John ve Mary’nin istediği olurken…
25.3.2019
İlkeler ve normlar sadece güçsüzler için mi?
20.3.2019
Medeniyetler İttifakı canlandırılmalı
13.3.2019
S-400’ler ve CAATSA yasası
6.3.2019
İran, Rusya ve Çin çevrelenirse…
3.3.2019
Victor Hugo Green
24.2.2019
Alfred Rosenberg’in hayaleti…
20.2.2019
Üyeliğimizin 67’nci yılında NATO…
17.2.2019
Evrensel bir sorun olarak beka
13.2.2019
İran devrimi 40 yaşında
11.2.2019
İnşa edici bir unsur olarak savaş
6.2.2019
Nükleer savaş çıkar mı?
3.2.2019
ABD yine en ciddi tehdit
30.1.2019
Ebedi savaş…
23.1.2019
Eşitsizlik artarken…
16.1.2019
Trump’ın üslubu…
13.1.2019
Yüzüncü yılında Versay Antlaşması…
9.1.2019
Başladığımız yere mi döndük?
30.12.2018
Geçiş törenleri
26.12.2018
2018 Bilançosu
23.12.2018
Bu büyük bir başarıdır…
16.12.2018
Arabesk sever misiniz?
13.12.2018
Girmesi zor, çıkması daha da zor...
9.12.2018
Benim çocukluğumda Google yoktu...
5.12.2018
Kerç Boğazı ve Türkiye
2.12.2018
Geçmişe özlem…
28.11.2018
Silahsızlanma ilke olmaktan çıkarken
26.11.2018
Zeytin sever misiniz?
19.11.2018
Ütopya
11.11.2018
Fabrika ayarlarına geri dönüş
7.11.2018
Yeni yaptırımlar, yeni sorunlar belki de yeni imkanlar
4.11.2018
Daha güçlü bir Türkiye’ye doğru
31.10.2018
Orta menzilli füzeler sorunu
29.10.2018
Göç...
24.10.2018
Cumhurbaşkanı’nın konuşması
22.10.2018
Mistura ayrılırken…
17.10.2018
Kaşıkçı sorununun muhtemel siyasi sonucu
14.10.2018
Kriz yönetimi başarısı
10.10.2018
Amerika ne yapacak?
7.10.2018
Nobel Barış Ödülü ve cinsel şiddet
3.10.2018
Çözüm umudu var mı?
30.9.2018
BM konuşmalarının satır araları
26.9.2018
Sivil kayıplar
23.9.2018
Tasarım ya da tasarımı sorgulama bienali…
19.9.2018
Soçi mutabakatının sonuçları
16.9.2018
Soçi öncesinde bir değerlendirme
13.9.2018
Yolun sonu mu?
10.9.2018
Glocalization, Kars ve Kaşar…
5.9.2018
Devletler pozisyon değiştirir
2.9.2018
Bir pazar yazısı olarak arkadaşlık
29.8.2018
Eksen kayması
26.8.2018
Pazar yazısıyla huzur aramak…
22.8.2018
Kofi Annan’ın ardından
19.8.2018
Amatör izlenimler
16.8.2018
Tansiyon düşerken
12.8.2018
Kriz tırmanırken
9.8.2018
9 Ağustos 1945
5.8.2018
Krizi yaşarken ve aşarken…
2.8.2018
Suriye sorunu çözülürken
29.7.2018
BRICS
24.7.2018
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’yla ufuk turu
22.7.2018
Bir diplomatik, bir de askeri zafer
16.7.2018
Dünya siyasetini magazinleştirmemek
8.7.2018
AB topu taca atıyor...
4.7.2018
NATO krizine doğru
1.7.2018
İran senaryoları…
27.6.2018
Sorunlar ve çözümler…
24.6.2018
Yarının gündemi
21.6.2018
Mülteci sorunumuz
17.6.2018
Çözüm belli ama irade yok
13.6.2018
İyi bir başlangıç ama sonucu kestirebilmek güç
10.6.2018
Bir sarsıntı daha
6.6.2018
Sevindirici bir gelişme
3.6.2018
Ticaret sadece ticaret değildir
30.5.2018
Nükleer silahlar yayılabilir
27.5.2018
Pozisyon almak güçleşiyor
23.5.2018
İmkansızı istemek
20.5.2018
Said’den günümüze Filistin sorunu...
16.5.2018
Dünya düzeni de sarsılıyor
14.5.2018
Batı ittifakı çökerken
9.5.2018
Biraz da alanımız üstüne…
2.5.2018
Birleşme yerine bir arada yaşama
30.4.2018
Marx 200 yaşında…
25.4.2018
Trump’ı ikna edebilecek mi?
22.4.2018
Montrö’nün değişmesi gerekmiyor
18.4.2018
Amerika’nın müdahaleleri
15.4.2018
Dünya savaşı riski azaldı
12.4.2018
Seçim yapmak gerekli mi?
8.4.2018
Veliaht prensin ABD ziyareti
2.4.2018
15 yıl sonra
28.3.2018
Varna buluşmasının ardından
25.3.2018
Haluk Ülman’ın ardından
21.3.2018
Afrin Harekatı’nın sonuçları
19.3.2018
Yeni Dışişleri Bakanı
14.3.2018
İpek Yolu canlanırken
11.3.2018
Büyük bir kriz ertelendi
7.3.2018
Yeni silahlar ve yeni dengeler
4.3.2018
Ticaret savaşları
28.2.2018
Çin…
25.2.2018
Çözüm için çözüm…
18.2.2018
Normalleşmeye doğru
14.2.2018
Kore’den Suriye’ye Amerika
11.2.2018
Ya normalleşecek ya da kopacak
7.2.2018
İki ülkenin de dikkatli olması gerekiyor
4.2.2018
Türkiye’nin dış politika algısı
31.1.2018
ABD’nin önündeki dört engel
28.1.2018
Soçi toplantısına doğru
24.1.2018
Operasyonun hedefleri
21.1.2018
Pence’in Ortadoğu ziyareti
10.1.2018
KKTC seçimleri ve Kıbrıs sorunu
7.1.2018
PESCO
3.1.2018
İran’ın sorunu aslında bizim de sorunumuz
24.12.2017
Göründüğünden daha da önemli bir diplomatik başarı
17.12.2017
İİT zirvesi neden başarılıydı?
13.12.2017
2017 Nobel Barış Ödülü
10.12.2017
Kudüs’ün statüsü
6.12.2017
ABD Büyükelçiliği sorunu
3.12.2017
Kuzey Kore’nin son denemesi
29.11.2017
Umut vaat eden gelişmeler
19.11.2017
Bir krizin ardından
15.11.2017
Boğazlar hakkında bir hatırlatma
12.11.2017
Kendi kaderini belirleme üstüne
8.11.2017
Yeni bir istikrarsızlık riski
1.11.2017
Balfour Deklarasyonu 100 yaşında
30.10.2017
Katalonya krizi derinleşirken
25.10.2017
Dünya siyasetinde mükemmeli aramamak
22.10.2017
Mızrak çuvala gerçekten sığmıyor
18.10.2017
Üyeliği değil, ilişkileri düşünme zaman
15.10.2017
Bu kez de İran yüzünden
11.10.2017
Yeni bir yöntem gerek
8.10.2017
Katalonya sonrası
4.10.2017
iyi şeyler de oluyor..
1.10.2017
Katalonya referanduma giderken
27.9.2017
Irak’ın toprak bütünlüğünü savunmak
24.9.2017
Dengeli bir açıklama..
17.9.2017
Astana’dan Cenevre’ye
13.9.2017
Referanduma tepki
6.9.2017
Hidrojen bombası
3.9.2017
Rohingyalar için ne yapabiliriz
30.8.2017
Dünyaya nasıl bakmalı?
28.8.2017
SETA’nın Fırat Kalkanı raporu
23.8.2017
Thucydides tuzağı
20.8.2017
Otonom silah sistemleri
16.8.2017
ABD, Venezuela’ya müdahale eder mi?
13.8.2017
Kriz kontrolden çıkarsa
6.8.2017
AB ve ABD arasında yeni bir sorun
2.8.2017
Dmitri Trenin karamsar değil
30.7.2017
Zamanı geriye sarmak mümkün değil ama…
26.7.2017
722 sayılı yasa taslağı
23.7.2017
Türkiye'de dış politika algısı..
19.7.2017
Altı cephede savaş
16.7.2017
Bir yılın ardından
12.7.2017
Musul kurtarıldı...
9.7.2017
Bir tur daha bitti
2.7.2017
Türkiye’nin askeri varlığı
25.6.2017
Körfez gerilimi tırmanırken
21.6.2017
Son bir deneme?
14.6.2017
Michael Pence’i daha iyi tanımamız gerekebilir…
11.6.2017
Trump Doktrini
7.6.2017
Katar krizi
4.6.2017
Mülteci sorunu
31.5.2017
Atlantik İttifakı zayıflarken…
28.5.2017
NATO ile müdahale
24.5.2017
Trump değişti mi?
22.5.2017
İlk turda seçildi
21.5.2017
İlk turda seçildi
17.5.2017
‘Din’ anlayışımız üzerine
14.5.2017
53 yıl sonra bir ilk…
10.5.2017
Avrupa derin bir nefes aldı
7.5.2017
Taksit-taksit barış
3.5.2017
Yeni bir fırsat penceresi
30.4.2017
Makedonya krizi
23.4.2017
Bitirilemeyen bir savaş
19.4.2017
Bardağın dolu yarısı
16.4.2017
17 Nisan’ın gündemi
13.4.2017
Büyük pazarlık
9.4.2017
Amerika’nın müdahalesini anlamlandırmak
5.4.2017
Sisi’nin Washington ziyareti
2.4.2017
Lavrov’dan önemli açıklamalar
29.3.2017
60 yaş krizi
22.3.2017
IŞİD yenilirken...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive