Münir AKTOLGA

zm.aktolga@gmail.com



Bookmark and Share

İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (1)


02.06.2013 - Bu Yazı 3011 Kez Okundu.
Yorum : 3 - Onay Bekleyenler : 0

 „İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM, „İTTİHATÇILIK“, YA DA „TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ“ OLARAK İFADE ETTİĞİMİZ ŞEY BÜTÜN  İDEOLOJİLERİN  ÖZÜNDE OLAN POZİTİVİST DEVRİM ANLAYIŞIDIR..

-GİRİŞ..

-İNSAN BEYNİ İLE KOMPÜTER ARASINDAKİ BENZERLİK VE FARKLILIKLAR..

İDEOLOJİNİN VE YAPAY ZEKÂNIN SINIRLARI..

-İDEOLOJİDEN BAHSEDİYORDUK!.

-YA BİZDEKİ JÖNTÜRKLÜK-İTTİHATÇILIK İDEOLOJİSİ..

-İDEOLOJİ OLAYININ ALTINDA BAZAN MATERYALİZM, BAZAN DA İDEALİZM YATAR; AMA O, SON TAHLİLDE  SÜBJEKTİF İDEALİZME-POZİTİVİZME DAYANIR!..

-KÜRESELLEŞME, 21.YY PARADİGMALARI VE İDEOLOJİNİN SONU!

Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş ya, öyle yukardan aşağıya doğru, ideolojik gerekçelerle oluşturulacak hiçbir hareketin gerçek anlamda sol bir hareket olacağına inanmıyorum ben. Tamam, iyi, güzel, Kemalist gövdeden kopuluyor belki, ama sorun sadece bu değil ki, bir de “işçi sınıfı ideolojisi” denilen  ideolojik zemin var ortada!. 21.yy’ın dinamiklerini halâ 19 ve 20.yy’ların paradigmalarıyla değerlendirmeye çalışan pozitivist zihniyet var!. Ben diyorum ki, sorun sadece Kemalizm sorunu değildir, bu zihniyet, bu ideolojik körlük devam ettiği sürece ağzınla kuş tutsan bir şey yapamazsın!

Önce şu soruya cevap verilmesi gerekiyor (ama samimi olarak, kendini kandırmadan) : SOSYALİZM NEDİR? Siz, kendisini “sol”, ya da “liberal sol”, veya “liberal Marksistler” olarak tanımlayanlar, “sol”-“sosyalizm” deyince bundan ne anlıyorsunuz? Halâ, üretim araçlarının özel mülkiyetinin toplumsallaştırılacağı bir düzen midir  sizin bu “sosyalizminiz”, yoksa nedir? Sizi “AK Parti’den daha ileri yapacak” olan vasıflarınız neler olacaktır? Öyle Staline, ya da devletçiliğe küfretmekle falan verilemez bu sorunun cevabı! Sizin “sosyalizm” anlayışınız-tanımınız nedir bunu soruyorum ben? Bu soruya cevap veremediğiniz sürece gerisi boştur; öyle, içi boş bir laf olarak “AK Partiden daha ileri olma” iddiasıyla falan sadece milleti değil kendinizi de aldatırsınız o kadar!..  

Son günlerde „İttihatçılık“ kavramını kullanmak adeta moda oldu! 12 Eylül Referandumu yenilgisinden sonra Osmanlı artığı „Kemalist“ İttihatçı ideoloji gözden düştü ya, artık her önüne gelen rahatça kullanır oldu  bu kavramı! Halbuki işin özü bu kadar basit değil! “İttihatçılık”, her ne kadar   bize özgü Osmanlı kalıntısı bir kavram olsa da, onun  aynı zamanda, şimdiye kadar hiçkimsenin üzerinde durmadığı  evrensel bir yanı da vardır. İttihatçılık, ya da toplum mühendisliği olarak tanımladığımız yukardan aşağıya “devrim” anlayışı,  ideoloji dediğimiz bütün  nöronal programların özünde olan zihinsel bir hastalıktır!. Yani öyle, ittihatçılığı-toplum mühendisliğini- sadece Osmanlıya veya Kemalistlere özgü bir devrim anlayışıymış gibi yorumlayarak işin içinden sıyrılmak yok!

Örneğin, ister Kemalist, ister “işçi sınıfı ideolojisi” kökenli olsun  Türkiye’deki “sol” bütünüyle  ittihatçıdır!. Ama sadece “sol” da değil, “Kürt” ya da “Türk” bütün o milliyetçi-ulusalcı ideolojik akımları da kapsar ittihatçılık!. Dinciler,  dini bir ideoloji olarak kullanmaya kalkanlar da bu kapsama girerler. Çünkü,  bütün o ideolojilerin temelinde tek bir felsefi akım yatar: pozitivizm! Yani, bizim ittihatçılık deyip geçiverdiğimiz şey, aslında toplumsal bir hastalıktır; pozitivizm virüsünün beyindeki bilinçdışı nöronal ağlara bulaşmasıyla birlikte ortaya çıkan zihinsel bir hastalıktır!

Şöyle demişiz daha önce: 

POZİTİVİZM, DİNİN YERİNE BİLİMİKOYARAK YAPILAN BÜTÜN O YUKARDAN AŞAĞIYA  TOPLUM MÜHENDİSLİĞİFAALİYETLERİNİN FELSEFİ-İDEOLOJİK ZEMİNİDİR..O,  TOPLUMSAL  GELİŞME  YASASI  OLDUĞUNA  İNANILAN   BELİRLİ  BİLGİ   KALIPLARINI KULLANARAK    MEVCUT   SİSTEMİ   MUHAFAZA   EDEBİLME - SİSTEMİ KONTROL   ALTINDA TUTMA  ANLAYIŞI   OLDUĞU KADAR,  AYNI ZAMANDA,  BU BİLGİ KALIPLARINI  KULLANARAK  VAROLAN  SİSTEMİ,  NİTELİĞİNİ   DEĞİŞTİRMEKSİZİN “DEĞİŞTİREREK”   YENİ BİR GÖRÜNÜMLE YENİDEN İNŞA ETME ANLAMINA GELEN “DEVRİM” TEORİLERİNİN DE  KAYNAĞI  OLUR[1]!..  

  Siz hiç şimdiye kadar  belirli bir ideolojiye dayanarak başarıya ulaşmış (kalıcı anlamda) bir “devrim”, ya da “karşı devrim” gördünüz mü!! Sakın bana “Cumhuriyet Devriminden”, ya da 1917’den bahsetmeyin!

Öte yandan, alın bir 1789 Fransız Devrimi’ni, ya da bütün diğer, aşağıdan yukarıya doğru, tarihsel evrim süreci içinde gerçekleşen  burjuva devrimlerini-bu arada, son zamanlarda zafere doğru koşan bizimkini de-bunların hiçbirisi “ideolojik” devrimler değildir. Çünkü devrim, öyle, “kendisi için varolan” bir sınıf adına girişilen iradi çabaların ürünü olmaz!. O, yani devrim, üretici güçlerin gelişmesinin sonucunda gerçekleşir. Hem sonra devrim deyince bundan öyle bir anda  gerçekleşen bir iktidar değişikliğini falan da  anlamamak gerekir!. Yeni olan, tıpkı bir çocuğun ana rahminde oluşumu gibi, eskinin içinde, onun diyalektik inkârı olarak ortaya çıkar ve onun içinde adım adım büyür, gelişir. Bu gelişmenin her basamağı devrimci oluşumun bir aşamasına denk düşer. İktidar sorunu ise, çocuğun doğum olayından başka birşey değildir.  “Önce iktidarı alalım da  çocuğu sonra  büyütürüz” anlayışı devrim olayını ittihatçı bir zemine-ideolojik bir toplum mühendisliği zeminine- indirgemekten başka birşey değildir!. Neymiş efendim, “feodal toplumun içinde kapitalist üretim ilişkileri (dolayısıyla da kapitalizm) gelişebilirmiş ama, kapitalizmin içinde sosyalist üretim ilişkileri gelişemezmiş”! Bu yüzden de “sosyalist toplumu kurabilmek için önce iktidarı ele geçirmek gerekirmiş”! Bunların hepsi hikâyedir. Dünyaya belirli bir sınıfın gözüyle baktığın zaman ortaya çıkan ideolojik “devrim” anlayışından kaynaklanır bunlar.

Şunu hiç unutmayalım: Hiçbir devrim tek başına  bir sınıfın ürünü değildir, olmamıştır-olamaz da-. Evet, burjuva devriminde başı çeken sınıf burjuvazi olmuştur. Zaten bu yüzden de ona “burjuva devrimi” denilir. Ama işin özünde devrim-burjuva devrimi-bir bütün olarak bir sistemin-kapitalizmin- doğuşunu ifade eder. Yani, burjuvalar kadar işçiler de bu sistemin-kapitalizmin- içinde   varolan ve sonunda da burjuvaziyle-kapitalizmle- birlikte ortadan kaybolacak olan bir sınıftır. Kısacası, bizim “burjuva devrimi” dediğimiz oluşum, sadece bir sınıfın değil, burjuvazinin önderliğinde bütün bir toplumun ürünüdür-yeniden doğuşudur.      

İNSAN BEYNİ İLE KOMPÜTER ARASINDAKİ BENZERLİK VE FARKLILIKLAR..

İDEOLOJİNİN VE YAPAY ZEKÂNIN SINIRLARI...

 

İdeoloji bir  software-program ise, insan beyni de bu  bilgisayarın hardware’idir! İşte, hangi türden olursa olsun bütün ideolojilerin insana ve topluma bakışı budur!. Yani bir ideoloji açısından insan beyninin  bilgisayardan farkı yoktur. Çünkü ideolojiler “dışardan gelerek” insan beynini işgal eden, sistemin elementlerini-nöronlarıkontrol altına alarak-onlarıbelirli bir şekilde programlayan informasyon-bilgi sistemleridir. Öyle ki, bu programlar zamanla  insanın-ve toplumların- kimliğini belirleyen inançsistemleri haline gelerek  onları robot haline getirirler.

Peki  insanla-insan beyniyle  bilgisayar aynışey midir, bunların arasında hiçfark yok mudur?  

Evet, bu evrendeki bütün varlıklar-varolan herşey-son tahlilde,  dışardan-çevreden-gelen informasyolarıkendi içlerinde kayıt altında olan-“sahip oldukları”-bilgiyle(“bilgi temeliyle”) değerlendirerek işleyen, sonra da,  ortaya çıkan sonuçlarla-çıktılarla- çevreyi etkileyen bir informasyon işleme sistemidir[2]. Bu nedenle, basit bir atomdan bir moleküle, astronomik sistemlerden tek  bir hücreye, çok hücreli bir organizmadan topluma kadar “herşey”-ve de bütün bir evren-son tahlilde, belirli bir “programla” işleyen bir informasyon işleme sistemi olarak bir kompüterdir!. Bu noktada, yani, her şeyin son tahlilde bir informasyon işleme sistemi olmasıaçısından, insan beyniyle bir kompüter arasında da prensipte  hiçbir fark yoktur. Zaten, adına “yapay zekâ” dediğimiz teknoloji de, bu ilkeden-insan beyninin de bir informasyon işleme  sistemi olmasıilkesinden- yola çıkılarak, bu örnek alınarak  geliştirilmiştir. İnsan beyninin bir ideoloji tarafından programlanabilmesi de bunun en açık göstergesidir..

Evet, “herşey”, son tahlilde, belirli bir programa göre işleyen bir informasyon işleme sistemi olarak bir kompüterdir; ama, organizmanın-insan beyninin- buna ek olarak, yaşamıdevam ettirme mücadelesi içinde yeni bilgiler üretirken,  yeni davranışların temelini oluşturacak  yeni programlar yapabilme-kendini yeniden programlayabilme-,  mevcut programlarınıgenişletip-değiştirme yeteneği de vardır. İşte, yaşamıdevam ettirme-çevreye uyum mücadelesi içinde sürekli yeni programlar yaparak kendini-selbst- yeniden üretebilen organizmayla-insan beyniyle-yapay zeka zemininde işleyen bir kompüter arasındaki fark burada ortaya çıkıyor. Yani evet, herşey, bir informasyon işleme sistemi olarak son tahlilde bir kompüterdir, ama, her kompüter  kendini-kendi programını- üretme yeteneğine sahip değildir[3]!.

Buna itiraz olarak denilebilir ki, “ne yani, yapay zekâzemininde geliştirilen bir kompüter de öğrenebilir, o da, bilgi temelini genişleterek mevcut programınailâveler yapabilir”!. Evet ama, yapay zekâda bu da  gene en başta yapılan programa uygun bir şekilde gerçekleşir! Yani bir kompüter hiçbir şekilde mevcut programın dışına çıkamaz,  çevreden gelen “yeni ve önemli” informasyonlarıdeğerlendirerek yeni bilgiler üretip, üretilen bu yeni bilgiler zemininde kendine yeni programlar yapamaz. Çünkü o, yaşamıdevam ettirme mücadelesi içinde her an yeniden üretilen bir kimliğe-selbst- sahip değildir! Burada kimlik-selbst-olarak ifade ettiğimiz şey, yeni bilgiler üreterek varolurken bir programa sahip olma yeteneğidir.

Bir bilgisayarla insan-insan beyni- arasındaki en önemli farkın, insanın yaşamı devam ettirme mücadelesinde çevreyle etkileşim içinde oluşan bir benliğe-selbst-sahip olmasıdır dedik. O halde, insanı bir ideolojiyle programlayarak onu bir bilgisayar-robot haline getirmek mi istiyorsunuz, bunun için önce  onun  birey olarak varlığını-kimliğini ürettiği bilgileri-bilgi temelini yok etmeniz gerekecektir. Bunun  yolu ise, bunların-bu bilgilerin-  yerine, söz konusu ideolojinin üzerinde yükseldiğı “sınıfsal”, ya da “toplumsal” bilgileri-ideolojik bilgi temelini- koymaktan geçer. Yani, önce  ona,   birey olarak mevcut kimliğiyle ne kadar değersiz olduğunu, problem çözmede yetersiz kaldığını,   kimliğini ürettiği  bilgi temelinin boş-işe yaramaz olduğunu göstereceksiniz (işte Oryantalizmin yaptığı budur!). Sonra da, bir yandan bu şekilde onun kendine olan güvenini yok etmeye çalışırken-  diğer yandan da, ancak ideolojik bir bilgi temeline-ve de kimliğe- sahip olarak değerli hale gelebileceğini-ancak bu türden bir kimliğe sahip olarak daha kolay problem çözer hale gelebileceğini-ona göstereceksiniz (işte size bütün o pozitivist toplum mühendisliği olayının mekanizması!)..

Nasyonal Sosyalizmden dinci ideolojilere, ve de, ”Sosyalist İdeolojiye” kadar  bütün ideolojilerin en büyük düşmanıbireydir, bireysel kimliktir, bireyin kendi kimliğini ürettiği tarihsel-kültürel olarak oluşmuşolan bilgi temelidir[4]. Önce bu temele saldırılır. Bu bilgiler küçük görülerek bunların ne kadar değersiz olduğu “ispatlanır”. Öyle ki, bu durumda kendi bireysel varlığınıbu bilgilere dayanarak üreten birey bir süre sonra “kendisini”-selbst-küçümsemeye, kendisini bir hiçolarak görmeye başlar. Buna bağlıolarak da zaten “onun” yerini ideolojik kimlik alacaktır! İdeoloji-“dava” için “kendini feda etme”-“yok etme” bilincinin mantığı-diyalektiği budur. Gerisi kolay gelir.

İDEOLOJİDEN BAHSEDİYORDUK!

Örneğin “milliyetçiliği” ele alalım: İçinde yaşadığın toplumu onun bir üyesi-elementi olarak sevmek, ona duygusal bağlarla bağlı olmak son derece normal, insani bir duygudur. Çünkü insan, herşeyden önce, bir toplum yaratığıdır. Kendini üretebilmesi için bir toplumun üyesi olmaya ihtiyacı vardır. Bu türden duygular da, farkında olmadan yaşamın içinde sahip olunan bilinç dışı kültürel değerlere denk düşerler. Ama siz tutupta bunu-yani, kendi milletini, toplumunu sevmeyi-tıpkı, “bir su molekülü, iki atom hidrojenle bir atom oksijenin birleşmesinden oluşur” gibi, heryerde, her zaman ve herkes için geçerli olan bilişsel bir bilgi haline getirmeye kalkarsanız, yani, size göre sübjektif-duygusal bir gerçeklik olan kendi toplumunu, milletini sevme duygusunu-bilgisini heryerde-herkes için geçerli olan bir  bilgi haline getirmeye kalkarsanız, o zaman bunun sonunda ortaya kendi ulusunu-milletini bütün diğer milletlerden üstün görmeye dayanan milliyetçi bir ideoloji çıkar.

Liberalizm de öyledir! Liberal, özgürlükçü bir zeminde düşünmek ayrıdır, bunu-liberal düşünceyi-bir ideoloji haline getirerek herkesi “liberal” olmaya zorlamak, liberal ilkeleri yukardan aşağıya doğru dikte etmeye çalışmak ayrı şeydir.

Herhangi bir dini inanca sahip olmayı ele alalım. Örneğin,  Hristiyan, ya da Müslüman olmak, dini inancını bireysel özgürlüğün çerçevesi içinde yaşamak ayrı şeydir, bunu-dini inancı bir ideoloji haline getirerek herkesi kendin gibi olmaya-kendi dinine döndürmeye çalışmak ayrıdır.

Aynı şey bir ideoloji olarak “sosyalizm”-“komünizm” için de geçerlidir. İşçi sınıfının bir üyesi olarak sınıf mücadelesine katılmak, insanın insan tarafından sömürülmesine karşı çıkmak, modern sınıfsız bir toplumu özleyerek onun bir üyesi haline gelmeye çalışmak, böyle bir toplumun hayata geçmesi için çaba sarfetmek-mücadele etmek- ayrıdır, bütün bunları bir ideoloji haline getirerek, iradi bir çabayla yukardan aşağıya doğru “devrim yaparak” “sınıfsız toplumun”  gerçekleştirilebileceğini öne sürmek  ayrıdır. Kapitalist toplum üretim araçlarının özel mülkiyetine mi dayanıyor, o halde, “devrim yaparak” özel mülkiyeti ortadan kaldırdınmıydı ya iş biter! Bu şekilde, önce “sosyalizmi”, ardından da “komünist toplumu” kurarsın!  İşte ideoloji budur!..

Peki “kurdun”, kurdun da sonra ne oldu! Ne oldu kurulan o “sosyalist toplum”? Tam “artık sınıfsız topluma geçiyoruz” derken bir de baktık ki gürpedek göçtü gitti herşey! Niye peki? Üretim araçlarının özel mülkiyetini yok etmek idiyse mesele bu “başarılmıştı”. Niye daha ileriye gidilemedi peki? Oturmuşlar güya tartışıyorlar, neymiş efendim, suçlu Stalinmişte, şöyleymişte böyleymiş! Aynen o dinci tarikatlar gibi, hu çekerek hakikati aramaya benziyor bütün bunlar! Bazıları da, varolan-ideolojik duvarları yıkmadan, bunların  içinde kalarak “yeni bir sosyalizm tarifi yapmaya” çalışıyorlar! Mümkün müdür böyle birşey! Tabii ki hayır! Minareyi çuvala sığdırmaya çalışmak bunların hepsi! Nedir “sosyalizmin-sosyalist devrim” anlayışının özü: Özel mülkiyeti yok ederek onun yerine üretim araçlarının toplumsal mülkiyetini-yani devlet mülkiyetini- geçirmek değil midir? O zaman, daha nasıl “yeniden tanımlayacaksın” ki sosyalizmi!  1917’de  Sovyet İşçi Sınıfı “devrim” yaptı mı yapmadı mı?  Bütün üretim araçlarını devletleştirerek “toplumsallaştırdı”mı toplumsallaştıramadı mı! Önce buna cevap verelim! Ama, Stalin miş! Topu taca atmak bunların hepsi! Nerden çıktı ki o Stalin! Yoksa siz, 1917 de yapılan bir “devrim” değil miydi diyorsunuz! O zaman da sizin “devrim anlayışınız” nedir diye sorarlar adama! Peki ne oldu o “devrimden” sonra, hem de tam yetmiş üç yıl sonra? Sil baştan, bıraktığı yere geri döndü toplum! Hiç kimse eveleyip gevelemesin! İdeolojinin çöküşüdür bu! Adı “sosyalist” de olsa ideolojinin çöküşüdür! Önce bunun bir altını çizelim.

Peki ne anlama geliyor bu “ideolojinin-işçi sınıfının ideolojisinin-çöküşü”? Bu konuda daha önce şöyle yazmışız:

Eskiden, yani 20.yy da, “sağ” deyince, bundan kapitalist sistemi temsil eden burjuva siyasetini  anlardık. “Sol” da tabi, buna karşı, işçi sınıfının-işçi sınıfı ideolojisinin başı çektiği  toplumsal muhalefeti temsil ederdi. Bugün artık bunların hepsi tarih oldu! Peki ya Marksizm, o da mı tarih oldu? Böyle düşünenler de var tabi. Ama ben bu görüşe katılmıyorum! Marksizm işçi sınıfının delikanlılık döneminin dünya görüşüdür. O dönemin koşulları içinde, burjuva saldırısına karşı, onun-işçi sınıfının kendini bulma-koruma, kendi kimliğini kabul ettirme mücadelesinin ürünüdür o.  Bu dönemde duygusal reaksiyonlarla bilişsel süreç arasındaki ilişkilerde duygusal reaksiyonlar daha ağır basar. Baskıya, sömürüye karşı kurtuluşun yolu belirlenirken kaçınılmaz olarak duygusal reaksiyonlar öne çıkarlar. Ama bunun farkında değildir işçi sınıfı. Çünkü henüz daha duygusal reaksiyonlarla bilişsel bilgi üretme süreci arasındaki ilişkiyi kavrayamaz.

O halde, Marksizm bizim, emekçilerin delikanlılığımızdır! Bu yüzden de biz ona, dün olduğu gibi bugün de  sahip çıkıyoruz. Çünkü bizim kişiliğimizin oluşmasının temelidir o, bizim duygularımızın özlemlerimizin ufkudur. Onunla ayakta kaldı emekçi sınıflar. Onunla kurtuluşun rüyalarını gördüler, onunla yarınları yaratmak umuduyla mücadele ederek varoldular. Onunla bilgi toplumu bebeğini  geliştirip büyüttüler-büyütüyorlar. Marksizm bizim anamızdır bir yerde..Ama biz de, onun inkârı olarak doğan ve kendi ayakları üzerinde yürüyebilir hale gelen o çocuğuz artık; bilgi toplumunun biliminin yaratıcılarıyız”[5].

YA BİZDEKİ JÖNTÜRKLÜK-İTTİHATÇILIK İDEOLOJİSİ

Daha ileri gitmeden önce tekrar bizim Jöntürklere-İttihatçılara-Kemalistlere dönerek, ideoloji olayını bir de bu açıdan ele alalım: Kendisi can çekişirken Batı gelişip güçlenmektedir; bunun nedenlerini anlamaya çalışır Osmanlı. Bunu için de Batı’ya önce ajanlar gönderir, bakıp görsünler, bakalım bu işin sırrı ne imiş diye. Daha sonra da öğrenci göndermeye gelir sıra. Okusunlar öğrensinler, belki derdimize çare olurlar diye umut eder!. Ancak, daha işin başında  kendisine olan güven duygusunu kaybedip  Batı’nın üstünlüğüne inanarak giriştiği bu çabaların sonunda, Batı kültürüne hayran,  ancak  Batı-batılı gibi olarak Devletin kurtarılabileceğine inanan bir grup insanın ortaya çıkmasına yol açar Osmanlı. İşte, 18.yy dan itibaren başlayarak adım adım gelişen “batılılaşma” sürecinin mantığı budur. Sonra, 19.yy’ın başlarından itibaren (III.Selim-II.Mahmut döneminden itibaren) bu zemin adım adım gelişerek kendini üretmeye, her derde deva bir  ideoloji haline gelmeye başlar. Başlangıçtaki “batılılaşmak” inancı-isteği, giderekten,  Devleti bir ulus devlet haline dönüştürerek  kurtarmaya yönelik radikal  devrimci bir ideoloji haline gelmeye başlar. Batı’nın gelişmesinin ve güçlenmesinin köklerinin Fransız İhtilali’ne, onun ortaya çıkardığı düşüncelere bağlı olduğunu gören Osmanlı “aydınları” bu düşünceleri benimseyerek içinde yaşadıkları toplumu da buna göre değiştirmeye karar verirler. Artık ideoloji işbaşındadır.  Bir millet-Türk milleti- yaratarak Osmanlıyı bir milli devlet haline getirerek kurtarmaya çalışan İttihatçı ideoloji işbaşındadır.

Burada denebilir ki, tamam, Osmanlının ittihatçıları söz konusu olduğu zaman bu söylediklerin doğrudur. Bu durumda ideoloji yukardan aşağıya doğru devrim yapmaya yönelik bir araç olarak kullanılmaktadır. Ama örneğin bir Fransız Devrimi için nedir durum? Burada nedir-ne olmuştur ideolojinin rolü? Fransız Devrimi belirli bir ideolojiye göre yapılan bir “devrim” değildir ki!!.Fransız Devrimiyle birlikte ortaya çıkan   düşüncelerin bir ideoloji haline gelmesi daha sonraki  iştir! Dikkat edin, bu bütün diğer devrimler için de geçerlidir. Yani dünyada hiçbir devrim bir ideolojiye göre, onu hayata geçirmeye çalışarak gerçekleşmemiştir!.

DEVAM EDECEK...

 

İDEOLOJİ OLAYININ ALTINDA BAZAN MATERYALİZM, BAZAN DA İDEALİZM YATAR; AMA O, SON TAHLİLDE  SÜBJEKTİF İDEALİZME-POZİTİVİZME DAYANIR!..

Sübjektif idealizm  varolanı değil, olmasını istediğimizi, ya da düşündüğümüzü öne koyar[6]. Bu nedenle, bütün ideolojiler aslında sübjektif idealisttir. Ama sadece bu da değil, ideoloji aynı zamanda pozitivisttir de. Çünkü o, koordinat sisteminin merkezini kendi üzerine koyarak, dünyayı sadece gözüne taktığı kendine özgü bu gözlüklerle görmeye başlayan  bir sınıfın dünya görüşünü yansıtır. Bilimi kendi sübjektif varoluşkoşullarına-niyetlerine göre yorumlamaya-kavramaya kalkınca, artık bütün o sübjektif duygusal faktörlerin hepsi gözüne “bilimsel” gerçeklermişgibi görülmeye başlar. Bilim böyle diyor, o halde böyle olacaktır der, başka da birşey kabul etmez zaten! O andan itibaren toplum ve insan onun için bir makineden farksızdır artık. “Bilime” dayanarak onu yeniden şekillendirmek-örgütlemek kalır geriye!.Olay budur..



[1]www.aktolga.de 8.Çalışma..Pozitivizm Nedir?

[2]„Sistem Teorisinin Esasları, ya da Varoluşun Genel İzafiyet Teorisi-Herşeyin Teorisi”,www.aktolga.de

[3]„İnsan Beyni İle Kompüter Arasındaki Benzerlik ve Farklılıklar, Yapay Zekanın Sınırları”, “Makaleler” www.aktolga.de

[4] Bilindiği gibi, ilkel komünal toplumda birey yoktur. Esas olan toplumsal varlık-kimliktir. Bireyin ortaya çıkışı sınıflı toplumla birlikte olur. Bu yüzden de, sınıflı topluma karşı verilen mücadelelerin çoğu bireye karşı mücadele olarak ortaya çıkar. Sınıfsızlık özlemiyle yanıp tutuşan insanlar bireyi-benliği düşman olarak görürler, ve de bir şekilde onu yok etmeye çalışırlar. Bu, bütün dinlerde ve ideolojilerde böyledir. Halbuki tam tersine, onu-benliği zorla-ideolojik mücadele ile yok edemezsiniz. Birey-benlik ancak geli-şerek, diyalektik anlamda yok olabilir. Bu yüzden, modern sınıfsız topluma geçiş    bireyi zorla  yok ederek değil, onun gelişmesinin yolunu açarak, onun kendi varlığında yok olmasını sağlayarak olacak-tır..İşte aramızdaki fark burada! Modern sınıfsız topluma elde bir ideolojinin  bayrağıyla yukardan aşa-ğıya doğru “devrim yapılarak” girilemez diyorum ben! Benim “Sosyalizm” anlayışım da bu!!..

[5]www.aktolga.de “Makaleler”, “Küreselleşme Süreci, Küresel Demokratik Devrim, Türkiye”

[6] Bu konuda daha geniş açıklamalar için bak: www.aktolga.de 3. Çalışma..

.

Facebook Yorumları

Emlak8
20.05.2019
İSTANBUL-ANADOLU SAVAŞLARINDA SON PERDE: AK PARTİ KOALİSYONU DAĞILIYOR!..
21.4.2019
„YENİ“NİN „ESKİ“NİN İÇİNDEN ÇIKIP GELME SÜRECİNİN, YANİ DEVRİMİN VE „JAKOBEN DEVRİMCİLİĞİN“ DİYALEKTİĞİ... (2)
31.3.2019
DEVRİM NEDİR, “RADİKAL DEVRİMCİLİK” ANLAMINDA “JAKOBENİZM” NEDİR? DEVRİMİN VE “JAKOBEN DEVRİMCİLİĞİN” DİYALEKTİĞİ!..
15.3.2019
ŞİMDİ DE „ZAMANI GERİ DÖNDÜRMEYİ“ BAŞARMIŞLAR!!.
12.3.2019
“HATIRALAR” DAN BİR 12 MART YAZISI ...
11.3.2019
Dâvâ ve kendini feda etmek
18.2.2019
Türkiye’nin dış politikası yanlış mıydı?
23.1.2019
FAZIL SAY'IN AÇIKLAMASINI DESTEKLİYORUM…
9.1.2019
NEREDEN BAŞLAMIŞTIK NERELERE GİTTİ İŞİN UCU-
3.1.2019
HATIRALAR
6.10.2018
OKTAY’I KAYBEDELİ BİR YIL OLMUŞ!..
3.10.2018
ŞU McKİNSEY KONUSU!..
7.7.2018
POPÜLİZMİN “SAĞI” “SOLU”?..
28.6.2018
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE KAPİTALİZMİN KENDİ DİYALEKTİK İNKARINI YARATMASI...
19.6.2018
KÜRESELLEŞME SÜRECİNDEKİ DÜNYA...
10.6.2018
HDP BARAJI AŞARAK PARLAMENTOYA GİRMELİDİR!..
9.5.2018
NEREDE BULUNUYORUZ, BU NOKTAYA NASIL GELİNDİ?..
2.5.2018
GÖZDEN KAÇMAMASI GEREKEN İKİ ÖNEMLİ HABER…
10.3.2018
„KADINA ŞİDDET ARTMIŞ“, PEKİ NEDEN?..
20.2.2018
DÜNDEN BUGÜNE ÇIKAN YOL VE SINIF MÜCADELELERİ...
23.1.2018
Türkiye’nin dış politikası yanlış mi idi, ya da nerede hata yapıldı da yolumuza bugün bir Afrin çıktı?...
23.11.2017
NATO NEDİR… O BİR SOĞUK SAVAŞ ÖRGÜTÜ DEĞİL MİDİR?..
15.11.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİNİN KENDİ İÇİNDEKİ MUHALEFET, YA DA YENİ SOL...
10.10.2017
BU DA BİR ETYEN ELEŞTİRİSİ...
8.10.2017
TOPLUMSAL “YORGUNLUK” ÜZERİNE!..
5.10.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE BAĞIMSIZLIK TALEPLERİ...
2.10.2017
20.YÜZYIL’DAKİ ANLAMLARIYLA “SAĞ”-“SOL”DİYE BİRŞEY KALMADI ARTIK!..
12.9.2017
BEN, “KENDİ KARŞITINI YARATARAK VAROLMAK” DİYALEKTİĞİNİ ŞERİF MARDİN’DEN ÖĞRENDİM...
24.7.2017
HAKLIYKEN HAKSIZ DURUMA DÜŞMEK!..
15.7.2017
27 MAYIS’TAN 15 TEMMUZ’A... DARBELER BİLİNİYOR MUYDU?..
7.7.2017
"ADALET"İN BU MU DÜNYA!!..
24.6.2017
AK Partinin ve „reisin“ çelişkisi, neden „patinaj yaptıklarının „ açıklaması...
16.6.2017
CHP VE "KONTROLLÜ DARBE" ANLAYIŞI!..
27.5.2017
Dil konusu çok önemli...
13.5.2017
Türkiye olayı 21.yüzyıl paradigması içinde göremiyor!..
8.5.2017
Ve Denizler Filistinden dönüyorlar, onlarla Ankara’daki buluşma!..
15.4.2017
Nerede bulunuyoruz, devrim’de devrim ne anlama geliyor?..
3.4.2017
İşin özünde merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartışmaları var!..
1.4.2017
Bugünlerde birkere daha benim daha önceki yazıları okuyun, bir de Alper'in şu son yazısını!..
12.3.2017
‘Ecdadımız’ edebiyatı ile yeni Türkiye inşa edilemez!..
19.8.2015
„KÜRT SORUNU“ SADECE KÜRT SORUNU DEĞİLDİR!...
12.8.2015
Hani ABD'den AB'ye kadar bütün o "Batılı emperyalist güçler" "Türkiye’yi bölmeye çalışan" bir "üst akılı" temsil ediyorlardı!!..
9.8.2015
Önemli olan nedir, PKK’nın ne istediği mi, yoksa ne yapılmasi gerektiği mi?
6.8.2015
Aç tavuk rüyasında darı görür
26.7.2015
İŞTE BU!..
21.7.2015
CEMİL MERİÇ VE ONUN “AYDINLARI” ÜZERİNE!..
13.7.2015
Nasıl bir eğitim sistemine ihtiyacımız var
5.7.2015
SURVİVOR ALL STAR!..
3.7.2015
Kimse kendini aldatmasin
29.6.2015
Devrimin ikinci aşamasına giden yol “tarihsel uzlaşma”dan geçiyor!..
25.6.2015
AÇIK KONUŞALIM!...
23.6.2015
AK PARTİ- HDP İLİŞKİSİ VE ÇÖZÜM YOLU!...
21.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali yok olmasa da artık eskisi kadar aktüel değil!
18.6.2015
Demirel gerçeğini kavramadan 12 Mart'ı açıklayamazsınız!!
14.6.2015
Neredeyiz, neyi-neleri tartışmalıyız, AK Partililere mektup?...
9.6.2015
AK PARTİ VE HDP İÇİN TEK ÇIKIŞ YOLU:
8.6.2015
Şimdi bahane bulma sırası AK Parti’nin Jakobenlerinde mi?...
8.6.2015
LAFI UZATMAYA GEREK VAR MI!!...
5.6.2015
"Taraf olmayan bertaraf olur" mantığı nasıl bır mantıktır?
31.5.2015
21.YÜZYIL VE FETİH DİYALEKTİĞİ!..
28.5.2015
27 Mayıs 2015’te sürecin neresindeyiz?..
26.5.2015
Derin AK Parti konuşuyor!
20.5.2015
Mevlana-Şems aşkından Sancak-Erdoğan aşkına!..
11.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-5
8.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-4
6.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-3
4.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-2-
30.4.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-1-
24.4.2015
Tarihle hesaplaşmadan burjuva devrimi tamamlanamaz!..
21.4.2015
Yeni bir „toplum sözleşmesi“ancak „tarihsel uzlaşmayla“ mümkündür!.
15.4.2015
HAYRET Kİ NE HAYRET!!..
14.4.2015
Neden HDP’nin baraji aşmasini istiyorum!..
8.4.2015
İdeolojik virüs bütün hızıyla yayılmaya devam ediyor!..
31.03.2015
Önemli olan ne söylediğin değil, nerede durduğun!..
28.03.2015
BİRAZ DA GÜLERKEN DÜŞÜNELİM!!
27.03.2015
Bakın işte mesele bu!
21.03.2015
Başkanlık sistemi tartışmaları: Amaç nedir?
14.03.2015
12 MART’TAN GÜNÜMÜZE...
08.03.2015
Yaşanılmaya başlanan süreç devrimin ikinci aşamasına ilişkindir!..
26.02.2015
Geleneklerimize-kültürümüze uygun Türk tipi Başkanlık sistemi…
24.02.2015
DEVLET VE İDEOLOJİ..
20.02.2015
ŞU “EMANET” MESELESİ!..
04.02.2015
Ey devlet sen nelere kadirmişsin, pes doğrusu!..
30.01.2015
Yunanistan ve Türkiye..
28.01.2015
Herşey küreselleşme sürecinin özünü kavrayabilmekle ilgili!..
14.01.2015
“Allah’ın tuzağı” (enfal.30) nedir
08.01.2015
“STRATEJİK DERİNLİĞİMİZİN” DERİNLİĞİ!..
06.01.2015
“stratejik derinliğin” derinliği!..
25.11.2014
Kobani PKK için neden önemli!..
10.11.2014
AK parti ideologlarıyla aramızdaki fark
04.11.2014
Necip Fazıl ödülü üzerine..
30.10.2014
Cumhuriyeti neden kutluyoruz ..
27.10.2014
AK Parti iktidar olduğu halde neden halâ „mağdur“ rolünü oynayabiliyor da, CHP muhalefette olmasına rağmen halâ „muktedirleri“ oynuyor!!..
19.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... SON
17.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 2
15.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 1
05.10.2014
Kurban bayraminin özü-diyalektiği nedir hiç düşündünüz mü?
26.08.2014
"Stratejik derinlik" kavramı üzerine düşünceler!..
14.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 2
11.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 1
20.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 2
18.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 1
03.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? SON
01.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 2
29.04.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 1
17.03.2014
Ne oluyor?
12.03.2014
“Tarihi Uzlaşma”
02.02.2014
Ulus-devlet kabuğu gelişmekte olan ülkelerde de çatlıyor..
29.01.2014
Şu, küresel sermaye-milli sermaye konusu!..
26.01.2014
Yol ayırımı: Kemerlerinizi iyi bağlayın, türkiye bir viraja girdi savrulma tehlikesi var!!..
20.01.2014
Siz bu kafayla, “yedirmeyeceğiz” “yedirmeyeceğiz” derken Erdoğan’ı yedireceksiniz!
13.01.2014
Bu nasıl bir ittifak olacak, ne işe yarayacak?..
31.12.2013
Aklımızı başımıza toplayalım!..
26.12.2013
Sadece Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı mı “yanıldı”?
21.12.2013
“Devlet”, “paralel devlet”, sivil toplum-yeni Türkiye diyalektiği..
14.12.2013
MİLLİ İRADE NEDİR..
1.12.2013
Gülen Hareketi-AK Parti ilişkisinin diyalektiği!..
26.11.2013
Ortadoğu’da yeni dengeler, Rojawa, Barzani, PKK, Türkiye..
22.11.2013
NEREYE GİDİYORUZ!..
0811.2013
Bir süre önce „nereye geldik, ne yapmalı“ demiştik, şimdi neden şaşırıyoruz!..
05.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği SON
04.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği- 4
03.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-3
31.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-2
30.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-1
19.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (SON)
18.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (3)
17.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (2)
16.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (1)
08.09.2013
Pozitivizm nedir? - SON -
07.09.2013
Pozitivizm nedir? - 3 -
06.09.2013
Pozitivizm nedir? - 2 -
05.09.2013
Pozitivizm nedir? - 1 -
01.09.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 2
31.08.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 1
28.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? 2
26.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? - 1
21.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 3
20.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 2
19.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi..
18.08.2013
İki adım ileri atıldı, şimdi bir adım geriye!..
14.08.2013
Liberaller ne kadar liberal..
11.08.2013
Makas değişimi olayı biraz daha karmaşık!..
06.08.2013
20.yy'la 21.yy arasındaki fark
05.08.2013
Hani ne oldu şimdi o 20.yy kalıntısı teoriler?..
02.08.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?... 2
31.07.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?...
26.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (2)
24.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (1)
23.07.2013
Nerede duruyoruz, ne tarafa doğru gideceğiz!...
20.07.2013
Kültürler arası etkileşim ve bilişsel ortak kimlik üretimi..
18.07.2013
Kime karşı mücadele edeceğiz? ulus devlet-küresel sermaye ilişkisi..
16.07.2013
Namazın, duanın, şükür ve sabırın diyalektiği..
15.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. SON
14.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (5)
13.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (4)
12.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (3)
11.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 2)
10.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 1)
09.07.2013
“Gelinim sana söylüyorum kızım sen anla “
04.07.2013
Mısır’da darbe ve Cumhurbaşkanı Mursi’nin çağrısı..
02.07.2013
Nereye geldik, ne yapmalı!..
27.06.2013
ŞİMDİ TAM DEMOKRATİKLEŞME ZAMANIDIR!
25.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (4
24.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (3)
23.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (2)
22.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (1)
20.06.2013
“FAİZ LOBİSİ” İMANA MI GELDİ DERSİNİZ!..
18.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!..(2)
16.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!.. (1)
11.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA...“ 2
10.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA ...“ (1)
08.06.2013
“Faiz lobisine” karşı mücadeleye evet,ama...
06.06.2013
ERDOĞAN, NE YAPMALI!..
04.06.2013
“Nedir bu olup bitenlerin anlamı” mı diyorsunuz!..
03.06.2013
„İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (2)
02.06.2013
İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (1)
1.06.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur!
30.05.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur! (1)
29.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(3) SON
27.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(2)
26.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(1)
23.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (2)
21.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (1)
20.05.2013
Bilgi toplumuna giden süreçte sivil toplumun yaptırım gücü küresel vicdandandan kaynaklanıyor!..
18.05.2013
Statüko mühendislerinin işi gerçekten çok zor!..
15.05.2013
Bir kere daha ne yapilmali sorunu!..
14.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (SON)
13.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (4)
12.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (3)
10.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (2)
09.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (1)
07.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor SON
06.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 3
05.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 2
04.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 1
30.04.2013
İttihatçı liberalizm üzerine!..
28.04.2013
Uluslaşırken küreselleşmek!..
27.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … (SON)
26.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 3
25.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 2
24.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 1
21.04.2013
Türkiye’de neden sol, ya da sosyal demokrat bir hareket yok!
19.04.2013
Nerede bulunuyoruz? devrimin önündeki acil sorun!..
18.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (4)
17.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (3)
16.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (2)
15.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (1)
11.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (5)
10.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (4)
09.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (3)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (2)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun,fikirler ve siyaset konuşsun" (1)
3 0
Ad Soyad Giriniz... 10.06.2013 - 22:28:37
Sayin Ismail Karadag, bu konulara asagida linkini verdigim calismamda cevap vermeye calismistim isterseniz bir bakin, calisma oldukca uzun, siz 300. sayfadan itibaren bakarsaniz sanirim yeterli olur, selamlar..m.a http://www.aktolga.de/t5.pdf
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%55,21
Ismail Karadag 02.06.2013 - 16:22:52
Sn.Aktolga, makalenizi dikkatle okudum. Elestirilerinize cogunlukla katiliyorum. Bu makale sadece elestiryi kapsadigi icin diyecek birsey yok!..Peki cozum nedir? insanlarin yarinindan guven duydugu,bir duzen nasil kurulur?Siz soyle bir soru soruyorsunuz:“sol”-“sosyalizm” deyince bundan ne anlıyorsunuz? Halâ, üretim araçlarının özel mülkiyetinin toplumsallaştırılacağı bir düzen midir sizin bu “sosyalizminiz”, yoksa nedir?" diye. Bende size soyle bir soru sorayim: Bilimin ve teknolojinin alabildigine gelistigi.. Bunun sonuncunda da milyonlarca iscinin issiz kaldigi.. Issizligin daha da artacagi bir dunya, siz nasil bir yonetim bicimi oneriyorsunuz?Burjuvazinin dogal olarak en gelismis teknolojiyi kullanarak; issizler ordusu yarattigi bu sistem genis emekci kesimlerin sadece issizlik sorununu cozebilecek bir karektere sahipmidir?
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%44,86
Hrac Madooglu 02.06.2013 - 06:23:23
Beyin firtinasindan hoslananlar icin, okunmasi gereken bir yazi. Ne yazik ki boylesine uzunca bir yaziyi okuyacak sabir yok bu ulkenin insanlarinin buyuk cogunlugunda...
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%56,46
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive