Münir AKTOLGA

zm.aktolga@gmail.com



Bookmark and Share

Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (SON)


19.09.2013 - Bu Yazı 3096 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 

KUANTUM TEORİSİ VE REALİTE ANLAYIŞI

Kuantum teorisine göre (ki, Kopenhang yorumcuları da böyle düşünüyorlar) ölçme nesnesi olan bir elektronun gözlemciden bağımsız objektif-mutlak bir varlığı söz konusu olamayacağından,  olmayan bir şeyin belirli bir andaki yerinden ve hızından da bahsedilemeyecektir..Buraya kadar tamam; ama işte tam bu noktada bazı sorular  ortaya çıkmaya başlıyor, şöyle ki;

“Ne yani, ölçme işlemine başlamadan önce o elektron yok muydu”? “Elektronun varlığı gözlemciye mi bağlıdır”? “Bu, tıpkı, arabanın varlığının trafik polisinin yaptığı hız ölçme işlemine bağlı olduğunu iddia etmek gibi bir şey olmuyor mu”? “Soruna bu şekilde yaklaşırsak, bunun ucu bir tür  idealizme-sübjektif idealizme varmaz mı”?. Eğer şeyler, ancak biz onlarla etkileşmeye girdiğimiz an bir varlığa, gerçekliğe sahip oluyorlarsa, ölçme işleminden önceki durum nedir”?..

İşte meselenin özü, canalıcı noktası burasıdır! Öyle ki, bu nokta, klasik fizikle kuantum fiziğinin ayrıldığı nokta olduğu gibi, aynı zamanda, kuantum fiziğinin de tam olarak  çözemediği problemlerin gelip dayandığı nokta oluyor!

Bir şey daha! Daha sonra göreceğimiz gibi, benim geliştirmeye çalıştığım “Sistem Teorisi’nin” ve “İnformasyon İşleme Teorisi’nin” önemi de gene tam bu noktada ortaya çıkıyor. “Varoluşun Genelİzafiyet Teorisi”de gene tam bu noktada-bütün bu problemlerin çözümü olarak ortaya çıkıyor (www.aktolga.de 4. ve 3. Çalışmalar).

Önce, yukardaki temel soruya klasik fiziğin -ve de eski tipten klasik pozitivistlerin- verdiği cevabı hatırlayalım:Şeyler, her türlü gözlemciden bağımsız olarak var olan, bizatihi, mutlak, objektif gerçeklikler oldukları için, onların sahip oldukları özellikler de kendilerine ait (“intrinsic”) mutlak değerlerdir. Bunlar, değişik gözlemciler tarafından çeşitli ölçme işlemleriyle farklı biçimlerde belirlenebilirler, ama özünde gözlemcilere göre değişmezler. Çünkü bu değerler ölçme işleminden önce de var olan gerçeklerdir”..

Kuantum teorisi ise olaya şöyle bakar:Bir elektronun belirli bir andaki yerini ve hızını tam olarak ölçemeyeceğimiz gerçeği ilkesel bir sorundur. Ve bu, sadece onun yerine ve hızına ilişkin bir olay olmayıp, aynı şekilde, kütlesi-enerjisi vb. yani, elektronun bütün özdeğerleri için de geçerlidir. O halde, belirli bir “an’a” ilişkin olarak, söz konusu bu değerlerini tam olarak bilemeyeceğimiz (ölçerek elbette) bir elektronun, bu değerlere ölçme işleminden önce de sahip olduğunu söylemek metafiziktir. Çünkü, bilmek için ölçmek lazım. Ölçmek ise, ölçme nesnesini en azından bir fotonla etkilemektir. Ama etkileyince de “zaten var olan değerleri” tesbit etmiş olmuyorsun. Ölçme-etkileme işlemi esnasında yaratılan, bu etkileşmeye bağımlı olan değerleri elde ediyorsun. O halde, elektronun ölçme işleminden önceki varlığına ilişkin hiçbir objektif gerçeklikten bahsedemeyiz. Bu haliyle elektron sadece potansiyel bir gerçekliktir ve bir ihtimal dalgası (“Wahrscheinlichkeitswelle”) olarak ifade edilebilir. Bu ise sadece, ilerde elektron üzerinde herhangi bir ölçme işlemi yapıldığı taktirde ortaya çıkabilecek mümkün sonuçlara ilişkin ihtimalleri temsil eder. Yani, örneğin bir elektronun belirli bir andaki yerini belirlemeye ilişkin bir deney yapmak istiyorsak eğer, önceden sadece şunu söyleyebiliriz. “Şöyle şöyle yaparsak, büyük bir ihtimalle elektron şurada olabilir”. Bunun dışında hiçbir şey söyleyemeyiz. Yani, bu durumda bile, ihtimal dalgasının içinde önceden var olan mutlak değerleri açığa çıkarmış olmuyoruz. Elektronun objektif varlığı, ihtimal dalgası’nın içindeki potansiyel değerlerle, bunlar üzerine gerçekleşen etkinin sonucu olarak gerçekleşmektedir”..

Bakın, bu noktaya kadar tamam, bu noktaya kadar herşey bilimsel verilere göre tanımlanıyor; ve de bütün bu söylenilenlere ben de aynen katılıyorum! Ama!..

 

KRİTİK SORU

Şöyle ifade edelim: Uzayda, herhangi bir yerde bir elektron var ve herhangi bir foton geliyor, bu elektrona çarpıyor! Ama bütün bu olup bitenler bizden, bizim o meşhur “gözlemcimizden” bağımsız olarak cereyan ediyor! Yani bizim gözlemcinin böyle bir olayla ne bir ilişkisi var, ne de bu olaydan haberi!. Şimdi, bu çarpışma, etkileşme anında o elektron objektif bir realite olarak gerçekleşiyor mu, gerçekleşmiyor mu? Biz onu bilemediğimiz halde, bu elektronun belirli bir varlığı oluşuyor mu, oluşmuyor mu? Böyle bir olay karşısında kuantum teorisinin konumu nedir? Kuantum teorisini ve onun “realite” anlayışını eleştirenler, onu idealizme kaymakla suçlayarak kendi materyalist-pozitivist dünya görüşlerini haklı çıkarmaya çalıştıkları için, önce bu noktanın açıklık kazanması gerekiyor. “Ne yani, Paris şehri bizden bağımsız mutlak objektif bir gerçeklik değil midir” mantığıyla kuantum teorisine karşı çıkanlara cevap vermek gerekiyor!.

Bizden ve bizim bilincimizden bağımsız olarak gerçekleşen olayların ve süreçlerin varlığını kabul etmemek diye birşey söz konusu olamaz!. Böyle bir mantığın kuantum teorisiyle de (bana göre,M.A)  bir ilişkisi yoktur! Kuantum teorisinin altını çizdiği şey, bir olayın, ya da bir nesnenin, bizimle ilişkiye girmeden önce, yani bize göre objektif bir gerçekliğe sahip olmadan önce, bizim için potansiyel bir gerçeklik olduğudur. Çünkü, şeyleri, ancak bizimle olan ilişkileri BİZE GÖRE objektif gerçeklikler haline dönüştürür.  Bizimle ilişkileri olmadan önce, başka koordinat sistemlerine (KS) göre objektif gerçeklikler olarak ortaya çıkan-varolan nesneler bu halleriyle bizim için potansiyel gerçekliklerdir. Ve bir ihtimal dalgasıyla temsil olunurlar. O halde, kuantum teorisinde bir elektronun ancak ölçme işlemi esnasında gerçekleşen objektif varlığından, ölçü değerlerinden bahsedildiği zaman, bunun, “bu evrende bizimle -gözlemciyle- ilişkiye girmediği sürece hiçbir şeyin varlığı gerçek değildir” gibi  bir saçmalıkla alakası yoktur. Bu tür sübjektif idealist bir yaklaşımla kuantum teorisinin ilişkisi olamaz-! Bütün mesele, hangi KS’ ne göre belirleme yaptığımızla-konuştuğumuzla ilgilidir.

İtiraf etmek gerekir ki  bu konu, yani objektif gerçeklik olarak var oluşun izafiliği konusu, ve de tabi, “potansiyel gerçeklik” denilen şeyin ne olduğu konusu Heisenberg ve Bohr’da  biraz farklıdır! Bu yüzden de, onların açıklamalarından, sanki her şey, bütün bir varoluş süreci, sadece “gözlemciyi” temel alan KS açısından bir anlama sahipmiş gibi bir sonuç çıkıyor; ondan öncesi hem  “önemli değildir”, hem de zaten daha önce “varolan” sadece bir idee den ibaret olan bir ihtimal dalgasıdır! Yani onların, ölçme işleminden önce varolan “potansiyel gerçeklikten”  anladığı sadece  bir idee’den ibaret olduğu için haklı olarak Einstein da diyor ki sizin bu ihtimal dalganız bir hayalet dalgasından başka birşey değildir! Gözlemci olarak  “bizzat etkileşerek yarattığımız” şeyler “gerçek” olduğu için, “daha önce varolan potansiyel gerçeklik” gerçek olarak kabul edilmiyor! An’ın içindeki objektif gerçekliğin öncesi basit bir  illüzyon olup, bizim için önemini kaybediyor!..

Bir yanda materyalist, diğer yanda ise, sübjektif idealist bir metafizik, hangisini tercih ederdiniz?..

Şu sınıflı toplum insanı ne kadar kolay sapabiliyor yoldan değil mi! Sınıfsal duruşla sınırlı olan dünya görüşü her alana yansıyor; bu nedenle, “bilim, bilim” derken bu gerçeği hiç unutmayalım!. O Heisenberg ve Kopenhang’cılar ki, onlar, kuantum fiziğinin kurucularıdır, ve onlar, Einsteinın da içinde bulunduğu eski materyalist anlayışlara -dünya görüşüne- karşı mücadele içinde geliştirmişlerdir kuantum fiziğini. Ama bir yerde onlar da tam oturtamıyorlar süreci yerine. Bir yanlışa karşı çıkarken başka bir limana doğru yelken açmış görünüyorlar.

Bu ön açıklamalardan sonra, şimdi artık bizi ilgilendiren esas konuya, kuantum teorisinde etkileşme öncesine izafe edilen (ve sadece idealistler ve materyalistler için değil pozitivistler için de maddi bir gerçeklik olarak yok varsayılan) o meşhur “potansiyel gerçekliğin” gerçekliği konusuna geçebiliriz. Bu konu, kendi içinde “madde nedir, maddenin potansiyel ve objektif gerçeklik halleri arasındaki ilişki nedir?” sorularının cevabını da taşıyor..

DIŞ KUVVET VE KUANTUM DALGALANMALARI

Her biri başka objelerle ilişkileri içinde var olan, henüz etkileşme halinde olmadıkları için, biribirlerine göre potansiyel gerçeklik durumunda olan A ve B gibi iki obje biraraya geliyorlar. Bunlar ilişkiye geçtikleri an, yani aralarındaki etkileşme başladığı an biribirleri için objektif gerçeklik haline gelirler. Önce, o ilk “an”da, “başlangıç durumu” (initial state) dediğimiz bir ilişki zemini oluşur. Ve bu zemin üzerinde gerçekleşen etkileşmelere bağlı olarak da sistem “son duruma” ulaşır.

Bir örnek verelim: Gene gözlemciyle o elektron arasındaki ilişkiyi düşünüyoruz. Gözlemcinin gönderdiği foton geliyor, etkileşme oluyor, elekton yeni bir kuantum seviyesine çıkarken gözlemciye göre objektif bir gerçeklik haline geliyor, sonra da yeni bir denge kuruluyor. O andan itibaren, yani, belirli bir kuantum seviyesine ulaştığı andan itibaren elektron gözlemci açısından potansiyel bir gerçekliktir, bir ihtimal dalgasıdır artık[1]. Yani, içinde bulunduğu kuantum seviyesinde atalet halindedir. Peki nedir bu “atalet hali”, hiç mi dış etki yoktur o an elektronun üzerinde? Yani dış kuvvetin mutlak anlamda sıfır olduğu “kendinde şey” kapalı bir sistem haline mi dönüşmüştür artık atom-elektron!!. Bu mudur onun potansiyel gerçeklik olarak varoluş hali?

Hayır tabi! Şunu hiç unutmayalım. Bir kere, dış kuvvetin mutlak anlamda sıfır olması hiç bir zaman mümkün değildir. Sadece, izafi olarak, belirli bir etkileşmeye göre oluşan bir denge-atalet söz konusu olabilir. Yoksa aynı anda, “dışardan” etkilenme gene devam etmektedir. Ancak, sistem gerçekliği kuantize bir yapıya sahip olduğundan, bu etkiler sistem denge halindeyken belirli bir eşiği -atalet direncini- aşarak onun bir durumdan başka bir duruma geçmesine neden olamazlar. İşte biz, bu türden, belirli bir eşiğin altında kalan, sistemin başka bir duruma geçmesi için yeterli olmayan etkilenmeleredir ki, bunların neden olduğu sonuçlara “kuantum dalgalanmaları” diyoruz.

İki nöron arasındaki sinaptik bir bağlantıyı düşününüz. Normal koşullarda belirli bir “denge durumu potansiyeline” (“Ruhepotential”) sahiptir buradaki nöronlar. Ve öyle, presinaptik nöronun aksonlarından gelen her impuls da bu dengeyi bozamaz. Dengenin bozularak (depolarisation) sistemin aktif hale gelebilmesi için sisteme “dışardan” gelen impulsların (girdi) belirli bir eşiği aşması gerekir. Ancak bu eşiğin aşılması durumundadır ki, bu, postsinaptik nöronun aksonlarında bir aksiyonpotansiyelinin oluşmasına yol açabilir. Sistem dışardan gelen informasyonu işleyerek bir reaksiyon modeli oluşturur (sinaptik aralığa belirli bir miktar nörotransmitter dökülür) ve sonra da buna uygun bir aksiyonpotansiyeli ortaya çıkar.

Bir insanın var olmasının ne anlama geldiğini daha önce ele almıştık. Var olmak, dış dünyayla ilişki içinde, karşılıklı etkileşmelere bağlı olarak her an yeniden yaratılan organizmal varlığın, self-nefs adını verdiğimiz nöronal bir modelle temsil edilerek gerçekleşmesi idi.

Buna benzer bir durum bir elektron için de geçerlidir! Tabi bir elektronun da insan gibi bir benliği-selbst’i yoktur, ama o da gene, ancak dışardan gelen bir nesneyle etkileştiği zaman, etkileştiği bu nesneye karşı belirli bir reaksiyonu gerçekleştirirken objektif bir gerçeklik olarak ortaya çıkar (gerçekleşir). Yani, bir elektronun objektif varlığı da, gene her seferinde, etkileşme anında gerçekleşen, etkiye karşı bir tepki, bir reaksiyonla birlikte ortaya çıkan izafi bir oluşumdur. Fizik kitaplarından bir elektronun objektif varlığına ilişkin öğrenebileceğiniz şeyler, tamamen, onun etkileşme anında gerçekleşen-ortaya çıkan varlığına ilişkin bilgilerdir; yoksa öyle, varlığı kendinden menkul-mutlak bir elektrona ait bilgiler değildir bunlar!. Elektriksel ve manyetik alanıyla, uzay içindeki konumuyla, belirli bir momentumu, hızı, elektriksel yüküyle, hatta kütle-enerjisiyle objektif bir gerçeklik olarak bir elektron ancak etkileşme anının ürünüdür. Etkileşme sona eripte belirli bir kuantum seviyesine çekilerek atalet hareketine başladığı an, objektif bir gerçeklik olan “elektronun” yerini onun potansiyel gerçekliği ve bunu temsil eden  ihtimal dalgası  alıyor. Böyle bir ihtimal dalgasının içinde potansiyel bir gerçeklik olarak var olan bir elektronun ise, artık ne objektif bir kuvveti temsil eden bir elektriksel-manyetik alanı vardır, ne de uzay-zaman içinde tanımlanabilir objektif bir varlığı! Peki elektron “yok mu olmuştur”! Elbette ki HAYIR!!.Herhangi bir  kuantum seviyesinde atalet halinde olan potansiyel gerçeklik bir elektron, belirli bir konfigürasyon uzayının her tarafına yayılmış vaziyette,  zamana bağlı olmadan hareket halinde olan bir madde-enerji alanından ibarettir..İşte pozitivistlerin anlayamadığı-kabul etmedikleri-potansiyel gerçekliğin gerçekliği budur ; çünkü, onlar sadece o an  varolan-ölçülerek bilinebilir olan- “objektif gerçeklikle”-olgularla- ilgilenirler! Öyle “potansiyel gerçeklikmiş” falan!!.. böyle şeyler yoktur onların lugatlerinde!

Gene araba örneği gibi makroskobik bir örnekle -metaforla- olayı anlaşılır hale getirmeye çalışalım: İnsanın derin uyku halini düşününüz! Ya da koma halindeki bir insanı! Bu durumda insanın bilişsel anlamda nefsi (self) oluşmaz. Yani organizmal varlığı temsil eden bir “temsilci” (bir nöronal etkinlik, bir aksiyonpotansiyeli) yoktur ortada. Çünkü, dış dünyayla (obje) etkileşme yoktur. Ki bu da bir tür atalet halidir. Nefes alıyorsun (dış dünyayla olan tek etkileşme budur, ki bu da otomatik-bilinçdışı olarak gerçekleşir), iç organlar çok yavaş da olsa çalışmaya devam ediyorlar. Yani belirli bir “durumun” (state) içindeki yaşam devam ediyor. Az önce “kuantum dalgalanmaları” olarak tanımladığımız düzeyde bir yaşam bu. Ama self-nefs oluşmuyor. Yani bilinç yok. Şimdi, bu durumdaki  bir insan “var mıdır”-yoksa artık “yok” mu olmuştur? Koma halindeki, ya da derin uyku halindeki bir insanın “varlığı” ne anlama gelmektedir sizce? Peki ya “beyin ölümü” halindeki bir insanın “varlığı” sizin için ne ifade ediyor? İki durum arasındaki fark nedir?

 

Tıbben “beyin ölümü” halindeki bir insan ölmüş kabul ediliyor. Derin uyku, ya da koma hali ise atalet hali oluyor; bu durumda insanın potansiyel “varlığı” henüz devam ediyor yani; ölüm olayı henüz gerçekleşmiş değil. İşte, derin uyku hali ya da koma durumundaki bu “varlık”, bu varoluş hali, tıpkı bir ihtimal dalgası olarak var olan elektronun potansiyel varlığı gibidir! Çünkü “var olmak”, bir moleküller yığını olmak değildir. Bir sistem içinde gerçekleşmektir. Bunun da iki yolu vardır; ya, atalet halinde “var oluyorsunuz” (ki bu durumda bir dış gözlemci için sizin varlığınız potansiyel bir gerçekliktir), ya da, etkileşme esnasında objektif bir gerçeklik olarak.

DIŞ KUVVET NEDİR?

Klasik fizikte (mekanik dünyada) “dış kuvvet”, “dış gözlemci” deyince bundan ne anlaşıldığı açıktır. Burada çıkış noktası “kendinde şey” anlayışıdır. Gerçekte ise, mutlak anlamda “dış kuvvet” diye birşey yoktur!Çünkü, gerçekte mutlak anlamda “dışarısı” diye bir şey yoktur!. Belirli bir sisteme göre -izafi olarak- o an için potansiyel bir dış kuvvet olarak “dışardan” gelen ve onu etkileyen kuvvete “dış kuvvet” diyoruz biz.  İlişkinin -etkileşmenin- başladığı o ilk “an”dan itibaren ise bu kuvvet artık bir dış faktör -“dış kuvvet”- olmaktan çıkar. Sistem içi KS’lerine göre tanımlanabilen bir etken -girdi- haline dönüşür. İlişki başlamadan önce de, zaten öyle “dış kuvvet” diye tanımlayabileceğimiz mutlak bir “kuvvetin” bulunmadığını düşünürsek, bu anlamda, bizim “dış kuvvet” olarak tanımladığımız şeyin, sadece etkileşme anında objektif bir gerçeklik olarak bir anlama sahip olduğunu, bunun dışında onun ilerde bizimle ilişkiye girme ihtimali olan potansiyel bir gerçeklikten başka birşey olmadığını anlarız. Bizim dışımızdaki başka sistemlerin içindeki etkileşmelerin sonuçları (çıktı-output) bizim için potansiyel dış kuvvet unsurlarıdır. Bunlar, bizim için gerçek bir kuvvet, etken-girdi haline geldikleri an, çıktıkları kaynak açısından bir çıktı-output olarak gerçekleşirlerken, aynı anda bizim için de, etkileşmenin bir bileşeni olarak girdi-input- olurlar. Yani her çıktı-output, ancak başka bir nesneyle ilişkiye girerek onun için bir girdi-input haline geldiği an bir çıktı olarak gerçekleşir (objektif bir gerçek olarak ortaya çıkar). Belirli bir sistem açısından “son durum” olarak ifade edilen gerçekliğe hemen çıktı-output diyemiyoruz öyle!. O, çıktı-output olarak gerçekleşirken, aynı anda, ilişki içine girdiği nesneyle birlikte yeni bir AB sisteminin oluşumunda girdi-input rolünü de oynuyor.

 

Şimdi, bütün bu açıklamaların ışığında, bir kere daha gözlemci-elektron ilişkisinin nasıl geliştiğini görelim.Gözlemci (A) ve elektron (B), bunların her ikisi de, ilişkiye geçmeden önce biribirleri için potansiyel gerçekliklerdir. Gözlemci, ölçme aleti aracılığıyla elektronun üzerine bir foton gönderdiğinde, bu foton elektrona değdiği zaman, o an bu foton gözlemcinin ölçü aletleriyle birlikte oluşturduğu sistem açısından bir çıktıdır-output’tur. Ama o, aynı anda, elektronu temsil eden sistem için de bir girdi-input olarak gerçekleşir.  Ve bu zemin üzerinde bir etkileşme başlar. Ne olur yani? Elektron fotonu belirli bir informasyonu taşıyan bir girdi olarak kabul eder, bunu sistemin içindeki bilgiyle değerlendirip işleyerek,  diyelim ki bir üst enerji seviyesine çıkar ve sonra da aldığı enerjiyi dışarıya vererek tekrar eski seviyesine iner. Evet burada sistemin çıktısı-output’u dışarıya verilen bu fotondur, ama bu çıktı-output da, çıktı-“output” olarak (yani objektif bir gerçeklik olarak) gözlemciyle olan ilişki içinde, gözlemciye göre bir girdi olarak gerçekleşirken bu sıfatı kazanır. Yani, gözlemciye gelene kadar yol boyunca henüz daha objektif bir gerçeklik değildir o!. Sonuç: Gözlemcinin gönderdiği mesaja-fotona karşılık, elektrondan gelen cevabı taşıyan foton-mesaj, ölçme işlemi başlamadan önceki elektrona ait objektif değerleri getirmemektedir. Gözlemcinin gönderdiği fotonla-mesajla etkileşerek değişen, değişirken de, bu ilişki esnasında, bu ilişkiye göre var olan  elektronun sahip olduğu son durumu yansıtmaktadır o.

 

Ama bitmedi! O an, yani gelen mesajı aldığı an, gözlemci de artık eski gözlemci olmaktan çıkar!. Gelen fotonu bir informasyon olarak alan gözlemci, bunu, daha önceden sahip olduğu bilgilerle değerlendirip-işler ve örneğin, eğer bu etkileşme sonucunda yeni bilgiler oluşuyorsa da, onun beyninde bunları temsil eden yeni sinaptik bağlantılar oluşur. En baştaki gözlemci değiştirerek öğrenirken, öğrenerek değişmiş olur..

DEĞİŞTİRMEK Mİ DEĞİŞMEK Mİ?

Bu “değiştirmek” kavramı çok tehlikeli! Eğer dikkat edilmezse bir anda kendinizi pozitivizmin mekanik dünyasının içinde kaybedebilirsiniz!

Biraz evvelki “gözlemci+elektron” ilişkisine dönersek, gözlemciye göre, yani gözlemciyi temel alan KS’ ne göre, dış kuvvetin kaynağı kendisi olduğu için, o, kendisini hep değişimin nedeni-değiştirici olarak görür. Yani onun gözlemci olarak varlığı mutlak bir gerçeklik olarak değiştirici rolünü oynamaktadır! Ancak olayı bir de elektronu temel alan KS açısından ele almak gerekir.[2] Gözlemciden gelen fotonun sistemin (“gözlemci-elektron” sisteminin) içinde bir “girdi” olarak gerçekleştiği andan itibaren elektronun yaptığı iş, “gözlemci-elektron” sisteminin bu girdiyi işleyerek oluşturduğu cevabı gerçekleştirmekten ibarettir (aynen postsinaptik bir nöronun aksonundan bir aksiyonpotansiyelinin oluşması gibi! Bu durumda, sistemin dominant unsuru gözlemci, motor unsuru da elektron oluyor. Ama, daha sonra o, yani gözlemci, elektrondan gelen cevapla birlikte kendisi de değişir. Yani, değiştirirken (değiştirdiği için) kendisi de değişmiş olur. Gözlemci açısından sadece değiştirmek olarak görünen süreç, “gözlemci+elektron” sistemi açısından bir informasyon işleme, değiştirirken değişme-yeni bir denge durumuna erişme sürecidir.

 

Peki, gözlemciden gelen foton elektron tarafından nasıl tanınıyor? Bir atomu bir “refleks agent”[3] olarak düşünürseniz, elektronlarla çekirdek arasındaki ilişkiler ve kuantize yapı, sistemin bütün özelliklerini olduğu kadar, onun bir dış etkiye karşı nasıl reaksiyon göstereceğine dair dispozisyonel davranış modellerini de içinde barındırır. Yani atom, kendi içinde saklı tuttuğu bilgiyle tanır gelen fotonu. Ve gene onu bu bilgiyle işleyerek ona karşı bir reaksiyon oluşturur. Elektronların üst seviyelere inip çıkmaları, sistemin bir bütün olarak geliştirdiği reaksiyon modellerinin hayata geçirilmesinden başka birşey değildir. Yani elektronlar bir tür “motor sistem” rolünü oynarlar atomun içinde. O halde, öyle tek yanlı “değiştirmek”, ya da “değiştirilmek” diye bir şey yoktur!.Değiştirirken değişmektir esas olan. Değişerek ve değiştirerek var olunuyor çünkü.



[1]Pozitivistler için böyle birşey hem “yoktur”, hem de zaten varolsa bile bunun bir önemi yoktur. Onlar için önemli olan anın içinde varolan objektif-mutlak gerçekliktir..

[2] Atomun içinde belirli bir kuantum seviyesinde bulunan bir elektronla, atomdan kopmuş uzayda bir ihtimal dalgası olarak yol alan bir elektron arasında hiç bir fark yoktur.

[3]“agent” bilişsel bilim dilinde otonom bir informasyon işleme birimi demektir.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
4.08.2019
“BİAD” KÜLTÜRÜNÜN MADDİ TEMELLERİ...
24.07.2019
27 Mayıs’tan 15 Temmuz’a: Darbeler biliniyor muydu?
11.07.2019
DOLAR-EURO DÜŞSÜN İSTENİYOR MU? BENCE İSTENMİYOR!..
26.06.2019
NEREYE GELİNDİ, NEREDE DURUYORUZ?..
20.06.2019
EVET MURSİ’YE BEN DE ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM!..
20.05.2019
İSTANBUL-ANADOLU SAVAŞLARINDA SON PERDE: AK PARTİ KOALİSYONU DAĞILIYOR!..
21.4.2019
„YENİ“NİN „ESKİ“NİN İÇİNDEN ÇIKIP GELME SÜRECİNİN, YANİ DEVRİMİN VE „JAKOBEN DEVRİMCİLİĞİN“ DİYALEKTİĞİ... (2)
31.3.2019
DEVRİM NEDİR, “RADİKAL DEVRİMCİLİK” ANLAMINDA “JAKOBENİZM” NEDİR? DEVRİMİN VE “JAKOBEN DEVRİMCİLİĞİN” DİYALEKTİĞİ!..
15.3.2019
ŞİMDİ DE „ZAMANI GERİ DÖNDÜRMEYİ“ BAŞARMIŞLAR!!.
12.3.2019
“HATIRALAR” DAN BİR 12 MART YAZISI ...
11.3.2019
Dâvâ ve kendini feda etmek
18.2.2019
Türkiye’nin dış politikası yanlış mıydı?
23.1.2019
FAZIL SAY'IN AÇIKLAMASINI DESTEKLİYORUM…
9.1.2019
NEREDEN BAŞLAMIŞTIK NERELERE GİTTİ İŞİN UCU-
3.1.2019
HATIRALAR
6.10.2018
OKTAY’I KAYBEDELİ BİR YIL OLMUŞ!..
3.10.2018
ŞU McKİNSEY KONUSU!..
7.7.2018
POPÜLİZMİN “SAĞI” “SOLU”?..
28.6.2018
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE KAPİTALİZMİN KENDİ DİYALEKTİK İNKARINI YARATMASI...
19.6.2018
KÜRESELLEŞME SÜRECİNDEKİ DÜNYA...
10.6.2018
HDP BARAJI AŞARAK PARLAMENTOYA GİRMELİDİR!..
9.5.2018
NEREDE BULUNUYORUZ, BU NOKTAYA NASIL GELİNDİ?..
2.5.2018
GÖZDEN KAÇMAMASI GEREKEN İKİ ÖNEMLİ HABER…
10.3.2018
„KADINA ŞİDDET ARTMIŞ“, PEKİ NEDEN?..
20.2.2018
DÜNDEN BUGÜNE ÇIKAN YOL VE SINIF MÜCADELELERİ...
23.1.2018
Türkiye’nin dış politikası yanlış mi idi, ya da nerede hata yapıldı da yolumuza bugün bir Afrin çıktı?...
23.11.2017
NATO NEDİR… O BİR SOĞUK SAVAŞ ÖRGÜTÜ DEĞİL MİDİR?..
15.11.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİNİN KENDİ İÇİNDEKİ MUHALEFET, YA DA YENİ SOL...
10.10.2017
BU DA BİR ETYEN ELEŞTİRİSİ...
8.10.2017
TOPLUMSAL “YORGUNLUK” ÜZERİNE!..
5.10.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE BAĞIMSIZLIK TALEPLERİ...
2.10.2017
20.YÜZYIL’DAKİ ANLAMLARIYLA “SAĞ”-“SOL”DİYE BİRŞEY KALMADI ARTIK!..
12.9.2017
BEN, “KENDİ KARŞITINI YARATARAK VAROLMAK” DİYALEKTİĞİNİ ŞERİF MARDİN’DEN ÖĞRENDİM...
24.7.2017
HAKLIYKEN HAKSIZ DURUMA DÜŞMEK!..
15.7.2017
27 MAYIS’TAN 15 TEMMUZ’A... DARBELER BİLİNİYOR MUYDU?..
7.7.2017
"ADALET"İN BU MU DÜNYA!!..
24.6.2017
AK Partinin ve „reisin“ çelişkisi, neden „patinaj yaptıklarının „ açıklaması...
16.6.2017
CHP VE "KONTROLLÜ DARBE" ANLAYIŞI!..
27.5.2017
Dil konusu çok önemli...
13.5.2017
Türkiye olayı 21.yüzyıl paradigması içinde göremiyor!..
8.5.2017
Ve Denizler Filistinden dönüyorlar, onlarla Ankara’daki buluşma!..
15.4.2017
Nerede bulunuyoruz, devrim’de devrim ne anlama geliyor?..
3.4.2017
İşin özünde merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartışmaları var!..
1.4.2017
Bugünlerde birkere daha benim daha önceki yazıları okuyun, bir de Alper'in şu son yazısını!..
12.3.2017
‘Ecdadımız’ edebiyatı ile yeni Türkiye inşa edilemez!..
19.8.2015
„KÜRT SORUNU“ SADECE KÜRT SORUNU DEĞİLDİR!...
12.8.2015
Hani ABD'den AB'ye kadar bütün o "Batılı emperyalist güçler" "Türkiye’yi bölmeye çalışan" bir "üst akılı" temsil ediyorlardı!!..
9.8.2015
Önemli olan nedir, PKK’nın ne istediği mi, yoksa ne yapılmasi gerektiği mi?
6.8.2015
Aç tavuk rüyasında darı görür
26.7.2015
İŞTE BU!..
21.7.2015
CEMİL MERİÇ VE ONUN “AYDINLARI” ÜZERİNE!..
13.7.2015
Nasıl bir eğitim sistemine ihtiyacımız var
5.7.2015
SURVİVOR ALL STAR!..
3.7.2015
Kimse kendini aldatmasin
29.6.2015
Devrimin ikinci aşamasına giden yol “tarihsel uzlaşma”dan geçiyor!..
25.6.2015
AÇIK KONUŞALIM!...
23.6.2015
AK PARTİ- HDP İLİŞKİSİ VE ÇÖZÜM YOLU!...
21.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali yok olmasa da artık eskisi kadar aktüel değil!
18.6.2015
Demirel gerçeğini kavramadan 12 Mart'ı açıklayamazsınız!!
14.6.2015
Neredeyiz, neyi-neleri tartışmalıyız, AK Partililere mektup?...
9.6.2015
AK PARTİ VE HDP İÇİN TEK ÇIKIŞ YOLU:
8.6.2015
Şimdi bahane bulma sırası AK Parti’nin Jakobenlerinde mi?...
8.6.2015
LAFI UZATMAYA GEREK VAR MI!!...
5.6.2015
"Taraf olmayan bertaraf olur" mantığı nasıl bır mantıktır?
31.5.2015
21.YÜZYIL VE FETİH DİYALEKTİĞİ!..
28.5.2015
27 Mayıs 2015’te sürecin neresindeyiz?..
26.5.2015
Derin AK Parti konuşuyor!
20.5.2015
Mevlana-Şems aşkından Sancak-Erdoğan aşkına!..
11.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-5
8.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-4
6.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-3
4.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-2-
30.4.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-1-
24.4.2015
Tarihle hesaplaşmadan burjuva devrimi tamamlanamaz!..
21.4.2015
Yeni bir „toplum sözleşmesi“ancak „tarihsel uzlaşmayla“ mümkündür!.
15.4.2015
HAYRET Kİ NE HAYRET!!..
14.4.2015
Neden HDP’nin baraji aşmasini istiyorum!..
8.4.2015
İdeolojik virüs bütün hızıyla yayılmaya devam ediyor!..
31.03.2015
Önemli olan ne söylediğin değil, nerede durduğun!..
28.03.2015
BİRAZ DA GÜLERKEN DÜŞÜNELİM!!
27.03.2015
Bakın işte mesele bu!
21.03.2015
Başkanlık sistemi tartışmaları: Amaç nedir?
14.03.2015
12 MART’TAN GÜNÜMÜZE...
08.03.2015
Yaşanılmaya başlanan süreç devrimin ikinci aşamasına ilişkindir!..
26.02.2015
Geleneklerimize-kültürümüze uygun Türk tipi Başkanlık sistemi…
24.02.2015
DEVLET VE İDEOLOJİ..
20.02.2015
ŞU “EMANET” MESELESİ!..
04.02.2015
Ey devlet sen nelere kadirmişsin, pes doğrusu!..
30.01.2015
Yunanistan ve Türkiye..
28.01.2015
Herşey küreselleşme sürecinin özünü kavrayabilmekle ilgili!..
14.01.2015
“Allah’ın tuzağı” (enfal.30) nedir
08.01.2015
“STRATEJİK DERİNLİĞİMİZİN” DERİNLİĞİ!..
06.01.2015
“stratejik derinliğin” derinliği!..
25.11.2014
Kobani PKK için neden önemli!..
10.11.2014
AK parti ideologlarıyla aramızdaki fark
04.11.2014
Necip Fazıl ödülü üzerine..
30.10.2014
Cumhuriyeti neden kutluyoruz ..
27.10.2014
AK Parti iktidar olduğu halde neden halâ „mağdur“ rolünü oynayabiliyor da, CHP muhalefette olmasına rağmen halâ „muktedirleri“ oynuyor!!..
19.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... SON
17.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 2
15.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 1
05.10.2014
Kurban bayraminin özü-diyalektiği nedir hiç düşündünüz mü?
26.08.2014
"Stratejik derinlik" kavramı üzerine düşünceler!..
14.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 2
11.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 1
20.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 2
18.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 1
03.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? SON
01.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 2
29.04.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 1
17.03.2014
Ne oluyor?
12.03.2014
“Tarihi Uzlaşma”
02.02.2014
Ulus-devlet kabuğu gelişmekte olan ülkelerde de çatlıyor..
29.01.2014
Şu, küresel sermaye-milli sermaye konusu!..
26.01.2014
Yol ayırımı: Kemerlerinizi iyi bağlayın, türkiye bir viraja girdi savrulma tehlikesi var!!..
20.01.2014
Siz bu kafayla, “yedirmeyeceğiz” “yedirmeyeceğiz” derken Erdoğan’ı yedireceksiniz!
13.01.2014
Bu nasıl bir ittifak olacak, ne işe yarayacak?..
31.12.2013
Aklımızı başımıza toplayalım!..
26.12.2013
Sadece Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı mı “yanıldı”?
21.12.2013
“Devlet”, “paralel devlet”, sivil toplum-yeni Türkiye diyalektiği..
14.12.2013
MİLLİ İRADE NEDİR..
1.12.2013
Gülen Hareketi-AK Parti ilişkisinin diyalektiği!..
26.11.2013
Ortadoğu’da yeni dengeler, Rojawa, Barzani, PKK, Türkiye..
22.11.2013
NEREYE GİDİYORUZ!..
0811.2013
Bir süre önce „nereye geldik, ne yapmalı“ demiştik, şimdi neden şaşırıyoruz!..
05.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği SON
04.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği- 4
03.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-3
31.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-2
30.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-1
19.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (SON)
18.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (3)
17.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (2)
16.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (1)
08.09.2013
Pozitivizm nedir? - SON -
07.09.2013
Pozitivizm nedir? - 3 -
06.09.2013
Pozitivizm nedir? - 2 -
05.09.2013
Pozitivizm nedir? - 1 -
01.09.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 2
31.08.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 1
28.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? 2
26.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? - 1
21.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 3
20.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 2
19.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi..
18.08.2013
İki adım ileri atıldı, şimdi bir adım geriye!..
14.08.2013
Liberaller ne kadar liberal..
11.08.2013
Makas değişimi olayı biraz daha karmaşık!..
06.08.2013
20.yy'la 21.yy arasındaki fark
05.08.2013
Hani ne oldu şimdi o 20.yy kalıntısı teoriler?..
02.08.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?... 2
31.07.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?...
26.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (2)
24.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (1)
23.07.2013
Nerede duruyoruz, ne tarafa doğru gideceğiz!...
20.07.2013
Kültürler arası etkileşim ve bilişsel ortak kimlik üretimi..
18.07.2013
Kime karşı mücadele edeceğiz? ulus devlet-küresel sermaye ilişkisi..
16.07.2013
Namazın, duanın, şükür ve sabırın diyalektiği..
15.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. SON
14.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (5)
13.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (4)
12.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (3)
11.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 2)
10.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 1)
09.07.2013
“Gelinim sana söylüyorum kızım sen anla “
04.07.2013
Mısır’da darbe ve Cumhurbaşkanı Mursi’nin çağrısı..
02.07.2013
Nereye geldik, ne yapmalı!..
27.06.2013
ŞİMDİ TAM DEMOKRATİKLEŞME ZAMANIDIR!
25.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (4
24.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (3)
23.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (2)
22.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (1)
20.06.2013
“FAİZ LOBİSİ” İMANA MI GELDİ DERSİNİZ!..
18.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!..(2)
16.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!.. (1)
11.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA...“ 2
10.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA ...“ (1)
08.06.2013
“Faiz lobisine” karşı mücadeleye evet,ama...
06.06.2013
ERDOĞAN, NE YAPMALI!..
04.06.2013
“Nedir bu olup bitenlerin anlamı” mı diyorsunuz!..
03.06.2013
„İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (2)
02.06.2013
İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (1)
1.06.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur!
30.05.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur! (1)
29.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(3) SON
27.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(2)
26.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(1)
23.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (2)
21.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (1)
20.05.2013
Bilgi toplumuna giden süreçte sivil toplumun yaptırım gücü küresel vicdandandan kaynaklanıyor!..
18.05.2013
Statüko mühendislerinin işi gerçekten çok zor!..
15.05.2013
Bir kere daha ne yapilmali sorunu!..
14.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (SON)
13.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (4)
12.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (3)
10.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (2)
09.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (1)
07.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor SON
06.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 3
05.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 2
04.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 1
30.04.2013
İttihatçı liberalizm üzerine!..
28.04.2013
Uluslaşırken küreselleşmek!..
27.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … (SON)
26.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 3
25.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 2
24.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 1
21.04.2013
Türkiye’de neden sol, ya da sosyal demokrat bir hareket yok!
19.04.2013
Nerede bulunuyoruz? devrimin önündeki acil sorun!..
18.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (4)
17.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (3)
16.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (2)
15.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (1)
11.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (5)
10.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (4)
09.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (3)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (2)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun,fikirler ve siyaset konuşsun" (1)
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive