Münir AKTOLGA

zm.aktolga@gmail.com



Bookmark and Share

Şu, küresel sermaye-milli sermaye konusu!..


29.01.2014 - Bu Yazı 4665 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

 ESKİ TÜRKİYE’NİN “DEVLETÇİ BURJUVALARI” GİBİ  YENİ TÜRKİYE’NİN ANADOLU BURJUVALARI  DA ARTIK KÜRESEL DÜNYADA AT KOŞTURUR OLDULAR!.

SERMAYENİN MİLLİSİ-DEVLETÇİSİ KALMADI!!..

İÇİNDEKİLER

GİRİŞ.. 1

ULUS DEVLET- SERMAYE İLİŞKİSİ..2

TÜRKİYE KAPİTALİZMİ BUGÜN ARTIK KÜRESEL KAPİTALİST SİSTEMİN BİR PARÇASIDIR..5

2013 BAŞLARINDA KOÇ NE DİYORDU.. 8

GİRİŞ

Küreselleşme çağında burjuva devrimi yapmanın diyalektiğini “uluslaşırken kendi ulusal varlığında yok olarak küreselleşmek” olarak ifade etmiştik[1]Millici olmayanın,  milli sınırlar içinde düşünmeyenin, üretimi, kâr elde etmeyi milli menfaat kavramıyla birlikte ele almayanın “vatana ihanet içinde” olduğu dönem çoktan sona erdi!! Burjuva devriminin bayrağını elde tutan  Anadolu kapitalizminin güçlerinin bu gerçeği dikkate almaları lazım! Küreselleşme çağında burjuva devrimine önderlik yapabilmenin yolunun uluslaşırken kendi ulusal varlığında yok olarak küreselleşmekten  geçtiğini anlayabilmeleri gerekiyor. Yoksa, bu devrim içinde  devrim diyalektiği onların  yeni inşa etmeye çalıştıkları kabuklarını da kırmak zorunda kalır! Kapitalizm, kelimenin gerçek anlamıyla bir dünya sistemi oldu artık. Sermayenin vatanı bütün dünya oldu..Adına “küreselleşme” denilen süreç alışılagelen-20.yy kalıntısı- bütün kavramların içini boşaltıyor; yeni küresel dünya gerçekliği kendi bilincini de birlikte yaratıyor..

Yaşadığımız değişim sürecinin diyalektiğini kavrayabilmek gerçekten kolay değil, muazzam bir  süreç  bu!..Yüzyılların birikimi üzerinde yükselen-19 ve 20.yy lar boyunca bir dünya sistemi haline gelen-elementlerini ulus devletlerin oluşturduğu içinde yaşamaya alıştığımız o uluslararası  sistem müthiş bir  hızla, tıpkı  içinden civciv çıkan o yumurta gibi, kendi diyalektik inkârını yaratarak gözümüzün önünde yok olup gidiyor!   Sistemin içindeki alt sistemleri-ulus devletleri-bir arada tutan sermaye-ulus devlet bağları  çözüldükçe, statükoyu temsil eden ulus devletlerin kaderi  o ipek böceği kozasınınki gibi trajik bir hal alırken,   artık devletçi-ulusalcı olma niteliğini kaybeden sermaye  de   küresel sermaye haline dönüşerek,  tıpkı kelebek haline dönüşen o ipek böceği  gibi kanatlanıp uçarak  kozasını terkederek  küresel dünyada istediği yere konmakta, orayı kendisine mekan tutmaktadır !..

İşte bütün hikaye,  bu sürecin-20.yy’ dan 21.yy’a  geçiş sürecinin-  diyalektiğini iyi kavrayabilmekten  ibarettir!. Günümüzde, siyasetten ekonomiye, insan ilişkilerinden, aklınıza gelen bütün diğer süreçlere kadar herşeyi etkileyen bu süreci kavramadan etrafınızda olup bitenleri  anlayamazsınız.  İkide bir dilimizden düşmeyen o söz, “dünya   küçük bir köy haline geliyor” sözü  sadece bir fantazi olmanın ötesine geçti artık; dünya gerçekten küresel bir köy-sistem  oldu! 

Ama sadece bu  da değil,  içinde yaşadığımız dünya,  tıpkı  o matruşkalar gibi, içiçe iki dünya  bugün,  ve bizler-hepimiz de, aynı anda, bir ayağımız o eski dünyada, diğer ayağımız yeni küresel dünyada-bu iki dünyada-birden yaşıyoruz. Bir yanımızla o ipek böceği kozası gibi, olup bitenler karşısında artık kaybolup giden “o  eski  günlerin” özlemiyle-milliyetçi duygularla- ağlamaklı bir duruma düşerken, diğer yanımızla da, yeni  küresel dünya düzeni içinde,  dünya vatandaşı olarak kendimize yeni bir kimlik oluşturabilme telaşı içindeyiz!. Dünya, tıpkı o yumurtadan çıkan civciv gibi kendi kendini doğururken, bizler de aynı süreci-kendi kabuklarımızdan çıkabilme telaşını- kendi bireysel dünyalarımızda yaşıyoruz.  Bu doğumu, bu süreci farkında olarak yaşayıp yaşamamak birşeyi değiştirmiyor, çünkü bilincimizin dışında objektif bir gerçeklik bu!..

Bundan önceki çalışmalarda    bu değişim-dönüşüm sürecini Türkiye toplumunun-Türkiye kapitalizminin nasıl yaşadığı üzerinde çok durduk. Şimdi bu yazıyla, varılan  noktanın bir kere daha altını çizmek istiyoruz.  

Bilindiği gibi, Türkiye son yıllarda bir yandan ulusal kabukları içinde dış dünyayla etkileşim sürecinin tetiklediği bir burjuva demokratik devrim sürecini yaşarken, diğer yandan da,  küresel dünya sistemine entegre olmakta,  bir yandan içerdeki yapı değişirken, diğer yandan da bu süreç onu kaçınılmaz olarak     küresel dünyanın bir  parçası haline getirmektedir. Daha önce bunu, “uluslaşırken, kendi varlığında yok olarak küreselleşmek”[2] diye ifade etmiştik. Şimdi, bu çalışmayla  bütün bunların ne anlama geldiğini elle tutulur bir şekilde ortaya koymaya çalışacağız!.Alın işte size,  “vatansever” duygularla Türkiye’yi yeniden inşa etmeye çalışırken, aynı anda, küreselleşerek dünyanın dört bir yanına dağılmanın- “vatana ihanet” etmenin-  diyalektiği!  

Ama isterseniz önce, 19 ve 20.yy’ların o ulus devletler sisteminden 21.yy’ın küresel sistemine geçişin  ana dinamiğinin, o hareket ettirici gücünün ne olduğunun bir kere daha altını çizerek  işe başlayalım.

ULUS DEVLET- SERMAYE İLİŞKİSİ..

Sermaye ve  ulus-devlet, bunlar tarih sahnesine birlikte çıktılar.  Daha doğrusu, ulus devlet sermayenin ana rahminde oluştu,  onunla etle tırnak gibi gelişti, büyüdü, onunla birlikte dünyaya açıldı. Dünya pazarlarını onunla birlikte paylaşma mücadelesine katıldı.  Ve sonra-Sosyalist Sistem yıkılıpta dünya tekleştikten sonra- öyle oldu ki, tıpkı bir ipek böceğinin  kendi kozasının içinde gelişip büyüyerek  kelebek haline gelmesi ve  onu delerek uçup gitmesi gibi, o da- sermaye de- ulus devlet kabuğunu delerek „küresel sermaye“ haline gelmeye, kanatlanıp uçmaya başladı, küresel dünya sisteminin esas oyuncusu oldu. İşte bugün yeni dünya düzeninin-kapitalist küresel dünyanın  belirleyici dinamiği budur. Ama, bu böyledir diye, eski dünya da öyle hemen birden yok olup gitmiyor tabi! İçindeki kelebek kanatlanıp uçup gitmeye başlamış da olsa, ulus-devlet kabukları halâ ortada duruyorlar! Çünkü doğum süreci halâ devam ediyor! Ulus devletler arasındaki eski dünyaya özgü ilişkiler halâ sürüp gidiyor!..  

Bu süreci, yani eski dünyanın içinden doğmakta olan  yeni-küresel dünyanın doğumu sürecini daha önce şöyle ortaya koymaya çalışmıştık[3]:

Doğu’yla Batı arasındaki duvarlar yıkılıp da „dünya tekleşince“,  bir an için herkes şaşırdı, kimse ne olduğunu anlayamadı! Tekrar  „tekelci kapitalizm“ dönemine geri dönüp, sil baştan dünyanın paylaşılması mücadelesine devam mı edilecekti? Ama bu mümkün değildi! Çünkü dünya artık başka bir dünyaydı. „Sosyalist Sistem“, insanlığı „sınıfsız topluma“ götürmeyi başaramamış  olsa da, en azından, birçok ülkenin sırtını kendisine dayayarak “kurtuluş savaşlarını” başarıyla sonuçlandırmasına yardımcı olmuştu. Emperyalizme karşı bağımsızlık bilinci gelişmiş, „az gelişmiş“ de olsalar, birçok ülke kendi ayaklarının üzerinde durmayı başarır hale gelmişti. Bu yüzden, filmi geriye sarmak, dünyayı tekrar nüfuz bölgelerine ayırarak paylaşmak, sömürge politikasına, tekelci kapitalizme geri dönmek  mümkün değildi!

Ama, filmi geriye doğru sarmanın artık imkânsız oluşunun tek nedeni  sadece bu  değildi tabi! Herşeyden önce,  üretici güçlerdeki (“Sosyalist Sistemi” bile yıkan) gelişmeler de  engeldi buna. Bilginin, teknolojinin, informasyonun demokratikleşmiş olması engeldi. Tekeller için, üretici güçlerin gelişme sürecini kontrol etmek eskiden  mümkündü belki, ama artık bu imkânsız hale gelmişti..Dünyanın herhangi bir köşesinde  elinde tek bir kişisel bilgisayarı, kredi kartı, telefonu, modemi, renkli yazıcısı, internet bağlantısı, web sitesi  olan herkes, bilgisayarının başına geçip istediği işi yapabiliyordu!  Böylesine yeni bir dünyada kapitalizmin önünde   tek bir  yol  vardı artık; ayakta kalarak azami kâr elde edebilmenin, dünya pazarlarında daha çok yer tutabilmenin tek bir yolu vardı: Bir malı sürekli olarak rakiplerinden daha iyi kalitede, daha gelişmiş ve daha ucuza üretebilmek. Sermaye’nin ve gelişmiş kapitalist ülkelerin önündeki problem bu idi.

Daha iyi kalitede, daha gelişmiş mallar üretmek hadi neyse, o, daha çok bilgiye sahip olmayla ilgili birşeydi. Ama ya daha ucuza üretmek, bu problemi nasıl çözecekti kapitalistler? Çünkü, iş bu noktaya gelince, işin içine direkt olarak üretim maliyetini etkileyen unsurlar giriyordu. İşçi ücretlerinden tutun da, sosyal devlet harcamalarına kadar, geride kalan “refah döneminin” mirası giriyordu! Tekelci kapitalizm, sömürgelerden elde edilen artı değerin bir kısmını da içerde kendi halkına, işçilerine dağıtarak  belirli bir denge sağlamış, buna bağlı olarak da yaşam seviyesinin yükselmesine yol açmıştı. Tekel egemenliğinin sürdürülebildiği dönemde bu bir sorun teşkil etmiyordu. Bir parmak bal da kendi halkının-çalışanlarının ağzına çalmışsın ne olacaktı ki!. Nasıl olsa sömürgelerden geliyordu yeteri kadar! Ama şimdi artık bu bir sorundu!. Çünkü, rekabet küresel bir boyut kazandığı halde,  üretim, maliyetlerin yüksek olduğu ulusal sınırların  içinde yapılıyordu. Bu sorun nasıl çözülecekti? Sermayenin önündeki problem bu idi..

Az gelişmiş, ya da gelişmekte olan ülkelerde  işgücü bol ve ucuzdu; üretim maliyetini etkileyen diğer faktörler de çok düşüktü; ama buna karşılık, burada da “know-how”, yani bilgi birikimi ve sermaye yetersizliği vardı. İşte, gelişmiş kapitalist ülke kapitalistleriyle gelişmekte olan ülkeler  kapitalistleri arasındaki ilişki ortamı böyle oluştu. Duvarlar yıkıldıktan sonra ortaya çıkan “tekleşmiş dünyada”ki küresel rekabet mücadelesi bu iki unsur arasındaki işbirliğini kaçınılmaz hale getirdi.

Yapacak birşey kalmamıştı! Sermaye nerede ucuza üretebiliyorsa oraya gitmeye mecburdu. O gitmezse, rakibi gidecek, ondan daha ucuza ürettiği için de azami kârı o cebine indirecekti. Bırakınız azami kârı, iletişimin bu kadar geliştiği bir dünya’da rekabet mücadelesine ayak uydurmadan ayakta kalabilmek bile mümkün değildi artık. Ulus-devlet yöneticilerinin vatan-millet çığlıkları, “biraz da ülkenizi düşünerek yatırım yapın” çağrıları hiç yankı bulmuyordu. Sermayenin yeni vatanı bütün dünyaydı artık. Ulus-devlet kabuğu çatlamış, kuş pır diye uçup gitmişti-gidiyordu. Kimse de onu tutamıyordu!

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ulus-devlet yöneticileri,  kapitalistler arasında doğan bu yeni işbirliği ortamına,  “oh ne güzel”, yeni tipten bir sömürgecilik doğuyor anlayışıyla başlangıçta memnuniyetle yaklaştılar. Sonuç olarak, her iki tarafın da kazançlı çıkacağı bir işbirliğiydi bu!!  Bir süre böyle, zafer sarhoşluğuyla, “tekleşen dünya’dan”, “kapitalizmin zaferinden” bahsedilerek geçti! Ama sonra bir de baktılar ki, işler hiçte öyle düşündükleri gibi gelişmiyordu!.  Sermayenin  gelişmekte olan ülkelere doğru yönelmesiyle birlikte (yani akış yönünün değişmesiyle birlikte)  gelişmiş ülkelerde yatırımlar, ekonomik büyüme dururken,  gelişmekte olan ülkelerde kapitalizm-üretici güçler hızla gelişmeye başladılar..

Bugün dünyamızda bütün diğer çelişkiler içinde  (Türkiye’den Suriye’ye, Mısır’a, Brezilya’dan Endonezya’ya kadar, sağda solda olup biten bütün o altüstlüklere de damgasını vuran) temel çelişki işte  hep bu gelişmiş ülkelerin  ulus devletleriyle artık küreselleşen sermaye arasındaki çelişkidir. Çünkü,  Amerika’dan AB ülkelerine kadar Batı’nın bütün o gelişmiş ülkelerinin bugün en önemli sorunu, küreselleşme süreciyle birlikte ulusal niteliğini kaybederek “küresel sermaye” haline gelen  (ve gelişmekte olan ülkeler denilen ülkelere kaçan) sermayeyi  tekrar  eski ulusal sınırlarının içine geri getirebilmek, bütün o yatırımlarını falan, eskiden olduğu gibi gene ülke sınırları içinde yaptırabilmektir..

Ama, senelerdir uğraştıkları halde bunu bir türlü başaramıyorlar. Çünkü, üretim maliyetlerini bir türlü sermayenin göç ettiği ülkelerdeki seviyelere indiremiyorlar. O zaman ne yapacaklardı, ne  kalıyordu geride? Madem ki maliyetleri düşürerek sermayeyi tekrar geriye getiremiyorlardı,  onlar da sermayenin gittiği  ülkelerdeki yatırım ortamını bozmaya, buraları sermaye için elverişli olmaktan çıkarmaya çalışmalıydılar[4]!  Tabii bunu yaparken de, buralarda,  varoluş koşulları bakımından çıkarları kendileriyle birleşen sınıf ve tabakalarla işbirliği yapmaları gerekecekti. Peki kimdi, hangi sınıftı-sınıflardı bu mücadelede onlarla işbirliği yapacak-yapabilecek- olanlar; çıkarları, varoluş koşulları buna uygun olan sınıf-sınıflar hangileriydi? Tabii ki,  gelişmekte olan ülkelerdeki “ulus devlet yaratıcısı” Devlet Sınıfı geliyordu en başta. Böylece, gelişmiş ülkelerin ulus devletleriyle, sermayenin gelip yerleşmeye çalıştığı gelişmekte olan ülkelerin ulus devlet yapıcısı  yönetici eski elitler-Devlet Sınıfları- tam bir kader ve işbirliği içine giriyorlardı. Bunlardan birisi, kaçan sermayeyi geriye getirmeye çalışırken, diğeri de, gelip içerde çöreklenen küresel sermayenin, kendisine (eski egemenlere, ulusalcı Devlet Sınıfına) rakip yeni bir burjuvaziyle birlikte içe kapalı eski düzeni değiştirerek onu küresel rekabete açmasından  rahatsızdı.

İşte bugün, ABD‘sinden AB ‘sine kadar, bütün o batılı ulus devletleri, Mısır’da Mursi’ye karşı Mubarekler ile,   Mısır’daki en büyük tekelci-Devletçi holding olan Orduyla işbirliğine götüren sürecin mantığı budur. Devlet Sınıfı + Devletçi burjuvazi + bu sistemin ürettiği devşirme kadrolar + batılı ulus devletler ittifakı, Mısır’da olup bitenleri açıklamaya yetiyor[5]!. Suriye’de Esad’ın arkasında duran da gene aynı 20.yy kalıntısı bu “ulus devletler” ittifakıdır. Bizdeki bütün darbelerin (en son da 28 Şubat’ın) ardındaki ittifak da budur. Bugün bile halâ, Türkiye’deki ulus devletçi muhalefetin gönlünde yatan bu türden bir ittifaka dayanarak yeniden iktidara gelebilmektir.. 

Hiç kimse “Türkiye’de artık bu türden şeyler olmaz” diye kendi kendini aldatmamalıdır! Baksanıza, daha önceleri “demokrasi” falan diyerek gelişmekte olan ülkeleri destekleyen gelişmiş  ülkelerin ulus devletleri, baktılar ki işin rengi değişik, artık  frene basarak yeni bir politika izlemeye başladılar!..Bakın ne diyor ABD’nin  dış işleri bakanı: “Orada-Mısır’da- sivil yönetim var. Demokrasiyi geri getiriyorlar..”!..

Ama tehlike sadece bu kadar da değil!. Türkiye’de yaşanılan süreç son  zamanlarda bunlara bir başka faktörü daha ekledi!. Arkasına küresel rüzgarları da alarak eski Devletçi sisteme karşı kendine özgü bir burjuva devriminin başını çeken Anadolu burjuvaları,  içe kapalı eski sistemi değiştirerek bir yeniden doğuşun yolunu açarlarken, bu sürecin  aynı zamanda   ulusal kabuklarını kırarak küreselleşme  süreci içinde onun bir parçası haline gelme süreci   olduğunu da göremediler. Onların  küreselleşme sürecinden anladıkları,  20.yy mantığına göre oluşturacakları yeni tipten bir ulus devletle bu sürece katılmaktı her halde!. Çünkü, eski kabukları kırarken  zihinlerinde  yeni tipten başka ulusalcı ideolojik kabuklar  oluşmaya başladı!. Öyle ki, bunlar da, süreç içinde karşı devrim cephesinin işini kolaylaştıran yeni bir faktör olarak ortaya çıkmaya başladılar.  Buradan çıkan sonuç,  küreselleşme döneminde yaşanılan burjuva devrimi sürecinin, biz istesek de istemesek de, son tahlilde bir  devrim içinde devrim süreci olduğudur.Yani artık, sadece  devrimci olmak, Eski Türkiye’ye karşı olmak  yetmiyor!. Yeni Türkiye’nin ancak, bambaşka küreselci bir paradigmaya sarılarak kurulabileceğini  görebilmek de gerekiyor..Hem Eski Türkiye’yi saf dışı bırakacaksın, ama hem de gene 20.yy paradigmasıyla yeni bir ulus devlet inşa etme yarışına gireceksin, yok artık böyle şey!. Türkiye’de yaşanılan süreç bunun en açık örneği olarak tarihe geçecek belki de!..  Öyle bir diyalektik ki bu,  bir yandan sürekli gelişerek ilerlerken, diğer yandan da,  elinizde  bir kazmayla  sürekli  etrafınızda oluşan o ulusalcı  kabuklarınızı kırarak  temizlemek, yolu açmak zorundasınız!.Yoksa, bir süre sonra, kendi yarattığınız o yeni kabukların içinde boğulur gidersiniz!..

21.yy’ın devrim ateşini yakan Türkiye bu kez  devrimde devrime de öncülük edebilecek mi acaba! Ben inancımı hiçbir zaman kaybetmedim!..

TÜRKİYE KAPİTALİZMİ BUGÜN ARTIK KÜRESEL KAPİTALİST SİSTEMİN BİR PARÇASIDIR..

Kimin gözüne ne türden  gözlükler taktığını, bunlarla bakarak içinde yaşadığı süreci nasıl değerlendirdiğini falan bırakın da, mümkün olduğu kadar ideolojilerden uzak çıplak bir gözle şu aşağıdaki resmebir bakın!   Buradaki, rakamların ortaya çıkardığı tablo kuşbakışı bir resim; yani öyle,  burjuvazinin kendi içindeki farklılaşmaların, İstanbul-Anadolu  savaşlarının falan ötesinde sistemin bütüne işaret ediyor:    

Türk sermaye gruplarının yurtdışı üretim noktalarının sayısı hızla artıyor. Küresel üretici konumundaki 5 ve üzeri üretim tesisine sahip 11 Türk grubunun, 20'den fazla ülkede sahip olduğu fabrika sayısı 120'ye yaklaştı[6]. Türk şirketleri, onlarca ülkeye, bazıları 100'den fazla ülkeye ihracat yapıyor. Bu yanıyla bakıldığında 'global' bir özellikleri zaten var. Ancak 'üretim' açısından da durum 'global' bir nitelik arzediyor.

“Üretim alanında da sadece dünya markalarına üretim yapmaları açısından değil, aynı zamanda onlarca ülkede üretim yatırımı yapmaları nedeniyle de 'global' bir niteliğe sahipler. İşte birkaç veri: 5 ve daha fazla ülkede üretim yatırımı (fabrikası) bulunan 11 Türk grubu var. 10 ve daha fazla fabrikası bulunan şirket sayısı ise 7. En fazla üretim tesisi olan şirket Anadolu Grubu. Bu grubun Efes Pilsen ve Coca Cola'yı kapsayan 'İçecek Grubu'nun Türkiye dışında 12 farklı ülkede tam 31 tesisi bulunuyor. Bunların 12'si Rusya'da. En fazla dış üretim tesisi bakımından ikinci sırada 16 fabrika ile Şişece Cam, 13 fabrika ile Orhan Holding, 12 fabrika ile Eczacıbaşı Holding var. Yıldız Holding, Zorlu ve Sabancı Holding'in ise 10'ar fabrikası bulunuyor. Hayat ve Şahinler Holding'in 7'şer fabrikası, Çalık Grubu'nun da 4'ü Türkmenistan'da olmak üzere 5 fabrikası var.

“Türk Gruplara 'global üretici' niteliği kazandıran fabrikaların tamamı sıfırdan kurulmuş fabrikalar değil. Önemli bir kısmı marka satın almalarla gruplara katıldı.

“Anadolu Grubu'nun Miller ve diğer satın alma operasyonlarıyla; Eczacıbaşı'nın Burgbad, Villeroy Boch, Engers Keramik operasyonlarıyla; Koç Holding şirketi Arçelik'in Arctic, Defy gibi markaları satın almasıyla; Yıldız Holding'in Godiva ve İtalya'da ambalaj üreticisi Nuroll SpA'yı satın almasıyla; otomotiv yan sanayi şirketi Orhan Holding'in ABD'li Dana ile Çinli Fuzhou'u satın almasıyla birçok üretim tesisi bu şirketlere geçmiş oldu. 5 ve daha fazla fabrikası bulunanların dışında, örneğin Boydak Grubu'nun yurtdışındaki 2 fabrikası da Forte'nin satın alınmasıyla gruba geçti.

“11 Türk şirketi, 20'den fazla ülkede 117 fabrikaya sahip demiştik. Bu grupların dışında, en az 2 fabrikası olan 10 civarında grup var. Sarten, Yaşar Holding, Boydak Grubu, Kale Grubu, Merinos, Polisan ve İnci Holding'in de aralarında bulunduğu bu şirketlerin üretim yatırımları da giderek artıyor. Yurtdışında en az bir fabrikası olan grup sayısı ise 100 civarında. Bunların arasında, Türkiye'den çok yurtdışına yatırım yapan adı çok fazla duyulmamış yatırımlar da var.

“Örneğin Abdülbari Güzel'e ait Azersun Holding'in ağırlıkla Azerbaycan'da toplam 13 fabrikası olduğu belirtiliyor. Yine Türk şirketi Bursel Holding, "Özbekistan'ın en büyük tekstil yatırımcısı" olarak tantılıyor. Bu şirketin bazı kayıtlara göre 12 tekstil fabrikası bulunuyor. Uşaklı yatırımcı Ahmet Demir'in yine Özbekistan'da önemli yatırımları var. Bazı kayıtlara göre Demir Grup, Özbeksitan'da 7 bin kişiyle en büyük istihdam sağlayan yatırımların sahibi durumunda. Tekstil dışında meyve suyu, süt gibi gıda sektöründe de yatırımları var.

Toplam sayı 300'e yakın

“Türk şirketlerinin yurtdışındaki üretim yatırımlarıyla ilgili istatistiki bilgi bulunmuyor. İSO 500 üzerinden gidilerek yapılan belirlemeler ve çeşitli kaynaklardan sağlanan bilgilere göre toplam 227 fabrika sayısına ulaşılıyor. Bunların 117'si 5 ve daha fazla fabrikası bulunan şirketlere ait. En az 2 fabrikası bulunanlar eklendiğinde sayı 131'e çıkıyor. Tek fabrikalar dahil edildiğinde ise toplam sayısı 227'yi buluyor. Ancak bunların "saptanabilenler" olduğu dikkate alındığında irili ufaklı üretim yatırımlarıyla toplam sayının 300'e yakın olduğu tahmin ediliyor.

Rusya en gözde ülke

“5 ve daha fazla fabrika yatırımıyla gerçek anlamda "global üreticiler" haline gelen 11 Türk şirketinin 117 fabrikasının ülke dağılımı Rusya'nın üretim için en çok tercih edilen ülke olduğunu gösteriyor. Bu ülke yatırım maliyetlerinden çok tüketici pazarı ve hızlı gelişmesi nedeniyle ilgi çekiyor. 11 global üretici şirketin 117 fabrikasının 23'ü Rusya'da. Bu gruplara ait Almanya'da 10 fabrika, ABD, Bulgaristan, Pakistan ve Romanya'da 7'şer fabrika var. 2 ve daha fazla sayıda fabrikası olan gruplara ait yatırımların 40 civarında ülkeye dağıldığı, tekil yatırımlarla birlikte ülke sayısının 50'yi geçtiği tahmin ediliyor. Tek fabrika yatırımları dikkate alındığında Azerbaycan 19, Romanya 17, Bulgaristan 16 yatırımla öne çıkıyor.

Binlerce kişiye iş veriyorlar

“Yurtdışındaki üretim yatırımları bulundukları ülkelerde önemli bir istihdam da yaratıyor. Anadolu Grubu'nun, Şişecam'ın Eczacıbaşı'nın  yurtdışı tesislerinde binlerce kişi çalışıyor. Örneğin, ABD'den, Kazakistan'dan Senegal'e uzanan geniş bir coğrafyada 85 ülkeye ihracat yapan Yıldız Holding şirketlerinin yurtdışındaki 10 fabrikasında, Godiva dahil 6 bin 700 kişi çalışıyor.

ANADOLU İÇECEK GRUBUNUN YURTDIŞINDA (31) FABRİKASI VAR 

Rusya:(5 fabrika) Bira, Rusya (4 fabrika) Malt, Kazakistan (2 fabrika): Bira, Gürcistan: Bira, Moldova: Bira, Sırbistan: (2 fabrika) Bira, Ukrayna (Miller): Bira, Rusya (3 Miller) Bira
Kazakistan: CC Şişeleme, Azerbaycan: CC Şişeleme, Irak: CC Şişeleme, Kırgızistan: CC Şişeleme, Pakistan (6 fabrika): CC Şişeleme, Türkmenistan: CC Şişeleme, Ürdün: CC Şişeleme

ŞİŞECAM GRUBUNUN (16)

Gürcistan: Cam ambalaj, Bulgaristan: Soda, Rusya: (Gorohovets) Cam
Rusya: (Posuda) Cam ev eşyası, Rusya: (Pokrovsky) Cam, Rusya (Ufa): Cam ambalaj
Rusya (Balkum) Kum, Bulgaristan: Cam, İtalya (Cromital): Kimyasallar, Bosna Hersek (Lukavac): Soda, Rusya (Krasnodar) Cam, Rusya (Kirishsky): Cam ambalaj, Rusya (Kazan) Cam, Ukrayna (Merefa): Cam, Mısır (SGGE): Düzcam, Bulgaristan: (EAD) Otomotiv Camları

ECZACIBAŞI (12)

- Almanya(3 fabrika): Burgbad- Fransa: Burgbad fabrikası- Almanya: Villeroy Boch
- Almanya: Engers Keramik- Fransa: Vitra Karo- Almanya: Vitra Karo- Rusya: Vitra Karo
- Romanya: (Nükleer tıp)-Dubai (Nükleer tıp)- Kazakistan: İpek Kağıt

YILDIZ HOLDİNG - ÜLKER (10)

İtalya(Nuroll SpA) Ambalaj, Suudi Arabistan: Bisküvi, Mısır: Bisküvi ve kek üretimi
ABD (2 tesis): Godiva, Belçika: Godiva, Romanya (Eurex): Bisküvi ve tuzlu kraker
Ukrayna (KBF): Bisküvi, sandviç bisküvi, Kazakistan (Hamle): Bisküvi, Pakistan (UG Food): Kek üretimi ve satışı

ORHAN HOLDİNG (13)

Macaristan: Otomotiv, ABD (2): Otomotiv, Meksika: Otomotiv, İngiltere: Otomotiv
İspanya: Otomotiv, Slovakya: Otomotiv, Fransa: Otomotiv, Romanya: Otomotiv
Güney Kore: Otomotiv, Rusya: Otomotiv, Hindistan: Otomotiv, Çin (Fuzhou Rocket) : Otomotiv

ZORLU GRUBU (10)

- ABD:Ev tekstili- Fransa (2 fabrika): Ev tekstili- Güney Afrika: Ev tekstili- İran: Ev tekstili
- Türkmenistan (Norsel ortaklığı ile tekstil)- Rusya: (2 fabrika) Beyaz eşya- Rusya: LCD fabrikası- Rusya: Televizyon fabrikası

HAYAT GRUBU (7)

- Romanya(kapı)- Bosna (Kraft kağıt)- Bulgaristan (yonga levha)- Rusya (Tataristan) yonga levha- Bulgaristan: Deterjan- Cezayir: Deterjan- Ukrayna Deterjan

SABANCI GRUBU (8)

- ABD: Kordsa- Almanya: Kordsa- Mısır: Kordsa- Arjantin: Kordsa- Brezilya: Kordsa
- Endonezya: Kordsa- Tayland: Kordsa- Çin: Kordsa- İtalya: Çimento- Mısır: Temsa

KOÇ GRUBU (8)

Rusya: Beyaz eşya, Romanya: Arctic soğutucu, Çin: Beyaz eşya, Güney Afrika (Defy): Pişirme – Kurutma, Güney Afrika (Defy): Soğutucu, Güney Afrika (Defy): Buzdolabı
Özbekistan (Samkoçauto): Otobüs ve kamyon, Özbekistan: (Tashkochavto): Yedek parça

ŞAHİNLER HOLDİNG (7)

Bulgaristan: Konfeksiyon, Ürdün: Kadın konfeksiyon, Mısır: Konfeksiyon, Fransa: Konfeksiyon, ABD: Konfeksiyon, Almanya (2): Konfeksiyon

ÇALIK (5)

TürkmenistanTekstil kompleksi (4 fabrika), Mısır: Çalık İskenderiye”..

ŞİMDİ SİZE SORUYORUM: YUKARDAKİ BU FİRMALAR  TÜSİAD ÜYESİ-İSTANBUL BURJUVALARINA MI AİTTİR, YOKSA BUNLAR  ANADOLU BURJUVALARININ MI ESERİDİR? BÖYLE BİR AYIRIM YAPABİLİR MİSİNİZ ARTIK? SİZ  YAPSANIZ BİLE HAYATIN İÇİNDE BUNUN  BİR ANLAMI VAR MIDIR?   YANİ, DEMEK İSTİYORUM Kİ: O “ESKİ ÇAMLAR NASIL BARDAK OLDULARSA”(!),  ESKİNİN O DEVLETÇİ-darbeci-BURJUVALARI DA ARTIK KÜRESELLEŞME SÜRECİNE ENTEGRE OLARAK YENİ TÜRKİYE’NİN BİR PARÇASI HALİNE GELMİŞLERDİR. İSTANBUL BURJUVALARI KÖTÜ, ANADOLU BURJUVALARI İYİ DİYE BİRŞEY YOKTUR ARTIK! BUGÜN ARTIK  BURJUVAYA BURJUVA GÖZÜYLE BAKMAK ZORUNDASINIZ. DEMOKRATİK PARLAMENTER SİSTEMİ ESAS ALDIKLARI ÖLÇÜDE BUNLARIN ARASINDA HİÇBİR FARK KALMAMIŞTIR. HA, BİR KISIM BURJUVALAR (A) PARTİSİNİ DESTEKLERKEN DİĞER BİR KISIM DA (B) PARTİSİNİ DESTEKLİYORMUŞ, BU AYRIDIR. SİZ SANIYOR MUSUNUZ Kİ, ÖRNEĞİN BİR ALMANYA’DA BÜTÜN BURJUVALAR HEP AYNI PARTİYİ DESTEKLİYORLAR!.O GEÇİŞ DÖNEMİ BİTTİ ARTIK TÜRKİYE’DE DE! ESKİNİN DEVLETÇİ BURJUVALARI DA ARTIK KÜRESEL SİSTEME ENTEGRE NORMAL BURJUVALAR HALİNE GELDİLER..ONLARA HALA ESKİNİN DARBE DESTEKÇİSİ DEVLETÇİ BURJUVALARI GÖZÜYLE BAKMAK HAKSIZLIKTIR,  ONLARI  İLLAKİ ESKİ TÜRKİYE’NİN YANINA İTMEYE ÇALIŞMANIN BİR ANLAMI YOKTUR. BUNDAN TÜRKİYE’NİN BİR KAZANCI OLAMAZ, SADECE RAKİP BURJUVA GRUPLARININ İŞİNE GELİR OLAYI BÖYLE GÖSTERMEK!!.

21.yy da hayat çok hızlı akıyor. Daha önceki süreçler için geçerli olan birşey  bugün de aynı şekilde doğru olmayabiliyor; bu nedenle, dünün doğrularının bugün de aynı şekilde doğru olup olmadıklarını  kontrol etmek zorundasınız; hayatı, her zaman, her koşulda  geçerli olan kalıplara sığdırarak açıklamaya kalktığınız an bitersiniz!. Dünün gerçekleri  dünü vareden koşullarla birlikte ele alınarak değerlendirilmelidir. Bugün ise, dünün içinden çıkıp gelen, diyalektik anlamda ondan farklı bir Türkiye ve dünya var artık!..

Bakın, hep deniyor  ki, “2013 Mayıs’ında patlak veren GEZİ olayları İstanbul burjuvalarının organize ettiği bir komplodur”!  Hani o  Boyner’in “çapulcuyum çapulcu” pankartı, Koçların Divan Oteli’ni eylemcilere açması falan vardı ya, bunlar da bunun kanıtı olarak gösteriliyor. Tamam, şurası açık, GEZİ olaylarıyla birlikte büyük bir provokasyon sergilendi ve  İstanbul burjuvaları da o  GEZİ’yi desteklediler.  Zaten bunu saklamıyorlar da. Ama bu farklı bir şeydir!. Onlar da diyorlar ki, sen benim ömüğümü sıkmaya, beni “intihara sürüklemeye” çalışırsan, ben de elbette ki sana karşı eli kolu bağlı durmam, fırsat düşmüşken kendimi savunurum! Bu durumda, “düşmanımın düşmanı dostumdur” kuralı işlemeye başlar!..

2013 BAŞLARINDA KOÇ NE DİYORDU

Oturdum-sağolsun internet- 2013 de hükümeti düşürmek için Türkiye’yi bir kaosa sürüklemeyi bile göze aldığı söylenilen  Koç’un  daha önce  kamu oyuna açıklanmış olan 2013 için öngörülerini  bulup çıkardım.  Bakın nasıl bir tablo çıktı ortaya; bakın  2013 için neler düşünüyormuş Koç:

Aşağıdaki satırlar  2 Ocak 2013  tarihli Hürriyet Gazetesinden[7]

“Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç,”Faaliyet gösterdiğimiz tüm alanlarda yatırımlarımız 2013'te de devam edecek. 2013'te toplam yatırım harcamamızın 3,7 milyar dolar seviyesinde olmasını planlıyoruz”.

“Mustafa Koç, Koç Holding olarak mevcut yurtdışı faaliyetlerini genişletmenin, halen sadece Türkiye'de faaliyet gösterdikleri alanlarda da yurtdışına açılma fırsatlarını değerlendirmenin, stratejileri arasında yer aldığını kaydetti.

“Koç, bu açılımları yaparken gelişmiş Avrupa pazarları coğrafi yakınlık, gümrük birliği, yüksek tüketim seviyeleri, gelişmiş alt yapı gibi avantajlar sunarken, gelişmekte olan pazarlar ise yüksek büyüme hızları ve rekabetçi yapıları ile ön plana çıktığını anlattı.

“Koç Holding olarak dengeli bir pazar çeşitlendirmesi ile, farklı pazarların güçlü ve zayıf yönlerini dengelemeye çalıştıklarını, bu kapsamda, krizde olanlar dahil, tüm Avrupa ülkelerinin hedef pazarlarının içerisinde yer aldığını, iştiraklerini kendi alanlarındaki fırsatların izlediğini, genel yatırım prensiplerine ve getiri beklentilerine uygun olduğu taktirde bu tür yatırımları gerçekleştirebileceklerini dile getiren Koç, ancak özellikle krizdeki Avrupa ülkelerinde rekabetçi şekilde üretim yapmanın zorluğunun, kendilerinin ilgi duyabileceği yatırımları kısıtlayan bir faktör olduğunu kaydetti.

Neymiş efendim, “Tüsiad ve Koç  içe kapalı-Devletçi bir Türkiye istiyorlarmış”!!.Allah akıl fikir versin!! Adamlar atı alıp-Üsküdarı falan da değil-dünya pazarlarını işgal etmişler de kimsenin haberi yok!! Ama tabi kavganın kaynağı başka! Büyümek, büyümek daha da büyümek için ellerindeki sermayelerinin yetersiz kaldığını gören bazı Anadolu burjuvası çevreleri iktidar gücünü kullanarak  eskinin Devletçi burjuvalarını mülksüzleştirmeye, onların sahip oldukları banka ve finans olanaklarına kendileri sahip olmaya çalışıyorlar, olay budur..Burjuva devrimini falan unuttu bizim jakobenler de, olayı, burjuvazinin kendi içindeki sınıf mücadelesi boyutlarına indirgemeye başladılar!..kavganın kaynağı budur!..Baksanıza, onlar da Anadolu burjuvaları oldukları halde bir TUSKON’la bile kapışıldı, niye?..

„Mustafa Koç, Koç Holding'in yurt dışı yatırımlarına da değinerek, yurtdışı yatırımları en yaygın boyuta ulaşmış olan şirketlerinin Arçelik olduğunu anımsattı.

„Satışlarının yarıdan fazlasını yurtdışında gerçekleştirdiği bu sektörde şirketlerinin, dünyanın hemen her coğrafyasındaki fırsatları sürekli izlediklerini ve değerlendirdiklerini dile getiren Koç, özellikle gelişmekte olan pazarlarda üretim, gelişmiş pazarlarda ise marka ve dağıtım yatırımlarını hedeflediklerini kaydetti.

“Kuzey Irak'ta yatırım potansiyellerine de değinen Koç, şunları söyledi:

Kuzey Irak 5 milyonu aşan nüfusu, doğal kaynakları, bize olan coğrafi ve kültürel yakınlığı ile potansiyel vadeden bir pazar. Henüz fiziksel ve yasal altyapı açılarından önemli eksikleri var. Bölenin gelişme potansiyelini hayata geçirmesinde hem Türkiye, hem de Türk özel sektörünün çok önemli rol oynayacağına inanıyorum. Koç Grubu olarak bölgeye yönelik ihracatımızın yanı sıra, Erbil'de Divan Oteli ve Setur Mağazası bu sene içerisinde faaliyete geçti. Koçtaş bölgede bir işbirliğine imza attı.

„Tabi Kuzey Irak deyince ilk akla gelen konu enerji. Enerjide bizim faaliyet gösterdiğimiz petrol, LPG, doğalgaz ve elektrik alanlarının her birinde işbirliği ve yatırım imkanları olabilir. Şirketlerimiz bu konuda çalışmalar yürütüyorlar. Fakat bu tür projeler devletlerarası ilişkilerin de devreye girdiği, uzun vadede hayata geçirilebilecek konular.”

E, Kürtlerle bile bu kadar yakından ilgilenen-oralarda iş yapan-ikide bir Doğu ve Güneydoğu’ya çıkartma yapan bir  bir Koç-ve Tüsiad- nasıl olur da artık „Barış Sürecine“ karşı olan o  ulusalcılarla-Cemaatçilerle bir tutulabilir! Diyeceksiniz ki, „e baksana, görmüyor musun, adamlar Pensilvanya’de el öpme kuyruğuna girmişler“!. İyi güzel de, sen adamlara sahip çıkmazsan, üstelikte onları denize iterek boğmaya kalkarsan, onlar da tutarlar „denize düşenin yılana“ sarılacağı gibi gider Pensilvanya yollarında  kendilerine koruyucu başka „paralel devletler“ ararlar!!.Yani önce o koordinat sistemi nerede duruyor ona bir bakalım. Kemalist vesayete-Eski Türkiye’ye karşı mücadele süreci içinde oluşan bakış açılarını hiç değiştirmeden  Yeni Türkiye’yi anlayamazsınız. Ne olacaktı yani, TÜSİAD’ın da içinde bulunduğu Eski Türkiye’nin bütün o batıcı-Kemalist beyaz Türkleri bir anda  yok mu edileceklerdi!!

Şunu unutmayalım, Yeni Türkiye sadece „siyahların“ Türkiyesi olmayacaktır. O, bir sentez olarak anlaşılmalıdır. Buradaki ölçü darbeciliğe-Devlet sınıfı vesayetine karşı olup olmamaktır; parlamenter sistemi esas alıp almamaktır. Yoksa herkes illa ki sizin gibi olmayacak!!..Tamam, gene sana muhalif olsun-olabilir de-bu muhalefet demokratik parlamenter sistemin içinde kalıyor mu kalmıyor mu sen ona bakacaksın! Bırakın artık şu „siyah-beyaz“ ayrımını mutlaklaştırmayı!!.O elit “Beyaz Türkler“, Devlet sınıfının kanatları altında oldukları sürece-hatta onların iktidarlarının bir parçası oldukları sürece- ayrı bir nitelik olarak  „beyazdılar“!!.Aradan o vesayet çıktığı an, onları artık normal bir beyaz renk  olarak görmek zorundasınız!!. Şunu unutmayın ki, aynı şey „siyahlar“ için de geçerlidir!!. O „Siyah Türkler“ de normal koşullar altında artık beyazdan  hiçbir farklılığı olmayan  normal bir siyahtırlar!!..Anlaşılıyor sanırım!!..Kimse kendisine „ben siyahım“ diye paye çıkarmamalıdır!!.

Koç’un 2013 öncesinde açıklanan 2013 projeksiyonlarına devam ediyoruz:  

“2013'te toplam yatırım harcamamızın 3.7 milyar dolar seviyesinde olmasını planlıyoruz diyen Koç, mevcut iş alanlarımızdaki bu organik yatırımların yanı sıra, bildiğiniz gibi Köprü ve Otoyollar özelleştirme ihalesini, bizim yer aldığımız konsorsiyum kazandı. İhale bedelinden bizim payımıza düşen pay, yaklaşık 2,3 milyar dolar. İhale onay mekanizması ve kapanış işlemleri ile ilgili sürecin gerçekleşme süratine bağlı olarak, 2013 yılı yatırımlarımıza bu tutarı da dahil etmemiz söz konusu olabilir” dedi.

„Mustafa Koç, 2013 yılında, büyümenin 2012'ye göre bir miktar hızlanarak yüzde 4,5 civarında olmasını beklediğini belirterek, “Geçen yıla kıyasla 2013'te yurtiçi yatırım ve tüketim harcamalarında belirgin bir canlanma olabileceğini tahmin ediyorum” dedi“.

Yahu kardeşim adam tutuyor 2013’ün Ocak ayında bu açıklamaları yapıyor, bu yatırım rakamlarını veriyor, sonra da tutuyor bundan altı ay sonra hükümeti devirmek için komplo düzenliyor ve bütün yatırım ortamının altına dinamit koyuyor öyle mi!!.İnsaf!!..Sen önce kendine bir bakacaksın, 2013 başlarından itibaren senin kendinde neler değişti de-o „danışmanlar“ falan nereden ne için ortaya çıktılar da-  adamlar  da nefes alamaz hale geldikleri için tuttular bir avuç „ÇAPULCUNUN“  peşine takılacak duruma düştüler!!..

Bakın, 03.01.2013 tarihli Milliyet Gazetesinde de neler yazıyor[8]: Koç’tan 2013’e dev yatırım bütçesi: 6 milyar dolar

„Mustafa Koç, Türkiye’nin 2013’te iç talep ağırlıklı olarak yüzde 4.5 büyümesini bekliyor. Bu yıl 3.7 milyar dolarlık yatırım yapacaklarını belirten Koç, “Köprü ve otoyol özelleştirmesinde payımız 2.3 milyar dolar. İhale onayına bağlı olarak, 2013 yatırımlarımıza bu tutarı da dahil etmemiz söz konusu olabilir” dedi. Bu durumda holdingin yatırımı toplam 6 milyar doları bulacak..

„Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, 2013 yılında, büyümenin 2012’ye göre bir miktar hızlanarak yüzde 4.5 civarında olmasını beklediğini söyledi. Koç, ”Her ne kadar büyüme oranında geçen yıla göre çok büyük bir sıçrama öngörmesem de, büyümenin bileşenlerine baktığımızda, bu yıl daha çok iç talep ağırlıklı bir büyüme göreceğimizi düşünüyorum. Bir başka ifadeyle, 2012’ye kıyasla 2013’te yurtiçi yatırım ve tüketim harcamalarında belirgin bir canlanma olabileceğini tahmin ediyorum. Bu düşüncemin arkasındaki en önemli nedenlerin başında, faizlerin 2013’te daha düşük düzeylerde kalacağı beklentisi geliyor” dedi.

„Mustafa Koç, Türkiye’de yurtiçi tasarrufların artmasının, yatırımların ve büyümenin finansmanda sürdürülebilirlik açıcından çok önemli bir konu olduğunu dile getirerek, Türkiye’deki tasarrufların yatırımlara yeterli kaynak sağlayamamasının yabancı tasarruflara yönelme eğilimi sonucunu doğurduğunu kaydetti.

„2012’nin ilk yarısındaki sıkı para politikasını yılın ikinci yarısında gevşetmeye başlayan Merkez Bankası’nın, 2013’te de genel olarak ekonomiyi destekleyici bir para politikası uygulayacağı tahmininde bulunan Koç, 2012’de iç talepteki yavaşlama neticesinde cari açıkta sağlanan hızlı düşüşün, enflasyonun son aylarda mutedil bir seyir izlemesi ve finansal piyasalardaki istikrarlı görünümün, Merkez Bankası’nın FAİZLERİ DÜŞÜK TUTMASINA OLANAK SAĞLADIĞINI  anlattı..

İnsan kafayı yer yahu!!  „Faiz lobisi“ diye suçlanarak faizleri yükseltmeye çalıştıkları, bunun için de GEZİ olaylarını falan planladıkları iddia edilen  o Koç, Merkez Bankası’nın faizleri düşük tutmasından  memnun!.Hadi bakalım kolay gelsin!!..

 „Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, grup CEO’su Turgay Durak ile Dış İlişkiler ve Kurumsal İletişim Direktörü Oya Ünlü Kızıl’ı yanına alarak önceki gün Elmadağ’daki Divan otelinde ekonomi gazetecileriyle öğle yemeğinde bir araya geldi[9].. Koç’un 2012 hedefleri, Avrupa’daki kriz, yerli oto, yeni projeler, yurtdışı yatırımlar ve grubun marka alım planları 1.5 saatlik sohbete damgasını vurdu. Mustafa Koç’un Türkiye ekonomisinin durumu ve holdingin performansı konuşulduğunda, masaya (tahtaya) üç kez vurması dikkat çekti. Koç, “Bu kadar karmaşık bir coğrafyanın içerisinde ülkemiz maşallah çok iyi durumda, şükretmemiz lazım” dedi.

Bunu diyor, sonra da aynı Koç  tutuyor 2013’ün içine ediyor, öyle mi, insaf!!.

Bu saatten sonra Koç’un avukatlığını da yaptırıyorlar bana ya  helal olsun bu Türkiye’ye!.Ben de galiba böyle „doğrucu davut“ olmaya devam etmekle kimseye yaranamayacağım!!.Nereye elimizi dokunsak  elimiz havada kalıyor yahu, nedir bu hikmet, yoksa bende mi birşey var!!..

„..Grubun ihracatının yüzde 70’ini Batı pazarlarına yaptığının altını çizen Koç, yurtdışıyla iş yapan şirketlerin diğer bölgelerde yeni pazarlar bulması adına çağrıda bulunduklarını belirterek, “Pazar çeşitlendirmesi yapmak mecburiyetindeyiz. Arçelik, Güney Afrika’nın beyaz eşya devi Defy’yi aldı. Dolayısıyla bu pazar çeşitlendirmesini tüm ihracat konumunda olan şirketlerimize hedef olarak veriyoruz. Başka çaresi de yok. Avrupa’nın içinde bulunduğu durumdan çıkması zaman alacak” diye konuştu.

„2012’ye 6.5 milyar liralık rekor yatırım bütçesiyle giren Koç Holding, Avrupa bölgesinde yaşanan gelişmeler ve içerideki gidişata bakıldığında planlarında değişikliğe gitmiyor. “Dünyadaki kriz ve Avrupa’nın durumu yatırım planlarınızda bir ertelemeye neden olacak mı?” sorusuna Mustafa Koç şu yanıtı verdi: “Hayır, her şeye olduğu gibi devam ediyoruz. Daha önce de belirttiğimiz Ford Otosan, Tofaş, Tüpraş, Arçelik’teki yatırımlarımızda hiçbir değişiklik yok.”

„Mısır’a fabrikada geri adım yok! Koç grubu olarak marka alımı adına her an fırsat peşinde oldukları bilgisini aktaran Mustafa Koç, “Tabii ki alım için ilginç bir gelişme olursa çok ciddi şekilde değerlendirmeye alacağımız aşikar” dedi. Koç yurtdışında büyüme adına Avrupalı markaların alımının olabileceğini belirterek şunları söyledi: “Avrupa’dan da olabilir tabii. Güney Afrika bizim için önemli. Kara Afrika da buna dahil. Mısır’da sıfırdan yatırım yapmak için tam el sıkışıyorduk, Arap Baharı başlayınca askıya aldık. Arçelik fabrikası... Tabii Mısır da onun hinterlandı Libya, Cezayir, Tunus, Fas hiç küçümsenmeyecek bir pazar. Bu bölgelerle ciddi ilgiliyiz.”

“Yerli otomobil üretilmesi fikrini yabancı ortağımız Fiat ile ciddi olarak düşünüyoruz. Fiat Türkiye’ye olan güvenini sıkça dile getiriyor” diyen Koç, şunları kaydetti: “Bir Türk markası olması konuşuluyor, bunun üzerine çalışıyoruz. Ancak derseniz ki her parçası Türkiye’de üretilecek mi, böyle bir şey dünyada yok. Bugün en iyi şartlarda, en iyi yedek parça ile en iyi otomobili üretmeye çalışıyoruz. Kaldı ki tüm dünyada otomotiv şirketleri birbirlerinin platformlarını kullanıyorlar. Örneğin Tofaş’ın otomobil platformunu birçok şirket kullanıyor. Apple neden iPad üretimini Çin’de yaptırıyor? Fiat “Biz desteğe hazırız” diyor. Daha ne olsun

„İran’a yaptırım senaryosunun Tüpraş’a olası etkisi sorulduğunda Koç Holding CEO’su Turgay Durak, şunları söyledi: “Bizim Koç Topluluğu olarak bu konuda bir duruşumuz var. Uluslararası bir konu ve hükümetimiz nasıl bir hareket tarzı öngörecek ise biz de ona uyacağız!.

Bu sözleri söyledikten sonra da tutuyor o Koç „paralel devletle“ birlikte iktidara karşı komplo hazırlıyor öyle mi!!.

Peki, 2013 için yatırım planları hazırlayan, 2013’e olumlu bir gözle bakan  sadece Koç mu; diğer Tüsiad’cı „büyükler“ neler düşünmüşler bir de ona bakalım:

BÜYÜK FİRMALARIN 2013 YATIRIM PLANLARI[10]

„Bu yıl hem ülke ekonomisinin hem de şirket büyümelerinin hız kazanması beklenirken, Türkiye'nin önde gelen grupları, yatırımlarını artırıp büyümeyi planlıyor. 12 büyük holdingin yatırım tutarı 2013'de 11 milyar doları aşacak. 

„2013 yılı için çok yüksek büyüme öngörüleri yok. Bu yıl küresel ekonomi için zor geçecek gibi görünüyor. Türkiye ekonomisi için büyüme tahminleri yüzde 3-4'te yoğunlaşıyor. Daha çok iç talep kaynaklı bir büyüme beklentisi hakim. Yatırımların görece hız keseceği tahmin ediliyor. Merkez Bankası'nın dün gazetemizin manşetinde yayımlanan 'İktisadi Yönelim Anketi' de yatırım iştahı hakkında önemli ipuçları içeriyor. Sanayiciler, 2013 için çok iyimser görünmüyor. 4'te 3'ü yatırımları kısma eğiliminde. Ancak büyük holdingler tarafında durum biraz farklı seyrediyor. Büyük grupların, holdinglerin yatırım programlarında aksama, erteleme yok. 12 büyük holding 2013 yılında 11 milyar dolar yatırım yapacak. Bu yatırımın 3.7 milyar doları Koç'tan, 2 milyar doları Sabancı'dan gelecek (lütfen bu cümleyi bir kere daha okuyun!! Ma).

„Bu yıl Koç Holding 3.7 milyar dolar seviyesinde, Sabancı Holding yaklaşık 2 milyar dolar, Anadolu Grubu yaklaşık 1 milyar dolar, Zorlu Holding 2012'deki 900 milyon dolar tutara benzer oranda, Akkök Grubu 552 milyon dolar, Eren Holding yaklaşık 500 milyon dolar, Borusan Holding 300 milyon doların üzerinde, Sanko Holding 300-350 milyon dolar aralığında ve Boyner Holding yaklaşık 100 milyon lira tutarında yatırım yapmayı planlıyor. Doğuş, Doğan ve Kibar Holding de eklendiğinde Türkiye'nin önde gelen 12 büyük grubunun 2013'de yapacağı yatırım tutarı yaklaşık 11 milyar doları aşacak“..

Altını çiziyorum bunların hepsi bugün artık İstanbul burjuvaları denilen   eskinin o Devletçi burjuvaları!..Ve de bunlar 2013’ün iyi geçmesi için yatırımlar planlarken sonra birden fikir değiştirerek GEZİ olaylarında „ÇAPULCU“ olup çıkıyorlar!!..

Şimdi de, Haziran 2013 Sayı 402-KOÇ TOPLULUĞU YAYININA BİR GÖZ ATIYORUZ[11]

„ Ülkemize Fitch’in ardından Moody’s, Japon kredi kuruluşu JCR ve Kanadalı kredi derecelendirme kuruluşu Dominion Bond Rating Services’dan da not artırımı geldi. Bu kuruluşlardan Moody’s, kilit ekonomi ve kamu maliyesi göstergelerindeki iyileşme ve ülkeyi uluslararası şoklara karşı daha dayanıklı yapması beklenen yapısal ve kurumsal reformları gerekçe göstererek Türkiye’nin uzun vadeli yabancı para birimi cinsinden kredi notunu ‘Ba1’den ‘Baa3’e yükseltti. Başbakanlık Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Başkanı M. İlker Aycı da Bizden Haberler Dergisi’ne verdiği röportajda ülkemizin bu performansına dikkat çekerken, özellikle enerji, altyapı, finans ve gayrimenkul sektörlerinde yabancı yatırımcılar için önemli fırsatlar sunduğunu dile getirdi..

Dikkat edin Türkiye’nin kredi notu niye yükseltildi diye ağlamıyor adamlar, tam tersine, daha çok küresel sermaye gelecek diye seviniyorlar!..Niye mi seviniyorlar; o gelen küresel sermayenin bir kısmı da kendileriyle işbirliği yaparak yatırıma yönelecekler de ondan! Sen bunları yaz, söyle, sonra da „bunlar ülkeye küresel sermayenin gelmesini istemiyorlar-engelliyorlar, bunlar vatan haini“ diye suçlan!!.

AFRİKA KONUSU

„Yüksek büyüme potansiyeli ile dikkatleri üzerine çeken ve yatırımcıları etkileyen Afrika 23’üncü Dünya Ekonomik Forumu’nun eş başkanlarından biri olan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Mustafa V. Koç, „Afrika ile Türkiye arasında gelişen ticari bağlar ve bölgede yürütülen aktif dış politika ile yeni Afrika’ya hem Türkiye hem de Koç Holding’in inandığını dile getiriyor..“

SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME STRATEJİSİ BAŞARIYLA DEVAM EDİYOR

„Koç Holding’in 2013 yılı ilk çeyrek finansal sonuçları açıklandı. Yılın ilk çeyreğinde 13.6 milyar TL ciroya ulaşan Koç Holding, 452 milyon TL kâr elde etti.  Koç Holding, 2013 yılının ilk çeyreğinde konsolide bazda toplam 13,6 milyar TL satış geliri elde etti, 619 milyon TL vergi öncesi kâr ve 452 milyon TL azınlık payı sonrası net kâr gerçekleştirdi. Avrupa’da politik ve ekonomik sıkıntıların sürdüğü; yakın coğrafyamızda karışıklıkların devam ettiği son dönemde Koç Topluluğu’nun risk yönetimine ve tasarruf tedbirlerine ağırlık verdiğini dile getiren ve sonuçları değerlendiren Koç Holding CEO’su Turgay Durak, yılın geri kalanında sürdürülebilir büyüme stratejisinin uygulanmaya devam edileceğini söyledi..

Yahu adamlar 2013’e öylesine hızlı ve hırslı başlamışlar ki hayatlarından çok memnun görünüyorlar!..Manyak mı bunlar ki sonra da tutup kaos ortamının fitilini ateşlesinler!!.

„2013 yılında Koç Topluluğu olarak Türkiye ekonomisindeki büyümenin büyük oranda iç talep kaynaklı olmasının beklendiğini dile getiren Turgay Durak, “İç talepteki bu artış, ithalatı da artıracağından, ihracatta ise dış pazarlarımızın hâlâ tam olarak toparlanamamış olmasından ötürü net ihracatın büyümeye katkısının sınırlı olmasını bekliyoruz” dedi. 2013’ün ilk çeyreğinde ülke ekonomisinde ekonomiye duyulan güvendeki toparlanma ve FAİZLERİN DÜŞÜK SEVİYESİNİN KREDİ TALEBİNİ CANLANDIRDIĞINI, BUNUN DA ÖZELLİKLE DAYANIKLI VE YARI DAYANIKLI TÜKETİM MALLARINA YÖNELİK TALEBİ TETİKLEDİĞİNİ SÖYLEDİ..

Hani bunların tek amacı  faizleri yükseltmekti, hani bunlar „faiz lobisi idi!!.

YATIRIMLARA DEVAM

„Kaynakları en iyi şekilde kullanarak Türkiye ve tüm paydaşlar için sürekli ve yüksek getirili yatırımlara dönüştürmeyi hedeflediklerini belirten CEO Turgay Durak, 2013 yılı için hedeflenen 6,8 milyar TL kombine yatırım planına hız kesmeden devam edildiğini aktardı. 2013’ün ürün ve yatırımlar açısından Koç Topluluğu şirketleri için çok önemli olduğuna da vurgu yapan CEO Durak, Tüpraş ve Ford Otosan’ın önemli bir yatırım döneminden geçtiğini sözlerine ekledi. Durak’ın açıklamalarına göre Tüpraş 2,4 milyar dolarlık fueloil dönüşüm projesi kapsamında 2013 ilk çeyrek itibariyle 1,55 milyar dolarlık yatırımla projede yüzde 65’lik ilerleme sağladı. Kasım 2014’te tamamlanacak ve 3,5 milyon ton beyaz ürün üretecek olan projenin yanı sıra Tüpraş rafinerilerinin tam kapasite çalışabilmesi ile Türkiye’nin çoğunlukla dışa bağımlı olduğu dizel ihtiyacının önemli kısmı karşılanacak. Ford Otosan’da ise geçen yıl devreye alınan Transit Custom’dan sonra, bu yılsonu Yeni Transit devreye alınırken 2014’te üretimine başlanacak yeni ticari araç ile ilgili geliştirme ve yeni tesis yatırımı da yıl boyunca sürecek. Tofaş ise ABD’ye Doblo ihracatına yönelik çalışmalarını sürdürecek.

“KÜRESEL ARENADA ÖNEMLİ ADIMLAR...”

„Açıklamasında S&P ve Moody’s’ten alınan uzun vadeli kurumsal kredi notlarını da hatırlatan Durak, “İlk kez bir Türk holding şirketinin bu statüye layık görülmesinin gururunu yaşıyoruz. Etkin risk yönetimi uygulamalarımız, farklı sektör ve coğrafyalardaki güçlü pozisyonumuz ve dengeli portföy yapımız ile, kurumsal yönetim stratejilerine verdiğimiz önem, başarılı yönetim yapısı ve güçlü finansal profilimiz her iki kurum tarafından da takdir edildi” dedi. Koç Holding’in 7 yıl vadeli dolar cinsi Eurobond ihracıyla 750 milyon dolar borçlandığını da söyleyen Turgay Durak, “Türkiye’de bu vadede en iyi fiyat ile gerçekleştirdiğimiz ihraç ile bir kez daha Türk şirketleri için başarılı bir örnek ortaya koyduk” dedi.

„Türkiye ekonomisinin bugününü ve geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bu yıl için sizin büyüme beklentiniz nedir?“

Bakın ne diyor Turgay Durak:

„Geçtiğimiz 10 yıllık dönemde hayata geçirilen reformlar sayesinde, Türkiye ekonomisinin eskiye nazaran iç ve dış şoklara karşı daha dayanıklı hale geldiğini gözlüyoruz.Ancak buna rağmen, Türkiye’nin dış tasarruflara dayalı büyüme performansının yarattığı kırılganlık tam olarak giderilmiş değil. Bu nedenle içinde bulunduğumuz dönemde ekonomide öncelik, Türkiye’de büyümenin daha istikrarlı bir hale gelmesini sağlamak. Örneğin, 2010 ve 2011 yıllarında kaydedilen yüzde 9’lar civarındaki hızlı büyümenin ekonomide yarattığı dengesizlikleri azaltabilmek için 2012’de iç talebi çok ciddi bir şekilde yavaşlatmak zorunda kaldık. Bunun neticesinde geçen yıl büyüme hızı yüzde 2,2’ye düştü, işsizlik oranı yükselişe geçti. Ekonomi yönetimi bu sene bir yandan büyümeyi hızlandırmayı hedeflerken, diğer yandan ekonomide aşırı ısınmaya imkan vermeyecek bir çerçeve belirlemiş durumda. Buna göre, Merkez Bankası hem iç talebi canlandırmak, hem de TL’nin değerlenmesini engellemek için daha gevşek bir para politikası uygularken, bunun kredilerde arzu edilenin ötesinde bir hızlanmaya yol açmaması için elindeki başka bazı araçlarla piyasaya müdahale ediyor. Hükümetin de ekonomik faaliyetlerin canlandırılması konusunda oldukça istekli olduğunu ve gerektiğinde kamu maliyesi kanalıyla ekonomiye destek vermekten kaçınmayacağını gözlemliyoruz. 2013’ün ilk çeyreğinde iç talep geçen seneye göre daha kuvvetli olmakla birlikte, henüz yüzde 4-yüzde 5 bandında bir büyümeye işaret eder nitelikte değil. Başta Avrupa olmak üzere dış pazarlarımızda devam eden zayıflık dış talebin de ekonomiye yeterli destek verememesine neden oluyor. Ancak, Merkez Bankası’nın Nisan ve Mayıs’taki toplam 100 baz puanlık faiz indirimi, tüketici güveninde gözlenen toparlanma ve Hükümet’in olası  müdahaleleri sayesinde 2013’ün geri kalanında ekonomide daha güçlü bir seyir beklenebilir. Bu genel çerçeve içinde 2013 bütçesini yaparken tespit ettiğimiz büyüme beklentimiz olan yüzde 4,5’i değiştirmiyoruz.

“Uluslararası derecelendirme kuruluşu Moody’s, Koç Holding’in uzun vadeli kredi notunu “Baa3” olarak; Standard&Poors ise “BBB-” olarak belirledi. Bunun Koç Holding için anlamı nedir? S&P’nin Türkiye’nin kredi notunu ise BB’dan BB+’ya Moody’s’in de Ba1’den Baa3’e yükselttiğini de göz önünde bulundurunca siz, bu derecelendirmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Koç Holding’in, Türkiye’ye ve Türk şirketlerine verdikleri kısıtlı notlarla tanınan S&P ve Moody’s derecelendirme kuruluşlarının her ikisinden de “yatırım yapılabilir” seviyesinde kredi notu alması yüksek bir başarıdır. Derecelendirme kuruluşları, yayınladıkları raporlarda, Koç Holding’in elde ettiği bu başarılı sonuçta etkin risk yönetimi uygulamalarının, farklı sektör ve coğrafyalardaki lider şirketleri ile sağlamış olduğu güçlü ve dengeli portföy yapısının, kurumsal yönetim ve şeffaflığa verilen önemin, başarılı yönetim yapısının ve şirketin güçlü finansal profilinin önemli rol oynadığını belirtmektedirlerMoody’s ve S&P’nin Türkiye’nin kredi notunu artırmaları sevindiricidir. Ancak hem Türkiye’nin hem de beraberinde Koç Holding’in hak ettiği kredi notlarının daha yukarılarda olduğuna inanmaktayız. Türkiye’nin artık Fitch ve Moody’s tarafından, yani iki derecelendirme kuruluşu tarafından yatırım yapılabilir kredi notu seviyesine getirilmesi, Türk şirketlerine akacak olan fon miktarını arttıracak ve sermaye piyasalarından daha olumlu koşullarla faydalanabilmelerini sağlaması açısından ülke ekonomisine katkı sağlayacaktır..

“Genel olarak Türkiye’de özel sektörün mali yapısı hakkında ne düşünüyorsunuz? Son yıllarda kamu ve bankacılık tarafında yapılan düzenlenmelerle oldukça güçlü bir yapı sağlandı. Sizce aynı dayanıklılık özel şirketler için de geçerli mi?

KOÇ TOPLULUĞU’NUN EKONOMİYE VERDİĞİ KATKI:   

ŞİRKETLERİN TOPLAM KOMBİNE CİROSU GSYH’NIN YÜZDE 9’UNA EŞİT

TOPLAM İHRACATIN YÜZDE 10’UNU TOPLULUK ŞİRKETLERİ GERÇEKLEŞTİRİYOR.

HALKA AÇIK TOPLULUK ŞİRKETLERİ BORSA İSTANBUL TOPLAM DEĞERİNİN YÜZDE 16’SINI OLUŞTURUYOR.

Ve sen tutuyorsun bunları Devletçi-darbeci diye “intihara sürüklemek” istiyorsun, kaos ortamı yaratıcıları olmakla suçluyorsun!!..

AFRİKA’NIN ASLANLARI ASYA’NIN KAPLANLARINI GEÇTİ

“23’üncüsü Güney Afrika’nın üç başkentinden biri olan Cape Town’da düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu,  bu yıl ‘Afrika: Sunulan Vaatlerin Gerçekleşmesi’ temasıyla yapıldı. Gelişen Afrika ekonomilerinin dünya ekonomisinde artan payına dikkat çekilen toplantılardan çıkan sonuç, Afrika’nın aslanlarının Asya’nın kaplanlarını geçtiği oldu.

“23’üncü Dünya Ekonomi Forumu (WEF), 8-10 Mayıs tarihleri arasında Güney Afrika’nın yasama başkenti Cape Town’da gerçekleştirildi. Küresel ekonomik krizin ardından düzenlenen toplantıların bu yılki gündem maddeleri ekonomik çeşitlendirmeyi artırmak, stratejik altyapı yatırımlarına hız vermek ve Afrika’nın geri planda kalmış insan kaynaklarını ön plana çıkarmak oldu. ‘Afrika: Sunulan Vaatlerin Gerçekleşmesi’ temasıyla düzenlenen organizasyonda Afrikalı yatırımcılar dünya ekonomisinin temsilcilerini iç ve dış ekonomik tehlikelerde kalkan görevi görecek bakir kıtaya yatırıma çağırdı.  Forumda, Afrikalı siyasetçi ve bürokratların yanı sıra Dangote Group’un sahibi Aliko Dangote, Forbes listesine 1,1 milyar dolarlık servetiyle giren Sudan asıllı Mo İbrahim, Nijeryalı Zenith Bank ve ülkenin en büyük mobil operatörü Quantum’un sahibi Jim Ovia, yine Nijeryalı Famfa Oil’in sahibi Folorunsho Alakija, Kenyalı bankacı James Mwangi ve Shorelina petrol grubunun sahibi Kola Karim gibi isimler yer aldı.

“Afrika’nın geleceğine ışık tutan toplantılarda bu yıl Türkiye’den önemli bir isim de yer aldı. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç, İngiltere’deki Mo İbrahim Vakfı Başkanı Mo İbrahim, Afrika’nın Kapasitesini Geliştirme Vakfı Genel Sekreteri FrannieLeautier, Birleşik Arap Emirlikleri merkezli The Abraaj Grubu’nun Kurucusu ve Başkanı Arif M. Naqvi ile birlikte Forum’un eş başkanlığını yürüttü. Koç, Afrika’daki güçlü büyüme trendinin oluşmasında geçtiğimiz 10 yılda gerçekleşen ekonomik, demokratik ve insani gelişmelerin etkili olduğuna dikkat çekti. Konuşmasında bu büyüme trendinin temelinde makroekonomik göstergelerin iyileşmesi, hükümet reformları, iş dünyasına dost politikaların uygulanması ve hızlanan özelleştirmelerin yer aldığına değinen Koç, “Afrika, genç nüfusu, gelişen yaşam standardı, şehirleşmenin artışı ve orta sınıfın güçlenmesi ile dünyayı etkiliyor. Benim için yeni Afrika, güçlü vaatleri ve umudu simgeliyor. Son yıllarda Türkiye ile Afrika arasında gelişen ticari bağlar ve bölgede yürütülen aktif dış politika ile yeni Afrika hakkında daha fazla şey duymaya başladık. Hem Türkiye hem de Koç Holding Afrika’ya inanıyor” dedi. Koç Topluluğu olarak, Güney Afrika’nın en büyük beyaz eşya üreticisi Defy’ı satın aldıklarını hatırlatan Koç, bu satın alma ile Afrika’nın geleceğine olan bağlılıklarını gösterdiklerini vurguladı. Koç, “Koç Topluluğu olarak Afrika’yı uzun vadeli stratejik bir iş ortağı olarak görüyoruz” diye konuştu. Afrika’nın özel sektör için yeni başlangıçlar sunan önemli fırsatlar taşıdığını da anlatan Koç, “Çevresel açıdan sürdürülebilir ve daha sosyal iş modelleri özel sektör için için eşsiz bir şans. Afrika’nın uzun süreli refahına inanan, doğru seçilecek uluslararası partnerler ile Afrika’da ekonomik büyüme ve sürdürülebilir gelişme el ele yürüyecektir” diye konuştu.

“Koç Topluluğu 2011 yılında Afrika’nın en büyük beyaz eşya üreticisi Defy Appliances’ı 324 milyon dolar şirket değeri ile satın almıştı. Grup böylece gelişmekte olan ülkelere yatırım politikasının en önemli ayaklarından birini de hayata geçirmişti. Arçelik ve Defy’nin kendi pazarlarından lider konumu, marka bilinirliği, güçlü satış ve satış sonrası desteği gibi ortak değerlere sahip olması da iki markanın kısa zamanda uyum sağlamasını kolaylaştırdı. Satın alma işleminin fiili olarak gerçekleşmesinin hemen ardından ise grup, enerji tasarruflu buzdolapları ve derin dondurucu hattını üretime açmak için ekstra yatırımları hayata geçirdi. Bölgeye güvenin bir parçası olarak ise kısa sürede Mısır’da bir satış temsilciliği açtı. Grubun uzun dönemli hedefleri arasında ise Sahraaltı Afrika olarak adlandırılan bölgede genişlemek yatıyor. Koç Topluluğu’nun başı çektiği bu yatırımlar diğer Türk yatırımcı ve girişimcileri de hem ihracat hem de yeni yatırımlar konusunda önümüzdeki dönemde tetikleyeceğe benziyor. Koç ayrıca kıtanın ekonomik potansiyeline ulaşması için genç nüfusun eğitiminin önemine dikkat çekti. Kıtada ülkeler arası ticaretin de düşük kaldığını belirten Koç, bölgesel ticaretin artması ile hem yerli hem de yabancı yatırımcılar için önemli fırsatlar doğacağını belirtti.

Koçları-Tüsiadcıları içe kapanmacı-Devletçi burjuvalar olarak gören gözü kör aydınlarımıza duyurulur: Adamlar, bırakınız Türkiye pazarını bir yana,   Afrika pazarlarında yarışıyorlar artık!..

İŞTE 500 ANADOLU KAPLANI

Haber : Ekonomist Online / 02.10.2011[12]

„Anadolu’dan, başta İstanbul olmak üzere sanayinin biraz yeşerdiği illere, yıllarca kitlesel göçler yaşandı. Göçün yarattığı sadece kentsel sorunlar bile bugün altından kalkılamayan büyük bir travma ile yaşamamızın yegane nedenidir. İstanbul 30 yıldır bu travma ile yaşıyor. İzmir, Bursa da öyle… Ve daha başka kentler… Bugünkü resim biraz daha farklı ve geleceğe dair umut verici… Ekonomist’in yedi yıldır olduğu gibi bu yıl da TEB (Türkiye Ekonomi Bankası) ile birlikte gerçekleştirdiği ‘Anadolu Kaplanları-Anadolu’nun En Büyük 500 Şirketi” araştırmasının yıl yıl değişen verileri bunu açıkça gösteriyor. 

“Anadolu 500’ü oluşturan şirketlerin 2009 yılındaki toplam cirosu 73.4 milyar liraydı. 2010 yılında bu rakam 89.7 milyar liraya ulaştı. 2010 yılındaki ciro artışı nominal olarak yüzde 22.2 iken, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) deflatörünü kullanarak hesap yaptığımızda, reel artış da yüzde 15’i buluyor. Böylece Türkiye ekonomisinin yüzde 9 büyüdüğü 2010 yılında Anadolu Kaplanları’nın çok daha iyi bir performans gösterdiği ortaya çıkıyor. Bu sayede Anadolu Kaplanları’nın toplam cirosu 2009’da Türkiye’nin GSYİH’sinin yüzde 7.7’si düzeyindeyken, 2010 yılında yüzde 8.2’sine çıkmış bulunuyor“.

DİKKAT!  BİR TEK „KOÇ’A BAĞLI ŞİRKETLERİN TOPLAM KOMBİNE CİROSU (2013) GSYH’NIN YÜZDE 9’UNA EŞİT“!!.. Ve sen, böylesine bir birikimi  „intihara sürüklemek“ istiyorsun!!..

„Anadolu Kaplanları 2009 yılında 12.6 milyar dolarlık ihracat yapmıştı. 2010’da ise yapılan ihracat 13.1 milyar dolar oldu. Buna göre ihracattaki artış yüzde 4’te kalmış durumda.

DİKKAT! Gene bir tek Koç’un (2013) ihracatı Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde onu!..Ki bu da, Türkiye’nin ihracatı 150 milyar dolarsa  bunun 15 milyar doları ediyor..Hani bunlar iç pazarı sömürmekle yetiniyorlardı!! O eski çamların bardak olduğu ne zaman görülecek acaba!!

BAKIN ŞİMDİ!

Böyle bir yazıyı bugün bir „solcu“ yazabilir mi Türkiye’de? Yazamaz!! Neden? „Bak, Tüsiadcı olmuş, Koç’un reklamını yapıyor“ falan diyecekler diye korkar da ondan!! (Ama hoş, artık o da eskidendi galiba, şimdilerde o ar damarı da yırtıldı, bazıları Erdoğan düşmanlığı yapacağım derken açıktan TÜSİAD-KOÇ solculuğuna da  soyundular bile!!) Böyle bir yazıyı  gözü kapalı „Erdoğancı“  birinin yazamayacağı ise zaten ortada!!

Ama bakın ben yazıyorum işte!!.Niye mi yazıyorum, siyasetten, ya da KOÇ’tan veya Tüsiad’dan  bir beklentim mi var!!. Hayır tabi(!), hiç kimseden bir beklentim yok!. Hayatımı gurbet ellerde bir işçi olarak kendi emeğimle kazandım..Bundan sonra siyaset yapmaya falan da hiç niyetim  yok! Ama verilmiş bir sözüm var benim: Herşeyden önce bir Ulaş’a, bir Necmeddin’e ve diğerlerine!..“Bu işi ucu nereye giderse gitsin sonuna kadar takip edip götüreceğim, ve de bu düğümü çözeceğim“ diye!..Bu bir. İkincisi de, o emekçi kadına, anama sözüm var aynı şekilde..Yoksa ne Koç, ne Tüsiad, ne de Anadolu Kaplanları..hepsi aynı benim için..Ben, bugünün içinde oluşmaya başlayan geleceğin o modern sınıfsız toplumunun insanıyım!..en azından, kendimi öyle hissediyorum!..

1973 Martında   General Gürler’i Cumhurbaşkanı seçtirmek için Batur’un jetleri parlamentoyu tehdit ederek gövde gösterisi yaparken, dönemin bütün „sağcıları“ gibi  „solcuları“ da istisnasız onları destekliyorlardı!. Açın bakın dönemin Yeni Ortam Gazetesi’ne kimleri göreceksiniz orada şaşarsınız: „Bir yanda 27 Mayıs’ın devrimci geleneğinin temsilcisi Gürler, diğer yanda ise gerici faşist Demirel, biz elbette ki Gürler’i destekliyoruz“ diye yayın yapılıyordu o zaman! Bunlar hiç çıkmıyor hafızamdan! Ama sadece Y.Ortam mı? O dönem hepimiz Selimiye’de Cezaevindeydik,  herkes şahit, var mıydı başka türlü düşünen? 

Ben ne yapıyordum peki;  İstanbul 3.Nolu Sıkı Yönetim Mahkemesinde ve Ankara’da Denizleri asan Ali Elverdi’nin Mahkemesinde „Amerikan emperyalizmine ve gerici faşist 12 Mart cuntasına karşı  burjuva parlamenter sistemi ve  General Gürler’in karşısında onu-parlamenter sistemi- savunan Demirel’i destekliyorum“ diye bangır bangır bağırıyordum ben de!..Bunun fiyatını ödedik tabi, „dönek, hain“, „hapisanede beş vakit namaza başlamış (sanki namaz kılmak kötü bir şeymiş gibi)“!..Tek kelimeyle aforoz ettiler beni!..Halâ da utanmadan aynı şeyleri tekrarlayanlar var!..

Sonra,  Eski Türkiye’ye karşı mücadelesinde hep Erdoğan’ın yanında oldum.  Menderes’ten Demirel’e ve Özal’a geçen burjuva demokratik devrim bayrağını devraldığı için  onu destekledim. Hala da, her türlü darbeci-komplocu müdahaleye karşı  onun-onların yanındayım..

Ama benim asıl desteklediğim şey, ne Demirel, ne Özal, ne de Erdoğan’dı aslında; ben  hep demokratik parlamenter sistemi desteklemeye çalıştım..Çünkü ancak bu yoldan gidilerek Yeni Türkiye’ye ulaşılabileceğine inanıyordum; halâ da öyle. Ve de ancak bu yolun Türkiye’yi Bilgi Toplumuna-modern sınıfsız topluma götürebileceğini düşünüyorum.. Yani, bir zamanlar Demirel’i, sonra Özal’ı ve de son on yıldır da Erdoğan’ı,  burjuvazinin bir kanadına karşı diğer kanadını savundukları için desteklemedim ben!  Aşağıdan yukarıya doğru gelişen Anadolu burjuvalarını   Osmanlı artığı devletçi sisteme  karşı oldukları için, darbeciliğe karşı burjuva parlamenter sistemi savundukları için   destekledim..

Ama bugün artık köprülerin altından çok sular akmış görünüyor. Bir kere darbeleri destekleyen  o eskinin devletçi burjuvaları yok artık ortada. Onlar da, Anadolu burjuvaları gibi  küreselleşme sürecine entegre olmuş durumdalar..Ve de  güzel birşey bu..Bunu artık aralarında esasa ilişkin  bir farkın kalmadığının altını çizmek için söylüyorum..

Erdoğan’a gelince; o, başlı başına bir olay; bir Erdoğan’ı kolay yetiştirmedi bu toplum. Son iki yüz yıldır Oryantalizmin  ideolojik baskısı altında aşağılık duygusuna kapılarak  kendi içine kapanan Türkiye halklarına umut ve moral verdi o. Bu yüzden de zaten, bağrına bastı bu halk-halklar onu..Bu nedenle, „danışman“ kılığı altında bir avuç ideolojik klavuzun peşine takılarak hata üstüne hata yapma lüksü yok onun!. Çünkü ona birşey olursa eğer, bu, herşeyden önce halkın içinde bir hayal kırıklığına yol açar, halkın kendine olan güveninin sarsılmasına neden olur..Ve ben bunu istemiyorum!..

Benim eleştirilerim sahip çıkarak eleştiri çerçevesinde ele alınmalıdır. Çünkü, Yeni Türkiye yolculuğunun  halâ AK Parti içinden çıkacak alternatiflerle devam edebileceğini düşünüyorum ben..Hem de, öyle kolay kolay Erdoğan’dan vazgeçmeden!..Çünkü, içinde bulunduğumuz burjuva devriminin jakoben motoru olarak bu halkın halâ ona  ihtiyacı var!..Ama onun da kendini, ona güvenen insanları ve de devrimin son on yılda elde edilen kazanımlarını gözü kapalı aslanın ağzına atmaması gerekiyor!..

Benim  önerim çok basit: Şu son on yılda nasıl idare edildiyse Türkiye, genel hatlarıyla  gene aynı politikaya dönülsün!.Bir an önce yeni bir anayasa yapımı için sivil toplum güçleriyle masaya oturulsun ve de Yeni Türkiye’yi kurma mücadelesinde en önemli müttefikin Kürtler olduğu unutulmasın.. Yeni Türkiye’nin bütün güçlerini kucaklayan, kavgacı olmayan, kavga edilecekse bile, dostları ve düşmanları daha bir titizlikle ayırdederek,  daha soğuk kanlı bir şekilde geleceğe yönelen bir politikaya dönülsün! ..Kısacası, koskoca bir denizi geçtik, geride bıraktık,  önümüzdeki derede boğulmayalım diyorum!..


[1] http://duzceyerelhaber.com/Munir-AKTOLGA/15300-Uluslasirken-kuresellesmek

[2] http://duzceyerelhaber.com/Munir-AKTOLGA/15300-Uluslasirken-kuresellesmek

[3] http://duzceyerelhaber.com/Munir-AKTOLGA/17225-Hem-ulusalci-hem-de-kuresel-demokratik-devrimci-olmak-mumkun-mudur-1

[4] http://duzceyerelhaber.com/Munir-AKTOLGA/17516-Hani-ne-oldu-simdi-o-20yy-kalintisi-teoriler

[5] Şimdi, buradan hemen, madem ki durum böyle, o zaman herkes bize düşman sonucu çıkmaz!.. Politika başka birşeydir!..O ulus devletlerin kendi aralarındaki ilişkiler ve çelişkiler de rol oynar bu durumda..Bu nedenle, sen kendi yolunda yürürken kendi yol arkadaşlarını da buna göre belirlersin!..

[6]http://www.usiad.net/index.php?option=com_content&view=article&id=162:yurtdndaki-tuerk-sermayeli-fabrika-says-300e-dayand&catid=52:haberler&Itemid=71

[7] http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/22277423.asp

[8] http://ekonomi.milliyet.com.tr/koc-tan-2013-e-dev-yatirim-butcesi-6-milyar-dolar/ekonomi/ekonomidetay/03.01.2013/1650435/default.htm

[11] BİZDENHABERLER BH-402.docx

[12] http://www.ekonomist.com.tr/anadolu-500-haberler/3042.aspx

.

Facebook Yorumları

Emlak8
4.08.2019
“BİAD” KÜLTÜRÜNÜN MADDİ TEMELLERİ...
24.07.2019
27 Mayıs’tan 15 Temmuz’a: Darbeler biliniyor muydu?
11.07.2019
DOLAR-EURO DÜŞSÜN İSTENİYOR MU? BENCE İSTENMİYOR!..
26.06.2019
NEREYE GELİNDİ, NEREDE DURUYORUZ?..
20.06.2019
EVET MURSİ’YE BEN DE ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM!..
20.05.2019
İSTANBUL-ANADOLU SAVAŞLARINDA SON PERDE: AK PARTİ KOALİSYONU DAĞILIYOR!..
21.4.2019
„YENİ“NİN „ESKİ“NİN İÇİNDEN ÇIKIP GELME SÜRECİNİN, YANİ DEVRİMİN VE „JAKOBEN DEVRİMCİLİĞİN“ DİYALEKTİĞİ... (2)
31.3.2019
DEVRİM NEDİR, “RADİKAL DEVRİMCİLİK” ANLAMINDA “JAKOBENİZM” NEDİR? DEVRİMİN VE “JAKOBEN DEVRİMCİLİĞİN” DİYALEKTİĞİ!..
15.3.2019
ŞİMDİ DE „ZAMANI GERİ DÖNDÜRMEYİ“ BAŞARMIŞLAR!!.
12.3.2019
“HATIRALAR” DAN BİR 12 MART YAZISI ...
11.3.2019
Dâvâ ve kendini feda etmek
18.2.2019
Türkiye’nin dış politikası yanlış mıydı?
23.1.2019
FAZIL SAY'IN AÇIKLAMASINI DESTEKLİYORUM…
9.1.2019
NEREDEN BAŞLAMIŞTIK NERELERE GİTTİ İŞİN UCU-
3.1.2019
HATIRALAR
6.10.2018
OKTAY’I KAYBEDELİ BİR YIL OLMUŞ!..
3.10.2018
ŞU McKİNSEY KONUSU!..
7.7.2018
POPÜLİZMİN “SAĞI” “SOLU”?..
28.6.2018
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE KAPİTALİZMİN KENDİ DİYALEKTİK İNKARINI YARATMASI...
19.6.2018
KÜRESELLEŞME SÜRECİNDEKİ DÜNYA...
10.6.2018
HDP BARAJI AŞARAK PARLAMENTOYA GİRMELİDİR!..
9.5.2018
NEREDE BULUNUYORUZ, BU NOKTAYA NASIL GELİNDİ?..
2.5.2018
GÖZDEN KAÇMAMASI GEREKEN İKİ ÖNEMLİ HABER…
10.3.2018
„KADINA ŞİDDET ARTMIŞ“, PEKİ NEDEN?..
20.2.2018
DÜNDEN BUGÜNE ÇIKAN YOL VE SINIF MÜCADELELERİ...
23.1.2018
Türkiye’nin dış politikası yanlış mi idi, ya da nerede hata yapıldı da yolumuza bugün bir Afrin çıktı?...
23.11.2017
NATO NEDİR… O BİR SOĞUK SAVAŞ ÖRGÜTÜ DEĞİL MİDİR?..
15.11.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİNİN KENDİ İÇİNDEKİ MUHALEFET, YA DA YENİ SOL...
10.10.2017
BU DA BİR ETYEN ELEŞTİRİSİ...
8.10.2017
TOPLUMSAL “YORGUNLUK” ÜZERİNE!..
5.10.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE BAĞIMSIZLIK TALEPLERİ...
2.10.2017
20.YÜZYIL’DAKİ ANLAMLARIYLA “SAĞ”-“SOL”DİYE BİRŞEY KALMADI ARTIK!..
12.9.2017
BEN, “KENDİ KARŞITINI YARATARAK VAROLMAK” DİYALEKTİĞİNİ ŞERİF MARDİN’DEN ÖĞRENDİM...
24.7.2017
HAKLIYKEN HAKSIZ DURUMA DÜŞMEK!..
15.7.2017
27 MAYIS’TAN 15 TEMMUZ’A... DARBELER BİLİNİYOR MUYDU?..
7.7.2017
"ADALET"İN BU MU DÜNYA!!..
24.6.2017
AK Partinin ve „reisin“ çelişkisi, neden „patinaj yaptıklarının „ açıklaması...
16.6.2017
CHP VE "KONTROLLÜ DARBE" ANLAYIŞI!..
27.5.2017
Dil konusu çok önemli...
13.5.2017
Türkiye olayı 21.yüzyıl paradigması içinde göremiyor!..
8.5.2017
Ve Denizler Filistinden dönüyorlar, onlarla Ankara’daki buluşma!..
15.4.2017
Nerede bulunuyoruz, devrim’de devrim ne anlama geliyor?..
3.4.2017
İşin özünde merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartışmaları var!..
1.4.2017
Bugünlerde birkere daha benim daha önceki yazıları okuyun, bir de Alper'in şu son yazısını!..
12.3.2017
‘Ecdadımız’ edebiyatı ile yeni Türkiye inşa edilemez!..
19.8.2015
„KÜRT SORUNU“ SADECE KÜRT SORUNU DEĞİLDİR!...
12.8.2015
Hani ABD'den AB'ye kadar bütün o "Batılı emperyalist güçler" "Türkiye’yi bölmeye çalışan" bir "üst akılı" temsil ediyorlardı!!..
9.8.2015
Önemli olan nedir, PKK’nın ne istediği mi, yoksa ne yapılmasi gerektiği mi?
6.8.2015
Aç tavuk rüyasında darı görür
26.7.2015
İŞTE BU!..
21.7.2015
CEMİL MERİÇ VE ONUN “AYDINLARI” ÜZERİNE!..
13.7.2015
Nasıl bir eğitim sistemine ihtiyacımız var
5.7.2015
SURVİVOR ALL STAR!..
3.7.2015
Kimse kendini aldatmasin
29.6.2015
Devrimin ikinci aşamasına giden yol “tarihsel uzlaşma”dan geçiyor!..
25.6.2015
AÇIK KONUŞALIM!...
23.6.2015
AK PARTİ- HDP İLİŞKİSİ VE ÇÖZÜM YOLU!...
21.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali yok olmasa da artık eskisi kadar aktüel değil!
18.6.2015
Demirel gerçeğini kavramadan 12 Mart'ı açıklayamazsınız!!
14.6.2015
Neredeyiz, neyi-neleri tartışmalıyız, AK Partililere mektup?...
9.6.2015
AK PARTİ VE HDP İÇİN TEK ÇIKIŞ YOLU:
8.6.2015
Şimdi bahane bulma sırası AK Parti’nin Jakobenlerinde mi?...
8.6.2015
LAFI UZATMAYA GEREK VAR MI!!...
5.6.2015
"Taraf olmayan bertaraf olur" mantığı nasıl bır mantıktır?
31.5.2015
21.YÜZYIL VE FETİH DİYALEKTİĞİ!..
28.5.2015
27 Mayıs 2015’te sürecin neresindeyiz?..
26.5.2015
Derin AK Parti konuşuyor!
20.5.2015
Mevlana-Şems aşkından Sancak-Erdoğan aşkına!..
11.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-5
8.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-4
6.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-3
4.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-2-
30.4.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-1-
24.4.2015
Tarihle hesaplaşmadan burjuva devrimi tamamlanamaz!..
21.4.2015
Yeni bir „toplum sözleşmesi“ancak „tarihsel uzlaşmayla“ mümkündür!.
15.4.2015
HAYRET Kİ NE HAYRET!!..
14.4.2015
Neden HDP’nin baraji aşmasini istiyorum!..
8.4.2015
İdeolojik virüs bütün hızıyla yayılmaya devam ediyor!..
31.03.2015
Önemli olan ne söylediğin değil, nerede durduğun!..
28.03.2015
BİRAZ DA GÜLERKEN DÜŞÜNELİM!!
27.03.2015
Bakın işte mesele bu!
21.03.2015
Başkanlık sistemi tartışmaları: Amaç nedir?
14.03.2015
12 MART’TAN GÜNÜMÜZE...
08.03.2015
Yaşanılmaya başlanan süreç devrimin ikinci aşamasına ilişkindir!..
26.02.2015
Geleneklerimize-kültürümüze uygun Türk tipi Başkanlık sistemi…
24.02.2015
DEVLET VE İDEOLOJİ..
20.02.2015
ŞU “EMANET” MESELESİ!..
04.02.2015
Ey devlet sen nelere kadirmişsin, pes doğrusu!..
30.01.2015
Yunanistan ve Türkiye..
28.01.2015
Herşey küreselleşme sürecinin özünü kavrayabilmekle ilgili!..
14.01.2015
“Allah’ın tuzağı” (enfal.30) nedir
08.01.2015
“STRATEJİK DERİNLİĞİMİZİN” DERİNLİĞİ!..
06.01.2015
“stratejik derinliğin” derinliği!..
25.11.2014
Kobani PKK için neden önemli!..
10.11.2014
AK parti ideologlarıyla aramızdaki fark
04.11.2014
Necip Fazıl ödülü üzerine..
30.10.2014
Cumhuriyeti neden kutluyoruz ..
27.10.2014
AK Parti iktidar olduğu halde neden halâ „mağdur“ rolünü oynayabiliyor da, CHP muhalefette olmasına rağmen halâ „muktedirleri“ oynuyor!!..
19.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... SON
17.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 2
15.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 1
05.10.2014
Kurban bayraminin özü-diyalektiği nedir hiç düşündünüz mü?
26.08.2014
"Stratejik derinlik" kavramı üzerine düşünceler!..
14.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 2
11.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 1
20.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 2
18.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 1
03.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? SON
01.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 2
29.04.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 1
17.03.2014
Ne oluyor?
12.03.2014
“Tarihi Uzlaşma”
02.02.2014
Ulus-devlet kabuğu gelişmekte olan ülkelerde de çatlıyor..
29.01.2014
Şu, küresel sermaye-milli sermaye konusu!..
26.01.2014
Yol ayırımı: Kemerlerinizi iyi bağlayın, türkiye bir viraja girdi savrulma tehlikesi var!!..
20.01.2014
Siz bu kafayla, “yedirmeyeceğiz” “yedirmeyeceğiz” derken Erdoğan’ı yedireceksiniz!
13.01.2014
Bu nasıl bir ittifak olacak, ne işe yarayacak?..
31.12.2013
Aklımızı başımıza toplayalım!..
26.12.2013
Sadece Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı mı “yanıldı”?
21.12.2013
“Devlet”, “paralel devlet”, sivil toplum-yeni Türkiye diyalektiği..
14.12.2013
MİLLİ İRADE NEDİR..
1.12.2013
Gülen Hareketi-AK Parti ilişkisinin diyalektiği!..
26.11.2013
Ortadoğu’da yeni dengeler, Rojawa, Barzani, PKK, Türkiye..
22.11.2013
NEREYE GİDİYORUZ!..
0811.2013
Bir süre önce „nereye geldik, ne yapmalı“ demiştik, şimdi neden şaşırıyoruz!..
05.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği SON
04.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği- 4
03.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-3
31.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-2
30.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-1
19.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (SON)
18.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (3)
17.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (2)
16.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (1)
08.09.2013
Pozitivizm nedir? - SON -
07.09.2013
Pozitivizm nedir? - 3 -
06.09.2013
Pozitivizm nedir? - 2 -
05.09.2013
Pozitivizm nedir? - 1 -
01.09.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 2
31.08.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 1
28.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? 2
26.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? - 1
21.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 3
20.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 2
19.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi..
18.08.2013
İki adım ileri atıldı, şimdi bir adım geriye!..
14.08.2013
Liberaller ne kadar liberal..
11.08.2013
Makas değişimi olayı biraz daha karmaşık!..
06.08.2013
20.yy'la 21.yy arasındaki fark
05.08.2013
Hani ne oldu şimdi o 20.yy kalıntısı teoriler?..
02.08.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?... 2
31.07.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?...
26.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (2)
24.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (1)
23.07.2013
Nerede duruyoruz, ne tarafa doğru gideceğiz!...
20.07.2013
Kültürler arası etkileşim ve bilişsel ortak kimlik üretimi..
18.07.2013
Kime karşı mücadele edeceğiz? ulus devlet-küresel sermaye ilişkisi..
16.07.2013
Namazın, duanın, şükür ve sabırın diyalektiği..
15.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. SON
14.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (5)
13.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (4)
12.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (3)
11.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 2)
10.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 1)
09.07.2013
“Gelinim sana söylüyorum kızım sen anla “
04.07.2013
Mısır’da darbe ve Cumhurbaşkanı Mursi’nin çağrısı..
02.07.2013
Nereye geldik, ne yapmalı!..
27.06.2013
ŞİMDİ TAM DEMOKRATİKLEŞME ZAMANIDIR!
25.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (4
24.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (3)
23.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (2)
22.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (1)
20.06.2013
“FAİZ LOBİSİ” İMANA MI GELDİ DERSİNİZ!..
18.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!..(2)
16.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!.. (1)
11.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA...“ 2
10.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA ...“ (1)
08.06.2013
“Faiz lobisine” karşı mücadeleye evet,ama...
06.06.2013
ERDOĞAN, NE YAPMALI!..
04.06.2013
“Nedir bu olup bitenlerin anlamı” mı diyorsunuz!..
03.06.2013
„İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (2)
02.06.2013
İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (1)
1.06.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur!
30.05.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur! (1)
29.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(3) SON
27.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(2)
26.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(1)
23.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (2)
21.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (1)
20.05.2013
Bilgi toplumuna giden süreçte sivil toplumun yaptırım gücü küresel vicdandandan kaynaklanıyor!..
18.05.2013
Statüko mühendislerinin işi gerçekten çok zor!..
15.05.2013
Bir kere daha ne yapilmali sorunu!..
14.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (SON)
13.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (4)
12.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (3)
10.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (2)
09.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (1)
07.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor SON
06.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 3
05.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 2
04.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 1
30.04.2013
İttihatçı liberalizm üzerine!..
28.04.2013
Uluslaşırken küreselleşmek!..
27.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … (SON)
26.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 3
25.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 2
24.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 1
21.04.2013
Türkiye’de neden sol, ya da sosyal demokrat bir hareket yok!
19.04.2013
Nerede bulunuyoruz? devrimin önündeki acil sorun!..
18.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (4)
17.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (3)
16.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (2)
15.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (1)
11.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (5)
10.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (4)
09.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (3)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (2)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun,fikirler ve siyaset konuşsun" (1)
1 0
hakan 06.11.2014 - 10:53:12
Bunlkarı sanki gerçekten serbest bir şekilde ouluyormuş gibi anlatıyorsun ,ülkende yatırım vergileri dünya standartlarının çok üstündeyse napacaksın,başka yerlere hatta en kolay çine gidersin.Bunların hepsi tek merkezden yönlendirmeli..hiç bir şey öyle görüldüğü gibi serbest değildir..Teknoloji ve makinalarda bu küresellikte tek merkezin etkisiyle iflas da edebilir bunu hesap ediyor musun ? Böyle bir çok ironi çıkarabiliriz.Küresel sermaye dediğin anglosakson -yahudi sermayesi.. bunların ulusculuğunu gizliyorsun.dünyayla küresel entegre olmak isteyenler bunların kurallarına uymak zorunda..Sonradan gelenler ilklere çok ulaşamazlar bu kurallarda..ekonominin kurallarından birisi de sürekliliğini bir şekilde devam ettiren ilkler daima kazanır..Senin yerli burjuvalarının fazla şansı yok..Devlet desteği olmadıktan sonra..O hükümetlerde o sermaye tarihi tekelinin devletlerine bağımlı istesende istemesende..yok öyle dünyanın her yerinde kendiliğinden mantar gibi bitmek..Teknolojik ütopya dedikleriniz.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%85,88
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive