Münir AKTOLGA

zm.aktolga@gmail.com



Bookmark and Share

Nereye geldik, nerede duruyoruz... 1


15.10.2014 - Bu Yazı 3364 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 NEREYE GELDİK, NEREDE DURUYORUZ, “KÖŞEYE Mİ SIKIŞTIK”, DAHA İLERİYE NASIL GİDECEĞİZ?..

İÇİNDEKİLER

GİRİŞ. 4

ORTA DERECEDE GELİŞMİŞ BİR ÜLKE OLARAK KALMA TEHLİKESİNİN OBJEKTİF TEMELLERİ..4

„KÜRESEL DEMOKRATİK DEVRİM“,  „GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER“   VE TÜRKİYE. 6

ANCAK, BU SÜREÇ GELDİ ŞİMDİ BİR NOKTAYA DAYANDI, MEVCUT DİNAMİK ARTIK ONU  DAHA İLERİYE DOĞRU GÖTÜRMEYE YETMİYOR..9

PEKİ, BUNDAN SONRA NASIL YOL ALACAĞIZ, NEREDE BULUNUYORUZ VE DAHA İLERİYE DOĞRU NASIL GİDECEĞİZ..9

EĞİTİM-ÖĞRENMEK, ÖĞRETMEK NEDİR, BİLGİ ÜRETİMİ FAALİYETİ NEDİR, BU İŞİN ÖN KOŞULLARI NELERDİR?..10

ÖNÜMÜZDE YIĞILI OLAN VE ÇÖZÜM BEKLEYEN  DİĞER SORUNLAR..12

ÖNCE, ŞÖYLE BİR SOLUK ALIP, DAHA FAZLA PROBLEM YARATMA SÜRECİNİ DURDURMAK, YANİ, FRENE BASMAK GEREKİYOR!..13

HEPSİ BU KADAR DEĞİL Kİ!.17

PEKİ O ZAMAN NE YAPMALIYIZ?.18

GÜCÜNÜ TARİHTEN VE COĞRAFYADAN ALAN „STRATEJİK OLARAK DERİN“  BİR ANLAYIŞI  ŞU ANIN GERÇEKLİĞİYLE BAĞDAŞTIRACAK STRATEJİK OLARAK DERİNLİĞİ OLAN  BİR ÇÖZÜM ÖNERİSİ..20

ÖNSÖZ:

„Bence  bugün Türkiye’nin, karşısına çıkan   sorunları aşarak, içine girilen  dar boğazdan çıkabilmesinin bir tek yolu var: YENİLENEBİLİR ENERJİ  alanında bir seferberliğe girişmek!..”

En sonunda söyleyeceğimi en başında söyleyerek işe başlayayım da sonra kimse demesin ki, „ne yani kardeşim, bir yanda İŞİD, öte yanda „barış sürecine“ yapılan sabotajlar, ortalık kan gölüne dönmüş adeta ve böyle bir ortamda sen tutmuş ‚”tek çözüm yolu yenilenebilir enerji konusunda bir seferberlik ilan etmekten geçiyor” diyorsun, ne alakası var“!!..

Evet, alakası var, hem de çok var!..Gene çalışmanın sonuç bölümünden:

“Bakın, bu alanda, sadece  devlet  politikası olarak bir hamle yapmaktan falan bahsetmiyorum, SEFERBERLİK bambaşka bir  kavramdır!..Bu konuyu, Türkiye için "stratejik derinliği" olan bir konu olarak ele alıyorum ben.. Bu nedenle, bu alanda öyle şu an olduğu gibi basit teşvik tedbirleriyle falan yetinilemeyeceğinin altını çizmek istiyorum!..Faizsiz krediden, alan tahsis etmeye, en azından yirmi  yıl alım garantisinden vergiden muafiyete kadar radikal tedbirlerle birlikte yürütülecek bir devlet ve sivil toplum projesinden bahsediyorum; bu alanda bir yatırım seferberliğine ihtiyaç olduğunu söylerken kollektif bir ayağa kalkıştan bahsediyorum!...Köy köy, kasaba kasaba insiyatifler, kooperatifler kurmak gerektiğinden, “bu benim işimdir” diyerek insanların  büyük bir motivasyonla böyle bir projeye sarılır hale getirilmesinden  bahsediyorum!...Bütün bu sivil toplum insiyatiflerinin devlet tarafından teşvik edilmesini,  hiçbir insiyatifin başıboş bırakılmaması gerektiğini,  hem kendi enerji ihtiyacını karşılaması, hem de her türlü tasarrufunu  değerlendirmesi  için  devletin vatandaşa adeta garanti vermesi gerektiğini söylüyorum!..Yani, topyekün bir kalkışmadan-bu anlamda bir SEFERBERLİKTEN bahsediyorum!.  Ve diyorum ki, bakın o zaman neler oluyor bu ülkede!..”

Eğer bugün Türkiye bir dar boğaza gelip dayandıysa, çabalayıp dursak da bir türlü    „orta derecede gelişmiş bir ülke“ olma sınırının ötesine geçemiyorsak artık, bunun iki nedeni var. Birincisi açık,  her yıl enerjiye 60 milyar dolar ödemek zorunda olmamız. Bütün o “cari açık” sorunumuzun falan kökeni gelip buraya dayanıyor sonunda. E peki ne yapacağız, nasıl kapatacağız bu açığı? “Orta derecede gelişmiş ülke” olma  konumunu nasıl yeneceğiz?..2023 hedeflerinden bahsediyoruz, güzel şeyler bunlar; ama daha birkaç gün önce ekonomi yönetimi nerede bulunduğumuzun altını çizerek, önümüzdeki yola işaret etti. Eldeki olanaklara, dış konjönktüre değinerek mümkün olan büyüme stratejisinin altını çizilmeye çalışıldı. Burada söylenilenler hiçte öyle içaçıcı şeyler değil.   “Tamam, büyümek istiyoruz” falan da, öyle sadece istemeyle olmuyor bu iş. Peki ne yapacağız o zaman? 

Neresinden bakarsanız bakın, büyümenin, gelişmenin yolu, son tahlilde “yeni bilgiler üretip piyasaya katma değeri yüksek mallar sürebilmekten” geçiyor?..Bu açık!..

Evet, ama bakın işte tam bu noktada da ikinci sorun  çıkıyor karşımıza!!.

İki yüz yıldır doğal yatağından saptırılmış bir toplumuz biz. Daha yeni yeni kendi yolumuzu bulmaya, koparılmış olduğumuz tarihimizle, kültürümüzle buluşmaya çalışıyoruz. Böyle bir toplumun öyle hemen birden bire yeni bilgiler  üretebilmesi  mümkün müdür? Bilgi üretmek demek, çevreden gelen informasyonları sahip olduğumuz bilgi temelimizle değerlendirip işleyerek „bilgi“ adı verilen yeni ürünler ortaya çıkarabilmek demektir[1]. Peki hangi „bilgi temeliyle„  başaracağız biz bu işi? 

İki yüz yıldır „bilgi temeli“ tahrip edilmeye çalışılmış bir toplum olduğumuzu söylemiştik, bu arada pozitivist toplum mühendisleri kendi kafalarına göre yeni „bilgi temelleri“ kazandırmaya çalışmışlar bu topluma!. Mübarek sanki kompüter bu, çıkar bir programı (software) koy onun yerine başkasını!!..Bu nedenle, daha henüz doğru dürüst bir eğitim sistemimiz bile yok bizim!. En önemlisi de, nasıl bir eğitim sistemine sahip olmamız gerektiğini bile henüz daha bilmiyoruz!. E, bu durumda nasılyeni bilgiler üreterek katma değeri yüksek mallar elde edeceğiz?. Tamam, son tahlilde  bu işin başka yolu yoktur, doğru, ama, kısa ve orta vadede ne yapacağız!?

İKİ SAPMA..

İşte tam bu noktada  „çaresizlik“  iki eğilimin,  ideolojik kökenli iki sapmanın  ortaya çıkmasına neden oluyor.

Birincisi açık; eski devletçi-Kemalist statükonun içe kapanmacı,    devletçi, statik dünya görüşünü savunanların çizgisi. Az üretirsen az enerji tüketir, az ithal girdi kullanırsın olur biter, ne cari açık kalır ortada ne birşey!! Bunların bütün söylediklerinin, yazıp çizdiklerinin  özü esası  budur!! Türkiye’de „sol“ muhalefet diye boy gösterenlerin sahip çıktıkları bu politika eski devletçi paradigmanın günümüzdeki uzantısından başka birşey değildir aslında!.  Onların bütün dertleri, kaybettikleri eski cennetlerine yeniden kavuşabilmekten başka birşey değil!. Her türlü yeniliğe karşı çıkan, bütün sorunların kaynağının üretici güçlerin gelişmesi olduğunu düşünen bu gerici muhalefete göre en kestirme yol, hiç birşey yapmamaktır!!.Devletçi elitler toplumun ürettiği bütün nimetlerden yararlanırken diğer insanlar da „şükür“ diyerek  „doğayla içiçe“ „huzur içinde“ yaşasınlar!!.Bunların dünya görüşü budur!!..   

İkincisi ise, AK Parti’nin içinde filizlenmeye çalışan yeni tipten devletçi milliyetçi bir akım. Bunlar da, eski devletçi statik-içe kapanmacı dünya görüşüne  karşı çıkarlarken,   işi abartarak başka bir uç noktaya götürüyorlar meseleyi ve  tek çıkar yolun „genleşmeci„ devletçi bir yayılma politikası olduğunu söyleyerek   „emperyal“ bir ülke haline gelmek olduğunu savunuyorlar!. Davutoğlu’nun „stratejik derinlikli„ politikalarının arkasına gizlenerek-onu, milliyetçi-devletçi yayılmacı bir anlayışla yorumlayarak- kendini  ifade etmeye çalışan bu çevreleri   sakın   küçümsemeyelim; en az birinciler kadar tehlikeli bir sapmadır bu da!.Ayrıca, iktidar partisi içinde gelişmeye çalıştıkları için,  bunların işi  daha da tehlikeli noktalara götürebilme potansiyelleri olduğunu da unutmayalım!..

PEKİ NEDİR BU İŞİN ÖZÜ?.  

Lafı hiç uzatmaya gerek yok  aslında, işin özü dönüp dolaşıp gelip enerjiye, petrol ve doğal gaza  dayanıyor, kim ne derse desin böyle bu!.Bütün o ürkek, içe kapanmacı-devletçi politikaların da,  yayılmacı-„genleşmeci“-„emperyal“ bir ülke haline gelme politikalarının da  altında yatan  sorun budur! Ülke olarak bizim yeteri kadar petrolümüz, doğal gazımız yok. Biz bunları  dövizle ödeme yaparak dışardan satın almak zorundayız. İşte bizim belimizi büken ana sorun bu, altından birtürlü kalkamadığımız sorunların özü, kaynağı bu!..

Bu arada, kafa karışıklığına yol açmamak için hemen altını çizmekte yarar gördüğüm bir nokta var. Demin, ikinci türden „sapmaya“ işaret ederken, bunların Davutoğlu’nun „stratejik derinlik“ politikalarının arkasına gizlendiklerini söylemiştik.  Ben, özünde, Davutoğlu politikasının çıkış noktasını oluşturan „stratejik derinlik“ anlayışına karşı falan değilim!. Davutoğlu,  üretici güç olarak tarihi ve coğrafyayı da işin içine katarak  „yeni Türkiye“ için ufuk açıcı bir paradigma çiziyor. Hepsi bir yana, tarihi ve kültürel beraberliğimizden  yola çıkılarak, İslam ülkeleriyle olan dayanışma vurgulanıp, buralarda kendi pazar payımızın arttırılmasına çalışılıyor!.Niye  kötü birşey olsun ki bu!. Benim altını çizmeye çalıştığım ve bir „sapma“ olarak nitelendirdiğim eğilim, bu işi, yani     „tarihi ve kültürel beraberliğimiz„  konusunu abartarak (bunun arkasına gizlenerek) temel sorunlarımızın çözümünü sadece  20.yüzyıl kalıntısı yeni tipten yayılmacı bir ulus devlet paradigmasına indirgemekle ilgili..Ana çizgiden sapma bu noktada ortaya çıkıyor.  Yoksa ben, esas yolundan saptırılan nehrin tekrar ana yatağına döndürülmesine, bu anlamda bir „restorasyona“ karşı değilim!. Benim karşı olduğum şey, „yeni Türkiye“ anlayışını  sadece eskinin restore edilmiş şekli olarak anlayarak, 21.yüzyıla ilişkin sorunları artık eskimiş olan bir paradigmanın gölgesinde  çözmeye çalışmak!.

GİRİŞ

ORTA DERECEDE GELİŞMİŞ BİR ÜLKE OLARAK KALMA TEHLİKESİNİN OBJEKTİF TEMELLERİ..

YENİ ESKİNİN İÇİNDE GELİŞİRDEMİŞTİK..

KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE KÜRESEL DEMOKRATİK DEVRİM DİYALEKTİĞİ..

Daha önceki çalışmalarda,  uzun uzun,   soğuk savaşla birlikte ikiye bölünmüş  dünyada kapitalist dünyanın kendi içindeki ilişkilerin de değişmeye başladığını anlatmıştık[2]...Ama giderekten, kapitalist dünya içindeki değişme sadece kapitalist ülkeler arasındaki ilişkilerle de sınırlı kalmıyor, mevcut yapının  işletme sistemi olan kayıtsız şartsız tekel egemenliğine dayalı  tekelci kapitalizmin-emperyalizmin kendisi de değişmeye başlıyordu. Çevrenin-dış dünyanın- değişmesi, eski biçimiyle tekelci kapitalizmin varoluş koşullarını da yok etmişti. Dünyanın ikiye bölünmesi bunun için bir milad olmuştu adeta. Tekelci kapitalizmin, yeni koşullarda daha önceki varoluş biçimini gerçekleştirmesi-üretmesi  mümkün değildi artık.

Sonra, “peki pratikte değişen ne oldu” diye sorarak demiştik ki,   “büyük kapitalist ülkeler yerli yerinde duruyorlar, finans kapital de duruyor yerinde,  değişen ne olmuştur gerçekten?  Öyle sanıyorum ki, bu soruya verilen cevabı geride kalan şu  son yirmi yıl  doğrulamıştır!  Şöyle diyorduk o zaman: 

Değişen şu oldu: Eskiden tekel+ulus devlet bir bütündü. Egemenlik alanını genişletmek için bu ikili bir bütün olarak hareket ediyorlardı. Finans kapital de ulus devletin açtığı  güvenli yolda yürüyerek dünya pazarlarını istilâ ediyordu.  Ki bu da,  aynı hedefi güden,  herbiri diğerlerinin aleyhine olarak kendi nüfuz bölgesini genişletmek isteyen emperyalist ülkeler arasındaki çelişkileri ön plana çıkarıyordu. Ancak, bu sürecin ve bu sürece yön veren  çelişkilerin, yeni dönemde de- yani ikiye bölünmüş  dünya ortamında da- eskiden olduğu gibi aynen sürmesi artık mümkün değildi. Çünkü bu, bütün bir insanlığı topyekün yok oluşa götürebilirdi. İşte, iş bu noktaya gelince, durum, bütün diğer yasaların üstünde olan “yaşamı  devam ettirme” yasası (survive-überleben) açısından  sürdürülemez   hale gelince, finans kapital yavaş yavaş ulus devlet yükünü sırtından atmaya,  dünya pazarlarına yayılmanın daha başka-barışçı yollarını aramaya başladı”[3].

“Ama ne olabilirdi bu “yeni-barışçı yollar” diye sorduktan sonra bu soruya da şöyle cevap veriyorduk:

“Bir malı daha iyi kalitede, daha ucuza imal ederek rekabet etmek ve bu şekilde, daha çok satarak, dünya pazarlarında daha çok yer kapmak”!

Ortaya çıkan sonuç gerçekten çok önemli idi; ki bunu da şöyle ifade etmiştik: “İşte, yeni dönemin, “soğuk savaş” döneminin, atom bombasından daha güçlü, en önemli “silâhı” bu olmuştur! Öyle bir silahtı ki bu, hem sosyalist sisteme karşı, hem de kapitalist ülkelerin kendi aralarındaki rekabette biribirlerine karşı etkiliydi; üstelikte, hiçbir kullanma riski taşımıyordu!..

Sonra, şöyle devam ediyorduk:

“İşte, dünya ikiye bölünüp de, artık ulus devletle birlikte nüfuz bölgeleri yaratarak dünya pazarlarında daha çok yer kapma yöntemi imkânsız hale gelince, yani tekelci kapitalist işletme sistemi azami kâr elde etmek için elverişli olmaktan çıkınca,   sırtında yumurta küfesi olmayan finans kapital, hiç düşünmeden bu sefer de ulus devleti sırtından atıverdi ve tekrar  eski silâhlarını kuşanmaya başladı!  Önemli olan ne işletme sistemiydi, ne de ulus devlet, önemli olan azami kâr’ı elde edebilmekti;  yeni koşullara uyum sağlayarak, eskiden olduğu gibi tekrar daha ucuza ve daha iyi kalitede mallar üretmeye, dünya pazarlarında bu yöntemle yer kapmaya yoğunlaştı.  Yeni koşullar altında bu yöntem onun hareket kabiliyetini çok daha fazla arttırıyordu.  Bu türden bir rekabetin, yani ulus devlet gücüne dayanmadan yürütülen bir  rekabetin silahlı-sıcak savaşlara yol açması, ve esas düşman olan sosyalist sistemin karşısında güvenlik zaafına neden olması riski de yoktu! Müthiş birşeydi bu! İşte, ikiye bölünmüş dünyada, soğuk savaş devam ederken  yeni-küresel dünya sisteminin tohumu ana rahmine böyle düştü. Ve kimse farkına varmadan,  usul usul böyle gelişmeye başladı orada”..

İşte, soğuk savaşı sona erdiren diyalektiğin özü budur..

Sonrasını biliyoruz!. Duvarların yıkılışı, ikiye bölünmüş dünya pazarlarının tekleşmesi, ve de, sermayenin sırtındaki ulus devlet kabuğunu bir yana atarak, adeta zemberekten boşanmışcasına dünyanın dört bir tarafına doğru yayılması geldi arkadan..Peki nereye gidiyordu sermaye? Üretim maliyetleri nerede daha ucuzsa artık oraya doğru akmaya başlıyordu su- yani sermaye[4]..

Fizik’teki “bileşik kaplar”ın ne olduğunu herkes bilir sanırım. İki kova düşününüz, öyle ki, bunlar bir boruyla alttan birbirine bağlı olsunlar. Bu kovalardan birini gelişmekte olan ülkeler, diğerini de gelişmiş  ülkeler olarak düşünelim. Sermaye de kovaların içindeki o su olsun. İşte,  bu yeni dünya düzeni doğuncaya kadar  su, şu ya da bu biçimde, hep az gelişmiş ülkelerin kovasından gelişmiş ülkelerin kovasına doğru akardı! Bu yüzden de, gelişmekte olan ülkelerin kovası hep boş dururken, gelişmiş ülkelerin kovası dolar taşardı! Ulus-devletlerinin arkasına sığınan tekelci kapitalistler tekel egemenliği sayesinde az gelişmiş  ülkelerin sütünü bir inek gibi sağarlardı adeta! Bu tekel kâr’ından gelişmiş ülkelerin halkı-çalışanları da alırlardı paylarını tabi! Buna bağlı olarak da toplumsal yaşam seviyesi buralarda bir hayli yükselmişti.      

Dünya tekleşip de, küresel rekabet mücadelesinde üstte kalabilmek için, sermaye üretim maliyetlerinin daha düşük olduğu az gelişmiş ülkelere doğru kaymaya başlayınca işler tersine döndü ve su bileşik kaplarda tersine doğru akmaya başladı!

Bu o kadar önemli bir gelişmeydi ki, birkaç yıl içinde gelişmiş ülkelerdeki yatırımlar bıçak gibi kesilmeye başlamıştı. Sırtına dolarlarını eurosunu yükleyen kapitalistler Çin’e, Hindistan’a, Türkiye’ye, üretim maliyetleri nerede düşükse, kim kendilerine daha elverişli yatırım olanakları sunuyorsa oraya gitmeye başlıyorlardı[5]! İnformasyon teknolojisinin bu kadar geliştiği, küçük bir köy haline gelmiş bir dünyada üretimin nerede yapıldığı hiç önemli değildi artık. Hatta öyle ki, bir malın bir parçasını Çin’de, bir parçasını Polonya’da  yaptırarak, sonra da bütün bu parçaları, örneğin Türkiye’de biraraya getirip monte etmek bile mümkündü. Önemli olan, rekabet mücadelesinde en iyi kalitede ve en ucuza üreterek azami kâr’ı gerçekleştirebilmekti.  Üretimin, yatırımların hangi ülkede olacağının sermaye açısından başka  hiç bir anlamı kalmamıştı. Sermaye, sırtındaki “ulusal” etiketini hiç düşünmeden çıkarıvermiş, gelişmiş ülkelerin ulus-devlet yöneticileri de sap gibi ortada   kalmışlardı! Yatırım olmayınca işsizlik  ve devlet bütçesindeki açıklar da  çığ gibi büyümeye başlıyordu artık buralarda.  Ve işin ilginç tarafı, iktidara kim gelirse gelsin artık hiç bir çözüm yolu da görünmüyordu ufukta! Hani öyle eskiden olduğu gibi, muhafazakârlar gider, sosyal demokratlar gelir, ya da tersi, işlemiyordu artık! Örneğin, bir işçinin Almanya’daki maliyeti ayda üç bin euro ise, bu, Çin’de yüz elli dolar, Polonya’da veya Türkiye’de ise üç yüz dolardı.  Üstelik bir de bedava arsa  ve ilk on yıl için  vergi muafiyeti de elde ediyordu kapitalistler buralarda!  Ulus devlet yöneticileri Almanya’daki işçi ücretlerini indirseler indirseler kaça indirebilirlerdi ki! Bu yolla bir Çin’le, ya da Türkiye ile rekabet edebilmek mümkün müydü! 

Yapacak birşey kalmamıştı! Sermaye nerede ucuza üretebiliyorsa oraya gitmeye mecburdu. O gitmezse, rakibi gidecek, ondan daha ucuza ürettiği için de azami kârı o cebine indirecekti. Bırakınız azami kârı, iletişimin bu kadar geliştiği bir dünyada rekabet mücadelesine ayak uydurmadan ayakta kalabilmek bile mümkün değildi artık. Ulus-devlet yöneticilerinin vatan-millet çığlıkları, “biraz da ülkenizi düşünerek yatırım yapın” çağrıları hiç yankı bulmuyordu. Sermayenin yeni vatanı bütün dünyaydı artık. Ulus-devlet kabuğu çatlamış, kuş pır diye uçup gitmişti-gidiyordu. Kimse de onu tutamıyordu!

Sermayenin ulus devlet yükünü sırtından atarak gelişmekte olan ülkelere doğru yönelmesi (yani akış yönünü değiştirmesi), yukarda bahsettiğimiz bileşik kaplarda, suyun (sermayenin) gelişmiş ülkelere doğru  tek yönlü  akmasına yol açan basıncın (ulus devlet+tekel eg emenliğine dayanan emperyalist sömürü mekanizmasının)  ortadan kalkmasının bir sonucuydu.  Bu baskı ortadan kalkınca, su (yani sermaye) büyük bir hızla yön değiştirerek tersine doğru akmaya başlıyordu!

Sonuç: Gelişmiş ülkelerde yatırımlar, ekonomik büyüme dururken,  gelişmekte olan ülkelerde kapitalizm-üretici güçler hızla gelişmeye başladı”..

„KÜRESEL DEMOKRATİK DEVRİM“,  „GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER“   VE TÜRKİYE

Bugün, „gelişmekte olan“, ya da „azgelişmiş“ dediğimiz ülkeler, yakın geçmişin sömürge-yarı sömürge ülkeleridir. Bunlar, şu ya da bu şekilde „bağımsızlıklarını“ elde ettikten sonra, bu sefer de, Soğuk Savaş dengelerinden  yararlanarak iktidarı elinde tutan “ulus devlet yaratıcısı”, bu anlamda „ulusalcı“ bürokratik elit bir   tabakanın-devlet sınıfının- yönetimi altına giren, üretici güçlerin gelişmesinin adeta dondurulduğu,  kısır bir döngünün içinde debelenip duran ülkelerdir....

DEVAM EDECEK



[1] http://www.aktolga.de/t6.pdf  “Öğrenmek Nedir, Neden Öğreniyoruz, Nasıl Öğreniyoruz”, 2006

[2] http://www.aktolga.de/t5.pdf

[3]a.g.e

[4] Çalışmanın sonunda EK te yer alan rakamlara bakabilirsiniz

[5] EK’teki istatistiklere bakınca bu gerçek apaçık çıkıyor ortaya..

.

Facebook Yorumları

Emlak8
4.08.2019
“BİAD” KÜLTÜRÜNÜN MADDİ TEMELLERİ...
24.07.2019
27 Mayıs’tan 15 Temmuz’a: Darbeler biliniyor muydu?
11.07.2019
DOLAR-EURO DÜŞSÜN İSTENİYOR MU? BENCE İSTENMİYOR!..
26.06.2019
NEREYE GELİNDİ, NEREDE DURUYORUZ?..
20.06.2019
EVET MURSİ’YE BEN DE ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM!..
20.05.2019
İSTANBUL-ANADOLU SAVAŞLARINDA SON PERDE: AK PARTİ KOALİSYONU DAĞILIYOR!..
21.4.2019
„YENİ“NİN „ESKİ“NİN İÇİNDEN ÇIKIP GELME SÜRECİNİN, YANİ DEVRİMİN VE „JAKOBEN DEVRİMCİLİĞİN“ DİYALEKTİĞİ... (2)
31.3.2019
DEVRİM NEDİR, “RADİKAL DEVRİMCİLİK” ANLAMINDA “JAKOBENİZM” NEDİR? DEVRİMİN VE “JAKOBEN DEVRİMCİLİĞİN” DİYALEKTİĞİ!..
15.3.2019
ŞİMDİ DE „ZAMANI GERİ DÖNDÜRMEYİ“ BAŞARMIŞLAR!!.
12.3.2019
“HATIRALAR” DAN BİR 12 MART YAZISI ...
11.3.2019
Dâvâ ve kendini feda etmek
18.2.2019
Türkiye’nin dış politikası yanlış mıydı?
23.1.2019
FAZIL SAY'IN AÇIKLAMASINI DESTEKLİYORUM…
9.1.2019
NEREDEN BAŞLAMIŞTIK NERELERE GİTTİ İŞİN UCU-
3.1.2019
HATIRALAR
6.10.2018
OKTAY’I KAYBEDELİ BİR YIL OLMUŞ!..
3.10.2018
ŞU McKİNSEY KONUSU!..
7.7.2018
POPÜLİZMİN “SAĞI” “SOLU”?..
28.6.2018
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE KAPİTALİZMİN KENDİ DİYALEKTİK İNKARINI YARATMASI...
19.6.2018
KÜRESELLEŞME SÜRECİNDEKİ DÜNYA...
10.6.2018
HDP BARAJI AŞARAK PARLAMENTOYA GİRMELİDİR!..
9.5.2018
NEREDE BULUNUYORUZ, BU NOKTAYA NASIL GELİNDİ?..
2.5.2018
GÖZDEN KAÇMAMASI GEREKEN İKİ ÖNEMLİ HABER…
10.3.2018
„KADINA ŞİDDET ARTMIŞ“, PEKİ NEDEN?..
20.2.2018
DÜNDEN BUGÜNE ÇIKAN YOL VE SINIF MÜCADELELERİ...
23.1.2018
Türkiye’nin dış politikası yanlış mi idi, ya da nerede hata yapıldı da yolumuza bugün bir Afrin çıktı?...
23.11.2017
NATO NEDİR… O BİR SOĞUK SAVAŞ ÖRGÜTÜ DEĞİL MİDİR?..
15.11.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİNİN KENDİ İÇİNDEKİ MUHALEFET, YA DA YENİ SOL...
10.10.2017
BU DA BİR ETYEN ELEŞTİRİSİ...
8.10.2017
TOPLUMSAL “YORGUNLUK” ÜZERİNE!..
5.10.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE BAĞIMSIZLIK TALEPLERİ...
2.10.2017
20.YÜZYIL’DAKİ ANLAMLARIYLA “SAĞ”-“SOL”DİYE BİRŞEY KALMADI ARTIK!..
12.9.2017
BEN, “KENDİ KARŞITINI YARATARAK VAROLMAK” DİYALEKTİĞİNİ ŞERİF MARDİN’DEN ÖĞRENDİM...
24.7.2017
HAKLIYKEN HAKSIZ DURUMA DÜŞMEK!..
15.7.2017
27 MAYIS’TAN 15 TEMMUZ’A... DARBELER BİLİNİYOR MUYDU?..
7.7.2017
"ADALET"İN BU MU DÜNYA!!..
24.6.2017
AK Partinin ve „reisin“ çelişkisi, neden „patinaj yaptıklarının „ açıklaması...
16.6.2017
CHP VE "KONTROLLÜ DARBE" ANLAYIŞI!..
27.5.2017
Dil konusu çok önemli...
13.5.2017
Türkiye olayı 21.yüzyıl paradigması içinde göremiyor!..
8.5.2017
Ve Denizler Filistinden dönüyorlar, onlarla Ankara’daki buluşma!..
15.4.2017
Nerede bulunuyoruz, devrim’de devrim ne anlama geliyor?..
3.4.2017
İşin özünde merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartışmaları var!..
1.4.2017
Bugünlerde birkere daha benim daha önceki yazıları okuyun, bir de Alper'in şu son yazısını!..
12.3.2017
‘Ecdadımız’ edebiyatı ile yeni Türkiye inşa edilemez!..
19.8.2015
„KÜRT SORUNU“ SADECE KÜRT SORUNU DEĞİLDİR!...
12.8.2015
Hani ABD'den AB'ye kadar bütün o "Batılı emperyalist güçler" "Türkiye’yi bölmeye çalışan" bir "üst akılı" temsil ediyorlardı!!..
9.8.2015
Önemli olan nedir, PKK’nın ne istediği mi, yoksa ne yapılmasi gerektiği mi?
6.8.2015
Aç tavuk rüyasında darı görür
26.7.2015
İŞTE BU!..
21.7.2015
CEMİL MERİÇ VE ONUN “AYDINLARI” ÜZERİNE!..
13.7.2015
Nasıl bir eğitim sistemine ihtiyacımız var
5.7.2015
SURVİVOR ALL STAR!..
3.7.2015
Kimse kendini aldatmasin
29.6.2015
Devrimin ikinci aşamasına giden yol “tarihsel uzlaşma”dan geçiyor!..
25.6.2015
AÇIK KONUŞALIM!...
23.6.2015
AK PARTİ- HDP İLİŞKİSİ VE ÇÖZÜM YOLU!...
21.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali yok olmasa da artık eskisi kadar aktüel değil!
18.6.2015
Demirel gerçeğini kavramadan 12 Mart'ı açıklayamazsınız!!
14.6.2015
Neredeyiz, neyi-neleri tartışmalıyız, AK Partililere mektup?...
9.6.2015
AK PARTİ VE HDP İÇİN TEK ÇIKIŞ YOLU:
8.6.2015
Şimdi bahane bulma sırası AK Parti’nin Jakobenlerinde mi?...
8.6.2015
LAFI UZATMAYA GEREK VAR MI!!...
5.6.2015
"Taraf olmayan bertaraf olur" mantığı nasıl bır mantıktır?
31.5.2015
21.YÜZYIL VE FETİH DİYALEKTİĞİ!..
28.5.2015
27 Mayıs 2015’te sürecin neresindeyiz?..
26.5.2015
Derin AK Parti konuşuyor!
20.5.2015
Mevlana-Şems aşkından Sancak-Erdoğan aşkına!..
11.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-5
8.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-4
6.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-3
4.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-2-
30.4.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-1-
24.4.2015
Tarihle hesaplaşmadan burjuva devrimi tamamlanamaz!..
21.4.2015
Yeni bir „toplum sözleşmesi“ancak „tarihsel uzlaşmayla“ mümkündür!.
15.4.2015
HAYRET Kİ NE HAYRET!!..
14.4.2015
Neden HDP’nin baraji aşmasini istiyorum!..
8.4.2015
İdeolojik virüs bütün hızıyla yayılmaya devam ediyor!..
31.03.2015
Önemli olan ne söylediğin değil, nerede durduğun!..
28.03.2015
BİRAZ DA GÜLERKEN DÜŞÜNELİM!!
27.03.2015
Bakın işte mesele bu!
21.03.2015
Başkanlık sistemi tartışmaları: Amaç nedir?
14.03.2015
12 MART’TAN GÜNÜMÜZE...
08.03.2015
Yaşanılmaya başlanan süreç devrimin ikinci aşamasına ilişkindir!..
26.02.2015
Geleneklerimize-kültürümüze uygun Türk tipi Başkanlık sistemi…
24.02.2015
DEVLET VE İDEOLOJİ..
20.02.2015
ŞU “EMANET” MESELESİ!..
04.02.2015
Ey devlet sen nelere kadirmişsin, pes doğrusu!..
30.01.2015
Yunanistan ve Türkiye..
28.01.2015
Herşey küreselleşme sürecinin özünü kavrayabilmekle ilgili!..
14.01.2015
“Allah’ın tuzağı” (enfal.30) nedir
08.01.2015
“STRATEJİK DERİNLİĞİMİZİN” DERİNLİĞİ!..
06.01.2015
“stratejik derinliğin” derinliği!..
25.11.2014
Kobani PKK için neden önemli!..
10.11.2014
AK parti ideologlarıyla aramızdaki fark
04.11.2014
Necip Fazıl ödülü üzerine..
30.10.2014
Cumhuriyeti neden kutluyoruz ..
27.10.2014
AK Parti iktidar olduğu halde neden halâ „mağdur“ rolünü oynayabiliyor da, CHP muhalefette olmasına rağmen halâ „muktedirleri“ oynuyor!!..
19.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... SON
17.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 2
15.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 1
05.10.2014
Kurban bayraminin özü-diyalektiği nedir hiç düşündünüz mü?
26.08.2014
"Stratejik derinlik" kavramı üzerine düşünceler!..
14.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 2
11.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 1
20.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 2
18.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 1
03.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? SON
01.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 2
29.04.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 1
17.03.2014
Ne oluyor?
12.03.2014
“Tarihi Uzlaşma”
02.02.2014
Ulus-devlet kabuğu gelişmekte olan ülkelerde de çatlıyor..
29.01.2014
Şu, küresel sermaye-milli sermaye konusu!..
26.01.2014
Yol ayırımı: Kemerlerinizi iyi bağlayın, türkiye bir viraja girdi savrulma tehlikesi var!!..
20.01.2014
Siz bu kafayla, “yedirmeyeceğiz” “yedirmeyeceğiz” derken Erdoğan’ı yedireceksiniz!
13.01.2014
Bu nasıl bir ittifak olacak, ne işe yarayacak?..
31.12.2013
Aklımızı başımıza toplayalım!..
26.12.2013
Sadece Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı mı “yanıldı”?
21.12.2013
“Devlet”, “paralel devlet”, sivil toplum-yeni Türkiye diyalektiği..
14.12.2013
MİLLİ İRADE NEDİR..
1.12.2013
Gülen Hareketi-AK Parti ilişkisinin diyalektiği!..
26.11.2013
Ortadoğu’da yeni dengeler, Rojawa, Barzani, PKK, Türkiye..
22.11.2013
NEREYE GİDİYORUZ!..
0811.2013
Bir süre önce „nereye geldik, ne yapmalı“ demiştik, şimdi neden şaşırıyoruz!..
05.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği SON
04.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği- 4
03.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-3
31.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-2
30.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-1
19.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (SON)
18.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (3)
17.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (2)
16.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (1)
08.09.2013
Pozitivizm nedir? - SON -
07.09.2013
Pozitivizm nedir? - 3 -
06.09.2013
Pozitivizm nedir? - 2 -
05.09.2013
Pozitivizm nedir? - 1 -
01.09.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 2
31.08.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 1
28.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? 2
26.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? - 1
21.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 3
20.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 2
19.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi..
18.08.2013
İki adım ileri atıldı, şimdi bir adım geriye!..
14.08.2013
Liberaller ne kadar liberal..
11.08.2013
Makas değişimi olayı biraz daha karmaşık!..
06.08.2013
20.yy'la 21.yy arasındaki fark
05.08.2013
Hani ne oldu şimdi o 20.yy kalıntısı teoriler?..
02.08.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?... 2
31.07.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?...
26.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (2)
24.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (1)
23.07.2013
Nerede duruyoruz, ne tarafa doğru gideceğiz!...
20.07.2013
Kültürler arası etkileşim ve bilişsel ortak kimlik üretimi..
18.07.2013
Kime karşı mücadele edeceğiz? ulus devlet-küresel sermaye ilişkisi..
16.07.2013
Namazın, duanın, şükür ve sabırın diyalektiği..
15.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. SON
14.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (5)
13.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (4)
12.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (3)
11.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 2)
10.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 1)
09.07.2013
“Gelinim sana söylüyorum kızım sen anla “
04.07.2013
Mısır’da darbe ve Cumhurbaşkanı Mursi’nin çağrısı..
02.07.2013
Nereye geldik, ne yapmalı!..
27.06.2013
ŞİMDİ TAM DEMOKRATİKLEŞME ZAMANIDIR!
25.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (4
24.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (3)
23.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (2)
22.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (1)
20.06.2013
“FAİZ LOBİSİ” İMANA MI GELDİ DERSİNİZ!..
18.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!..(2)
16.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!.. (1)
11.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA...“ 2
10.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA ...“ (1)
08.06.2013
“Faiz lobisine” karşı mücadeleye evet,ama...
06.06.2013
ERDOĞAN, NE YAPMALI!..
04.06.2013
“Nedir bu olup bitenlerin anlamı” mı diyorsunuz!..
03.06.2013
„İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (2)
02.06.2013
İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (1)
1.06.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur!
30.05.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur! (1)
29.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(3) SON
27.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(2)
26.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(1)
23.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (2)
21.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (1)
20.05.2013
Bilgi toplumuna giden süreçte sivil toplumun yaptırım gücü küresel vicdandandan kaynaklanıyor!..
18.05.2013
Statüko mühendislerinin işi gerçekten çok zor!..
15.05.2013
Bir kere daha ne yapilmali sorunu!..
14.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (SON)
13.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (4)
12.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (3)
10.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (2)
09.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (1)
07.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor SON
06.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 3
05.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 2
04.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 1
30.04.2013
İttihatçı liberalizm üzerine!..
28.04.2013
Uluslaşırken küreselleşmek!..
27.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … (SON)
26.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 3
25.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 2
24.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 1
21.04.2013
Türkiye’de neden sol, ya da sosyal demokrat bir hareket yok!
19.04.2013
Nerede bulunuyoruz? devrimin önündeki acil sorun!..
18.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (4)
17.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (3)
16.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (2)
15.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (1)
11.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (5)
10.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (4)
09.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (3)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (2)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun,fikirler ve siyaset konuşsun" (1)
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive