Münir AKTOLGA

zm.aktolga@gmail.com



Bookmark and Share

Türkiye’nin dış politikası yanlış mi idi, ya da nerede hata yapıldı da yolumuza bugün bir Afrin çıktı?...


23.1.2018 - Bu Yazı 895 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Aşağıdaki makalenin omurgası aslında 2015’te yayınlanmıştı. Ama  bugün   daha da  önemli  hale geldiğini  düşündüğüm için, kısaltıp güncelleştirerek onu  yeniden yayınlıyorum:

Ben diyorum ki,  “fabrika ayarlarına” geri dönemediği sürece AK Parti’nin    Türkiye’nin problemlerini çözmesi artık  mümkün değildir… Devleti fethe çıkanların „Devlet“ tarafından fethedildiği bir ortamda (buradaki Devlet’i isterseniz Devlet Bahçeli olarak da anlayabilirsiniz!!) daha ileri hedeflere ulaşmak artık mümkün değildir…  

Sorun nerede?  

Mısır’da darbeyi eleştirirken, Suriye’de muhalefeti desteklerken,  İsrail’e “One Minute” çekerken Türkiye haksız mı idi, “Dünya beşten büyüktür” derken haksız mı idi? PKK ile „barış görüşmelerini“ yürütürken  haksız mı idi?..  

Türkiye’nin dış politikası, içerde izlediği „barış süreci“ politikası yanlış mı idi? nerede hata yapıldı da yolumuza bugün bir Afrin savaşı çıktı?..

Bence, Tek tek ele alındığı zaman bütün bu olayların hepsinde de haklı idi AK Parti ve Türkiye...

Mısır’da  seçimle işbaşına gelmiş bir hükümete karşı darbe yapılmıştı ve Türkiye de buna karşı çıktı... Ne yani karşı çıkmasa mı idi?...

Suriye’de Arap Baharından etkilenerek ayağa kalkan muhalefeti desteklemenin neresi yanlıştı? 900 kilometre sınırının olduğu bir ülkede  kendi halkının üzerine ateş açan bir diktatörü mü destekleyecekti Türkiye?...

E, o zaman madem ki bütün bu olaylar karşısında Türkiye’nin duruşu doğru idi, hata nerede o zaman, ne oldu  da Dimyad’a pirince giderken  evdeki bulgurdan da olma noktasına” geldik,  Afrin’de demir attık!.. “Sıfır sorun”, “değerli yalnızlık” falan derken  nasıl oldu da  kendimizi bir savaşın içinde buluverdik?..

AK Parti başlangıçta bir tür “tarihsel uzlaşma” koalisyonu idi...

Bütün bu sorulara aslında “biz nerede hata yaptık”tan başlayarak cevap aramak lazım. Çünkü, AK Parti iktidarları döneminde Türkiye’nin öyle  tek bir dış politikası olmamıştır!.. Olmamıştır, çünkü  “kendileri de bunun farkında değiller  ama,   başlangıçta AK Parti  fiilen bir tür “Tarihsel uzlaşma” koalisyonu olarak ortaya çıkmıştı!.. Bugün, aradan on beş yıl geçtikten sonra, “fabrika ayarlarına” dönmek  olarak ifade etmeye çalıştığımız o başlangıç değerlerinin özü burada yatıyordu...

İç dinamikler açısından,   arkasına halkın desteğini de alan AK Parti’nin temsil ettiği  Anadolu burjuvazisi, eskinin Devletçi büyük burjuvalarının da -en azından sessiz kalarak- desteklediği burjuva anlamda “tarihsel bir uzlaşmayı”, devrimci bir koalisyonu temsil ediyordu... AK Parti’nin başı çektiği -küresel süreçlerle bütünleşmeye yönelik- “Yeni Türkiye” yürüyüşü,  eskinin içe kapalı Devletçi, tekelci düzeninde bunalan  Anadolu burjuvaları için  bir tür hayatta kalma öpücüğü rolünü oynarken,  Özal’la  birlikte  dışarıya açılarak  küreselleşen dünyada  kendi varoluş koşullarını daha iyi gerçekleştirebileceklerini gören Devletçi büyük burjuvalar için de çekiciydi. İşte, o dönemde burjuvazinin birliğini sağlayan dinamikler bunlar olmuştu.  Bu dinamikleri   arkasına alan AK Parti iktidarı, içerdeki  Osmanlı artığı  Devletçi-tekelci düzenden bunalan başta işçi sınıfı olmak üzere  bütün çalışanlar için de umut kaynağı olarak onları da peşine takınca  “Yeni Türkiye” yolunda büyük bir “tarihsel uzlaşmayı” hayata geçirme yoluna girdi...

Dışdinamik olarak  küresel demokratik devrim rüzgarını da arkasına alarak yola çıkan bu AK Parti   koalisyonu kısa zamanda Türkiye’ye neredeyse çağ atlattı!

Düşünebiliyor musunuz, Cumhuriyet’in kuruluşundan AK Parti’nin iktidara gelmesine kadar Türkiye’ye giren küresel sermaye miktarı 20 milyar dolar kadarken, AK Parti iktidarıyla birlikte bu rakam ortalama olarak -o ilk yıllarda- her yıl ülkeye giren küresel sermayeye denk düştü... Türkiye, AK Parti iktidarı altında on yılda üçe katlandı...

Ama sonra bu koalisyon, bu “Tarihsel uzlaşma” platformu bozuldu. Çünkü zamanla,  AK Parti’nin  içinde Anadolu burjuvazisinin bir kanadını temsil eden jakoben bir uç ortaya çıkmaya başladı. Bunlar, “madem ki bu işin önderliğini biz yapıyoruz, eski satatükoyu deviren biz olduk, o halde bu işin kaymağını da biz yemeliyiz diyerek bindikleri “tarihsel uzlaşma” dalını kesmeye başladılar… 

Türkiye’nin dış politikasındaki değişim…  

O ilk dönemde Türkiye’nin  dış  politikası tek bir cümleyle şöyle özetleniyordu: „Türkiye bütün Ortadoğu ülkeleri için örnek-model  ülke haline gelmiştir“…

Ama bu, Türkiye’nin dayatması sonucunda ortaya çıkan  siyasi bir sonuç falan değildi!.. Batı’lı ülkelerin de içinde olduğu birçok ülkenin  objektif kriterlere bakarak vardığı bir sonuçtu.  Bunda şüphesiz, Türkiye’nin insanların vicdanına, adalet duygusuna  hitab etmesinden kaynaklanan,  „yumuşak güç“ denilen yeni tipten bir gücü temsil etmesinin  büyük payı vardı. Öyle ki,  ele geçirdiği bu “yumuşak güç”  sayesinde Türkiye bu dönemde  hiç kimsenin iç işlerine karışmadan adeta 21. Yüzyıl siyasetinin sesi haline gelmişti… Düşünsenize, bir Obama bile daha seçilir seçilmez ilk dış gezisini Türkiye’ye yaparak, Parlamento’da Türkiye’yi  bütün Ortadoğu için „model ülke“ ilan eden  tarihi bir konuşma yapıyordu. İşte o „One Minute“ler, o „Dünya beşten büyüktür“ler, o Mısır’da darbeye „darbe” diyebilmeler, Libya’da „dışardan müdahaleye karşıyız“ diyerek Libya’ya karşı oluşturulan koalisyona karşı direnmeler, keza Suriye’de, 15 milyar doları bulan ticari ilişkilerine rağmen Esed’e „kendi halkına  kurşun sıkma, reform yap“ diyerek karşı durabilmeler hep bu dönemin ürünü oldu… Öyle ki, bu dönemde  Erdoğan adı bile Ortadoğu’da  adeta bir bayrak gibi idi.  Onun Mısır’da Tahrir meydanında toplanan kalabalığa canlı hitabını düşünün, müthiş bir şeydi bu!...

Peki, Türkiye Ortadoğu ülkeleri için neden  „model ülke“ olmuştu?

Daha önce bunu şöyle açıklamışız: Biliyorsunuz, Arap Baharına sahne olan bütün o Arap ülkeleri hep Osmanlı'ya dahildiler... Bu nedenle,  bunların tarihsel gelişme süreçleri arasında  büyük benzerlikler vardır. Batılılaşma ve kültür ihtilali süreçleri hep aynı diyalektiğe tabi olmuştur... Hepsinde de, eski Devletçi yapıya bağlı olarak yukardan aşağıya doğru  gelişen ve bu  Devletçi yapıya eklemlenen Devletçi bir kapitalizm vardır... Ve de tabi,  bu ülkelerin hepsinde,  bütün bu süreçlerin diyalektik anlamda inkarı olarak -İslami bir şemsiye altında da olsa- aşağıdan yukarıya doğru gelişmeye çalışan burjuva anlamda demokratik devrimci bir halk hareketi vardır... Bunlar hep ortak olan yanlar...

Aslında benzerlik bu kadarla da kalmıyordu, buralarda, “yeni” ile “eski” arasındaki sınıf mücadelelerine ek olarak bir de  bununla içiçe geçen kültürel mücadeleler vardı... Bir yanda,  statükoyu temsil eden Devlet sınıfı ve ona eklemlenen Devletçi  burjuvaziyle birlikte,  Oryantalizmin “Batılılaşma” potasında yeniden şekillenmiş antika Devletçi bir kültür, diğer yanda ise,  buna karşı aşağıdan yukarıya doğru   reaksiyoner -dinsel, geleneksel-  bir çerçeve içinde oluşan, ama  paradoksal bir şekilde „yeniyi“ de kendi içinde barındırarak gelişen  burjuva anlamda demokratik bir halk devriminin  kültürel kodları... Mücadele bu iki cephe arasında  başlar ve devam eder hep…  Türkiye’de de, Tunus’da da, Mısır’da da, Suriye’de de olan budur  aslında...

Sonra, Türkiye’de „AK Parti devrimiyle“, Arap ülkelerinde de "Arap Baharı’yla" birlikte o eski statüko devrilince bir yol ayrımına  gelindi ve iki yol çıktı ortaya...

Birinci yol için tipik örnek Mısır’da Mursi'nin liderliğini yaptığı  hareketin izlediği yol oldu...

Burada,  başlangıçta varolan ve  statükonun devrilmesinde baş rolü oynayan o  “tarihsel uzlaşma” zemini  kısa bir süre içinde, daha ayaklarını yere basmadan ortadan kaldırıldı.   Devrimin jakobenlerini temsil eden İslamcı kanat unsurları, her ne kadar bir seçimle zaferlerini taçlandırmış olsalar da,  devrimi mümkün kılan o “tarihsel uzlaşma” sürecinin  henüz daha kalıcı bir şekilde demokratik parlamenter  bir platforma oturmadığını, yaşanılanın özünde halâ bir geçiş dönemi süreci olduğunu dikkate almadan -bütün demokrasi güçlerinin oy birliğiyle oluşan demokratik anayasal bir platform ortaya çıkmadan- her şeyi tek başlarına belirlemeye çalışarak  yola devam etmek istediler... Sonuç ortada!.. (Buradaki "demokrasi güçleri" kavramı, farklı görüşlere sahip oldukları halde başlangıçta  Devlet sınıfına ve darbeciliğe karşı olan herkesi kapsıyordu...) 

İkinci yol ise, Tunus’da Gannuşi'nin önderligini yaptığı "uzlaşmacı" yol oldu...

Çok ilginçtir ki, nedense(!) Tunus devriminin  içinde bulunduğu  süreç Türkiye’de pek ilgi görmedi, hatta basında bile pek fazla ele alınmadı!!  Çünkü, buradaki kilit kavram artık  bizde yavaş yavaş rafa kaldırılmaya çalışılan  o "uzlaşma”-“tarihsel uzlaşma" kavramıydı!... Kimle, neyle uzlaşmıştı acaba Gannuşi ve onun-yani Tunus’un devrimci güçleri?.. Eski statükoyla uzlaşılmadığı açıktı!.. Sanıyorum, uzlaşının çerçevesini demokratik parlamenter sistem ve herkesin katıldığı bir süreçle hazırlanan -böyle bir sistemi temel alan- yeni bir anayasa oluşturdu.  Aslında olay bu kadar basitti! Ve sonunda başardılar da...  

Türkiye'deki süreç de özünde aynıydı aslında... Türkiye’de yaşanılan da zamana yayılarak gelişen bir burjuva-halk devrimi süreciydi… Ve, 12 Eylül 2010 Referandumuyla birlikte devrimin birinci aşaması, yani statükonun  alaşağı edilmesi  bizde de tamamlanmış oluyordu.  Ama nedense Türkiye bir türlü  “ikinci aşamaya”, yani  kazanımları konsolide ederek   yeniyi inşa aşamasına geçemedi! Civciv kabuktan çıkmaya başlamıştı ve bu çıkışıyla birlikte de herkese yol göstericilik yapıyordu; ama  daha sonra  bir türlü kendi yolunda gitmeyi beceremedi; çünkü,  devrimin jakoben ruhu öylesine kabarmıştı ki, „ulan biz ne imişiz“ havasıyla  kabuk kırıcılığa devam etmek daha  çekici geldi!..

AK Parti’nin “fabrika ayarları” meselesi!...

AK Parti, iktidara geldiği o başlangıç döneminde, kendisi bile farkında olmadan, “eskinin içinden yeni bir toplumsal DNA ile” (buna daha sonra  “fabrika ayarları” dendi!) çıkıp geliyordu. O dönemde uygulanan politikalar   hep bu  “yeni” yi temsile yönelik “fabrika ayarlarıyla” ilgiliydi...

Ama sonra çocuk biraz büyüyüpte ERGENLİK ÇAĞINA girmeye başlayınca işler değişmeye başladı.

Öyle oldu ki, kimlik oluşturma sürecinde, eskinin içinde karşıt kutupta gelişen reaksiyoner-geleneksel İslamcı kimlikle,  ergenlik dönemine özgü kendi nefsini olduğundan farklı görme ruh hali (Devleti-iktidarı ele geçirmiş olmanın verdiği   “ben ne imişim de farkında değilmişim” anlayışı) birleşince süreç yolundan çıktı ve eskiden beri varolan Devletçi sistemin içinde “yerli-milli” bir yere oturuldu…

Bunda tabi, tarihsel gelişim süreci içinde yaşanılan ve henüz daha kendi içinde hesaplaşılarak anlaşılamamış olan  travmatik olayların da rolü büyük oldu... İçine girilen  hareketli süreç (ele geçirilen Devleti ve sistemi yönetebilme, önüne çıkan acil sorunları çözebilme zorunluluğu)  ergenlik döneminin kimlik oluşturma  mekanizmasıyla içiçe geçince,    yeni doğan ve kendini arayan    toplumsal bebek,  bir anda, işin içinden çıkamamanın verdiği psikolojiyle  kendini eski sistemin içinde anne rolünü oynayan o  eski  İslamcı-reaksiyoner duruşun  koruyucu kanatları arasında buluverdi; öyle ki, aynı anda ele geçirdiğini-fethettiğini sandığı  Devlet tarafından  fethedildiğini bile anlayamadan!!...

Nasıl anlasındı ki, ne de olsa  “Tanrının yeryüzündeki gölgesi durumunda olan” bir Devleti onlar alaşağı etmişlerdi. Böylesine kutsal bir işi ancak “göklerden gelen bir  karar” uyarınca   kutsal-Tanrısal bir güce sahip olanlar başarabilirdi. İşte, “Lider”, “Reis” falan derken işin bir “Mehdi” yaratma noktasına gelişi böyle oldu!.. Müthiş bir şeydi bu! Tanrısal bir zırha bürünmek, kısa zamanda,   kimlik arayışı içinde olan “yeni”ye ait güçler için de  cazip hale gelince bu ruh hali  bir anda ideolojik bir virüs gibi hızla  zihinleri işgal etmeye başladı...

Yeni “devrimci” kimlik!!...

İşte o “fabrika ayarlarının” (“yeni Türkiye’ye ilişkin toplumsal DNA’ların) yerini eskinin içinde oluşan reaksiyoner-İslamcı ideolojik bir kimliğin alışı böyle oldu. “Devrim” mi idi söz konusu olan, çok basitti, aynen “solcuların” anladığı gibi eskinin içindeki ezilenlerin-“Siyahtürklerin”  başkaldırarak iktidarı ele geçirmelerinden başka bir şey değildi bu!!... AK Parti kısa bir süre içinde   böyle bir  “devrimci” kimliği benimsedi... Aslında bunun,  ana rahminden çıkan çocuğun tekrar eskinin o Devletçi duvarlarının içine hapsolmasından başka bir anlamı yoktu tabi,   ama ne yapacaksın, demek ki  iç ve dış dinamiklerin gelişme seviyesi henüz daha bu kadarına müsade ediyordu!...

İşte, dış politikadaki değişim olayı da bütün bu süreçlere paralel olarak ortaya çıktı...

Madem ki arkamızda “göklerden gelen ilahi bir karar” vardı, yani Tanrısal bir iradeydi söz konusu olan,  o halde bunun önünde kim durabilirdi!... Amerika’ymış,  Avrupa Birligi’ymiş, Batı’ymış  bunlar ne idi ki,   hepsi kendini  “üst akıl” sanan,  “püf” desen yıkılacak kağıttan kaplandı bunların!!  “Ya Allah” dedin mi  duramazlardı karşında!...

Aşağıdan yukarıya  gelişen devrimci dinamik, yavaş yavaş yerini yeni tipten sübjektif idealist bir devrim anlayışına bırakıyordu... Kısa zamanda  bu ruh haline uygun bir ideoloji yaratma işi de başarılmış,   “Stratejik Derinliğimiz” yeniden keşfedilerek tarihten gelen “Stratejik Zihniyetimizi” günümüz koşullarında ideolojik bir silah olarak kullanma anlayışı bir anda son derece cazip hale  gelmeye başlamıştı!.. Artık o “yumuşak güç”, insanların vicdanına hitab etme anlayışı  falan yetmiyordu. Bütün bunların güçlü bir ulus devletin elinde  ideolojik bir silah haline getirilmesi de lazımdı...

İşte, “yanlışlar” zinciri böyle  ortaya çıktı. “Dünya beşten büyüktür” diyen Türkiye,  şimdi artık “madem ki  öyle, o halde “EN BÜYÜK BENİM” demeye başladı!.. Kendi objektif  gücünü falan bir yana bırakıp o “Tanrısal güce” güvenerek herkese meydan okuma süreci böyle gelişti...  

Mısır da darbe mi olmuştu,  bu yeni ruh haline göre öyle  sözle darbeye karşı çıkmak  yeterli değildi artık, “ülkelerin iç işlerine karışmamak” ilkesi falan hikaye idi, onun alaşağı edilmesi için harekete geçmek  de gerekiyordu!.. Suriye’de Esed kendi halkına ateş açmış, muhalefet de buna karşı silahlı mücadeleye mi soyunmuştu, öyle “sakın ha, siz de silaha sarılmayın” falan demenin  bir anlamı kalmamıştı; hiç tereddüt etmeden onları desteklemek lazımdı!.. Halbuki eskiden olsa böyle yapmazdı AK Parti. Derdi ki, “bakın ben sizi destekliyorum, ama sakın ha  siz de silaha falan başvurmayın! Bu yola girerseniz beni arkanızda bulamazsınız”!.. Kendi ülkesinde tek bir kişinin bile kanını dökmeden  tereyağından kıl çeker gibi başardığı  işi örnek göstererek,  derdi ki, devrim öyle silahla  falan değil,  ancak varolan sistemin içinde gelişip güçlenen yeniye ait güçler tarafından başarılabilecek bir yenilenmedir...

Esed gidince onun yerine kimin geleceği, ya da onun yerine gelecek olanların yeni bir toplumu inşa kapasitesine sahip olup olmadıkları hiç düşünülmedi... Bütün bunların yerine, her Cuma, namaz çıkışı yürüyüş yaparak zalimin üstüne yürüyen  muhalefet güçlerini  Allah’ın -ve de “liderin”-  yalnız bırakmayacağı  düşünülüyordu artık!...   

Libya’da dışardan yapılan müdahaleye karşı çıkan  AK Parti  ve Türkiye şimdi artık jakoben-devrimci bir duruşa sahipti. Hem sonra, buralar, “bütün o Ortadoğu ülkeleri eski Osmanlı’nın mülkü değil miydi”, “1. Dünya Savaşı o emperyalist Batı’lı güçler tarafından  ekstra bizi parçalamak için çıkarılmamış mıydı”? “Şimdi görev,  “üst akılın” oyununu bozmak, “parçaları tekrar ana gövdeyle birleştirebilmek için ikinci bir kurtuluş savaşı vermekti”!.. Ve bu hızla, “her şeyin müsebbibi o  üst akıl”a karşı, bütün kötülüklerin nedeni sayılan Batı’ya karşı  ideolojik bir  saldırı kampanyası başlatıldı... “Şanghay Beşlisine dahil olma” iştahı   bu sürecin ürünüdür... Öyle Batı ittifakını falan takmıyordu artık Türkiye, almış başını gidiyordu... “Haklıydık” ve de önümüzde bize yol gösteren “liderimiz” arkamızda da nasıl olsa Allah vardı!...

Sonuç:

Afrin savaşı bir sonuçtur… İşin bu noktaya gelmesi sadece o „üst akılın” marifeti değildir!.. Eğer “parantezi kapatarak Osmanlı’yı küllerinden yeniden yaratmak”, “İslamın koruyucusu” rolüne soyunmak gibi ulvi hedeflerin peşinde koşmasaydık, Suriye’de gelişen muhalefet  Esed’in provokasyonları sonucu silahlı direniş aşmasına geçerken onlara, “sizi destekliyoruz ama, sakın ha demokratik mücadele kulvarını terketmeyin” diyebilseydik ne DAEŞ çıkabilirdi ortaya, ne de  bugünkü gibi bir PKK-PYD tehlikesi olurdu! Böyle bir durumda   ABD ve Rusya’nın rolü de sınırlı kalırdı… Baksanıza, bugün nerede ise bölge 20. Yüzyıla damgasını vuran bu güçlerin yarış alanı haline geldi. PKK-PYD ise, bir zamanlar Rusların ve İngilizler’in peşine takılarak felakete sürüklenen Ermeni örgütleri gibi bunların peşine takılarak oyuna dahil oluyorlar…

Allah hepimize akıl fikir versin! Bütün bu gelişmeleri bir yana bırakarak,  bunları yok farzederek, bu noktaya nasıl geldik diye düşünmeden kör bir milliyetçiliğin peşine takılıp Afrin savaşı haklı mı haksız mı diye  birbiriyle kavga edenlere akıl fikir versin!..

.

Facebook Yorumları

reklam
9.5.2018
NEREDE BULUNUYORUZ, BU NOKTAYA NASIL GELİNDİ?..
2.5.2018
GÖZDEN KAÇMAMASI GEREKEN İKİ ÖNEMLİ HABER…
10.3.2018
„KADINA ŞİDDET ARTMIŞ“, PEKİ NEDEN?..
20.2.2018
DÜNDEN BUGÜNE ÇIKAN YOL VE SINIF MÜCADELELERİ...
23.1.2018
Türkiye’nin dış politikası yanlış mi idi, ya da nerede hata yapıldı da yolumuza bugün bir Afrin çıktı?...
23.11.2017
NATO NEDİR… O BİR SOĞUK SAVAŞ ÖRGÜTÜ DEĞİL MİDİR?..
15.11.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİNİN KENDİ İÇİNDEKİ MUHALEFET, YA DA YENİ SOL...
10.10.2017
BU DA BİR ETYEN ELEŞTİRİSİ...
8.10.2017
TOPLUMSAL “YORGUNLUK” ÜZERİNE!..
5.10.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE BAĞIMSIZLIK TALEPLERİ...
2.10.2017
20.YÜZYIL’DAKİ ANLAMLARIYLA “SAĞ”-“SOL”DİYE BİRŞEY KALMADI ARTIK!..
12.9.2017
BEN, “KENDİ KARŞITINI YARATARAK VAROLMAK” DİYALEKTİĞİNİ ŞERİF MARDİN’DEN ÖĞRENDİM...
24.7.2017
HAKLIYKEN HAKSIZ DURUMA DÜŞMEK!..
15.7.2017
27 MAYIS’TAN 15 TEMMUZ’A... DARBELER BİLİNİYOR MUYDU?..
7.7.2017
"ADALET"İN BU MU DÜNYA!!..
24.6.2017
AK Partinin ve „reisin“ çelişkisi, neden „patinaj yaptıklarının „ açıklaması...
16.6.2017
CHP VE "KONTROLLÜ DARBE" ANLAYIŞI!..
27.5.2017
Dil konusu çok önemli...
13.5.2017
Türkiye olayı 21.yüzyıl paradigması içinde göremiyor!..
8.5.2017
Ve Denizler Filistinden dönüyorlar, onlarla Ankara’daki buluşma!..
15.4.2017
Nerede bulunuyoruz, devrim’de devrim ne anlama geliyor?..
3.4.2017
İşin özünde merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartışmaları var!..
1.4.2017
Bugünlerde birkere daha benim daha önceki yazıları okuyun, bir de Alper'in şu son yazısını!..
12.3.2017
‘Ecdadımız’ edebiyatı ile yeni Türkiye inşa edilemez!..
19.8.2015
„KÜRT SORUNU“ SADECE KÜRT SORUNU DEĞİLDİR!...
12.8.2015
Hani ABD'den AB'ye kadar bütün o "Batılı emperyalist güçler" "Türkiye’yi bölmeye çalışan" bir "üst akılı" temsil ediyorlardı!!..
9.8.2015
Önemli olan nedir, PKK’nın ne istediği mi, yoksa ne yapılmasi gerektiği mi?
6.8.2015
Aç tavuk rüyasında darı görür
26.7.2015
İŞTE BU!..
21.7.2015
CEMİL MERİÇ VE ONUN “AYDINLARI” ÜZERİNE!..
13.7.2015
Nasıl bir eğitim sistemine ihtiyacımız var
5.7.2015
SURVİVOR ALL STAR!..
3.7.2015
Kimse kendini aldatmasin
29.6.2015
Devrimin ikinci aşamasına giden yol “tarihsel uzlaşma”dan geçiyor!..
25.6.2015
AÇIK KONUŞALIM!...
23.6.2015
AK PARTİ- HDP İLİŞKİSİ VE ÇÖZÜM YOLU!...
21.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali yok olmasa da artık eskisi kadar aktüel değil!
18.6.2015
Demirel gerçeğini kavramadan 12 Mart'ı açıklayamazsınız!!
14.6.2015
Neredeyiz, neyi-neleri tartışmalıyız, AK Partililere mektup?...
9.6.2015
AK PARTİ VE HDP İÇİN TEK ÇIKIŞ YOLU:
8.6.2015
Şimdi bahane bulma sırası AK Parti’nin Jakobenlerinde mi?...
8.6.2015
LAFI UZATMAYA GEREK VAR MI!!...
5.6.2015
"Taraf olmayan bertaraf olur" mantığı nasıl bır mantıktır?
31.5.2015
21.YÜZYIL VE FETİH DİYALEKTİĞİ!..
28.5.2015
27 Mayıs 2015’te sürecin neresindeyiz?..
26.5.2015
Derin AK Parti konuşuyor!
20.5.2015
Mevlana-Şems aşkından Sancak-Erdoğan aşkına!..
11.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-5
8.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-4
6.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-3
4.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-2-
30.4.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-1-
24.4.2015
Tarihle hesaplaşmadan burjuva devrimi tamamlanamaz!..
21.4.2015
Yeni bir „toplum sözleşmesi“ancak „tarihsel uzlaşmayla“ mümkündür!.
15.4.2015
HAYRET Kİ NE HAYRET!!..
14.4.2015
Neden HDP’nin baraji aşmasini istiyorum!..
8.4.2015
İdeolojik virüs bütün hızıyla yayılmaya devam ediyor!..
31.03.2015
Önemli olan ne söylediğin değil, nerede durduğun!..
28.03.2015
BİRAZ DA GÜLERKEN DÜŞÜNELİM!!
27.03.2015
Bakın işte mesele bu!
21.03.2015
Başkanlık sistemi tartışmaları: Amaç nedir?
14.03.2015
12 MART’TAN GÜNÜMÜZE...
08.03.2015
Yaşanılmaya başlanan süreç devrimin ikinci aşamasına ilişkindir!..
26.02.2015
Geleneklerimize-kültürümüze uygun Türk tipi Başkanlık sistemi…
24.02.2015
DEVLET VE İDEOLOJİ..
20.02.2015
ŞU “EMANET” MESELESİ!..
04.02.2015
Ey devlet sen nelere kadirmişsin, pes doğrusu!..
30.01.2015
Yunanistan ve Türkiye..
28.01.2015
Herşey küreselleşme sürecinin özünü kavrayabilmekle ilgili!..
14.01.2015
“Allah’ın tuzağı” (enfal.30) nedir
08.01.2015
“STRATEJİK DERİNLİĞİMİZİN” DERİNLİĞİ!..
06.01.2015
“stratejik derinliğin” derinliği!..
25.11.2014
Kobani PKK için neden önemli!..
10.11.2014
AK parti ideologlarıyla aramızdaki fark
04.11.2014
Necip Fazıl ödülü üzerine..
30.10.2014
Cumhuriyeti neden kutluyoruz ..
27.10.2014
AK Parti iktidar olduğu halde neden halâ „mağdur“ rolünü oynayabiliyor da, CHP muhalefette olmasına rağmen halâ „muktedirleri“ oynuyor!!..
19.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... SON
17.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 2
15.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 1
05.10.2014
Kurban bayraminin özü-diyalektiği nedir hiç düşündünüz mü?
26.08.2014
"Stratejik derinlik" kavramı üzerine düşünceler!..
14.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 2
11.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 1
20.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 2
18.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 1
03.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? SON
01.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 2
29.04.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 1
17.03.2014
Ne oluyor?
12.03.2014
“Tarihi Uzlaşma”
02.02.2014
Ulus-devlet kabuğu gelişmekte olan ülkelerde de çatlıyor..
29.01.2014
Şu, küresel sermaye-milli sermaye konusu!..
26.01.2014
Yol ayırımı: Kemerlerinizi iyi bağlayın, türkiye bir viraja girdi savrulma tehlikesi var!!..
20.01.2014
Siz bu kafayla, “yedirmeyeceğiz” “yedirmeyeceğiz” derken Erdoğan’ı yedireceksiniz!
13.01.2014
Bu nasıl bir ittifak olacak, ne işe yarayacak?..
31.12.2013
Aklımızı başımıza toplayalım!..
26.12.2013
Sadece Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı mı “yanıldı”?
21.12.2013
“Devlet”, “paralel devlet”, sivil toplum-yeni Türkiye diyalektiği..
14.12.2013
MİLLİ İRADE NEDİR..
1.12.2013
Gülen Hareketi-AK Parti ilişkisinin diyalektiği!..
26.11.2013
Ortadoğu’da yeni dengeler, Rojawa, Barzani, PKK, Türkiye..
22.11.2013
NEREYE GİDİYORUZ!..
0811.2013
Bir süre önce „nereye geldik, ne yapmalı“ demiştik, şimdi neden şaşırıyoruz!..
05.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği SON
04.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği- 4
03.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-3
31.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-2
30.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-1
19.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (SON)
18.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (3)
17.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (2)
16.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (1)
08.09.2013
Pozitivizm nedir? - SON -
07.09.2013
Pozitivizm nedir? - 3 -
06.09.2013
Pozitivizm nedir? - 2 -
05.09.2013
Pozitivizm nedir? - 1 -
01.09.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 2
31.08.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 1
28.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? 2
26.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? - 1
21.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 3
20.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 2
19.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi..
18.08.2013
İki adım ileri atıldı, şimdi bir adım geriye!..
14.08.2013
Liberaller ne kadar liberal..
11.08.2013
Makas değişimi olayı biraz daha karmaşık!..
06.08.2013
20.yy'la 21.yy arasındaki fark
05.08.2013
Hani ne oldu şimdi o 20.yy kalıntısı teoriler?..
02.08.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?... 2
31.07.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?...
26.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (2)
24.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (1)
23.07.2013
Nerede duruyoruz, ne tarafa doğru gideceğiz!...
20.07.2013
Kültürler arası etkileşim ve bilişsel ortak kimlik üretimi..
18.07.2013
Kime karşı mücadele edeceğiz? ulus devlet-küresel sermaye ilişkisi..
16.07.2013
Namazın, duanın, şükür ve sabırın diyalektiği..
15.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. SON
14.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (5)
13.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (4)
12.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (3)
11.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 2)
10.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 1)
09.07.2013
“Gelinim sana söylüyorum kızım sen anla “
04.07.2013
Mısır’da darbe ve Cumhurbaşkanı Mursi’nin çağrısı..
02.07.2013
Nereye geldik, ne yapmalı!..
27.06.2013
ŞİMDİ TAM DEMOKRATİKLEŞME ZAMANIDIR!
25.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (4
24.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (3)
23.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (2)
22.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (1)
20.06.2013
“FAİZ LOBİSİ” İMANA MI GELDİ DERSİNİZ!..
18.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!..(2)
16.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!.. (1)
11.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA...“ 2
10.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA ...“ (1)
08.06.2013
“Faiz lobisine” karşı mücadeleye evet,ama...
06.06.2013
ERDOĞAN, NE YAPMALI!..
04.06.2013
“Nedir bu olup bitenlerin anlamı” mı diyorsunuz!..
03.06.2013
„İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (2)
02.06.2013
İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (1)
1.06.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur!
30.05.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur! (1)
29.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(3) SON
27.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(2)
26.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(1)
23.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (2)
21.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (1)
20.05.2013
Bilgi toplumuna giden süreçte sivil toplumun yaptırım gücü küresel vicdandandan kaynaklanıyor!..
18.05.2013
Statüko mühendislerinin işi gerçekten çok zor!..
15.05.2013
Bir kere daha ne yapilmali sorunu!..
14.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (SON)
13.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (4)
12.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (3)
10.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (2)
09.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (1)
07.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor SON
06.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 3
05.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 2
04.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 1
30.04.2013
İttihatçı liberalizm üzerine!..
28.04.2013
Uluslaşırken küreselleşmek!..
27.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … (SON)
26.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 3
25.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 2
24.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 1
21.04.2013
Türkiye’de neden sol, ya da sosyal demokrat bir hareket yok!
19.04.2013
Nerede bulunuyoruz? devrimin önündeki acil sorun!..
18.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (4)
17.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (3)
16.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (2)
15.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (1)
11.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (5)
10.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (4)
09.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (3)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (2)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun,fikirler ve siyaset konuşsun" (1)
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı