Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Bir Cumhuriyet okurundan…


10.9.2018 - Bu Yazı 977 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Daha önce bir başka yazıda verdiğim örneği yinelemek istiyorum. Zamanında, rahmetli Levent Kırca’nın bir ‘yılbaşı’ parodisinde, Türkiye’nin bir köyünün 1960’larda bir yılda (diyelim 1966) takılıp kaldığı, sonraki yıllara ‘girmediği’ anlatılıyordu. Hatırladıkça gülümsediğim, hüzünlü bir hikâyeydi.

Cuma gecesi, Cumhuriyet Gazetesi yönetiminin değiştiğini, Vakfın başına, Cumhuriyet yazar ve çalışanlarının yargılandığı sürece dek adını duymadığım ancak sonrasında ne yazık ki sıklıkla duyduğum Alev Coşkun’un geçtiğini duyunca, yine aynı parodiyi hatırladım.

Türkiye, resmi ve sivil hemen tüm kurumlarıyla 1990’lara dönüp 21. yüzyılın ilk çeyreğine varana dek, orada bir süre daha kalmak istiyor belli ki. CHP’nin başına da bir an önce Önder Sav geçerse, şahane olur!

Takip eden herkes, Cumhuriyet Vakfı’nın 2014’teki seçimlerinden, o seçimin bağımsız yargı tarafından iptalinden, bağımsız yargının iptal kararının bağımsız yargının tepesindeki Yargıtay tarafından onanmasından haberdardır. 7 Eylül’de, seçim yapıldı ve yeni Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu oluştu.

Yargı sürecinde, daha doğrusu Cumhuriyet içindeki kavgada, yıllar sonrasında ‘utanç’ başlığıyla yazılıp anılacak işlere tanık olundu. ‘Günahım kadar sevmeme özgürlüğümü’ doyasıya kullanmak istediğim kimi isimler, ‘ihbarcılık’ yaptı. Saray’a gönderilen malum ‘isimsiz’ mektubu (seçimin usulsüz, vakıf senedine aykırı yapıldığına dair) Alev Coşkun’un yazmadığı, iftira olduğu iddia edildi. Ahmet Şık, ‘İtham Ediyorum’ adlı kitapta (savunma) konuya, mektuba ve Cumhuriyet’te olup bitene ilişkin gayet açık bilgi veriyor. Sakıncası yoksa burada da, Ahmet Şık’a iç huzuruyla güvenme hakkımı kullanmak isterim.

Lafı uzatmaya gerek yok. Cumhuriyet gazetesini ele geçirmek isteyenler, ele geçirdi. Yeni yönetim, beklenebileceği üzere ‘acilen’ Atatürkçülük açıklaması yaptı. O ihbar ve yargı süreci sonrasında façayı düzeltmek gerekiyor haliyle! Açıklamayı yapanların ‘Atatürkçülüğü’ ile iktidar çevresinin ‘dindarlığı’arasında pek fark olmadığı kanısındayım. Aynı samimiyet düzeyi. Atatürk’ü yeni yönetimden daha iyi kim bilebilir ki, daha iyi kim anlayabilir ki! Öyle ya…

Şimdi herhalde ‘acilen’ işten çıkarma, yazılara son verme, gazeteyi ‘bölücülerden’, ‘liberal ihanet çetesi mensuplarından’kurtarma ‘operasyonları’ başlar. Herhangi bir sürpriz olacağını sanmıyorum. Türkiye’de yaşıyoruz, olsa bugüne dek olurdu, şu yaşa dek mutlaka görürdüm!

Olup bitenin mide bulandırıcı yanlarını bir yana bırakalım. Sorun şu ki, herhalde, ‘Öyle işler yapın ki, yeryüzünde ve neyse ki yeryüzünde olan Türkiye’de ‘yeni’ olan, olmakta olan, olacak olan her neyse, tümüyle taban tabana zıt olsun’ denilse, bu kadar başarılı olunabilirdi!

Peki bana ne Cumhuriyet’te olup bitenden? Bu güne dek, bir kitap yazısı, iki Çarşamba yazısı (bir ara çıkan Cumhuriyet Akademi’de) ve bir de cezaevindekilere mektup dışında bir şey yazmadım Cumhuriyet’te. Yalnızca bir ‘okurum’. Çok sevdiğim yazarlar var. Bu yazıyı da, olup biteni takip eden bir ‘okur’ olarak yazıyorum.

Yazıyorum, çünkü çok üzgünüm.

Ola ki bu yazıyla karşılaşırlarsa, mutlu tayfanın, bir okurun üzüntüsünü zerrece umursamayacağını ve hatta söveceklerini de gayet iyi biliyorum. Bir ‘okur’ çok üzgünmüş. Bak sen. Zaten o da terörist merörist diye atılmamış mıydı! Üzülsün, beter olsun! Muhtemelen üç beş yarım akıllı da, ‘Ulan bunlar liboş zaten’ nevi tepkiler verir. İnsan yıllar içinde bu zekâ ve ahlak düzeyine aşina oluyor.

Bir gazeteyi şu yönetir bu yönetir, yayın politikası şöyle olur böyle olur. Bunlar herhalde o gazetenin bileceği işlerdir. Bir gazete yönetimi, ‘Gezi gençliğine’ Alev Coşkun zihniyetiyle vesaire hitap edeceğini düşünüyorsa, ne diyebilirsin ki. Fakat bir de okuyucu var işte ve her biri birbirine benzemiyor.

Bir ‘okur’ üzüntüsünden, tanımlamakta zorlandığım, şöyle bir duygudan söz ediyorum burada: 7 Şubat 2017 gecesi, o KHK’den haberdar olduğumda yaşadığım türden bir şey. Üzüntü değildi. Üzüntü ya da şaşkınlık olmayan, bir ‘öf be’ duygusuydu belki. Tuhaf bir biçimde, Dinçer’den ihraç haberini aldıktan üç beş dakika sonra, 12 Eylül sonrasında 1402’lik olan hocamı, hocaları düşündüm örneğin. ‘Ulan hep mi aynı şey olur, hiç bir şey mi değişmez bir memlekette be’ gibi bir haleti ruhiye. Pespayeliğe, zavallılığa, süfliliğe duyulan türden bir kızgınlık, bıkkınlık, hayret duygusu.

İşte okuru olduğum gazetenin vakfının başına, Alev Coşkun ve şürekâsının geçtiğini okuduğumda da, böyle bir şeydi yaşadığım. Öf be!

Tabii her zaman olduğu gibi, Recep Tayyip Erdoğan’ın yeryüzündeki en şanslı siyasetçi olduğunu da düşündüm. Bir de, ‘Perinçekgillerin’ nasıl mutlu olacağını.

Ben bir okurum. Cumhuriyet, her gün okuduğum üç ‘basılı’gazeteden biri. Hepsi bu. Benim, eskiden Milliyet alan, ancak gazete tüpçünün eline geçince Cumhuriyet almaya başlayan, dindar, orta halli yaşam süren bir ailem var. Her gün, inatla ve inatla bir Cumhuriyet alıyorlardı. Sevdikleri ve destek olmak istedikleri için. Bu adamlar yönettiği sürece almayacaklarmış. Ben de almayacağım.

Yalnızca iki kişi kaybetti, tirajından. Hiçbir önemi yok kuşkusuz. Alacağı reklamlar vs. yanında lafı olmaz muhtemelen. Herhalde okumayı isteyeceğim bir iki yazar kalır, onları da internetten bulurum.

Aman canım Allah aşkına, ne önemi var bunların. Bir okur olarak üzgünmüş! Bak sen. Canımız cehenneme…

Teşekkür notu: Eski yayın yönetmeni Murat Sabuncu’ya bir‘okur’ teşekkürü borçluyum. Murat Sabuncu’nun veda yazısı ‘internet sayfasından’ kaldırılmış! Değerli Murat Sabuncu’nun yazısını buraya bırakıyorum.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
2.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
29.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
8.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
6.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
27.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
12.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
6.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
3.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
19.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefret…
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş!
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
27.03.2020
Anadolu irfanı, Anadolu’nun tam olarak neresinde?
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
29.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
15.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
10.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
13.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
6.12.2018
Narsisist siyasetçiler neden bu kadar cazip?
2.12.2018
Kavala ve Demirtaş’ı hiç sevmem, ama!
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive